"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ahzab 37

Hani sen, Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kimseye: Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın, diyordun. Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyor, insanlardan çekiniyordun; oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı. Zeyd onunla ilgili arzusunu giderip ondan ayrılınca, evlatlıkları eşleriyle ilgili arzularını giderip onlardan ayrıldıklarında, onların eşleriyle evlenmeleri konusunda müminlere bir güçlük olmasın diye onu seninle evlendirdik. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve iz tekûlu (hani diyordun) lillezî en’amallâhu aleyhi (Allah’ın kendisine nimet verdiği kimseye) ve en’amte aleyhi (ve senin de kendisine iyilik ettiğin) emsik aleyke zevceke (eşini yanında tut) vettekıllâhe (ve Allah’tan sakın) ve tuhfî fî nefsike (ve içinde gizliyordun) mallâhu mubdîhi (Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi) ve tahşen nâse (ve insanlardan çekiniyordun) vallâhu ehakku en tahşâhu (oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktır) fe lemmâ kadâ Zeydun minhâ vetaran (Zeyd onunla ilişiğini kesince) zevvecnâkehâ (onu seninle evlendirdik) li key lâ yekûne alel mu’minîne haracun (müminler üzerine bir güçlük olmasın diye) fî ezvâci ed’ıyâihim (evlatlıklarının eşleri konusunda) izâ kadav minhunne vetaran (onlarla ilişkilerini kestiklerinde) ve kâne emrullâhi mef’ûlâ (Allah’ın emri yerine getirilmiştir).

Mukatil Tefsiri
Aziz ve Yüce Allah şöyle indirdi: Hani sen, ey Muhammed, Allah’ın İslam ile kendisine nimet verdiği ve senin de azat etmekle kendisine nimet verdiğin kimseye diyordun. Zeyd cahiliye döneminde bir bedeviydi, İslam’da ise azatlı bir köleydi; esir alınmış, Peygamber onu elde etmiş ve sonra azat etmişti. Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın, diyordun. Ey Muhammed, içinde gizliyordun; yani kalbinde: Keşke onu boşasa, diye gizliyordun. Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi, yani hakkında Kur’an indirerek senin üzerinde açığa çıkaracağı şeyi gizliyordun. Zeyneb meselesi hakkında insanların söyleyeceklerinden çekiniyordun; oysa onun hakkında kendisinden çekinmene Allah daha layıktır. Peygamber, Allah’ın Zeyneb hakkında kendisi üzerinde açığa çıkardığı ve onu sevdiğine dair bu ayeti insanlara okudu. Bunun üzerine Ömer b. Hattâb şöyle dedi: Allah’ın Resulü Kur’an’dan herhangi bir şeyi gizleyecek olsaydı, kendisi hakkında açığa çıkarılan bu ayeti gizlerdi.

Yüce Allah şöyle buyuruyor: Zeyd onunla olan ihtiyacını giderince, yani onunla cinsel birliktelik ihtiyacını giderince, onu seninle evlendirdik; yani Peygamber ile evlendirdik. Zeyd b. Hârise onu boşadı, iddeti sona erince Peygamber onunla evlendi. Zeyneb, Peygamber’in diğer hanımlarına karşı övünür ve: Sizi erkekler evlendirdi, beni ise Aziz ve Yüce Allah Peygamberiyle evlendirdi, derdi. Sonra Aziz ve Yüce Allah şöyle buyurdu: Evlatlıkları eşleriyle olan ihtiyaçlarını giderdiklerinde, onların eşleriyle evlenmeleri hususunda müminlere bir güçlük olmasın diye; yani bir adamın evlat edindiği fakat kendi sulbünden olmayan oğlunun hanımıyla evlenmesinde kendisine bir güçlük olmasın diye. Onlarla olan ihtiyaçlarını giderdiklerinde; yani cinsel birliktelik ihtiyaçlarını giderdiklerinde. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilir; Aziz ve Yüce Allah buyuruyor ki: Peygamber’in Zeyneb ile evlenmesi mutlaka gerçekleşecek bir işti. Peygamber onunla evlenince Enes: Muhammed oğlunun hanımıyla evlendi, hâlbuki bize onların hanımlarıyla evlenmeyi yasaklıyor, dedi.

Taberi Tefsiri
Yüce Allah, Peygamberini kınayarak şöyle buyuruyor: Ey Muhammed, hani Allah’ın hidayetle kendisine nimet verdiği ve senin de azat etmekle kendisine nimet verdiğin kimseye —bununla Resulullah’ın azatlısı Zeyd b. Hârise’yi kastediyor—: Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın, diyordun. Bunun sebebi, zikredildiğine göre, Zeyneb bint Cahş’ın Zeyd’in nikâhı altında bulunduğu sırada Resulullah’ın onu görmesi ve onu beğenmesiydi. Allah’ın, Peygamberinin içine düşürdüğü şeyi bilmesi sebebiyle Zeyd’in içine de ondan hoşlanmama duygusu düşürüldü ve Zeyd ondan ayrılmak istedi. Bunu Resulullah’a söylediğinde Resulullah ona: Eşini yanında tut, dedi; hâlbuki kendisi onun Zeyd’den ayrılmış olmasını ve böylece onunla evlenmeyi arzuluyordu. Allah’tan sakın; yani eşin konusunda üzerine düşen hususta Allah’tan kork. Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun; yani Zeyd ondan ayrıldığı takdirde onunla evlenebilmek için, Zeyd’in ondan ayrılmasını istemeni içinde gizliyordun. Allah ise içinde gizlediğin bu şeyi açığa çıkaracaktı. İnsanlardan çekiniyordun; oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı; yani insanların: Bir adama karısını boşamasını emretti, sonra da o boşayınca onunla evlendi, demelerinden korkuyordun. Oysa insanlardan çok Allah’tan çekinmen gerekirdi. Bu hususta bizim söylediğimize benzer şeyleri tevil ehli de söylemiştir.

Bunu söyleyenlerin zikri: Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den Allah’ın kendisine nimet verdiği kimseye buyruğu hakkında rivayet etti. Katâde dedi ki: O Zeyd’dir. Allah ona İslam ile nimet verdi, sen de kendisine nimet verdin; Resulullah onu azat etmişti. Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın. Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun. Katâde dedi ki: İçinde onun Zeyd tarafından boşanmasını arzuladığını gizliyordu. Hasan dedi ki: Ona indirilen ayetlerden kendisine bundan daha ağır geleni olmamıştır: Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun. Eğer Allah’ın Peygamberi vahiyden bir şeyi gizleyecek olsaydı bunu gizlerdi. İnsanlardan çekiniyordun; oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı. Katâde dedi ki: Allah’ın Peygamberi insanların sözlerinden çekindi. Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd şöyle dedi: Peygamber, Zeyd b. Hârise’yi halasının kızı Zeyneb bint Cahş ile evlendirmişti. Resulullah bir gün Zeyd’i görmek üzere evine gitti. Kapıda kıldan yapılmış bir perde vardı. Rüzgâr perdeyi kaldırdı ve Zeyneb odasında başı açık hâlde göründü. Bunun üzerine Peygamberin kalbine onu beğenme duygusu düştü. Bu gerçekleşince Zeyneb diğerine sevimsiz kılındı. Zeyd gelip: Ey Allah’ın Resulü, ben eşimden ayrılmak istiyorum, dedi. Resulullah: Sana ne oldu, ondan seni kuşkulandıran bir şey mi gördün? dedi. Zeyd: Hayır, Allah’a yemin olsun ki ey Allah’ın Resulü, ondan beni kuşkulandıran hiçbir şey görmedim ve ondan hayırdan başka bir şey görmedim, dedi. Bunun üzerine Resulullah ona: Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın, dedi. İşte Yüce Allah’ın: Hani sen, Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kimseye: Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın, diyordun. Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun, buyruğu budur. İçinde, eğer Zeyd ondan ayrılırsa onunla evleneceğini gizliyordun. Bana Muhammed b. Mûsâ el-Cüreşî rivayet etti, dedi ki: Bize Hammâd b. Zeyd, Sâbit’ten, o da Ebû Hamza’dan rivayet etti. Ebû Hamza dedi ki: Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun ayeti Zeyneb bint Cahş hakkında indi.

Bize Hallâd b. Eslem rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Ali b. Zeyd b. Cüd‘ân’dan, o da Ali b. Hüseyin’den rivayet etti. Ali b. Hüseyin dedi ki: Yüce Allah, Peygamberine Zeyneb’in ileride eşlerinden biri olacağını bildirmişti. Zeyd gelip ondan şikâyet edince Peygamber: Allah’tan sakın ve eşini yanında tut, dedi. Allah da: Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun, buyurdu. Bana İshak b. Şâhîn rivayet etti, dedi ki: Bize Dâvûd, Âmir’den, o da Âişe’den rivayet etti. Âişe dedi ki: Resulullah, Allah’ın kitabından kendisine vahyedilen herhangi bir şeyi gizleyecek olsaydı şu ayeti gizlerdi: Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyor, insanlardan çekiniyordun; oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı.

Zeyd onunla ilgili arzusunu giderince onu seninle evlendirdik, buyruğunda Yüce Allah şöyle diyor: Zeyd b. Hârise, Zeyneb’den ihtiyacını giderince —“vatar” ihtiyaç demektir; şairin şu sözü de bundandır:

Gençliğimizden arzusunu giderince,
ben ona veda etmeden önce o bana veda etti.

Onu seninle evlendirdik; yani Zeyd onu boşadıktan ve Zeyneb ondan tamamen ayrıldıktan sonra seni Zeyneb’le evlendirdik. Evlatlıklarının eşleriyle ilgili arzularını giderip onlardan ayrıldıklarında, onların eşleri konusunda müminlere bir güçlük olmasın diye; yani kendilerine evlat edindikleri, gerçekte kendi oğulları ve çocukları olmayan kimselerin eşlerini, onlar bu kadınları boşayıp kadınlar da kendilerinden tamamen ayrıldıkları takdirde, sahih bir nikâhla almaları konusunda müminlere bir güçlük olmasın diye. Onlarla ilgili arzularını giderdiklerinde; yani onlardan ihtiyaçlarını ve arzularını giderip onlardan ayrıldıklarında ve bu kadınlar başkalarına helal olduklarında; onların bu kadınlardan ayrılmaları, kadınları başkalarına bırakmaları anlamına gelmediğinde. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir; yani Allah’ın hükmettiği şey mutlaka gerçekleşecek ve kaçınılmaz olarak meydana gelecektir. Bununla kastedilen, Allah’ın Zeyneb hakkında Resulullah’ın onunla evlenmesine dair hükmünün geçerli, yerine getirilmiş ve gerçekleşecek olmasıdır. Bu hususta bizim söylediğimize benzer şeyleri tevil ehli de söylemiştir.

Bunu söyleyenlerin zikri: Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den evlatlıklarının eşleriyle ilgili arzularını giderdiklerinde, onların eşleri konusunda müminlere bir güçlük olmasın diye buyruğu hakkında rivayet etti. Katâde dedi ki: Yani onları boşadıklarında. Resulullah Zeyd b. Hârise’yi evlat edinmişti. Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Zeyd onunla ilgili arzusunu giderince… Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir, buyruğu hakkında şöyle dedi: Bu, onun tarafından sana bırakılmış bir şey olmadığı içindir. İşte Allah’ın şu buyruğu da böyledir: Sulbünüzden gelen oğullarınızın eşleri (Nisâ 23). Bana Muhammed b. Osman el-Vâsıtî rivayet etti, dedi ki: Bize Ca‘fer b. Avn, Muallâ b. İrfân’dan, o da Muhammed b. Abdullah b. Cahş’tan rivayet etti. Dedi ki: Âişe ile Zeyneb birbirlerine karşı övündüler. Zeyneb: Ben, evliliğim hakkında vahiy indirilen kişiyim, dedi. Bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Cerîr, Mugîre’den, o da Şa‘bî’den rivayet etti. Şa‘bî dedi ki: Peygamberin eşi Zeyneb, Peygamber’e şöyle derdi: Ben sana karşı üç şeyle övünürüm ki eşlerinden hiçbir kadın bunlarla sana karşı övünemez: Benim dedemle senin deden birdir; beni seninle gökten Allah evlendirdi; elçi de Cebrâil’di.

Zemahşeri Tefsiri
“Allah’ın kendisine nimet verdiği kimseye”; nimetlerin en yücesi olan İslam ile ve senin onu azat etmeye, sevmeye ve kendine yakın kılmaya muvaffak edilmenle nimet verdiği; “senin de kendisine nimet verdiğin”; Allah’ın seni muvaffak kıldığı şeyle nimet verdiğin kimseye. Böylece o, Allah’ın nimeti ile Resulünün nimeti içinde bulunup duruyordu. Bu kişi Zeyd b. Hârise’dir. “Eşini yanında tut”; yani Zeyneb bint Cahş’ı. Resulullah onu Zeyd ile evlendirdikten sonra Zeyneb’i gördü ve Zeyneb onun gönlüne düştü. Bunun üzerine, “Kalpleri evirip çeviren Allah’ı tenzih ederim!” dedi. Çünkü bundan önce gönlü ondan uzak duruyor ve onu istemiyordu; eğer istemiş olsaydı onu kendisi için isterdi. Zeyneb bu tesbihi işitti ve Zeyd’e anlattı. Zeyd de bunu anladı; Allah onun gönlüne Zeyneb’le beraber yaşamaktan hoşlanmamayı ve Resulullah için ondan vazgeçme arzusunu bıraktı. Bunun üzerine Resulullah’a, “Eşimden ayrılmak istiyorum” dedi. Resulullah, “Ne oldu sana, ondan seni kuşkulandıran bir şey mi gördün?” dedi. Zeyd, “Hayır, vallahi ondan hayırdan başka bir şey görmedim; fakat soyluluğu sebebiyle bana karşı büyüklük taslıyor ve beni incitiyor” dedi. Bunun üzerine ona, “Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın” dedi. Sonra Zeyd onu boşadı. Zeyneb’in iddeti dolunca Resulullah, “Benim nazarımda senden daha güvenilir birini bulamıyorum; benim için Zeyneb’i iste” dedi. Zeyd şöyle dedi: Gittim; bir de baktım ki hamurunu mayalıyordu. Onu görünce, Resulullah’ın kendisini istediğini bildiğim için gözümde öylesine büyüdü ki ona bakamaz oldum. Sırtımı ona döndüm ve, “Ey Zeyneb, müjde! Resulullah seni istiyor” dedim. Sevindi ve, “Rabbime danışmadan hiçbir şey yapmayacağım” dedi. Sonra namazgâhına kalktı ve “Seni onunla evlendirdik” ayeti indi. Böylece Resulullah onunla evlendi ve onun yanına girdi. Eşlerinden hiçbirinin düğününde onun düğününde verdiği kadar ziyafet vermedi; bir koyun kesti ve gün uzayıncaya kadar insanlara ekmek ve et yedirdi.

Eğer, “Allah’tan sakın” sözüyle neyi kastetti? dersen, derim ki: “Allah’tan sakın da onu boşama” demek istedi. Buradaki maksat, haram kılma yoluyla değil, daha uygun olana yöneltme yoluyla yasaklamaktır; çünkü boşamaması daha uygun olanıydı. Bir görüşe göre ise, “Allah’tan sakın da onu kibirli olmakla ve kocasına eziyet etmekle kötüleme” demek istedi. Eğer, “İçinde gizlediği şey neydi?” dersen, derim ki: Gönlünün ona bağlanmasıydı. Bir görüşe göre Zeyd’in ondan ayrılmasını arzulamasıydı. Bir görüşe göre de Allah bunu kendisine bildirdiği için Zeyd’in onu boşayacağını ve kendisinin onunla evleneceğini bilmesiydi. Aişe’den şöyle rivayet edilmiştir: “Resulullah kendisine vahyedilen şeylerden herhangi birini gizlemiş olsaydı, bu ayeti gizlerdi.” Eğer, “Zeyd kendisine ‘Ondan ayrılmak istiyorum’ dediğinde Allah ondan ne söylemesini istemişti? Zira ona, ‘Öyle yap; çünkü ben onunla evlenmek istiyorum’ demesi çirkin karşılanacak bir şeydi” dersen, derim ki: Aziz ve yüce Allah’ın ondan istediği sanki o sırada susması veya, “Sen kendi işini daha iyi bilirsin” demesiydi; böylece bu hususta içindeki ile dışındaki birbirine aykırı düşmezdi. Çünkü Allah peygamberlerden iç ile dışın eşit olmasını, işlerde sağlam durmayı, hâllerin birbiriyle uyumlu olmasını ve düzgün bir yol üzerinde devam etmeyi ister.

Nitekim Resulullah’ın Abdullah b. Ebu Serh’i öldürmek istemesi ve Osman’ın onun için şefaat etmesi hakkındaki hadiste, Ömer ona, “Gözüm senin gözündeydi; bana işaret etseydin de onu öldürseydim” dediğinde Resulullah, “Peygamberler göz ucuyla işaret etmezler; onların dışları ile içleri birdir” demiştir. Eğer, “Allah, açıkça söylenmesi çirkin karşılanacak bir şeyi gizlediği için onu nasıl kınamıştır? Peygamber de ancak özünde çirkin olan bir şeyi açıkça söylemekten çekinir; insanların kınaması da ancak akıl ve âdet bakımından çirkin görülen şeylere yönelir. Allah neden onu işin kendisi sebebiyle kınamadı, şehvetini bastırmasını ve nefsini Zeyneb’e meyletmekten ve onun peşine düşmekten alıkoymasını emretmedi? Peygamberini kendisine çirkinlik isnat edilmesine ve insanların diline düşmesine yol açacak bir gönül bağından niçin korumadı?” dersen, derim ki: İnsan nice şeyden sakınır ve insanların onu öğrenmesinden utanır; hâlbuki o şey kendi başına mubah, genişlik tanınmış ve bütünüyle helaldir; Allah katında onda ne bir kınama ne de bir ayıp vardır. Hatta bazen böyle mubah bir şeye girişmek, dindeki etkisi büyük ve sevabı yüce olan birtakım vaciplerin gerçekleşmesine vesile olur. Buna rağmen insan ondan sakınmasaydı, işlerin hakikatlerine ve özlerine, kabuklarını aşarak bakabilecek fazilet, ilim ve din sahipleri dışında birçok kimse onun hakkında dilini uzatırdı. Görmez misin, insanlar Resulullah’ın evlerinde yemek beklediklerinde meclislerinde oturup kalıyor, kalkmaya yanaşmadan konuşmaya dalıyorlardı. Onların oturması Resulullah’a eziyet ediyor ve konuşmaları göğsünü daraltıyordu; fakat hayâsı onların dağılmasını emretmesine engel oluyordu. Nihayet, “Şüphesiz bu, Peygamber’e eziyet veriyor; o da sizden utanıyordu. Allah ise hakkı söylemekten utanmaz” (Ahzâb 53) ayeti indi. Resulullah içindekini açığa vurup onlara dağılmalarını emretseydi, bu onlara ağır gelir ve birtakım sözlere yol açardı. Bu mesele de aynı türdendir. Çünkü insanın gönlünün kadın veya başka bir şey gibi arzuladığı şeylerden birine yönelmesi, ne aklen ne de şer‘an çirkin diye nitelenir; zira bu insanın fiili değildir ve meydana gelmesi onun seçimiyle olmaz. Mubah olanı şer‘î yoldan elde etmek de çirkin değildir. Burada söz konusu olan, Zeyneb’i istemek ve onunla evlenmekti; hem de Zeyd’i ondan vazgeçirmeden ve kendisine bunu talep etmeden. Oysa Zeyd ona gömleğinin düğmesinden daha yakındı; isterse ondan ayrılarak kendisine iyilikte bulunabilirdi. Üstelik Zeyd’in gönlünün Zeyneb’e hiçbir şekilde bağlı olmadığı, aksine ondan uzaklaştığı; Resulullah’ın gönlünün ise ona bağlı olduğu kuvvetle biliniyordu. Onların yanında bir erkeğin eşinden dostu için vazgeçmesi yadırganan bir şey değildi; erkek ondan ayrıldıktan sonra diğerinin onunla evlenmesi de çirkin karşılanmıyordu. Nitekim muhacirler Medine’ye geldiklerinde ensar sahip oldukları her şeyi onlarla paylaşmış; hatta onlardan birinin iki eşi varsa birinden ayrılıp onu muhacirle evlendirdiği olmuştu. Durum bütün yönleriyle mubah olduğuna, onda hiçbir çirkinlik yönü bulunmadığına ve ne Zeyd’e ne de başka birine herhangi bir zarar ve kötülük vermediğine, aksine birtakım maslahatları beraberinde getirdiğine göre —bunlardan yalnızca birinin, Resulullah’ın halasının kızının kocasız ve sahipsiz kalmaktan kurtulması, şerefe erişmesi ve müminlerin annelerinden biri olması olduğunu söylemek bile yeterlidir— ayrıca Allah’ın, “Evlatlıkları eşleriyle ilgili arzularını giderip onlardan ayrıldıklarında, müminlere onların eşleri hususunda bir güçlük olmasın diye” buyruğunda zikrettiği genel maslahat da bulunduğuna göre, Allah’ın Resulünü bunu gizlediği, hatta “Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın” diyerek gizlemekte ileri gittiği için kınaması; onun için iç ile dışın bir olmasından ve hakka ilişkin yerlerde sebat etmesinden başkasına razı olmaması yerindedir. Böylece müminler de ona uyar ve acı bile olsa hakkı açıkça söylemekten utanmazlar.

Eğer, “İçinde gizliyordun”, “insanlardan çekiniyordun” ve “Allah kendisinden çekinmene daha layıktır” ifadelerindeki vavların mahiyeti nedir? dersen, derim ki: Bunlar hâl vavıdır. Yani Zeyd’e “Eşini yanında tut” diyordun; hâlbuki içinde onu tutmamasını istediğini gizliyordun; insanların söyleyeceklerinden çekinerek bunu gizliyor ve insanlardan çekiniyordun; oysa bu hususta Allah’tan çekinmen daha layıktı. Yahut bunlar atıf vavıdır. Buna göre sanki şöyle denmiştir: “Eşini yanında tut” demenle bunun aksini içinde gizlemeni ve insanlardan çekinmeni bir araya getiriyordun. Oysa Allah kendisinden çekinmene daha layıktır ki böyle bir şey yapmayasın.

Bir kimse, önem verdiği bir şeyden ihtiyacını giderdiğinde, “Ondan muradını giderdi” denir. Buna göre anlam şudur: Zeyd’in artık Zeyneb’e ihtiyacı kalmayıp ona yönelik arzusu azaldığında, gönlü ondan vazgeçtiğinde, onu boşadığında ve Zeyneb’in iddeti sona erdiğinde, “Seni onunla evlendirdik.” Ehl-i beytin kıraatinde ise “Onu seninle evlendirdim” şeklindedir. Ca‘fer b. Muhammed’e, “Ali’den bunun dışında bir okuyuş nakletmiyor musun?” denildiğinde şöyle dedi: “Kendisinden başka ilah olmayana yemin olsun ki ben bunu babamdan yalnızca böyle okudum; Hasan b. Ali de babasından yalnızca böyle okudu; Ali b. Ebu Talib de Peygamber’den yalnızca böyle okudu.”

“Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir” sözü bir ara cümledir. Yani Allah’ın meydana gelmesini istediği emri mutlaka gerçekleştirilmiş ve meydana getirilmiştir. Bu, Allah’ın meydana gelmesini istediği şeylere bir örnektir: Resulullah’ın Zeyneb’le evlendirilmesi ve evlatlık edinilenlerin eşlerini, aralarındaki evlilik bağları sona erdikten sonra, öz oğulların eşleri gibi kendilerine haram saymaları hususunda müminlerden güçlüğün kaldırılması. “Allah’ın emri” ile meydana getirilen şeyin kastedilmesi de mümkündür; çünkü o, Allah’ın “Ol” emriyle meydana getirilmiştir ve bu da Allah’ın emridir.

Kurtubi Tefsiri
Bunda dokuz mesele vardır:

Birincisi: Tirmizî rivayet ederek şöyle demiştir: Bize Ali b. Hucr anlattı; bize Davud b. ez-Zibrikân, Davud b. Ebî Hind’den, o Şa‘bî’den, o da Âişe’den rivayet etti. Âişe şöyle dedi: Resulullah vahiyden bir şeyi gizleyecek olsaydı şu ayeti gizlerdi: Hani Allah’ın kendisine nimet verdiği —yani İslam ile— senin de kendisine nimet verdiğin —yani onu azat etmekle, çünkü onu azat etmişti— kimseye, “Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın” diyordun; Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı… Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir. Resulullah Zeyneb’le evlenince, “Oğlunun eski eşiyle evlendi” dediler. Bunun üzerine Yüce Allah, Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur (Ahzâb 40) ayetini indirdi. Resulullah onu küçükken evlat edinmişti. Büyüyüp adam oluncaya kadar kendisine “Zeyd b. Muhammed” deniliyordu. Bunun üzerine Yüce Allah, Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır (Ahzâb 5) ayetini indirdi. Yani “filan, filanın dostudur; filan da filanın kardeşidir” deyin. “Bu Allah katında daha adaletlidir” demek, daha doğrudur anlamındadır. Ebu Îsâ dedi ki: Bu garip bir hadistir. Davud b. Ebî Hind’den, Şa‘bî’den, Mesrûk’tan, Âişe’den de rivayet edilmiştir. Âişe şöyle demiştir: Peygamber vahiyden bir şeyi gizleyecek olsaydı şu ayeti gizlerdi: Hani Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de kendisine nimet verdiğin kimseye… Bu lafız bu uzunlukta rivayet edilmemiştir. Ben derim ki: Müslim’in Sahih’inde tahriç ettiği ve Tirmizî’nin Câmi‘inde sahih kabul ettiği kısım budur. Buhârî’de Enes b. Mâlik’ten, Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun ifadesinin Zeyneb bint Cahş ile Zeyd b. Hârise hakkında indiği rivayet edilmiştir. Ömer, İbn Mesud, Âişe ve Hasan şöyle demişlerdir: Allah’ın Resulüne indirdiği ayetler arasında ona bundan daha ağır gelen bir ayet yoktu. Hasan ve Âişe de şöyle demişlerdir: Resulullah vahiyden bir şeyi gizleyecek olsaydı, kendisine ağır gelmesi sebebiyle bu ayeti gizlerdi. Bir haberde Zeyd’in akşam yatağına gittiği; Zeyneb’in de, “Zeyd bana güç yetiremedi. Ben ondan kaçınmıyordum; onu benden engelleyen ancak Allah’ın engellemesiydi, bana yaklaşamıyordu” dediği rivayet edilmiştir. Bu, Ebu İsme Nûh b. Ebî Meryem’in Zeyneb’e kadar ulaştırdığı rivayettir. Bazı rivayetlerde de, Zeyd’in ona yaklaşmak istediğinde bu hususta kendisinde bir rahatsızlık meydana geldiği zikredilmiştir. Bu da buna yakındır. Zeyd Resulullah’a gelerek, “Zeyneb diliyle bana eziyet ediyor ve şöyle şöyle yapıyor! Onu boşamak istiyorum” dedi. Resulullah ona, “Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın” dedi. Zeyd onu boşayınca Hani Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de kendisine nimet verdiğin kimseye… ayeti indi.

