"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Fatır 37

Onlar orada feryat ederler: Rabbimiz, bizi çıkar, daha önce yaptığımızdan başka salih bir iş yapalım. Size düşünecek olanın düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmişti. Öyleyse tadın. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.

Diyanet Vakfı
Onlar orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine iyi işler yapalım! diye feryad ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur.

Kurtubi Tefsiri
Ve onlar orada feryad ederler: “Rabbimiz, bizi çıkar ki önceden işlediğimizden başka türlü salih bir amel işleyelim.” “Sizi düşünecek kimsenin öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Ve size uyarıcı gelmedi mi? O halde şimdi tadın (azâbı). Zâlimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.”

“Ve onlar orada feryad ederler.” Yani cehennem ateşi içerisinde yüksek sesle yardım isterler.

“Yüksek ses”; “Yüksek sesle yardım isteyen”; “Yardıma koşan” anlamındadır. Şair şöyle demektedir:

“Bize dehşete kapılmış yardım isteyen bir kimse geldi mi,

Ona yüksek sesle verilen karşılık, mızrak uçlarının tahtalarına çakılmasıydı.”

“Rabbimiz bizi çıkar ki” yani onlar: Rabbimiz bizi cehennemden çıkar ve dünyaya geri döndür, derler.

“Önceden işlediğimizden” yani şirkten

“başka türlü salih bir amel işleyelim.” İbn Abbâs: Lâ ilâhe illâlah diyelim diye açıklamıştır. İşte onların

“önceden işlediğimizden başka türlü” sözlerinin anlamı da budur. Yani biz küfür yerine îman edelim, masiyet işlemek yerine itaat edelim ve rasûllerin emirlerine uyalım.

“Sizi düşünecek kimsenin öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı?” âyeti onların bu dualarına verilecek cevabtır. Onlara şöyle denilecektir… demektir. Buna göre “denilecektir” âyeti hazfedilmiştir.

Buhârî şöyle bir başlık açmıştır: “Altmış yıl yaşayan bir kimsenin yüce Allah’a karşı ileri sürecek bir mazereti kalmamıştır. Çünkü yüce Allah:

“Sizi düşünecek kimsenin öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Ve size uyarıcı”

yani saçların ağarması

“gelmedi mi?” diye buyurmaktadır.”: Bize Abdu’s-Selam b. Mutahhar anlattı dedi ki: Bize Ömer b. Ali anlattı, dedi ki: Bize Ma’n b. Muhammed el-Ğıfarî, Said b. Ebi Said el-Makburî’den anlattı. O Ebû Hüreyre’den, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan naklen dedi ki: “Yüce Allah bir kimsenin ecelini altmış yıl yaşayacak kadar ertelediği takdirde o kimsenin Allah’a karşı ileri sürecek bir mazereti kalmaz.” Buhârî, V, 2360; Müsned, II, 417.

el-Hattabî dedi ki: “Ona ileri sürecek bir mazeret bırakmadı” yani bu hususta en ileri noktaya varıncaya kadar hertürlü mazeretini elinden aldı, demektir. Arapların: “(……..): Uyaran kimseye karşı bir mazeret ileri sürülemez” sözleri de buradan gelmektedir. Yani böyle bir kimse öncelikle uyarmış olduğundan ötürü artık ona karşı bir mazeret ileri sürmeye imkan kalmamıştır. Anlamı şudur: Yüce Allah, bir kimseye altmış yıllık bir ömür verecek olursa, onun ileri sürecek bir mazereti kalmamış olur. Çünkü altmış yaşı artık ölümün yakınlaştığı bir yaştır. Bu Allah’a dönüşün, huzurunda saygıyla eğilişin, ölümü ve yüce Allah’a kavuşmayı bekleyişin yaşıdır. Bu yaşta ardı arkasına uyarılar gelir ve mazeretler bir bir çürütülür. Birincisi Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) iledir. Ondan sonra ölüm (çoğunlukla) kırk ve altmış yaşlarında görülür.

Ali, İbn Abbâs ve Ebû Hüreyre yüce Allah’ın:

“Sizi düşünecek kimsenin öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı?” âyetinin te’vili hakkında: Bu altmış yaştır, demişlerdir.

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın da verdiği bir öğütte şöyle buyurduğu rivâyet edilmektedir: “Öncelikle uyaran bir kimse gerçekten başkalarının mazeretlerini çürütmekte oldukça ileri gitmiş demektir. Gerçek şu ki, yüce Allah tarafından bir münadi altmış yaşında olanlara: “Sizi düşünecek kimsenin öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı?” diye seslenir. ” Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübra, III, 370; Taberanî, Evsat, VIII, 49, IX, 66.

