İşte böyle; ve onları iri gözlü hurilerle eşleştirdik.
Diyanet Vakfı
İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri gözlü hurilerle evlendiririz.
Kurtubi Tefsiri
İşte böyle. Hem Biz huru’l-în’i de kendilerine eş yaptık.
“İşte” durum sözünü ettiğimiz şekliyle
“böyle” dir.
Bu durumda: ” İşte böyle” üzerinde vakıf yapılır.
Bunun, Biz onları cennete koyduğumuz ve daha önce sözünü ettiğimiz şeyleri yaptığımız gibi, onlara huru’l-în’i de eş yapmak suretiyle ikramda bulunduk, anlamında olduğu da söylenmiştir.
“în”e dair açıklamalar daha önceden es-Saffat Sûresi’nde (37/48. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
“el-Hur” ise Katade ve genelin açıklamasına göre beyaz tenli kadınlar demektir, çoğuludur. Bu ise elbiselerinin arkasından bile bacakları görülen beyaz kadın demektir. Ona bakan ayak topuğunda yüzünü görür, tıpkı ayna gibi. Bu da derisinin inceliğinden, teninin parlaklığından ve renginin oldukça arı oluşundan dolayıdır. Bu te’vilin delili İbn Mes’ûdun:
“Kırmızıya çalan beyaz tenli iri gözlülerle…” şeklindeki okuyuşudur.
Ebû Bekr el-Enbarî şunu zikretmektedir: Bize Ahmed b. el-Huseyn anlattı, dedi ki: Bize Huseyn anlattı, dedi ki: Bize Ammar b. Muhammed anlattı, dedi ki: Ben Mansur b. el-Mutemir’in arkasında namaz kıldım. Ha, Mim. ed-Duhan Sûresi’nde; ” (Huru’l-în’i diyecek yerde) îsi în’i de kendilerine eş yaptık. Onlar orada ilk ölümden başka ölümün tadını tatmazlar.” diye okudu. “îs” ise beyaz tenliler demektir. Bundan dolayı beyaz renkli develere de “îs” denilmiştir. Tekili ise: ” Beyaz tüylü erkek deve” ile “Beyaz tüylü dişi deve” şeklinde gelir. İmruu’l-Kays da şöyle demiştir:
“Sesimi işittiler mi hemen sesime kulak kabartırlar,
Gebe kalmayan genç dişi devenin beyaz tüylü erkek devenin
sesine kulak verdiği gibi.”
Burada
“el-hur”, oldukça güzel ve parlak beyaz tenliler demektir.
İbnu’l-Mübarek şunu zikretmektedir: Bize Ma’mer, Ebû İshak’dan haber verdi. O Amr b. Meymun el-Evdî’den, o da İbn Mes’ûd’dan şöyle dediğini nakletti: Huru’l-în’den olan bir kadının bacağının kemik iliği, etin ve kemiğin ötesinden yetmiş elbise altından görülür. Tıpkı beyaz cam içindeki kırmızı şarabın görüldüğü gibi.
Mücahid dedi ki:
“Hur”a bu adın veriliş sebebi güzellikleri, beyazlıkları ve ten renklerinin saflığı sebebiyle, kendilerine uzun boylu bakılamadığından dolayıdır. Onlara bu ismin veriliş sebebinin gözlerindeki ileri derecedeki beyazlık olduğu da söylenmiştir. İleri derecede beyazlık anlamı verilen: “Gözün siyahının oldukça siyah olmakla birlikte, beyazının da oldukça beyaz olması” demektir. “Gözünün beyazı oldukça beyaz ve bu beyazlığı da açıkça görülen kadın” demektir. Mesela: “Gözünün beyazı oldukça beyaz oldu” ve: ” şey oldukça beyaz oldu” denilir.
el-Esmaî dedi ki: Ben gözde haver (beyazlık)ın ne olduğunu bilemiyorum. Ebû Amr da şöyle demiştir: Haver gözün tamamının tıpkı ceylan ve ineklerin gözleri gibi siyah olmasıdır. Fakat Âdemoğullarında haver yoktur. Kadınlara
“huru’l-în” denilmesinin sebebi -bu yönleriyle- ceylanlara ve ineklere benzediklerindendir. el-Accac şöyle demiştir:
“Son derece haverli hur gözlerle…”
O bu ifadeleriyle beyazlan katıksız beyaz ve gözbebeklerinin etrafı oldukça siyah olanları kastetmektedir.
“el-în” kelimesi çoğuludur. Bu da gözleri iri ve geniş demektir.
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’dan rivâyete göre Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Huru’l-în’in mehirleri avuçlarla hurma (vermek) ve ekmek parçaları (infak etmek)dır.” Buna göre anlam şöyle olabilir: Ve kendilerinden önce gelip, helâk ettiğimiz kimseler mi?
Ebû Kirsafe’den: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı şöyle buyururken dinledim: “Çöplerin mescidden dışarıya çıkartılması huru’l-în’in mehirleridir.” Deylemi, Firdevs, II, 221 (Ebû Ümame’den); Zehebi, Müzanu’l-İ’tidal, nden Ömer b. Subh’un metruk hatta kezzab (çok yalancı) bir ravi olduğunu” belirtmektedir; İbn Adiyy, el-Kamil, V, 25, “Ömer b. Subh’un rivâyetleri münkerdir” (V, 24).
Enes (radıyallahü anh)’dan da rivâyete göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Mescidleri süpürmek huru’l-în’in mehirleridir.” Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, II, 9, “senedinde meçhul (tanınmayan) raviler bulunduğu’ kaydıyla. Bunu es-Sa’lebî -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- zikretmiştir. Biz de “et-Tezkire” adlı eserimizde bu hususa bağımsız bir bölüm ayırmış bulunuyoruz. Yüce Allah’a hamdolsun.
Cennette Âdemoğullarından olan kadınlar mı yoksa huriler mi daha faziletli olduğu hususunda görüş ayrılığı vardır.
İbnu’l-Mübarek şöyle bir rivâyet zikretmektedir: Bize Rişdin, İbn En’um’den haber verdi. O Hibban b. Ebi Cebele’den dedi ki: Âdemoğulları kadınları arasından cennete girenler dünyada işledikleri ameller sebebiyle huru’l-în’den üstün kılınmış olacaktır. Deylemi, Firdevs, III, 299. Ayrıca Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e merfu olarak da şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Âdemoğullarından olan kadınlar huru’l-în’den yetmişbin kat daha üstündürler.”
Huru’l-în’in daha faziletli olduğu da söylenmiştir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) duasında: “Ve sen ona hanımından daha hayırlı bir eş ver.” diye buyurmuştur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
“Huru’l-ıyn”i âyetini İkrime şeklinde izafet ile okumuştur. Bunun izafet ile de tenvin ile de okunması aynıdır.