Hiçbir beşer için Allah’ın onunla konuşması olmaz, ancak vahiy ile, yahut perde arkasından, yahut bir elçi gönderip izniyle dilediğini vahyetmesiyle olur. Şüphesiz O, yücedir, hikmet sahibidir.
Diyanet Vakfı
Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakimdir.
Kurtubi Tefsiri
Allah bir insanla ancak (ya) vahiy yolu ile konuşur, ya bir perde arkasından yahut bir elçi (melek) gönderip İzniyle dilediğini vahyeder. Şüphesiz O, çok yücedir, hikmeti sonsuz olandır.
Bu âyete dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız:
1- Yüce Allah’ın İnsanla Konuşma Yolu:
“Allah bir insanla ancak (ya) vahiy yolu ile konuşur…” âyetinin nüzul sebebi şudur: Yahudiler Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a: Mûsa Allah ile nasıl konuşup O’na nasıl baktı ise, sen de eğer gerçek bir peygamber isen O’nunla böyle konuşmalı ve O’na böyle bakmalısın. Bunu yapmadığın sürece biz sana îman etmeyeceğiz, dediler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki Mûsa yüce Allah’a bakmadı. (O’nu görmedi.)” Bunun üzerine yüce Allah’ın:
“Allah bir insanla ancak (ya) vahiy yolu ile konuşur…” âyeti indi. Bu rivâyeti en-Nekkaş, el-Vahidî ve es-Sa’lebî zikretmişlerdir.
“Vahiy yolu ile” âyeti hakkında Mücahid şöyle demektedir: Yani kalbinde üfleyeceği bir nefes ile konuşur, bu da ilham olur. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın: “Şüphesiz ki Ruhu’l-Kudüs benim kalbime şunu üfledi: Hiçbir nefis rızkını ve ecelini tamamlamadıkça asla ölmez.” O bakımdan Allah’tan korkun ve rızkınızı güzelce taleb edin. Helal olanı alın, haram olanı bırakın” Aynı manada yakın lâfızlarla: İbn Ebi Şeybe, Mûsannaf, VII, 79; Ma’mer b. Raşid, el-Cami, XI, 125; Beyhaki, Şuabu’l-lman, VII, 299; ayrıca: İbn Kesîr, Tefsir, I, 124 ve 122’de: İbn Hibban bunu Sahih’inde zikrettiğini belirtmektedir. âyeti da bu kabildendir.
“Ya” Mûsa ile konuştuğu gibi
“bir perde arkasından yahut” Cibril (aleyhisselâm)’ı göndermesi gibi
“bir elçi gönderip…”
“Vahiy yoluyla” rüyasında göreceği bir rüya diye de açıklanmıştır. Bu açıklama Muhammed b. Züheyr’e aittir.
“Ya bir perde arkasından” Mûsa ile konuştuğu gibi;
“yahut bir elçi gönderip” Züheyr dedi ki: Bu elçi Cibril (aleyhisselâm)’dır.
“İzniyle dilediğini vahyeder” âyetinde sözü geçen bu vahiy, gönderilen elçilerin peygamberlere hitapları olup onlar bu vahyi söz olarak işitirler ve (meleği) açık açık görürler. Cibril (aleyhisselâm) peygamberimize vahiy indirdiğinde durum bu şekilde idi.
İbn Abbâs dedi ki: Cibril (aleyhisselâm) her peygambere inmiştir. Ancak aralarından onu görenler sadece Muhammed, Îsa, Mûsa ve Zekeriyya (aleyhimu’s-selam)’dır. Diğerlerine gelince, onların aldıkları vahiy rüyadaki bir ilham idi.
Bir başka açıklama da şöyledir: “(Ya) vahiy yolu ile” Cebrâîl’i göndermek suretiyle
“konuşur ya da” Mûsa ile konuştuğu gibi “perde arkasından yahut” bütün insanlara
“bir elçi gönderip izniyle dilediğini vahyeder.”
ez-Zührî, Şeybe ve Nafî’:
“Yahut… gönderip” âyetini: şeklinde;
“Vahyeder” âyetini da; şeklinde her iki fiili merfu olarak okumuşlardır. Diğerleri ise bu iki fiili nasb ile okumuşlardır.
Merfu okuyuş yeni bir cümle başlangıcı (istinaf)e göredir. Yani: “Ve o… gönderir” takdirinde olur. ” Gönderip” âyetinin ref ile okunmasının hal konumunda olduğundan ötürüdür de denilmiştir. İfade ise; “Vahyedici olarak ya da elçi göndererek” takdirinde olur. Nasb ile okuyanlar ise “vahiy yolu” kelimesini mahalline atf ile okumuşlardır. Çünkü o: “Allah bir insanla ancak ona vahyetmesi yahut… göndermesi… yoluyla konuşur” anlamındadır. Bununla birlikte gizli bulunan: “…me”den önceki cer harfinin hazfeclildiği kabul edilerek de nasbedilmesi mümkündür. Bu durumda da hal konumunda olup ifade: “Yahut bir elçi göndermek sureti ile…” takdirindedir.
Ayrıca
” Yahut… gönderip” âyeti nasb ile okunduğu takdirde; ” Bir insanla konuşur” âyetine atfedilmesi câiz değildir, çünkü mana bozulur. Zira o takdirde anlam; ” Allah’ın bir insanı elçi olarak göndermesi ya da ona elçi göndermesi olacak şey değildir” şeklinde olur. Halbuki yüce Allah hem insanlardan elçi göndermiştir, hem de onlara elçi göndermiştir.
2- Konuşmamaya Yemin Ettiği Kimseye Elçi Göndermek Suretiyle Konuşmanın Hükmü:
Bir kimse ile konuşmayacağına dair yemin edip ona elci gönderen kimsenin yeminini bozmuş olacağı görüşünü benimseyenler, bu âyeti delil gösterirler. Çünkü (âyet-i kerimede) elçi gönderen kimse, kendisine elçi gönderilen ile konuşan diye söz konusu edilmiştir. Ancak yemin eden kimse yüzyüze konuşmayı niyet etmişse (yemini bozulmuş olmaz).
İbnu’l-Münzir dedi ki: Filan ile konuşmamaya dair yemin edip de ona bir mektup yazan yahut bir elçi gönderen kimsenin durumu hakkında ilim adamları farklı görüşlere sahiptir. es-Sevrî, elçi söz değildir derken, Şâfiî: Böyle birisinin yeminini bozmuş olacağı açıkça söylenemez demiştir. en-Nehaî mektub göndermesi ile ilgili hüküm yemininin bozulacağı şeklindedir derken, Malik de: Hem mektub göndermekle, hem elçi göndermekle yeminini bozmuş olur, demiştir. Bir seferinde de: Elçi göndermenin durumumektubdandaha hafiftir demiştir. Ebû Ubeyd de: Söz. yazı ve işaretin dışında bir şeydir. Ebû Sevr de: Mektub yazmakla yemini bozulmaz demiştir. İbnu’l-Münzir dedi ki: Mektub göndermekle de, elçi göndermekle de yemini bozulmaz.
Derim ki: Bu Malik’in de görüşüdür. Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) dedi ki: Bir kimse bir adamla konuşmayacağına yemin etse, kasten ya da yanılarak ona selam verse yahut o kimsenin aralarında bulunduğu bir topluluğa selam verse, Malik’e göre bütün bu hallerde yeminini bozmuş olur. Eğer ona bir elçi gönderir yahut namazda iken ona selam verirse, yeminini bozmuş olmaz.
Derim ki: Ayet-i kerîme gereğince yemininde yüzyüze konuşmayı niyet etmesi hali müstesna, elçi gönderecek olursa, yeminini bozmuş olur. Malik ve İbnu’l-Macişun’un görüşü de budur. Meryem Sûresi’nin baş taraflarında (19/1-15- âyetler, 4. başlıkta) bu hususa dair ilim adamlarımızın açıklamaları yeterince sözkonusu edilmişti. Yüce Allah’a hamdolsun.