İnsanlar bu ayetin tefsirinde ihtilaf etmişlerdir. Katâde, İbn Zeyd ve Taberî ile başkaları da dahil olmak üzere bir grup müfessir şu görüşe gitmiştir: Peygamber, Zeyd’in nikâhında bulunan Zeyneb bint Cahş’ı beğenmiş ve Zeyd’in onu boşamasını, ardından kendisinin onunla evlenmesini istemişti. Zeyd onu bırakmak istediğini kendisine bildirip onun sözlerindeki sertlikten, emrine karşı gelmesinden, diliyle eziyet etmesinden ve soyu sebebiyle üstünlük taslamasından şikâyet edince ona, “Allah’tan sakın —yani onun hakkında söylediklerinde Allah’tan sakın— ve eşini yanında tut” dedi; fakat içinde Zeyd’in onu boşamasını istemesini gizliyordu. İçinde gizlediği şey buydu. Bununla birlikte iyiliği emretmek bakımından kendisine düşeni yaptı. Mukâtil şöyle demiştir: Peygamber, Zeyneb bint Cahş’ı Zeyd’le evlendirmişti. Zeyneb bir süre onun yanında kaldı. Sonra Peygamber bir gün Zeyd’i aramak üzere evine geldi ve Zeyneb’i ayakta gördü. Zeyneb beyaz tenli, güzel, iri yapılı ve Kureyş kadınlarının en kusursuzlarından biriydi. Peygamber onu beğendi ve, “Kalpleri çeviren Allah’ı tenzih ederim!” dedi. Zeyneb bu tesbihi işitti ve Zeyd’e anlattı. Zeyd durumu anladı ve, “Ey Allah’ın Resulü, onu boşamam için bana izin ver. Çünkü onda kibir var, bana karşı büyüklük taslıyor ve diliyle bana eziyet ediyor” dedi. Peygamber de ona, “Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın” dedi. Yine denildi ki: Allah bir rüzgâr gönderdi, perdeyi kaldırdı ve Zeyneb evinde rahat bir kıyafet içindeydi; Peygamber onu gördü ve gönlüne düştü. Zeyneb’in gönlüne de Peygamber’in gönlüne düştüğü fikri geldi. Bu, Peygamber’in Zeyd’i aramak üzere gelmesi sırasında oldu. Zeyd gelince Zeyneb ona bunu haber verdi, bunun üzerine Zeyd’in gönlüne onu boşamak düştü. İbn Abbas, Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun hakkında, “Ona duyduğu sevgiyi” demiştir. İnsanlardan çekiniyordun, yani onlardan utanıyordun. Bir başka görüşe göre, “Onu boşa” demiş olsaydın Müslümanların seni kınamasından korkuyor ve bundan hoşlanmıyordun; “Bir adama eşini boşamasını emretti, sonra o adam onu boşayınca kendisi onunla evlendi” diyeceklerinden çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı, yani her durumda. Bir başka görüşe göre ise anlamı şudur: Allah sana onun senin eşin olacağını bildirdikten sonra Allah’tan utanman ve Zeyd’e eşini tutmasını emretmemen daha uygundu. Allah bütün bunlar sebebiyle onu kınadı. Ali b. Hüseyin’den ise şöyle rivayet edilmiştir: Allah, Peygamber’e Zeyd’in Zeyneb’i boşayacağını ve Allah’ın onu kendisiyle evlendireceğini vahyetmişti. Zeyd, Zeyneb’in huyundan, kendisine itaat etmemesinden şikâyet ederek onu boşamak istediğini bildirdiğinde Resulullah, edep ve öğüt gereği ona, “Allah’tan sakın ve eşini yanında tut” dedi. Oysa onun ondan ayrılacağını ve kendisinin onunla evleneceğini biliyordu. İşte içinde gizlediği şey buydu. Zeyd’e onu boşamasını emretmek istemedi; çünkü sonradan onunla evleneceğini biliyordu. Resulullah, azatlısı olan Zeyd’den sonra Zeyneb’le evlenmesi sebebiyle insanların söyleyeceklerinden çekindi. Allah da kendisinin helal kıldığı bir şeyde insanlardan çekinmesi sebebiyle onu bu ölçüde kınadı. Çünkü onun boşayacağını bildiği hâlde, “Eşini yanında tut” demişti. Allah ona, her durumda kendisinden çekinilmeye daha layık olduğunu bildirdi. Âlimlerimiz, Allah onlara rahmet etsin, şöyle demişlerdir: Bu, bu ayetin tefsiri hakkında söylenenlerin en güzelidir. Zührî, Kadı Bekr b. el-Alâ el-Kuşeyrî, Kadı Ebu Bekir İbnü’l-Arabî ve başkaları gibi araştırmacı müfessirler ve ilimde derinleşmiş âlimlerin görüşü de budur. Yüce Allah’ın İnsanlardan çekiniyordun sözünden maksat, münafıkların, “Oğulların eşleriyle evlenmeyi yasakladı, sonra oğlunun eşiyle kendisi evlendi” şeklindeki yaygaralarıdır. Peygamber’in Zeyd’in eşi Zeyneb’e gönlünün düştüğü —hatta bazı edepsiz kimselerin “âşık oldu” ifadesini kullandıkları— şeklindeki rivayete gelince, bu ancak Peygamber’in böylesi bir durumdan korunmuş olduğunu bilmeyen cahil birinden yahut onun hürmetini hafife alan birinden çıkar. Hakîm et-Tirmizî Nevâdiru’l-Usûl’de Ali b. Hüseyin’e isnat ederek onun sözünü nakletmiş ve şöyle demiştir: Ali b. Hüseyin ilim hazinesinden bir cevher, incilerden bir inci çıkarmıştır. Allah’ın onu kınaması, kendisine “Bu kadın senin eşlerinden olacaktır” diye bildirmişken, bundan sonra Zeyd’e nasıl “Eşini yanında tut” dediği hususundadır. İnsanların “Oğlunun eşiyle evlendi” demesinden çekindin; oysa Allah kendisinden çekinmene daha layıktı. Nehhâs da şöyle demiştir: Bazı âlimler, bunun Peygamber için bir günah olmadığını söylemişlerdir. Görmüyor musun ki bu sebeple tövbe veya istiğfar etmekle emrolunmamıştır? Bir şey günah olmayabilir; fakat ondan daha güzel olan başka bir davranış bulunabilir. Peygamber de insanların fitneye düşmesinden korktuğu için bunu içinde gizlemişti.

İkincisi: İbnü’l-Arabî şöyle demiştir: Eğer, “Allah onun kendi eşi olacağını haber verdiği hâlde niçin Zeyd’e ‘Eşini yanında tut’ dedi?” denilirse, şöyle cevap veririz: Zeyd’in Zeyneb’e rağbet edip etmediği yahut ondan hoşlanıp hoşlanmadığı hususunda Allah’ın kendisine bildirmediği şeyi ondan sınamak istedi. Zeyd de ona karşı duyduğu soğukluğu ve hoşnutsuzluğu Peygamber’e açıkladı; Peygamber bundan önce onun bu hâlini bilmiyordu. Eğer, “Ayrılığın mutlaka gerçekleşeceğini bildiği hâlde ona nasıl eşine tutunmasını emretti? Bu çelişkidir” denilirse, deriz ki: Hayır, bu, hüccetin tamamlanması ve sonucun ortaya çıkması gibi doğru maksatlar bakımından bütünüyle yerindedir. Görmez misin ki Yüce Allah, kulunun iman etmeyeceğini bildiği hâlde ona iman etmeyi emreder? Emrin konusu ile ilmin konusu arasındaki farklılık, aklen ve hükmen emir vermeye engel değildir. Bu, ilmin inceliklerindendir; onu iyice anlayın ve kabul edin. Allah’tan sakın ifadesinin anlamı, onu boşama konusunda Allah’tan sakın ve onu boşama demektir. Buradaki yasak, haram kılma değil, tenzihen yasaklamadır; çünkü daha uygun olan boşamamaktır. Bir başka görüşe göre, Allah’tan sakın, onu kibir ve eşine eziyet etmekle kötüleme demektir. İçinde gizliyordun ifadesi hakkında, “Kalbinin ona bağlanması”, “Zeyd’in ondan ayrılması” ve “Allah’ın bunu kendisine bildirmiş olması sebebiyle Zeyd’in onu boşayacağını bilmesi” şeklinde görüşler söylenmiştir.

