Onların ne söylediklerini biz daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde zorlayıcı değilsin. Öyleyse Kur’an ile, benim tehdidimden korkan kimseyi uyar.
Diyanet Vakfı
Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin. Tehdidimden korkanlara Kuranla öğüt ver.
Kurtubi Tefsiri
Neler söylemekte olduklarını Biz en iyi bileniz. Sen üzerlerinde bir zorlayıcı değilsin. Şimdi sen Benim tehdidimden korkanlara Kuran ile öğüt ver.
“Neler söylemekte olduklarını” seni yalanlamaları ve sana dil uzatıp hakaret etmeleri kabilinden neler söylediklerini
“Biz en iyi bileniz. Sen üzerlerinde bir zorlayıcı değilsin.” İslâm’a girmeleri için onları mecbur edecek şekilde onlar üzerinde bir otorite sahibi değilsin. Buna göre âyet nesholmuştur.
“Zorlayıcı (cebbar)”; ” Zorlayıcılık, musallat olmak”dan gelmektedir. Zira ” Cebreden” anlamında “cebbar” denilmez. Tıpkı: ” Çıkaran” anlamında “harrac” denilmeyeceği gibi. Bunu el-Kuşeyrî nakletmiştir.
en-Nehhâs dedi ki: “Cebbar: zorlayıcının sen onları mecbur eden, zorlayan değilsin anlamında olduğu söylenmiş ise de, bu yanlıştır. Çünkü: vezninden “fe’al” vezninde kelime yapılmaz,
es-Salebi ise şunu nakletmektedir: Saleb dedi ki: “Fe’al” vezninde “muf il” anlamında gelmiş bazı kelimeler vardır. Bunlar ise şazdır. “Cebbar” “mücbir” anlamında “derrak” lâfzı “müdrik: yetişen”; “serra” lâfzı “musri’: çabuk olan, süratli olan” anlamında “bekka” lâfzı “mubki: ağlatan” anlamında “adda” lâfzı “mu’di” koşan anlamında kullanılmıştır,
Yüce Allah’ın:
“Ve ben sizi doğru yoldan başkasına da iletmiyorum.” (el-Mumin, 40/29) âyeti şeklinde -son kelimedeki- “şın” harfi şeddeli olarak “murşid” anlamında okunmuştur ki; bu da Mûsa’dır, Allah olduğu da söylenmiştir. Aynı şekilde;
“O gemi denizde çalışan yoksullarındı.” (el-Kehf, 18/79) anlamındaki âyet şeklinde (son lâfzın “sin” harfi şeddeli olarak) ve “yakalayıcılar” anlamında okunmuştur.
Ebû Hamid el-Harzencî dedi ki: Araplar: “Çok düşürücü kılıç” lâfzını ” Düşürücü, yere yıkıcı” anlamında kullanırlar.
Buradaki “cebbar.- zorlayıcı” lâfzının “musaytır: zorlayıcı” anlamında olduğu da söylenmiştir. el-Gaşiye Sûresi’nde olduğu gibi:
“Sen üzerlerine musallat olan bir zorba değilsin.” (el-Ğaşiye, 88/21)
el-Ferrâ” dedi ki: Ben Araplardan: “O işe onu zorladı” diyen kimseleri duydum. Buna göre “cebbar”ın kahretmek ve zorlamak anlamında kullanılması doğru bir kullanım olur.
“Cebbar”in Arapların: “Ben onu o işe mecbur ettim, zorladım” ifadelerinden alındığı ve: ” anlamında olduğu da söylenmiştir. Bu Kinanelilerin bir söyleyişi olup diğeri ile birlikte iki ayrı söyleyiştirler.
el-Cevherİ dedi ki: “Onu o işi yapmaya zorladım” demektir. Yine: “Onu cebriyeciliğe nisbet ettim” anlamındadır. Tıpkı bir kimseyi küfre nisbet ederken demek gibi.
“Şimdi sen Benim tehdidimden korkanlara Kur’ân ile öğüt ver” âyeti hakkında İbn Abbâs dedi ki: (Ashab): Ey Allah’ın Rasûlü! Bizi korkutsan, dediler, Bunun üzerine yüce Allah’ın:
“şimdi sen Benim tehdidimden korkanlara Kur’ân ile öğüt ver” âyeti indi. Yani Bana isyan eden kimseler için hazırlamış olduğum azâb ile tehdit et. Buna göre “vaid” azâb (ve tehdit) hakkında “va’d” de mükâfat hakkında kullanılır. Şair de şöyle demiştir:
“Şüphesiz ki ben eğer onu tehdit eder yahut ona vaadde bulunursam,
Ona yaptığım tehdidi gerçekleştirmem fakat ona vaadimi gerçekleştiririm.”
Katade de şöyle derdi: Allah’ım, senin vaidinden (tehdidinden) korkan ve mev’idini (mükâfat vaadini) uman kimselerden kıl.
“Benim tehdidimden” anlamındaki âyeti her iki halde (vasıl ve vakıf hallerinde) Yakub şeklinde “ye” ile okumuştur. Verş ise sadece vasl halinde “ye” İle okumuş, vakf halinde hazfetmiştir. Diğerleri ise her iki halde de “ye”yi hazfetmişlerdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Kaf Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun.