Yol ancak, insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere azgınlık yapanlaradır. İşte onlar için elem verici azap vardır.
Diyanet Vakfı
Ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere ceza vardır. İşte acıklı azap bunlaradır.
Kurtubi Tefsiri
Ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık gösterenler aleyhine yol vardır. İşte bunlar için çok acıklı bir azâb vardır.
6- İnsanlara Zulüm ve Haksızlık Yapanlar:
“Ancak insanlara” ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüne göre haksızlık yapmak suretiyle; İbn Cureyc’e göre ise dinlerine aykırı olan şirk ile zulmetmekle
“insanlara zulmedenler ve yeryüzünde” çoğunluğun görüşüne göre can ve mallar hususunda
“haksız yere taşkınlık gösterenler aleyhine yol vardır.” Mukâtil şöyle demiştir: Onların taşkınlık göstermeleri, masiyetler işlemeleridir. Ebû Malik de şöyle demiştir: Bu, Kureyş kâfirlerinin Mekke’de İslâm’dan başka bir dinin olması şeklindeki ümitleridir. İbn Zeyd de buna binaen şöyle demiştir: Bütün bunlar cihad ile neshedilmiştir ve bunlar sadece müşrikler hakkındadır. Katade’nin görüşüne göre ise bu âyetler umumidir, ifadelerin zahiri de buna delalet etmektedir. Yüce Allah’a hamdolsun ki, biz bunu açıklamış bulunuyoruz.
7- İyilik Yapanlar İle Zulmün İntikamını Alanlar:
İbnu’l-Arabî dedi ki: Bu âyet-i kerîme daha önce et-Tevbe Sûresi’nde geçen yüce Allah’ın:
“İyilik edenler aleyhine bir yol yoktur” (9/91) âyetinin karşılığını teşkil etmektedir. Yüce Allah iyilik yapanların aleyhine yol olmayacağını belirttiği gibi, zulme karşılık vererek intikamlarını alanların aleyhine de bir yol olmadığını belirtmiş ve böylelikle her iki kısım eksiksiz bir şekilde açıklanmış olmaktadır.
8- Haksız Vergiden Kurtulmanın Hükmü:
(Mâlikî mezhebimize mensub) ilim adamlarımız bir belde halkına belli bir mal ödemeyi tayin edip bundan dolayı onları sorumlu tutan ve malları oranında da bu ödemede bulunmalarını isteyen yönetici(ye ödeme yapmaktan kurtulmanın hükmü) hakkında farklı görüşlere sahiptirler. Böyle bir kimse acaba bu ödemeden kurtulabilirse, böyle yola başvurabilir mi? Çünkü bu kimse bu ödemeden kurtulduğu takdirde, beldenin diğer ahalisi haklarında tayin edilen miktarın tamamını ödemekten sorumlu tutulurlar. Durum bu ise kurtulmaya kalkışması câiz değildir, denilmiştir. Bu da bizim (mezhebimiz) âlimlerimizden Suhnun’un görüşüdür. Evet. kurtulabilme gücünü bulursa, yapabilir de denilmiştir. Önceleri ed-Davudî (Davud ez-Zahirî mezhebinden) olan, sonra da Maliki mezhebine giren Ebû Cafer Ahmed b. Nasr bu kanaattedir. O şöyle demektedir: Buna delil de Îmanı Malik’in ortaklardan birisinin koyunlarından, koyunlarının tamamı nisaba erişmemiş olmakla birlikte, bir koyun almasının bir haksızlık olacağını ve koyunu haksızca alınmış olan kimsenin belli bir miktarda arkadaşlarından (ortaklarından) rücu edip bir şeyler alma hakkının bulunduğuna dair görüşü delil teşkil etmektedir. (Ebû Cafer devamla) dedi ki: Ben Suhnun’dan gelen rivâyet gereğince hüküm vermiyorum. Çünkü başkasının zulme uğraması bir gerekçe teşkil etmez. Kendisinden başkalarının zulmü katlanır korkusu ile kişinin kendisini zulme atması gerekmez. Çünkü şanı yüce Allah da: “Ancak insanlara zulmedenler… aleyhine yol vardır” diye buyurmaktadır.
9- Hakların Helal Edilmesi:
İlim adamları hakların helal edilmesi hususunda farklı görüşlere sahihtir. İbnu’l-Müseyyeb ister şeref ve haysiyetle alakalı, ister mal ile alakalı olsun kimseye hakkını helal etmezdi. Süleyman b. Yesar ve Muhammed b. Şîrîn ise hem şeref ve haysiyet (ırz) ile ilgili, hem mal ile ilgili hakları helal ediyorlardı. Malik’in görüşü ise maldan helallik vermek, fakat ırz (şeref, haysiyet ve namus) ile ilgili hususlarda helallik vermemek şeklindedir.