Üçüncüsü: Peygamber’den şöyle rivayet edilmiştir: Zeyd’e, “Kendim için senden daha güvenilir birini bulamıyorum; benim için Zeyneb’e talip ol” dedi. Zeyd şöyle anlatır: Gittim ve Peygamber’e duyduğum saygıdan dolayı ona sırtımı döndüm ve kendisine talip olduğunu söyledim. Zeyneb sevindi ve, “Rabbime danışmadan hiçbir şey yapmayacağım” dedi. Sonra namazgâhına kalktı. Ardından Kur’an indi, Peygamber onunla evlendi ve yanına girdi. Ben derim ki: Bu hadisin anlamı sahih kaynaklarda sabittir. Nesâî bu rivayete, “Kadının kendisine evlenme teklif edildiğinde namaz kılması ve Rabbinden hayırlısını istemesi” başlığını koymuştur. Hadis imamları —lafız Müslim’indir— Enes’ten şöyle rivayet etmişlerdir: Zeyneb’in iddeti bitince Resulullah Zeyd’e, “Benden kendisine söz et” dedi. Zeyd şöyle dedi: Gidip yanına vardım; o hamurunu mayalıyordu. Onu görünce Resulullah’ın kendisinden söz etmiş olması sebebiyle gözümde öylesine büyüdü ki ona bakmaya güç yetiremedim. Ona sırtımı döndüm, geriye doğru çekildim ve, “Ey Zeyneb, Resulullah beni gönderdi; senden söz ediyor” dedim. O, “Rabbime danışmadan hiçbir şey yapmayacağım” dedi ve namazgâhına kalktı. Bunun üzerine Kur’an indi. Resulullah geldi ve izin almaksızın yanına girdi. Enes dedi ki: Gün ilerleyince Resulullah’ın bize ekmek ve et yedirdiğini görmüşümdür… Hadisin devamı vardır. Bir rivayette, “Nihayet onu bıraktılar” denilmiştir. Yine Enes’ten, “Resulullah’ın hiçbir eşi için Zeyneb için verdiği kadar büyük bir düğün yemeği verdiğini görmedim; onun için bir koyun kesmişti” rivayet edilmiştir. Âlimlerimiz şöyle demişlerdir: Peygamber’in Zeyd’e “Benden kendisine söz et” demesinin anlamı, ilk hadisin açıkladığı üzere “Benim için ona talip ol” demektir. Bu, Zeyd’in sabrını, boyun eğmesini ve itaatini ortaya çıkarmak için bir imtihandı. Ben derim ki: Bundan, bir kimsenin arkadaşına, “Benden dolayı filan kadına talip ol” diyebileceği, söz konusu kadın onun boşadığı eski eşi olsa bile bunda bir sakınca bulunmadığı da çıkarılabilir. Allah en iyi bilendir.

Dördüncüsü: Zeyneb işini Allah’a havale edip gerçekten ona teslim olunca, Allah onun nikâhını bizzat üstlendi. Bundan dolayı Zeyd onunla ilgili arzusunu giderip ondan ayrılınca onu seninle evlendirdik buyurdu. İmam Cafer b. Muhammed, babalarından, onlar da Peygamber’den “…arzusunu giderince seni onunla evlendirdim” şeklinde rivayet etmiştir. Allah bunu kendisine bildirince Peygamber, izin istemeden Zeyneb’in yanına girdi; yeniden nikâh akdi, mehir belirleme veya bizim haklarımızda şart ve meşru olan başka hiçbir işlem yapılmadı. Bu, Peygamber’e mahsus özelliklerdendir ve Müslümanların icmâına göre bunda ona başka hiç kimse ortak değildir. Bu sebeple Zeyneb, Peygamber’in diğer eşlerine karşı övünür ve, “Sizi babalarınız evlendirdi, beni ise Yüce Allah evlendirdi” derdi. Nesâî, Enes b. Mâlik’ten şöyle rivayet etmiştir: Zeyneb, Peygamber’in eşlerine karşı övünür ve, “Beni gökten Allah evlendirdi” derdi. Hicab ayeti de onun hakkında indi; bu ileride gelecektir.

Beşincisi: Bu ayette kendisine nimet verilen kişi, daha önce açıkladığımız üzere Zeyd b. Hârise’dir. Onun haberi surenin başında geçmişti. Rivayet edildiğine göre amcası bir gün onu gördü. Bir işi için Mekke’ye gelmişti. Ona, “Adın nedir ey çocuk?” dedi. “Zeyd” dedi. “Kimin oğlusun?” dedi. “Hârise’nin” dedi. “O kimin oğludur?” dedi. “Şurahbîl el-Kelbî’nin” dedi. “Annenin adı nedir?” dedi. “Su‘dâ. Dayılarım Tay kabilesindendi” dedi. Bunun üzerine onu bağrına bastı. Kardeşine ve kavmine haber gönderdi; onlar da geldiler. Zeyd’den yanlarında kalmasını istediler ve, “Sen kime aitsin?” dediler. “Muhammed b. Abdullah’a” dedi. Peygamber’e gelip, “Bu bizim oğlumuzdur, onu bize geri ver” dediler. Peygamber, “Onun önüne seçimi koyayım; sizi seçerse elinden tutup götürün” dedi. Zeyd’i çağırdı ve, “Bunları tanıyor musun?” dedi. “Evet. Bu babam, bu kardeşim, bu da amcamdır” dedi. Peygamber ona, “Ben sana nasıl bir arkadaş oldum?” dedi. Zeyd ağladı ve, “Bunu niçin soruyorsun?” dedi. Peygamber, “Seni serbest bırakıyorum; istersen onlara katıl, istersen burada kal. Beni zaten tanıyorsun” dedi. Zeyd, “Sana karşı hiç kimseyi tercih etmem” dedi. Amcası onu çekip, “Ey Zeyd, babanı ve amcanı bırakıp köleliği mi seçtin?” dedi. O, “Evet, Allah’a yemin ederim ki Muhammed’in yanında köle olmak sizin yanınızda bulunmaktan bana daha sevimlidir” dedi. Bunun üzerine Resulullah, “Şahit olun, ben onun mirasçısıyım, o da benim mirasçımdır” dedi. Onları babalarına nispet ederek çağırın (Ahzâb 5) ve Muhammed sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir (Ahzâb 40) ayetleri ininceye kadar ona “Zeyd b. Muhammed” denilmeye devam edildi.

Altıncısı: İmam Ebu’l-Kasım Abdurrahman es-Süheylî şöyle demiştir: Onları babalarına nispet ederek çağırın (Ahzâb 5) ayeti ininceye kadar ona “Zeyd b. Muhammed” deniliyordu. Bundan sonra, “Ben Zeyd b. Hârise’yim” dedi. Artık, “Ben Zeyd b. Muhammed’im” demesi kendisine yasaklandı. Bu şeref ve övünç ondan alınınca ve Allah bundan dolayı duyduğu yalnızlığı bilince, Peygamber’in ashabından hiç kimseye verilmemiş özel bir şerefle onu şereflendirdi: Onun adını Kur’an’da zikrederek, Zeyd onunla ilgili arzusunu giderince buyurdu; yani Zeyneb’den. Yüce Allah’ın hikmetli zikrinde adını ismen andığı, böylece adı mihraplarda okunan bir Kur’an lafzı hâline gelen kimse son derece yüceltilmiş olur. Bu, onun için bir teselli ve Muhammed’in babalığına nispet edilme şerefinin yerine verilmiş bir karşılıktı. Peygamber Übey b. Ka‘b’a, “Allah bana sana filan sureyi okumamı emretti” dediğinde Übey’in ağlayıp, “Orada benim adım mı anıldı?” dediğini görmez misin? Allah’ın kendisini andığının haber verilmesi üzerine sevinçten ağladı. Peki ya adı, yok olmayan, ebedî olarak okunan Kur’an’ın bir parçası hâline gelen kimsenin hâli nasıldır? Dünya ehli Kur’an’ı okudukça onun adını okur; cennet ehli de aynı şekilde ebediyen okur. Müminlerin dillerinden onun adı hiç eksilmez; nitekim âlemlerin Rabbi katında da özel olarak zikredilmiş olmaktan hiçbir zaman çıkmaz. Çünkü Kur’an Allah’ın kadim kelamıdır, bâkidir ve yok olmaz. Zeyd’in bu adı, yüce ve tertemiz sahifelerdedir; onu okuyuş sırasında değerli ve itaatkâr elçiler anarlar. Peygamberlerden bir peygamber dışında, müminlerin isimlerinden hiçbiri için böyle bir durum yoktur; bir de Allah’ın kendisinden alınan şeyin karşılığını verdiği Zeyd b. Hârise için vardır. Üstelik ayette, Allah’ın kendisine nimet verdiği buyurmuştur; yani iman nimetiyle. Bu da onun cennet ehlinden olduğuna delalet eder. Bunu ölmeden önce bilmiştir. Bu da başka bir fazilettir.

