Ve onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınanlar, öfkelendiklerinde affedenlerdir.
Diyanet Vakfı
Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.
Kurtubi Tefsiri
Onlar ki büyük günahlardan, hayasızca davranışlardan uzak dururlar. Öfkelendiklerinde de onlar bağışlarlar.
Bu âyete dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız:
1- Büyük Günahlar ve Hayasızlıklar:
“Onlar ki… uzak dururlar” âyetinde yer alan:
“Onlar ki” lâfzı, daha önce geçen:
“îman edip… edenler için” âyetine atfedilmiştir. Yani ve: O
“büyük günahlardan… uzak duranlar içindir” demektir. Büyük günahlara dair açıklamalar daha önceden en-Nisa Sûresi’nde (4/31. âyet, 1. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Hamza ve el-Kisaî
“büyük günahlardan” âyetini Günahın büyüğü'” diye okumuşlardır. Bununla birlikte izafet yapıldığı takdirde, hazan tekil ile çoğul kastedilebilir. Yüce Allah’ın:
“Allah’ın nimet(ler)ini saymaya kalkışırsanız, onları sayamazsınız” (en-Nahl, 16/18) âyetinde ve Hadîs-i şerîfte: “Irak dirhemini ve kafizini alıkoydu.” Ebû Davud,166; Müsned,262; Tahavi, Şerhu Meani’l-Asar,120 geçtiği gibi. Diğerleri ise gerek burada, gerekse en-Necm Sûresi’nde (53/32. âyet-i kerimede) çoğul olarak okumuşlardır.
“Hayasızca davranışlardan” âyeti ile ilgili olarak es-Süddî, zinayı kastetmektedir, demiştir. İbn Abbâs da böyle açıklamıştır. Yine İbn Abbâs: Büyük günah şirktir demiştir. Bazıları da günahların büyükleri kendilerinden uzak kalınması halinde küçüklerin bağışlandığı günahlardır. Hayasızlıklar (el-fevahiş) da büyük günahların kapsamı içerisindedir. Bununla birlikte yaralamaya kıyasla öldürmek, zina etmek isteğine nisbetle zina etmek gibi, bazan daha hayasızca ve çirkin olabilir.
Bir diğer görüşe göre
“hayasızlıklar” ile
“büyük günahlar” aynı anlamdadır. Lâfzın farklılığı dolayısıyla tekrarlanmıştır. Yani onlar büyük günah ve hayasızlık olduğu için masiyetlerden uzak dururlar, demektir.
Mukâtil ; fevahiş (hayasızlıklar) hadleri gerektiren günahlardır, demiştir.
2- Kızgınlık Halinde Bağışlamak:
“Öfkelendiklerinde de onlar bağışlarlar.” Yani kendilerine zulmedenlere karşılık vermez, affederler.
Denildiğine göre bu âyet Mekke’de iken Ömer (radıyallahü anh)’a hakaret edilip sövülüp sayıldığı vakit inmiştir. Bir başka görüşe göre malının tamamını infak etmesi üzerine insanlar onu kınayınca ve kendisine hakaret edildiği halde kendisi affedip bağışlayınca inmiştir.
Ali (radıyallahü anh)’dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Bir seferinde Ebû Bekir’in elinde toplu bir mal bulundu. O bunun tamamını hayır yolunda sadaka olarak verdi. Müslümanlar bundan dolayı onu kınadı, kâfirler de yanlış yaptığını söyledi. Bunun üzerine:
“Size verilmiş herhangi bir şey, dünya hayatının geçimligidir. Allah’ın nezdindekiler ise îman edip Rabblerine tevekkül edenler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır… Öfkelendiklerinde de onlar bağışlarlar” (eş-Şura, 42/36-37) buyrukları nazil oldu.
İbn Abbâs da şöyle demiştir: Müşriklerden birisi Ebû Bekr’e hakaret etti, ona hiçbir karşılık vermedi. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme indi.
Bu, ahlakın güzel yönlerindendir. Onlar kendilerine zulmedenlere karşı şefkatli davranır, kendilerine cahillik edenleri bağışlarlar. Bu yolla da yüce Allah’ın sevabını ve affını isterler. Çünkü yüce Allah Al-i İmrân Sûresi’nde:
“…Öfkelerini yutanlar ve insanları affedenlerdir” (Al-i İmrân, 3/134) diye buyurmaktadır. Bu ise bir adamın sana dil uzatırken senin ona karşı duyduğun öfkeni bastırmandır. Şairlerden birisi de şöyle demiştir:
“Bana zulmedene yaptığı zulmü affettim ben,
Onun bu davranışını bile bile bağışladım ben.
Ona acıyıp durdum, o bana zulmederken,
Nihayet aşırı zulmünden onun için ağladım ben.”