Bu, Allah’ın, iman eden ve salih ameller işleyen kullarına müjdelediğidir. De ki: Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum, sadece yakınlık sevgisi. Kim bir iyilik yaparsa, ona güzellik katarız. Şüphesiz Allah bağışlayandır, şükredendir.
Diyanet Vakfı
İşte Allahın, iman eden ve iyi işler yapan kullarına müjdelediği nimet budur. De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik işlerse onun sevabını fazlasıyla veririz. Şüphesiz Allah bağışlayan, şükrün karşılığını verendir.
Kurtubi Tefsiri
İşte Allah’ın îman edip iyi ameller işleyen kullarına müjdelediği şey budur. De ki: “Ben sizden buna karşılık -akrabalıkta sevgiden başka- ücret istemem.” Kim bir güzellik kazanırsa, Biz de kendisine onun güzelliğini arttırırız. Muhakkak Allah çok mağfiret edicidir, iyiliklerin mükâfatını verendir.
“İşte Allah’ın îman edip iyi ameller işleyen kullarına müjdelediği şey budur” âyetindeki:
“Müjdelediği” âyeti bu şekilde:
” Ona müjde verdi” fiilinin muzari’i olarak okunduğu gibi, şeklinde muzari’i olarak ve: şeklinde ‘in muzari’i olarak da okunmuştur.
İfadede hazfedilmiş lâfızlar vardır. Anlamı şöyledir: Allah mü’min kullarına bunu müjdeliyor ki; dünyada iken sevinsinler ve bundan dolayı daha çok itaat etmek arzusunu duysunlar.
“De ki: Ben sizden buna karşılık -akrabalıkta sevgiden başka- ücret istemem” âyeti ile ilgili olarak açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız:
1- Risaletin Karşılığı ve Peygamber ile Akrabalık Bağı:
“De ki: Ben sizden buna karşılık -akrabalıkta sevgiden başka- ücret istemem.” Ey Muhammed, risaleti tebliğ karşılığında sizden bana vereceğiniz bir şey istemiyorum, demektir.
“Akrabalıkta sevgiden başka” âyeti ile ilgili olarak ez-Zeccâc şöyle demektedir:
“Sevgiden başka” anlamındaki âyet, birincisinin (müstesna minh’in) türünden olmayan bir istisnadır. Yani ben sizden sadece akrabalık bağım dolayısıyla bana sevgi beslemenizi ve böylelikle beni korumanızı istiyorum. Âyette hitab özel olarak Kureyş’edir. Bu açıklamayı İbn Abbâs, İkrime, Mücahid, Ebû Malik, en-Nehaî ve başkaları yapmıştır.
en-Nehaî dedi ki: Bu ayet-i kerîme hakkında insanlar bize çokça soru sormaya başlayınca biz de âyet hakkında soru sormak üzene İbn Abbâs’a mektub yazdık. O da bize şunu yazdı: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bütün insanlar arasında Kureyş ile akrabalık bağı en çok olan idi. Onların bütün kolları ile mutlaka neseben bir akrabalığı vardı. Yüce Allah kendisine:
“De ki: Ben sizden buna karşılık -akrabalıkta sevgiden başka- ücret istemem” âyetini indirdi. Yani ben sizden sizinle olan akrabalığım dolayısı ile bana gerekli sevgiyi göstermenizi istiyorum. Bu da: Benimle sizin aranızdaki bu bağlara gereği gibi riayet ederek beni tasdik etmenizi istiyorum, demektir.
Buna göre buradaki
“akrabalık” neseb akrabalığıdır. Sanki onlara şöyle demiş gibidir: Eğer peygamber olduğum için bana uymuyor iseniz, hiç olmazsa akrabalığım dolayısıyla bana uyunuz.
İkrime dedi ki: Kureyşliler akrabalık bağlarını gözeten bir kabile idi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) peygamber olarak gönderilince bu akrabalık bağını kopardılar. Peygamber de onlara: “Önceden yaptığınız gibi, benim akrabalık bağımı gözetin” dedi. Buna göre anlam şöyle olur: De ki: Ben buna karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum, fakat sizlere -birincisinden olmayan bir istisna olarak- akrabalık bağımı hatırlatıyorum. Bu açıklamayı en-Nehhâs zikretmiştir.
Buharî’de de Tavus’tan, onun İbn Abbâs’tan rivâyetine göre İbn Abbâs’a yüce Allah’ın:
“Akrabalıkta sevgiden başka” âyeti hakkında soru sorulmuştu. Bunun üzerine Said b. Cübeyr dedi ki: Akrabalık Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın âlî midir? İbn Abbâs şöyle dedi: Biraz acele etti. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın akrabalık bağı bulunmayan Kureyş kollarından hiçbir kol yoktur. O dedi ki: Ancak ben sizin kendi aranızdaki akrabalık bağını gözetmenizi ve bunun gereğini yerine getirmenizi istiyorum, demiş oldu. Buhârî, III, 1289, IV, 1819; Tirmizi, V, 377. Bu. bu husustaki görüşlerden birisidir.
Bir diğer görüşe göre akrabalardan kasıt, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın yakın akrabalarıdır. Yani ben sizden yakın akrabalarımı ve Ehl-i Beyt’imi sevmenizden başka herhangi bir ücret istemiyorum. Tıpkı yakın akrabalarını tazim etmelerini emrettiği gibi. Bu da Ali b. Huseyn, Amr b. Şuayb ve es-Süddî’nin görüşüdür.
Said b. Cübeyr’in, İbn Abbâs’tan rivâyetine göre yüce Allah:
“De ki: Ben sizden buna karşılık -akrabalıkta sevgiden başka- ücret istemem” âyetini indirince, ey Allah’ın Rasûlü dediler. Bizim kendilerini seveceğimiz bu kişiler kimlerdir? diye sordular. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da: “Ali, Fatıma ve çocuklarıdır” diye buyurdu.
Ayrıca Ali (radıyallahü anh)’dan söylediği rivâyet edilen şu sözü de buna delil teşkil etmektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a insanların beni kıskandıklarından ötürü şikayette bulundum. Şöyle buyurdu: “Sen cennete ilk girecek dört kişinin dördüncüsü olmaya razı değil misin? Ben, sen, Hasan ve Hüseyin. Eşlerimiz ise sağlarımızda ve sollarımızda olacaklar, soyumuzdan gelenler ise eşlerimizin arkasında bulunacaktır.” Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, IX, 131, (radıyallahü anhvilerinden bazılarının zayıf olduğu kaydıyla).
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “Benim Ehl-i Beyt’ime zulmeden, yakınlarım hususunda bana eziyet eden kimselere cennet haram edilmiştir. Her kim Abdu’l-Muttalib soyundan gelenlerden herhangi bir kimseye bir iyilikte bulunur da o şahıs bu iyiliğin karşılığını o kimseye veremezse, yarın kıyâmet gününde benimle karşılaşacağı vakit, o iyiliğine karşı o kimseyi ben mükâfatlandıracağım.” Acluni, Keşfu’l-Hafa, II, 295 (Salebinin Tefsirinde yer aldığını ve senedinde yalancı raviler olduğunu belirterek).
el-Hasen ve Katade de şöyle demişlerdir: Yani yüce Allah’a karşı sevgi beslemeleri ve O’na itaat etmek suretiyle O’na yakınlaşmaya çalışmalarından başka…(sini istemiyorum), demektir. Bu açıklamaya göre uakrabalık”dan kasıt, Allah’a yakınlık (kurbet) demektir. Bundan dolayı; ile aynı anlamda olmak üzere yakınlık, yakınlaşmak (akrabalık), anlamındadır. Tıpkı de aynı anlamda oluşu gibi.
Kazea b. Suveyd, İbn Ebi Necih’ten, o Mücahid’den, o İbn Abbâs’tan, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan şöyle dediği rivâyet edilmektedir: “De ki: Ben sizden size getirdiklerimin karşılığında (Allah için) birbirinizi sevmenizden ve O’na itaat ile yakınlaşmanızdan başka bir ücret istemiyorum. ” Deylemi, Firdevs. V, 142-143; Taberani, Kebir, XI. 90; Müsned, I, 26.
Mansur ile Avf, el-Hasen’den:
“De ki: Ben sizden buna karşılık -akrabalıkta sevgiden başka- ücret istemem” âyeti hakkında dedi ki: Yüce Allah’a sevgi beslemelerini ve O’na itaat etmek suretiyle O’na yakınlaşmalarını istemiştir.
Bazıları da, âyet-i kerîme nesholmuştur, demişlerdir. Çünkü âyet-i kerîme Mekke’de inmiştir. Müşrikler de Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a eziyet ediyorlardı. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme inmiş ve yüce Allah onlara Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı sevmelerini, onun akrabalık bağını gözetmelerini emretmiştir. Mekke’den, Medine’ye hicret edip ensar onu barındırıp ona yardım edince, yüce Allah da onu:
“Ben sizden bunun için herhangi bir ücret de istemiyorum. Benim mükâfatım ancak âlemlerin Rabbine aittir” (eş-Şuara, 26/109, 127, 145, 164, 180) diyen diğer peygamber kardeşlerine katmayı murad edince, üzerine: “De ki: Ben sizden buna karşılık -akrabalıkta sevgiden başka- ücret istemem” âyetini indirdi. Böylelikle bu âyet, hem bu âyet-i kerîme ile hem de yüce Allah’ın:
“De ki: Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum ve ben kendiliğimden bir şeyler uyduranlardan da değilim.” (Sad, 38/86);
“Yoksa sen onlardan ücret mi istersin? Rabbinin verdiği rızık daha hayırlıdır.” (el-Mu’minun, 23/72) ile:
“Yoksa sen onlardan ücret mi istiyorsun da bu nedenle onlar borçtan dolayı ağır bir yük altına mı girmişler?” (et-Tur, 52/40) buyrukları ile nesholdu. Bu açıklamayı ed-Dahhak ile el-Huseyn b. el-Fadl yapmışlardır. Ayrıca Cuveybir bunu ed-Dahhak ve İbn Abbâs’tan da rivâyet etmiştir.
es-Sa’lebî dedi ki: Bu, pek kuvvetli bir görüş değildir. Yüce Allah’a itaat etmek suretiyle peygamberine sevgi beslemek ve Ehl-i Beytini sevmek suretiyle Allah’a yakınlaşmak nesholmuştur, demek kadar çirkin bir şey ne olabilir? Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim Muhammed âline sevgi besleyerek ölürse şehid olur. Kim Muhammed âline sevgi besleyerek ölürse, yüce Allah melekleri ve rahmeti kabrinin ziyaretçileri yapar. Kim de Muhammed âline buğzederek ölürse, kıyâmet gününde gözlerinin ortasında (alnında) Allah’ın rahmetinden ümit kesmiştir, yazılı olarak gelecektir. Kim Muhammed âline buğzederek ölürse, cennet kokusunu almayacaktır. Kim benim âl-i beytime buğzederek ölürse, benim şefaatimden onun hiçbir payı yoktur.” Merhum müfissirin rivâyetin hem senedini hem de kaynağını zikretmemesi, ayrıca hadisin muhtevası, peygamber kelamı olmadığı kanaatini pekiştirmektedir.
Derim ki: Bu haberi ez-Zemahşerî Tefsir’inde bundan daha uzun bir şekilde zikretmektedir. O şöyle diyor: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) da buyurdu ki: “Kim âl-i Muhammed’e sevgi duyarak ölürse o şehid olarak ölür. Kim Muhammed âline sevgi besleyerek ölürse, imanını tamamlamış bir mü’min olarak ölür. Kim Muhammed âline sevgi duyarak ölürse, ölüm meleği ona cenneti müjdeler, sonra da münker ve nekir (ona aynı müjdeyi verirler). Kim Muhammed âline sevgi duyarak ölürse, bir gelinin kocasının evine zifafa götürülmesi gibi cennete götürülür. Kim Muhammed âline sevgi duyarak ölürse, kabrinde cennete açılan iki kapı açılır. Kim Muhammed alîne sevgi üzere ölürse, Allah onun kabrini rahmet meleklerinin ziyaretgâhı yapar. Kim Muhammed âline sevgi üzere ölürse, sünnet ve cemaat üzere ölür. Kim de Muhammed âline buğzederek ölürse, kıyâmet gününde gözlerinin arasında “Allah’ın rahmetinden ümit kesmiştir’ yazılı olduğu halde gelir. Kim Muhammed âline buğz üzere ölürse, kâfir olarak ölür. Kim Muhammed âline buğz üzere ölürse, cennetin kokusunu almaz.” Bu rivâyet için de bir önceki rivâyete dair değerlendirme geçerlidir. Zemahşerî’nin bunu zikretmiş olması, rivâyete hiçbir kuvvet kazandırmaz.
en-Nehhâs dedi ki: İkrime’nin görüşüne göre ise âyet nesholmuş değildir. O şöyle diyor: Kureyşliler akrabalık bağlarını gözeten kimselerdi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) peygamber olarak gönderilince, onunla bağlarını kestiler. O da onlara şöyle dedi: “Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Yalnızca bana sevgi beslemenizi, akrabalık bağım dolayısıyla beni koruyup, beni yalanlamamanızı istiyorum.”
Derim ki: İbn Abbâs’ın Buhari’deki görüşü ile en-Nehaî’nin ondan naklettiği görüşün aynısıdır. Buna göre nesh sözkonusu değildir.
en-Nehhâs dedi ki: el-Hasen’in görüşü güzel bir görüştür. Onun doğruluğuna da Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan müsned olarak (muttasıl bir sened ile) rivâyet edilen hadis de delil teşkil etmektedir. Nitekim bize Ahmed b. Muhammed el-Ezdî anlattı, dedi ki: Bize er-Rabî’ b. Süleyman el-Muradî haber verdi, dedi ki: Bize Esed b. Mûsa haber verdi. Bize Kazea -ki o İbn Yezid el-Basrî’dir- anlattı, dedi ki: Bize Abdullah b. Ebi Necî” Hasılı nüshada “Necî” olmakla birlikte, doğrusu “Necih’dir. Bir sonraki notta gösterilen rivâyetin yer aldığı kaynaklara bakınız Mücahid’den naklen anlattı. Mücahid’in, İbn Abbâs’tan rivâyetine göre Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ben size peygamber olarak getirmiş olduğum apaçık deliller, belgeler ve hidayet karşılığında herhangi bir ücret istemiyorum. Ancak yüce Allah’ı sevmenizi ve O’na itaatte bulunarak O’na yakınlaşmaya çalışmanızı istiyorum.” Müsned, I, 268; Hakim, Müstedrek, II, 481; Taberani, Kebir, XI, 90. İşte yüce Allah’tan aldıklarını beyan eden peygamber bunu söylerimiş bulunuyor. Diğer peygamberler de ondan önce böylece.-
“Benim mükâfatımı vermek ancak Allah’a aittir” (Sebe’, 34/47) demişlerdir.
2- Âyetin Nüzul Sebebi:
Bu âyetin ne sebeple indiği hususunda (tefsir âlimleri) farklı görüşlere sahiptirler. İbn Abbâs dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine’ye geldiğinde öyle birtakım olaylarla karşı karşıya geliyor ve öyle birtakım hakları yerine getirmek durumunda oluyordu ki; elinde bulunanlar bunları yerine getirmeye yetmiyordu. Bunun üzerine ensar şöyle dedi: Şüphesiz Allah bu zat sayesinde sizi hidayete iletmiştir. Ayrıca o sizin kardeşinizin oğludur. O elindeki imkanların el vermediği birtakım olaylarla ve yerine getirmek durumunda olduğu haklarla karşı karşıya kalmaktadır. Haydi onun için bir mal toplayalım, dediler ve bunu yaptılar. Sonra da bu topladıkları malı götürüp ona verdiler, bunun üzerine bu âyet-i kerîme nazil oldu.
el-Hasen de şöyle demiştir: Bu âyet-i kerîme ensar ile muhacir karşılıklı olarak öğülmeye koyulunca nazil olmuştur. Ensar: Biz şunları yaptık, diye öğündü, muhacirler de Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a olan yakınlıkları ile öğündüler. Miksem’in, İbn Abbâs’tan rivâyetine göre o şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) birtakım sözler kulağına gelince, bir hutbe irad etti ve ensara şunları söyledi: “Sizler önceden zelil olup benim sayemde Allah sizi aziz kılmadı mı? Sizler önceden sapık olup benimle Allah sizi hidayete eriştirmedi mi? Sizler önceden korku içerisinde iken benimle Allah sizi emniyete kavuşturmadı mı? Niçin bana cevap vermiyorsunuz?” Onlar, sana ne diye cevap verelim? diye sordular. Şöyle buyurdu: “Diyebilirsiniz ki: Senin kavmin seni kovunca biz seni barındırmadık mı? Senin kavmin seni yalanlayınca biz seni tasdik etmedik mi?” diye onlara pek çok şey sayıp döktü. Bunun üzerine (ensar) dizleri üzerlerine çöküp şöyle dediler: Canlarımız ve mallarımız senindir. Bu sefer:
“De ki: Ben sizden buna karşılık -akrabalıkta sevgiden başka- ücret istemem” âyeti nazil oldu. Müsned, III, 76; İbn Ebi Şeybe, Mûsannaf, VII, 41H; Taberani, Evsat, IV, 159; Kebir, VII, 151; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, X, 29, 31, 32.
Katade dedi ki: Müşrikler dediler ki: Muhammed bu yaptıkları sebebiyle belki de bir ücret almak istiyor. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme onları Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a ve onun akrabalarına sevgi beslemeye teşvik etmek üzere nazil oldu.
es-Sa’lebî dedi ki: Bu, âyetin muhtevasına daha uygun görülmektedir, çünkü sûre Mekke’de inmiştir.
“Kim bir güzellik kazanırsa…” âyetindeki: ” Kazanır”ın mastarı olan: ” Kesbetmek, kazanmak” demektir. Mesela: “Filan kişi ailesi için kazanır” denilir.
“İktisab (kazanmak)” demektir. Bu da Arapların, yol ve çare bulmaya çalışan kişiyi anlatmak üzere kullandıkları: ifadelerinden alınmıştır. Bu hususa dair açıklamalar daha önceden el-En’am Sûresi’nde (6/113- âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
İbn Abbâs dedi ki:
“Kim bir güzellik kazanırsa” âyetinde kastedilen Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın âline sevgi beslemektir.
“Biz de kendisine onun güzelliğini arttırırız.” Yani onun iyiliğini ona ve daha fazlasına katlarız.
“Muhakkak Allah çok mağfiret edicidir, iyiliklerin mükâfatını verendir” âyeti ile ilgili olarak Katade: Günahları bağışlayandır (Gafûr), iyiliklerin karşılığını verendir (Şekur).
es-Süddî de şöyle demiştir: O Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın âlinin günahlarını bağışlayandır, onların iyiliklerinin karşılığını, mükâfatını verendir, demektir.