"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Fetih 19

Ve alacakları birçok ganimetle. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

Diyanet Vakfı
Yine onları elde edecekleri birçok ganimetlerle de mükafalandırdı. Allah üstündür, hikmet sahibidir.

Kurtubi Tefsiri
Ve alacakları birçok ganimetlerle de. Allah, Azizdir, Hakimdir.

“Yemin olsun ki ağacın altında sana bey’at ederlerken Allah mü’minlerden razı olmuştur” âyetinde sözü edilen bey’at, Rıdvan bey’ati olup Hudeybiye’de gerçekleşmiş.

Şimdi Hudeybiye’ye dair bilgileri kısaca aktaralım: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mustalık oğulları gazvesinden dönüşünde şevval ayında Medine’de İkamet etti. Daha sonra umre yapmak üzere zülkade ayında yola çıktı. Medine etrafında bulunan bedevi Arapların da beraberinde gelmelerini istedi. Ancak onların çoğunluğu ona katılmakta geciktiler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) beraberinde bulunan muhacir, ensar ve onunla birlikte yola koyulan diğer Araplarla beraber yola çıktı. Hepsi toplam 1400 kişi idiler, 1500 kişi oldukları söylendiği gibi, ileride geleceği üzere başka rakamlar da verilmiştir.

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hediyelik kurbanlarını da beraberinde götürüp insanlar onun savaşa çıkmamış olduğunu bilmeleri için de ihrama girdi. Onun Mekke’ye gelmek üzere çıktığı haberi Kureyş’e ulaşınca, onların büyük çoğunluğu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı Mescid-i Haram’dan ve Mekke’ye girmekten alıkoymak üzere çıktılar. Şayet bunun için kendileriyle savaşacak olsaydı, onlar da bu maksatla onunla savaşacaklardı. Halid b. el-Velid’i -Mekke ile Medine arasında bir yer olan- Kura el-Gamim denilen bir yere bir grub atlı ile birlikte önlerinden gönderdiler.

Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) -Cuhfe ile Mekke arası bir yer, bir görüşe göre Medine yolu üzerinde Mekke’den iki merhale uzaklıkta bir yer olan- Usfan’da iken bunun haberini aldı. Ona bunu haber veren kişi Ka’boğullarından Bişr b. Süfyan idi.

Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onların arkasından çıkacak şekilde bir yol izledi ve Mekke’nin ak taraflarından Hudeybiye’ye çıktı. Bunun için Eşlem’den bir adam da ona kılavuzluk etti. Bu husus Halid ile birlikte bulunan Kureyş atlılarına ulaşınca, durumu haber vermek üzere Kureyş’e gittiler.

Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hudeybiye’ye varınca devesi çöktü. Bunu görenler: (Peygamberin devesi) sebebsiz yere göktü, sebebsiz yere çöktü, dediler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ise şöyle buyurdu: “Hayır benim devem sebepsiz yere çökmedi. Onun böyle bir huyu da yok, fakat Fili Mekke’ye girmekten alıkoyan onu da alıkoydu. Bugün Kureyş benden akrabalık bağını gözetmemi isteyecekleri her ne teklifte bulunursa bulunsun, mutlaka onlara o istediklerini vereceğim.” diye buyurdu.

Daha sonra Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) orada konakladı. Ey Allah’ın Rasûlü, bu vadide su yok, denildi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ok torbasından bir ok çıkartarak, onu ashabından birisine verdi. O şahıs o oku oradaki (suyu çekilmiş) kuyulardan birisine inerek kuyunun ortasına sapladı. Kuyu öyle bir kaynayıp coştu ki bütün orduya yetecek kadar suyu oldu.

Denildiğine göre oku alıp kuyuya inen kişi, Eslemli Naciye b. Cündüb b. Umeyr’dir. Bu kişi aynı zamanda o gün Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın develerini güden kişi idi. Oku kuyuya indiren kişinin el-Bera b. Azib olduğu da söylenmiştir.

Daha sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Kureyş kâfirleri arasında elçiler gidip geldi. Karşılıklı gidip gelmeler ve tartışmalar sonunda Amiroğullarından Süheyl b. Amr gelinceye kadar devam edip gitti.

