Ve eğer Allah kullarına rızkı bolca verseydi, mutlaka yeryüzünde azarlardı. Fakat dilediği miktarda indirir. Şüphesiz ki O, kullarını bilendir, görendir.
Diyanet Vakfı
Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde azarlardı. Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde indirir. Çünkü O, kullarının haberini alandır, onları görendir.
Kurtubi Tefsiri
Eğer Allah kullarına rızkı yaysaydı, yeryüzünde elbette azgınlık ederlerdi. Fakat O, dilediğini bir ölçü ile indirir. Muhakkak O, kullarından haberdardır, çok iyi görendir.
Bu âyete dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız:
1- Ayet-i Kerîme’nin Nüzul Sebebi:
Bu âyetin nüzulü ile ilgili olarak şöyle denilmiştir: Ayet, Suffe ehlinden birtakım kimselerin geniş rızık sahibi olmayı temenni etmeleri üzerine inmiştir. Habbab b. el-Eret dedi ki: Ayet bizim hakkımızda indi. Biz Nadiroğulları, Kureyza ve Kaynuka oğullarının mallarına baktık, o mallara sahib olmayı temenni ettik. Bunun üzerine bu âyet indi.
“Eğer Allah kullarına rızkı yaysaydı” genişletseydi. Çünkü:
“O şeyi yaydı” anlamındadır. (“Sin1” yerine) “sad” ile de aynı anlamdadır.
“Yeryüzünde elbette azgınlık ederlerdi.” Haddi aşarlar ve isyan ederlerdi. İbn Abbâs dedi ki: Onların azgınlık etmeleri bir mevkiden sonra bir diğerini istemeleri, bir binekten sonra ötekini, bir vasıtadan sonra diğerini, bir elbiseden sonra bir başkasını temenni etmeleri demektir.
Bir başka açıklamaya göre yüce Allah şunu anlatmak istemektedir: Şayet onlara çok şeyler vermiş olsaydı, onlar yine ondan daha fazlasını isteyeceklerdi. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Eğer Âdemoğlunun iki vadi dolusu altını olsaydı, onların yanına bir üçüncüsünü isteyecekti.” bu lafızla: İbn Hibban, Sahih, VIII, 30; Tirmizi, IV. 569; Müsned, IV, 368, V, 117; “altın” yerine “malı” «şeklinde: Müslim, II, 725, 726: Buhârî, V, 236-t, 2365; Müsned, III, 122. 243, 272, VI, 55. İşte burada sözü geçen “bağy; istemek, haddi aşmak” bu demektir. İbn Abbâs’ın açıklamasının anlamı da budur.
Bir başka açıklama da şöyledir: Eğer Biz onları mal konusunda birbirine eşit kılmış olsaydık, biri diğerine boyun eğmez ve böylelikle sanatlar, meslekler işlemez olurdu.
Bir diğer açıklama: Yüce Allah rızık ile rızkın sebebi olan yağmuru kastetmiştir. Yani eğer O sürekli yağmur yağdırsaydı, onunla uğraşırlar ve dua etmezlerdi. Bundan dolayı kendisine yalvarıp yakarsınlar diye kimi zaman yağmur yağdırmaz, kendisine şükretsinler diye de kimi zaman bol bol rızık verir.
Şöyle de açıklanmıştır: Onlar bol mahsûl elde ettiklerinde birbirlerine baskın düzenlerlerdi. Bundan dolayı buradaki
“azgınlık”ın bu anlamda yorumlanması uzak bir ihtimal değildir.
ez-Zemahşerî dedi ki: ” Elbette azgınlık ederlerdi” âyeti zülüm demek olan ‘den gelmektedir. Yani bu ölekine, o da diğerine haksızlık eder, zulmederdi, demektir. Çünkü zenginlik azgınlaşmanın ve başkalarina karşı haksızlığa yönelmenin bir sebebidir. İbret olarak Karun yeter. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şu âyeti da bu anlamı dile getirmektedir: “Ümmetim için en çok korktuğum şey, dünya hayatının süsü ve bolluğudur.” Az farkla: Müslim, II, 728; Müsned, III, 7; Humeydi, Müsned, II, 325. Araplardan birisi de şöyle demiştir:
“Baharın ilk yağmurları bizimle, Dûdânoğulları arasında
(ok ve yay yapımında kullanılan) Neb’ ve şevhat (kayın ağacı) ağaçlarını bitirir.”