Yedincisi: Arzusunu giderdi anlamındaki “vatar”, kişinin önem verdiği her türlü ihtiyaç demektir; çoğulu “evtâr”dır. İbn Abbas, “Yani ihtiyacından istediğine ulaştı; bununla cinsel ilişkiyi kastediyor” demiştir. Burada hazfedilmiş bir ifade vardır; yani “Zeyd ondan arzusunu giderip onu boşayınca seni onunla evlendirdik.” Ehl-i beyt kıraatinde ise “Seni onunla evlendirdim” şeklindedir. Katâde ise “vatar”ın boşamayı ifade ettiğini söylemiştir.

Sekizincisi: Bazı kimseler bu ayetten ve Şuayb’ın, Ben seni evlendirmek istiyorum (Kasas 27) sözünden hareketle, mehir bahislerinde nikâh akdi lafzının sıralamasının, “Onu onunla evlendirdim” şeklinde olması gerektiğini söylemişlerdir; yani iki ayette olduğu gibi önce erkeğe ait zamirin zikredilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Nitekim Peygamber de elbise sahibi kişiye, “Git, onu ezberindeki Kur’an karşılığında seninle evlendirdim” demiştir. İbn Atıyye şöyle demiştir: Bu gerekli değildir. Çünkü ayette erkek muhatap durumundadır; bu sebeple onun öne alınması güzeldir. Nikâh akitlerinde ise iki eş bu bakımdan eşittir; dilediğini öne alabilirsin. Geriye ancak erkeklerin derecesi ve onların kadınlar üzerinde yönetici olmaları bakımından bir tercih kalır.

Dokuzuncusu: Seni onunla evlendirdik ifadesi, nikâhta velinin varlığının sabit olduğuna delildir. Bu konudaki ihtilaf daha önce geçmişti. Âişe ile Zeyneb’in birbirlerine karşı övündükleri rivayet edilmiştir. Âişe, “Ben, meleğin ipekten bir kumaş içinde Peygamber’e getirerek ‘Bu senin eşindir’ dediği kadınım” demiştir. Bu rivayet sahih kaynaklarda tahriç edilmiştir. Zeyneb ise, “Ben, Allah’ın yedi göğün üzerinden evlendirdiği kadınım” demiştir. Şa‘bî şöyle demiştir: Zeyneb Resulullah’a, “Ben sana üç şeyle karşı övünebilirim; eşlerinden hiçbir kadın bunlarla sana karşı övünemez: Benim dedemle senin deden birdir; Allah beni gökten seninle evlendirdi; bu işte elçi de Cebrail’di” derdi. Zeyneb’den, “Resulullah’ın gönlüne düştüğüm zaman Zeyd bana güç yetiremedi. Ben ondan kaçınmıyordum; onu benden engelleyen ancak Yüce Allah’ın engellemesiydi, bana yaklaşamıyordu” dediği de rivayet edilmiştir.

İbn Kesir Tefsiri
Yüce Allah, Peygamberinin azatlısı Zeyd b. Hârise’ye söylediğini haber vermektedir. Zeyd, Allah’ın kendisine nimet verdiği, yani İslam’a ve Resulullah’a uymaya eriştirdiği; senin de kendisine nimet verdiğin, yani onu kölelikten azat ettiğin kimsedir. Zeyd büyük mevki sahibi, yüksek itibarlı ve Peygamber’in çok sevdiği biriydi. Ona “sevgili”, oğlu Üsâme’ye de “sevgilinin oğlu sevgili” denirdi. Âişe şöyle demiştir: “Resulullah onu hiçbir seriyyeye göndermedi ki onu başlarına komutan tayin etmiş olmasın. Ondan sonra yaşasaydı mutlaka onu halife tayin ederdi.” Bunu İmam Ahmed, Saîd b. Muhammed el-Verrâk ve Muhammed b. Ubeyd’den, onlar Vâil b. Dâvûd’dan, o Abdullah el-Behî’den, o da Âişe’den rivayet etmiştir.

Bezzâr şöyle rivayet etmiştir: Bize Hâlid b. Yûsuf anlattı, bize Ebu Avâne anlattı. Başka bir isnadla: Bize Muhammed b. Ma‘mer anlattı, bize Ebu Dâvûd anlattı, bize Ebu Avâne anlattı, bana Ömer b. Ebu Seleme, babasından haber verdi. O da Üsâme b. Zeyd’den şöyle rivayet etti: Mescitteydim. Abbas ile Ali b. Ebu Tâlib yanıma gelip, “Ey Üsâme, Resulullah’ın huzuruna girmek için bize izin iste” dediler. Resulullah’ın yanına gidip durumu bildirdim ve, “Ali ile Abbas izin istiyorlar” dedim. Peygamber, “Ne için geldiklerini biliyor musun?” buyurdu. “Hayır ey Allah’ın Resulü” dedim. “Fakat ben biliyorum” buyurdu. Sonra onlara izin verdi. İçeri girince, “Ey Allah’ın Resulü, aile halkından sana en sevimli olanın kim olduğunu bize bildirmen için geldik” dediler. Peygamber, “Ailemden bana en sevimli olan Fâtıma bint Muhammed’dir” buyurdu. Onlar, “Ey Allah’ın Resulü, sana Fâtıma’yı sormuyoruz” dediler. Bunun üzerine, “Öyleyse Allah’ın kendisine nimet verdiği ve benim de kendisine nimet verdiğim Zeyd b. Hârise’nin oğlu Üsâme’dir” buyurdu.

Resulullah, Zeyd’i halasının kızı Zeyneb bint Cahş el-Esediyye ile evlendirmişti. Zeyneb’in annesi Abdülmuttalib’in kızı Ümeyme idi. Mukâtil b. Hayyân’ın söylediğine göre Peygamber ona on dinar, altmış dirhem, bir başörtüsü, bir örtü, bir gömlek, elli müd yiyecek ve on müd hurma mehir vermişti. Zeyneb, Zeyd’in yanında yaklaşık bir yıl veya biraz daha fazla kaldı. Sonra aralarında geçimsizlik meydana geldi. Zeyd gelip onu Resulullah’a şikâyet etti. Resulullah da ona, “Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın” diyordu. Yüce Allah da şöyle buyurdu: Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyor, insanlardan çekiniyordun. Oysa Allah, kendisinden çekinmene daha layıktır.

İbn Ebu Hâtim ve İbn Cerîr burada bazı seleflerden birtakım rivayetler zikretmişlerdir. Fakat bunlar sahih olmadıkları için onları nakletmemeyi tercih ettik. İmam Ahmed de burada Hammâd b. Zeyd’in Sâbit’ten, onun Enes’ten rivayet ettiği gariplik bulunan bir hadis nakletmiştir; onu da burada zikretmedik.