Onunla şu hususlar üzerinde anlaştı: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu yıl geri dönecek, ertesi yıl umre yapmak üzere geri gelecek, O ve ashabı Mekke’ye, kınlarında kılıçlar dışında silahsız girecekler. Mekke’de üç gün kaldıktan sonra çıkacaktı. Ayrıca on yıllık bir süre ile kendisi ile Kureyşliler arasında bir barış olacak, insanlar istediği tarafa katılabilecekler ve birbirlerine karşı emniyeti bozacak bir uygulamada bulunmayacaklardı. Erkek ya da kadın bir kimse müslüman olarak kâfirlerden kaçarak müslümanlara gelecek olursa, kâfirlere geri verilecekti. Buna karşılık müslümanlardan irtiüad ederek kâfirlere geri dönen bir kimseyi müslümanlara geri vermeyeceklerdi.

Bu, müslümanlara çok ağır geldi. Hatta kimileri bu hususta ileri geri konuştular. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ise yüce Allah’ın kendisine Öğretmesi neticesinde, müslümanlara bir kurtuluşu pek yakında göstereceğini çok İyi biliyordu. Bunun için ashabına şöyle demişti: “Sabredin, şüphesiz yüce Allah bu barışı dininin üstün gelmesi için bir sebeb kılacaktır.” İnsanlar önceleri tepki gösterirken Peygamber efendimizin bu sözü üzerine yatıştı.

Süheyl b. Amr barış şartlarının yazıldığı sahîfenin başında “Allah’ın Rasûlü Muhammed’den” diye yazılmasını kabul etmedi. Ona: Eğer biz bu hususta senin doğruluğunu kabul etseydik, yapmak istediğin hususlarda sana engel olmazdık. O bakımdan: “Bismikellahumme: Senin adınla ey Allah’ım” diye yazmanı istiyoruz, başka bir şey kabul etmiyoruz, dedi.

Barış sahifesini yazmakta olan Ali’ye: “Sil ey Ali! Onun yerine bismikellahumme yaz.” diye buyurdu. Ali “Allah’ın Rasûlü Muhammed” ibaresini eliyle silmek istemedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Onu bana göster” diye buyurdu. Ona bu sözlerin yazılı olduğu yeri gösterince bizzat Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) eliyle onu sildi ve “Abdullah’ın oğlu Muhammed’den” diye yazmasını emretti.

O gün barış şartlarının yazılmasının hemen peşinden Süheyloğlu Ebû Cendel, bağlı olduğu zincirlerini sürükleyerek geldi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu babasına geri verdi. Bu da müslümanlara çok ağır geldi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) hem müslümanlara, hem Ebû Cendel’e: “Muhakkak Allah onun için bir çıkış yolu ve bir kurtuluş takdir edeceğini” haber verdi.

Barıştan önce Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Osman b. Affan’ı Mekke’ye elçi olarak göndermişti. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a Mekkelilerin onu öldürdüğüne dair haber ulaştı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) o zaman Mekkeliler ile çarpışmak üzere kendisine bey’at yapmayı teklif etti. Bir rivâyete göre ölüm üzere onlarla bey’atleşti. Onlarla kaçmamak üzere bey’atleştiği de rivâyet edilmiştir. İşte yüce Allah’ın Rasûlüne bey’atte bulunanlardan razı olduğunu haber verdiği ağacın altında yapılan Rıdvan bey’ati budur. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) da onların cehenneme girmeyeceklerini haber verdi, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Osman adına da sağ elini sol elinin üzerine koyarak bey’atleşti. O bakımdan o da bizzat o bey’atte bulunanlar gibidir.

Vekî’, İsmail b. Ebû Halid’den, o en-Nehaî’den şöyle dediğini zikretmektedir: Hudeybiye günü Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a ilk olarak bey’at eden kişi, Esedoğullarından Ebû Süfyan’dır.