Tirmizî el-Hakim de Atâ b. Ebi Rebah’ın rivâyet ettiği İbn Abbâs’ın şu sözlerini zikretmektedir: İbn Abbâs dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Kıyâmet günü olacağında altmış yaşındakilere seslenilir. Bu ise yüce Allah’ın: “Sizi düşünecek kimsenin öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı?” diye buyurduğu yaştır.” et-Tirmizî el-Hakim, Nevadiru’l-Usul, II, 156. Bir önceki nota bakınız

Yine İbn Abbâs’tan gelen rivâyete göre bu, kırk yaşıdır. Hasan-ı Basrî ve Mesrûk’tan da buna benzer bir görüş rivâyet edilmiştir. Bu görüşün de açıklanabilir bir tarafı vardır ve doğrudur. Bu görüşün lehine delil, yüce Allah’ın:

“Nihayet o yiğitlik ve olgunluk çağına ulaşanca ve kırk yaşına varınca…” (el-Ahkaf, 45/15) âyetidir. Kırk yaşında akıl en ileri derecesine ulaşır, olgunlaşır. Bundan önce ve sonraki dönemlerde ise akıl bu yaştakinden daha eksiktir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

Malik dedi ki: Ben bizim şehrimizde ilim ehlini hem dünyayı, hem ilmi taleb ederken yetiştim. İnsanlarla oturup kalktıklarını gördüm. Bu onlardan herhangi birisi kırk yaşına gelinceye kadar böyle sürüyordu. Bu yaşa geldiler mi insanlardan ayrılır ve ölüm gelip kendilerini buluncaya kadar kıyâmet ile meşgul olurlardı. Bu anlamdaki açıklamalar daha önceden el-A’raf Sûresi’nde (7/142. âyet, 2. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

İbn Mâce’nin kaydettiği rivâyete göre Ebû Hüreyre, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Ümmetimin ömürleri altmış ile yetmiş arasıdır. Bu yaşı aşanları çok azdır. ” İbn Mâce, II, 1415.

“Ve size uyarıcı gelmedi mi?” âyeti “Size uyarıcılar gelmedi mi?” diye de okunmuştur.

Uyarıcının mahiyeti hakkında farklı görüşler vardır. Kur’ân-ı Kerîm olduğu söylendiği gibi, Allah Rasûlü olduğu da söylenmiştir. Bu Zeyd b. Ali ile İbn Zeyd’in görüşüdür.

İbn Abbâs, İkrime, Süfyan, Vekî’, el-Hüseyn b. el-Fadl, el-Ferrâ” ve et-Taberî ise saçların ağırmasıdır, demişlerdir. Uyaranın sıtma (yüksek ateş) olduğu söylendiği gibi, aile fertlerinin, akrabaların ölümü olduğu, aklın kemal derecesine ulaşması olduğu da söylenmiştir.

Buradaki

“Uyarıcı” uyarmak anlamındadır.

Derim ki: Saçların ağarması, ateşin yükselmesi, yakınların ölmesi hep ölüm ile ilgili uyarıcılardır. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Humma (ateş yükselmesi) ölümün öncüsüdür.” Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, V, 95.

el-Ezherî şöyle demiştir: Bunun anlamı hummanın ölümün elçisi olduğudur. Sanki humma ölümün yaklaşmakta olduğunu hissettirir ve gelmek üzere olduğunu belirterek uyarır. Saçların ağarması da aynı şekilde bir uyarıcıdır. Çünkü bu, olgunlaşma yaşında baş gösterir. Artık oyun ve oyalanma yaşı olan gençlik yaşından uzaklaşmanın bir alametidir. Şair şöyle demiştir:

“Ağaran saçları kişiye (gelen) ölümün uyarıcılarından gördüm,

Uyarıcı olarak da sana bu yeter.”

Bir başka şair de şöyle demektedir:

“Ben ona: Ağaran saçlar ömrümün uyarıcısıdır,

Ve uyaranın yüzünü karartacak değilim, dedim.”

Yakınların, akrabaların, arkadaşların, kardeşlerin ölümü ise, her vakit ve her anda, her lahza ve her zamanda yolculuğa çıkma zamanının geldiğini hatırlatmakta ve uyarmaktadır. Şair şöyle demiştir:

“Görüyorum ki, sen onları taşıyor ve geri getirmiyorsun,

Sanki ben seni taşınmış ve geri getirilmemiş halde görür gibiyim.”

Bir başka şair de şöyle demektedir:

“Her zaman ölüm kefeni açmakta,

Bizler ise bize yapılmak istenenlerden yana gafletteyiz.”

Aklın olgunluğuna gelince, bununla işlerin hakikati bilinir ve iyiliklerle, kötülükler arasındaki fark anlaşılır. Aklı başında olan bir kimse âhireti için ameı eder ve Rabbinin nezdinde bulunanlara rağbet eder. İşte bu da bir uyarıcıdır.

Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’a gelince, yüce Allah, onu bütün kullarına ileri sürebilecekleri herhangi bir delilleri kalmaması için bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak göndermiştir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“…Ta ki insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın.” (en-Nisa, 4/165);

“Biz bir rasûl göndermedikçe de azâb ediciler değiliz.” (el-İsra, 17/15)

“O halde şimdi tadın.” Yani cehennem azabını… Çünkü sizler ibret de almadınız, öğüt de almadınız.

“Zâlimlerin” kendilerini Allah’ın azabından kurtaracak

“hiçbir yardımcısı yoktur.”

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/fatir-36/,https://kutsalayet.de/fatir-38/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız