Firavun dedi: “Bırakın beni, öldüreyim Musa’yı, o da Rabbine dua etsin. Şüphesiz ben, sizin dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.”
Diyanet Vakfı
Firavun: Bırakın beni, dedi. Musayı öldüreyim; (Kurtarabilirse) Rabbine yalvarsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum.
Kurtubi Tefsiri
Fir’avun dedi ki: “Bırakın beni, Mûsa’yı öldüreyim. O da varsın Rabbini çağırsın. Çünkü ben onun dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.”
“Fir’avun dedi ki: Bırakın beni Mûsa’yı öldüreyim. O da varsın Rabbini çağırsın” âyetindeki:
“Öldüreyim” fiilinin cezm ile gelmesi (bırakın anlamındaki) emrin cevabı olduğundan dolayıdır.
“Çağırsın” fiili de cezm ile gelmiştir, çünkü o da bir emirdir. Ancak: ” Bırakın beni” fiili ise -emir olsa dahi- meczum değildir. Merhum müfessirimizin bu son fiil hakkında “meczum’ olmadığını söylemişini Arap dili kurallarına göre açıklamak zordur. Sona gelen zamir ile vikaye “nun’unu gözönüne getirmeyecek olursak, fiilin cemi’ halinin sonuna gelen ‘nun” harfi cemi’ miizekkerde cezm alameti olarak hazf edilmiştir. Sondaki “beni” anlamını veren “ye” zamirinin telaffuzunun mümkün olabilmesi için fiil ile zamir arasına bir “nun” getirilmiştir, Bu da bu gibi hallerde yapılan bir uygulamadır. Ancak lâfzı meczum lâfzı gibidir, mebnidir.
Şöyle açıklanmıştır: İşte bu, Fir’avun’a: Biz onun sana beddua edeceğinden ve bu bedduasının kabul edileceğinden korkuyoruz demiş olduklarına delildir. Onlar bunu söyleyince, o da:
“O da varsın Rabbini çağırsın” diye cevab vermiştir. Yani onun Rabbine dair sözünü ettiği hususlar sizi korkutmasın. Böyle bir şeyin gerçeği yoktur, en yüce rabbiniz benim.
“Çünkü ben onun dininizi” sizin bana ibadet etmenizi
“değiştirmesinden” Rabbine ibadete sizi yöneltmesinden “veya yerde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.” Yani şayet o dininizi değiştirmeyecek olursa, hiç şüphesiz yerde bozgunculuk çıkartacaktır. Yani ondan dolayı insanlar arasında anlaşmazlık baş gösterecektir.
Medinelilerin, Ebû Abdurrahman es-Sülemî’nin İbn Amir ve Ebû Amr’ın kıraati “Ve yerde bozgunculuk çıkarmasından” şeklinde; Kûfelilerin kıraati ise: ” Veya bozgunculuğun baş göstermesinden” şeklinde fiilin “ye” harfi üstün, “fesad” lâfzının “dal” harfi de ötreli okumuşlardır. Kûfelilerin mushaflarında da aynı şekilde: ” Veya” şeklinde elif iledir. Yani Medinelilerin ve diğerlerinin okuyuşu gibi “elif’siz sadece ve (vav harfi) ile değildir.
Ebû Ubeyd’in kabul ettiği de budur, o şöyle demiştir: Çünkü burada bir harf ziyadesi vardır ve bu faslı (öncekinden ayrı bir mananın kastedildiğini) nifade etmektedir. Diğer taraftan: ” Veya” aynı zamanda “vav” anlamında da olabilir.
en-Nehhâs dedi ki: Ancak nahivcilerin ileri gelenlerine göre “vav” anlamında olması mümkün değildir. Çünkü bu durumda (lâfızların) anlamlan iptal edilir. Şayet “vav” anlamında olsaydı, burada ayrıca buna gerek duyulmazdı. Çünkü “vav” anlamı kabul edilecek olursa, ben her iki işten de korkuyorum demek olur. “Veya” ise iki işten birisinden korkuyorum demek olur. Yani “çünkü ben onun dininizi değiştirmesinden korkuyorum” eğer bunu yapamayacak olursa, yeryüzünde bozgunculuk çıkartacaktır demektir.