Müslim’in, Sahih’inde Ebû’z-Zübeyr’den, o Cabir’den şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Hudeybiye günü 1400 kişi idik. Bir sakız ağacı olan ağacın altında Ömer onun elinden tuttuğu halde biz de ona bey’at ettik. (Cabir) dedi ki; Biz ona kaçmamak üzere bey’at ettik, ölüm üzere ona bey’at etmedik. Yine ondan (Ebû’z-Zübeyr’den) gelen rivâyete göre o Cabir’e; Hudeybiye gününde kaç kişi idiler, diye sorulduğunu, buna da; Biz 1400 kişi idik, diye cevab verdiğini duyduğunu belirtmektedir. (Cabir devamla); Bir sakız ağacı olan o ağacın altında Ömer elinden tuttuğu halde biz ona bey’at ettik. Ensardan Ced b. Kays dışında hepimiz ona bey’at ettik. O devesinin karnı altında saklanmış idi. Müslim, lll, 1483; Müsned, IV, 396.

Salim b. Ebi’l-Ca’d’dan şöyle dediği nakledilmiştir: Cabir b. Abdullah’a ağacın altında bey’at edenler hakkında soru sordum, da o: Eğer biz yüzbin kişi olsaydık, yine bize yetecekti. Biz binbeşyüz kişi idik. Bir rivâyette de unbeşyüz (yani bin beşyüz) idik denilmektedir. Buhârî, III, 1310, IV, 1526; Müslim, 1484; Müsned, III, 29», 329.

Abdullah b. Ebi Evfa’dan dedi ki: Ağacın akında bey’at edenler binüçyüz kişi idiler. Eslemliler de muhacirlerin sekizde biri idi.

Yezid b. Ebi Ubeyd’den dedi ki: Ben Seleme’ye: Hudeybiye günü Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a ne üzerine bey’at ettiniz? diye sordum. O, ölüm üzere dedi.

el-Bera b. Azib’den dedi ki: Hudeybiye günü barış şartlarını Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile müşrikler arasında Ali yazmıştı. O: Bu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Muhammed’in yazıştığı (şartlar)dır, diye yazdı. Onlar: Rasûlullah diye yazma, dediler. Çünkü biz senin Rasûlullah olduğunu bilseydik seninle savaş ma zdık. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Ali’ye: “Onu sil” diye buyurdu. Ancak o: Ben onu silemem, dedi. Bu sefer Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onu kendi eliyle sildi. Koştukları şanlar arasında: Mekke’ye (gelecek sene) girecekler ve orada üç gün kalacaklar, yine Mekke’ye ancak kılıçları kınlarında girecekler, başka bir silah yanlarında olmayacaktı.

Enes’ten rivâyete göre: Kureyşliler Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile -aralarında Süheyl b. Amr- bulunduğu halde barış yaptılar. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Ali’ye: “Rahmân ve rahim Allah’ın ismi ile diye yaz” buyurdu. Fakat Süheyl b. Amr: Biz “Allah’ın adıyla” demenin ne olduğunu biliyoruz fakat “rahman ve rahim Allah’ın adıyla” ne demektir, bilmiyoruz, Bunun yerine bildiğimiz şey olan: Senin adınla ey Allah’ım, diye yaz dedi.

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Rasûlullah Muhammed’den diye yaz” diye buyurdu. Onlar: Şayet bizler senin Allah’ın rasûlü olduğunu bilseydik sana uyardık, fakat bunun yerine kendi ismini ve babanın ismini yaz dediler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da: “Abdullah’ın oğlu Muhammed’den diye yaz” diye buyurdu.

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a şu şartları koştular: Sizden gelenleri biz size geri vermeyeceğiz, ancak bizden size gelenleri siz bize geri vereceksiniz. (Ashab): Ey Allah’ın Rasûlü bunu yazalım mı, diye sordular. O: “Evet, çünkü bizden onlara giden bir kimseyi Allah uzaklaştırmış olur. Onlardan bize gelen bir kimseye gelince, Allah o kimse için çok geçmeden bir kurtuluş ve bir çıkış yeri gösterecektir.” Müslim, III, 14li; Müsned, III, 2fiH; Ebû Avane, Müsned, I, IV, 296; İbn Ebi Şeybe, Mûsannef, VII, 3K5.

Ebû Vail’den dedi ki: Sıffin günü Sehl b. Huneyf ayağa kalkıp: Ey insanlar, diye seslendi, Siz kendi kendinizi itham ediniz, yemin olsun biz Hudeybiye gününde Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte idik. Eğer bir savaş olduğunu görmüş olsaydık, elbetteki savaşırdık. Bu, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile müşrikler arasındaki sulh sırasında olmuştu,

Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh), Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a gelerek: Ey Allah’ın Rasûlü, dedi. Biz hak üzere değil miyiz? Onlar da batıl üzere değil midirler? Peygamber; “Evet, öyledir” diye buyurdu. Ömer: Bizden ölenler cennette, onlardan ölenler cehennemde değil midir? diye sordu. Peygamber: “Evet” diye buyurdu. Bu sefer şöyle sordu: Peki, Allah bizimle onlar arasında hükmünü vermeden niçin dinimiz hususunda aşağılık olan şartları kabul ediyor ve böylelikle geri dönüyoruz?

Peygamber şöyle buyurdu: “Ey Hattab’ın oğlu! Ben Allah’ın Rasûlüyüm. Allah ebediyyen beni sahibsîz bırakmaz.”

(Sehl b. Huneyf devamla) dedi ki: Bunun üzerine Ömer gitti. Öfkesinden dayanamayıp Ebû Bekir’e vardı ve: Ey Ebû Bekir, dedi. Biz hak üzere değil miyiz? Onlar da batıl üzere değil midirler? Ebû Bekir: Evet, dedi. Ömer: Bizden öldürülenler cennette, onların ölüleri cehennemde değil midir? Ebû Bekir: Evet, dedi. Bu sefer Ömer şunu sordu: Allah bizimle onlar arasında henüz hüküm vermemişken ne diye dinimiz hususunda bizi küçültecek şartları kabul ediyor ve Öylelikle geri dönüyoruz?

Ebû Bekir dedi ki; Ey Hattab’ın oğlu, o Allah’ın Rasûlüdür. Allah onu asla sahibsiz bırakmayacaktır. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a Fetih (Sûresi) indi. Yüce Allah bunu Ömer’e gönderdi ve ona okudu. Ey Allah’ın Rasûlü! Bu bir fetih midir? diye sordu. Peygamber: “Evet” diye buyurunca, Ömer’in gönlü hoş oldu ve geri döndü. Buhârî, III, 1162, IV, 1832; Müslim, III, 1411; Müsned, III, 485- Ayrıca bk. Buhârî, II, 973.

“Kalplerinde olanı” el-Ferrâ’ya göre doğruluk ve vefakarlığı, İbn Cüreyc ve Katade: Kaçmamak üzere bey’at etmek emrine razı oluşları, Mukâtil ‘e göre ise ölünceye kadar onunla savaşmak üzere bey’atte bulunmaktan (varsa) hoşlanmayışı

“bilip de üzerlerine huzur ve sükun indirmiş” ve nihayet ona bey’at etmişlerdir.

Şöyle de açıklanmıştır:

“Kalplerinde olanı bilip” yani müşriklerin onları engellemelerinden ve Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın rüyasının gerçekleşmesinin gecikmesinden dolayı duydukları üzüntü ve keder demektir, Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) rüyasında Kabe’ye girdiğini görmüştü. Öyle ki sonunda Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bu bir rüyadan ibaretti” diye buyurdu. Ebû Bekir es-Sıddîk da şöyle demişti: Rüyada bu sene girilecek, diye bir şey yoktu.

Âyet-i kerimede geçen

“huzur ve sükun (sekinet)” verilen sözün gerçekleşeceğine dair kalbteki huzur, güven ve sükun demektir, Sabır anlamında olduğu da söylenmiştir.

“Ve onları yakın bir fetih ile mükâfatlandırmıştır” âyeti hakkında Katade ve İbn Ebi Leyla Hayber fethi diye açıklamışlardır. Mekke fethi olduğu da söylenmiştir. Buradaki

“mükâfatlandırmıştır” anlamındaki âyet: “Onlara vermiştir” diye de okunmuştur.

“Ve” Hayber mallarından

“alacakları birçok ganimetler de” Hayber’in akarı ve malları pek çoktu, Hudeybiye ile Mekke arasında bir yerdi. Buna göre

“ganimetler” anlamındaki lâfız, “yakın bir fetih”den bedeldir. (“Ganimetler” anlamındaki lâfzın başına gelen) “vav” ise fazladan gelmiştir. Buradaki “ganimetler’in Fars ve Bizans ganimetleri olduğu da söylenmiştir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/fetih-18/,https://kutsalayet.de/fetih-20/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız