Rabbiniz dedi: “Bana dua edin, size cevap vereyim.” Bana ibadet etmekten kibirlenenler, alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir.
Diyanet Vakfı
Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.
Kurtubi Tefsiri
Rabbiniz buyurdu ki: “Bana dua edin, Ben de duanızı kabul edeyim. Şüphesiz Bana ibadeti büyüklüklerine yedirmeydiler yakında hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir.”
“Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, Ben de duanızı kabul edeyim.”
âyeti ile ilgili olarak en-Numan b. Beşir’in şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı şöyle buyururken dinledim: “Dua ibadetin kendisidir.” Sonra da yüce Allah’ın:
“Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, Ben de duanızı kabul edeyim. Şüphesiz Bana ibadeti büyüklüklerine yedirmeyenler yakında hor ve hakir olarak cehenneme gireceklerdir” âyetini okudu. Ebû Îsa dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir. Tirmizî, V, 211, 374, 456; Ebû Davud, II, 76; İbn Mace, II, 1258; Müsned, IV, 267, 271, 276
İşte bu âyet, duanın ibadetin kendisi olduğunun delilidir. Müfessirlerin çoğunluğu da böyle demiştir. Anlam da şudur: Beni tevhid edin ve Bana ibadet edin, Ben de sizin ibadetinizi kabul edip günahlarınızı bağışlayayım.
Burada duanın zikir, dua ve Allah’tan dilekte bulunmak demek olduğu da söylenmiştir. Enes dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sizden herbir kimse Rabbinden ne ihtiyacı varsa hepsini O’ndan istesin. Hatta ayakkabının bağı koptuğu takdirde dahi onu O’ndan istesin.” İbn Hibban, Sahih, III, 148, 176, 177; el-Makdisi, el-Ehadisu’l-Muhtara, V, 9, 10; “İbn Hibban tarafından güvenilir ravilerin rivâyeti olarak kaydedilmekle beraber, doğrusunun mürsel olduğunu” kaydetmektedir
Duanın günahları terketmek olduğu da söylenmiştir. Katade’nin naklettiğine göre Ka’b el-Ahbar şöyle demiştir: Bu ümmete kendilerinden önce peygamber olması müstesna- hiçbir ümmete verilmemiş üç şey verilmiştir: Önceden bir peygamber gönderildi mi ona: Sen kendi ümmetine şahitsin denilirdi, yüce Allah ise bu ümmete:
“Bütün insanlara karşı şahitler olasınız” (el-Bakara, 2/143) diye buyurmuştur. Yine peygambere: Dinde senin için bir zorluk yoktur denilirdi, bu ümmete de:
“Dinde size güçlük vermedi” (el-Hac, 22/78) diye buyurulmuştur. Yine peygambere: Bana dua et, Ben de senin duanı kabul edeyim, denilirdi. Bu ümmete de: “Bana dua edin, Ben de duanızı kabul edeyim.” diye buyurulmuştur.
Derim ki: Böyle bir şey kişinin görüşüne dayanılarak söylenmez. Nitekim bu (peygambere) merfu bir rivâyet olarak da gelmiştir. Bunu Leys, Şehr b. Havşeb’den, o Ubade b. es-Samit’ten diye rivâyet etmiştir. Buna göre Ubade b. es-Samit dedi ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı şöyle buyururken dinledim: “Ümmetime ancak peygamberlere verilmiş üç şey verilmiştir. Yüce Allah bir peygamberi gönderdi mi ona: Bana dua et, Ben de senin duanı kabul edeyim, diye buyururdu. Bu ümmete de: “Bana dua edin, Ben de duanızı kabul edeyim” diye buyurmuştur. Bir peygamber gönderdi mi: Senin üzerine dinde herhangi bir zorluk kılmamıştır, denilirdi. Yüce Allah bu ümmete de: “Dinde size güçlük vermedi” (el-Hac, 22/78) diye buyurmuştur. Yüce Allah bir peygamber gönderdi mi onu kendi kavmine şahit kılardı. O bu ümmeti de, bütün insanlara karşı şahit kılmıştır.” Bunu et-Tirmizî el-Hakim “Nevadiru’l-Usul” adlı eserinde zikretmiş bulunmaktadır. Tirmizi Hakim, Nevadiru’l-Usul, IV, 124
Aynı şekilde Halid er-Rıb’î de şöyle derdi: Bu ümmetin işine şaşılır. Ona: “Bana dua edin, Ben de duanızı kabul edeyim.” denilerek hem dua etmelerini emretti, hem de dualarını kabul edeceği vaadinde bulundu. Her ikisi arasında da herhangi bir şart bulunmamaktadır. Birisi ona: Ne gibi? diye sorunca, o da şöyle dedi: Mesela yüce Allah:
“Îman edip salih amel işleyenlere de şunu müjdele…” (el-Bakara, 2/25) diye buyurmaktadır. Görüldüğü gibi bu âyette bir şart bulunmaktadır. Diğer taraftan:
“Îman edenlere Rabbleri katında kendileri için muhakkak bir kadem-i sıdk olduğunu müjdele” (Yûnus, 10/2) âyetinde ise amel şartı bulunmamaktadır.
Diğer taraftan yüce Allah’ın:
“Öyle ise… dini yalnız Allah’a halis kılanlar olarak Allah’a dua edin” (el-Mu’min, 40/11) âyetinde şart vardır. Buna karşılık yüce Allah’ın:
“Bana dua edin, Ben de duanızı kabul edeyim” âyetinde herhangi bir şart yoktur. Daha önceki ümmetler herhangi bir ihtiyaçlarının görülmesi için peygamberleri o hususta kendilerine dua etsin diye peygamberlerine gider başvururlardı.
Şöyle de denilmiştir: Bu âyet daha önce el-Bakara Sûresi’nde (2/186. âyet, 3. başlıkta) açıklandığı üzere mutlak ve mukayyed ifadeler kabilindendir. Yani eğer dilersem “duanızı kabul edeyim” demektir. Bu bakımdan yüce Allah’ın:
“O da dilerse yalvardığınız şeyi giderir” (el-En’am, 6/41) âyetine benzemektedir. Kimi zaman dua Ebû Said el-Hudrî’nin rivâyet ettiği ve el-Bakara Sûresi’nde (2/186. âyet, 3- başlıkta) geçtiği üzere, bizatihi istenen şeylerin dışında da duanın kabul edilmesi sözkonusu olabilir. Bu hususu oradan tetkik edebilirsiniz.
İbn Kesîr, İbn Muhaysın, Yakub’dan Ruveys, Ebû Amr’dan Ayyaş ile Ebû Bekir ve Âsım’dan el-Mufaddal “gireceklerdir” anlamındaki âyeti: “Girdirileceklerdir” şeklinde meçhul bir fiil olarak “ye” harfini ötreli, “hı” harfini de üstün olarak okumuşlardır. Diğerleri ise “ye” harfini üstün, “hı” harfini de ötreli olarak “gireceklerdir” anlamında okumuşlardır.
“Hor ve hakir olarak” de küçülmüşler ve zelil kılınmışlar olarak demek olup, buna dair açıklamalar daha önceden (en-Nahl, 16/48. âyet ile en-Neml, 27/87. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.