Âyet şu demektir: Onlar o vakit canlanırlar ve kendi kendilerine azgınlık etmeyi ve birbirlerini aldatmayı telkin ederler. Üstünlük ve büyüklük, kibirlilik demek olan bağyden geliyor olabilir. Yani o vakit onlar yeryüzünde büyüklük taslarlar ve büyüklüğe tabi olarak orada üstünlük sağlamaya çalışır, bozgunculuk çıkartırlar.
“Fakat o dilediğini bir ölçü ile indirir.” Yani o azıklarını onlara yetsin diye dilediği kadarıyla indirir. Mukâtil dedi ki:
“Dilediğini bir ölçü ile indirir” dilediği kimseyi zengin, dilediğini de fakir kılar, demektir.
2- Cenab-ı Allah’ın Fiillerindeki Maslahatlar:
İlim adamlarımız der ki: Şanı yüce Rabbin maslahat olanı yapması vacib olmamakla birlikte, O’nun fiilleri maslahatlardan uzak değildir. O herhangi bir kuluna eğer genişçe bir rızık verecek olursa, bunun o kimseyi fesada götüreceğini bilir. Bundan dolayı bu kimsenin maslahatına olmak üzere ona dünyalığı az verir. O halde rızkın darlığı bir küçüklük olmadığı gibi, rızkın genişliği de bir fazilet değildir. O rızıklarını fesad yollarında kullanacaklarını bilmekle birlikte, birtakım kimselere zenginlik verir, eğer bunlara yaptığından farklı bir muamelede bulunmuş olsaydı, belki kendileri salaha daha yakın olurlardı. Genel olarak bu konuda iş Allah’ın meşietine havale edilmiştir. Yüce Allah’ın yaptığı bütün fiillerinde maslahatı öngören yaklaşımı esas alarak açıklamaya (bizim için) imkan yoktur.
Enes, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’den, Peygamber de şanı yüce Rabbinden şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: “Benim herhangi bir dostumu hakir düşüren bir kimse bana karşı savaş ilan etmiş olur ve Ben kendi dostlarımın yardımına herşeyden çabuk koşarım ve şüphesiz Ben kızgın arslanın kızdığı gibi onlar için gazaplanırım. Ölümden hoşlanmayan, bununla birlikte Benim de kendisine kötülük yapmak istemediğim fakat kendisi için de ölümün kaçınılmaz olduğu mü’min kulumun ruhunu kabzetmekte tereddüt ettiğim kadar yaptığım hiçbir işte tereddüt etmem. Mü’min kulum Bana kendisine farz kıldığım şeyleri eda etmekle yaklaştığı gibi hiçbir şeyle yaklaşmaz. Mü’min kulum nafilelerle Bana yakınlaşmaya devam eder durur. Nihayet Ben onu severim, onu sevdim mi onun işitmesi, görmesi, dili, eli olurum. Onun destekçisi olurum. Benden bir şey isterse veririm, Bana dua ederse duasını kabul ederim. Mü’min kullarım arasından Benden bir tür ibadette bulunmayı ister ve Ben çok iyi biliyorum ki eğer o ibadet türünü ona verecek olursam, bu sefer ucb (kendini beğenmek) ona gelir ve onun o amelini ifsad eder. Yine mü’min kullarım arasından ancak zenginliğin kendisini düzelttiği kimseler vardır ve eğer Ben onu fakir kılacak olursam, fakirlik onu ifsad eder. Aynı şekilde mü’min kullarım arasından ancak fakirliğin ıslah ettiği kimseler de vardır. Onları zengin edecek olursam, zenginlik onu ifsad eder. Ben kullarımı, onların kalplerini bildiğime göre tedbir ederim. Şüphesiz ki Ben herşeyi çok iyi bilenim, herşeyden haberdar olanım.'” Daha sonra Enes şöyle dedi: “Allah’ım, ben ancak zenginliğin kendilerini ıslah ettiği mü’min kullarındanım. Rahmetin ile Sen beni fakir kılma.” Muhtevası itibariyle buradakine yakın rivâyet: Abdullah b. Ebid-Dünya. el-Evliya, 1. 9; Hakim et-Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl, 11, 232. Çeşitli bölümleriyle rivâyeti için bk.: Heysemi, Mecmeu’z-Zevâid, II, 248, X, 270; Beyhâki, es-Sünen, 111, 346. X. 219; Taberâni, Evsat, I, 192; Kebir, VIII, 221; Beyhâki, Kitab-üz-Zühd-il-Kebir; II. 269. (Kimi rivâyetler Ebû Hüreyre’den).