İbnu’l-Kasım ve İbn Vehb’in, rivâyetlerine göre İmâm Mâlik’e Said b. el-Müseyyeb’in: “Ben kimseye hakkımı helal etmiyorum” sözü hakkında sorulmuş, o da şöyle demiştir: Bu farklılık arzeder. Ben ona: Ey Abdullah’ın babası, kişi bir adama borç verir de o adam ödeyecek bir mal bırakmaksızın ölür giderse ne olur? Malik dedi ki: Görüşüme göre ona helallik versin. Bence bu daha faziletlidir. Çünkü yüce Allah:
“Onlar sözü işitip en güzeline uyarlar.” (ez-Zümer, 39/18) diye buyurmaktadır. Bu sefer ona: Peki bir adam bir adama zulmederse ne dersin? Malik: Bu hususta helallikte bulunacağı görüşünde değilim. Kanaatimce de bu birincisinden farklıdır. Çünkü yüce Allah:
“Ancak insanlara zulmedenler… aleyhine yol vardır” diye buyurmuştur. Yine yüce Allah:
“İyilik edenlerin aleyhine bir yol yoktur” (et-Tevbe, 9/91) diye buyurmaktadır. O bakımdan böyle bir kimseye yaptığı haksızlıktan ötürü helallik verebileceği görüşünde değilim. İbnu’l-Arabî dedi ki: Böylece bu mesele hakkında üç görüş ortaya çıkmaktadır.
1- Hiçbir şekilde ona helallik vermez. Bu Said b. el-Museyyeb’in görüşüdür.
2- (Her durumda) ona helallik verir. Bu da Muhammed b. Sîrîn’in görüşüdür.
3- Eğer hak, bir mal ise ona helallik verir. Şayet bir zulüm ise ona helallik vermez. Bu da Malik’in görüşüdür.
Birinci görüşün açıklaması Allah’ın haram kıldığını helal kılmasın, diyedir. Böylelikle (helallik verirse) Allah’ın hükmünü değiştirmek gibi olur. İkinci görüş şöyle açıklanır: Bu hak o kimseye aittir. Nasıl ki kan ve kendi ırzına ait bir hakkı düşürebiliyor (onu almaktan vazgeçiyor) ise, bunu da düşürebilir.
Malik’in tercih ettiği üçüncü görüşün açıklamasına gelince, eğer kişi senin hakkını vermeyecek olursa, ona yumuşak davranmanın gereği olarak ona helallik verirsin. Şayet zalimlik yapan bir kimse ise, zâlimler buna aldanmasın ve çirkin işlerinde serbestçe ileriye gitmesinler diye onu hakkını almadan terketmek hakkın bir gereğidir.
Müslim’in Sahih’inde Ebû’l-Yeser yoluyla gelen uzunca bir hadis vardır. O hadiste belirtildiğine göre Ebû’l-Yeser borçlusuna: Çık yanıma gel, ben senin nerede olduğunu biliyorum, demiş. Borçlu da çıkıp gelince, ona: Benden saklanmaya seni iten nedir? demiş. Adam: Allah’a yemin ederim, sana anlatacağım ve asla sana yalan söylemeyeceğim. Allah’a yemin ederim, sana bir şeyler söyleyip yalancı olmaktan sana söz verip sözümde durmamaktan korktum. Sen Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın ashabındansın. Allah’a yemin ederim ben de ödeyecek durumda değilim. (Ebû’l-Yeser) dedi ki: Allah adına yemin ediyor musun? dedim. O: Allah adına yemin ederim dedi. Bunun üzerine Ebû’l-Yeser’e bir kağıt getirildi, o da kağıdın üzerindeki yazıları sildikten sonra şöyle dedi: Ödeyecek imkanın olursa ödersin, aksi takdirde sana helal olsun… diyerek hadisin geri kalan bölümünü zikretmektedir. Müslim, IV, 2302.
İbnu’l-Arabî dedi ki: Bu, kişinin sağlığı dolayısıyla ödeme ümidi ve bazı yollara başvurma ihtimali bulunduğundan ötürü hayatta olan kimseye karşı yapılacak bir uygulamadır.
Peki helallik verilmesi ve hakkını ödeyebilme imkanı sözkonusu olmayan ölünün durumu ne olacaktır?
10- Üzerinde Başkalarına Ait Haklar Bulunan Ölünün Durumu:
Kimi ilim adamı şöyle demiştir: Zulmedilip malı alınmış olan bir kimsenin hiç şüphesiz ölünceye kadar kendisine verilmeyen hakkının sevabı ona verilir. Sonra bu sevap onun mirasçılarına, sonra aynı şekilde sonuncularına kadar ulaşır. Çünkü ölenin bıraktığı miras kendisinden sonraki mirasçıya aittir.
Ebû Cafer ed-Davudî el-Mâlikî dedi ki: Bu aklen doğrudur. Bu görüşe göre zalim eğer kendisine zulmedenden önce ölür de geriye bir şey bırakmazsa ya da zulmen mirasçısı da bilinmeyen bir şeyler bırakacak olursa, mazlumun alacakları zalimin mirasçılarına intikal etmez. Çünkü zalimin, mazlumun mirasçılarının almaları gereken bir şeyi kalmamıştır.