Buhârî de bunun bir kısmını kısaca şöyle rivayet etmiştir: Bize Muhammed b. Abdurrahîm anlattı, bize Muallâ b. Mansûr, Hammâd b. Zeyd’den, o Sâbit’ten, o da Enes b. Mâlik’ten rivayet etti. Enes şöyle dedi: Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun ifadesi Zeyd hakkında indi. Yine Sâbit, Enes b. Mâlik’ten şöyle rivayet etmiştir: Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın; Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun ayeti Zeyneb bint Cahş ile Zeyd b. Hârise hakkında indi.

İbn Ebu Hâtim şöyle rivayet etmiştir: Bize babam anlattı, bize Ali b. Hâşim b. Merzûk anlattı, bize İbn Uyeyne, Ali b. Zeyd b. Cüd‘ân’dan rivayet etti. Ali b. Hüseyin bana, “Hasan, Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyordun ayeti hakkında ne söylüyor?” diye sordu. Ben de onun söylediğini aktardım. Bunun üzerine, “Hayır; fakat Allah, Zeyneb daha onun eşi olmadan önce Peygamberine onun ileride eşlerinden biri olacağını bildirmişti. Zeyd gelip onu şikâyet edince Peygamber, ‘Allah’tan sakın ve eşini yanında tut’ dedi. Allah da, ‘Ben sana onunla seni evlendireceğimi haber vermiştim; Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyorsun’ buyurdu” dedi. Süddî’den de buna benzer bir görüş rivayet edilmiştir.

İbn Cerîr şöyle rivayet etmiştir: Bize İshak b. Şâhin anlattı, bana Hâlid, Dâvûd’dan, o Âmir’den, o da Âişe’den rivayet etti. Âişe şöyle dedi: “Muhammed, Allah’ın kitabından kendisine vahyedilen bir şeyi gizleyecek olsaydı, Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyor, insanlardan çekiniyordun. Oysa Allah, kendisinden çekinmene daha layıktır ayetini gizlerdi.”

Zeyd onunla ilgili arzusunu giderip ondan ayrılınca, onu seninle evlendirdik. Buradaki “vatar”, ihtiyaç ve istektir. Yani Zeyd onunla işini tamamlayıp ondan ayrılınca seni onunla evlendirdik. Onun Peygamber’le evlenmesini gerçekleştiren bizzat Allah’tır. Bunun anlamı, Allah’ın Peygamber’e, herhangi bir insan veli, yeni bir nikâh akdi, mehir veya insanlardan şahitler olmaksızın onun yanına girmesini vahyetmiş olmasıdır.

İmam Ahmed şöyle rivayet etmiştir: Bize Hâşim, yani İbnü’l-Kâsım Ebu’n-Nadr anlattı, bize Süleyman b. Muğîre, Sâbit’ten, o da Enes’ten rivayet etti. Enes şöyle dedi: Zeyneb’in iddeti sona erince Resulullah, Zeyd b. Hârise’ye, “Git, beni ona söyle” buyurdu. Zeyd gitti. Zeyneb hamurunu mayalıyordu. Zeyd şöyle dedi: “Onu görünce gözümde öylesine büyüdü ki Resulullah’ın onu istediğini bildiğim için yüzüne bakamadım. Sırtımı ona döndüm, geriye çekildim ve, ‘Ey Zeyneb, sana müjde! Resulullah beni seni istemek üzere gönderdi’ dedim.” Zeyneb, “Rabbime danışmadan hiçbir şey yapmam” dedi ve namaz kıldığı yere geçti. Ardından Kur’an indirildi. Resulullah geldi ve izin istemeden onun yanına girdi.

Enes devamla şöyle dedi: “Resulullah’ın Zeyneb’le evlenmesi münasebetiyle bize ekmek ve et yedirildiğini gördüm. İnsanlar çıktı; fakat bazı adamlar yemekten sonra evde oturup konuşmaya devam ettiler. Resulullah dışarı çıktı, ben de peşinden gittim. Hanımlarının odalarını dolaşıyor, onlara selam veriyor, onlar da, ‘Ey Allah’ın Resulü, eşini nasıl buldun?’ diyorlardı. O adamlardan çıktıklarını benim mi haber verdiğimi, yoksa kendisine başkasının mı haber verdiğini bilmiyorum. Sonra evin içine girdi. Ben de onunla birlikte girmek üzere yöneldim, fakat aramıza perdeyi indirdi. Ardından hicab ayeti indirildi ve insanlara şu öğüt verildi: Peygamberin evlerine, size izin verilmeden girmeyin (Ahzâb 53).” Bu hadisi Müslim ve Nesâî de Süleyman b. Muğîre’den çeşitli yollarla rivayet etmişlerdir.

Buhârî, Enes b. Mâlik’ten şöyle rivayet etmiştir: Zeyneb bint Cahş, Peygamber’in diğer hanımlarına karşı övünerek, “Sizi aileleriniz evlendirdi, beni ise Allah yedi göğün üzerinden evlendirdi” derdi. Nûr suresinde daha önce Muhammed b. Abdullah b. Cahş’tan şu rivayeti aktarmıştık: Zeyneb ile Âişe birbirlerine karşı övündüler. Zeyneb, “Ben, evliliği gökten indirilen kadınım” dedi. Âişe ise, “Ben de beraati gökten indirilen kadınım” dedi. Bunun üzerine Zeyneb onun üstünlüğünü kabul etti.

İbn Cerîr şöyle rivayet etmiştir: Bize İbn Humeyd anlattı, bize Cerîr, Muğîre’den, o Şa‘bî’den rivayet etti. Şa‘bî şöyle dedi: Zeyneb, Peygamber’e, “Ben sana karşı üç şeyle övünebilirim; kadınlarından hiçbiri bunlarla sana karşı övünemez: Benim dedemle senin deden birdir; beni seninle gökten Allah evlendirdi; bu işin elçisi de Cebrâil’dir” derdi.

Müminlere, evlatlıkları eşlerinden arzularını giderip onlardan ayrıldıklarında onların eşleriyle evlenmeleri konusunda bir güçlük olmasın diye. Yani seni onunla evlendirmeyi helal kılmamızın ve bunu gerçekleştirmemizin sebebi, evlatlıkların boşadıkları kadınlarla evlenmek konusunda müminlerin üzerinde bir sıkıntı ve yasak düşüncesinin kalmamasıdır. Çünkü Resulullah peygamberlikten önce Zeyd b. Hârise’yi evlat edinmişti ve bu sebeple ona “Zeyd b. Muhammed” deniliyordu. Allah bu nispeti Evlatlıklarınızı öz oğullarınız kılmadı buyruğundan, Onları babalarına nispet ederek çağırın; bu Allah katında daha adaletlidir (Ahzâb 4-5) buyruğuna kadar olan ayetlerle ortadan kaldırdı. Ardından bunu daha da açık ve kesin hâle getirmek için, Zeyd b. Hârise Zeyneb bint Cahş’ı boşadıktan sonra Resulullah’ın onunla evlenmesini fiilen gerçekleştirdi. Bu sebeple haram kılınan kadınlar ayetinde de Öz oğullarınızın eşleri (Nisâ 23) buyurmuş ve böylece evlatlık oğul bundan özellikle dışarıda bırakılmıştır. Çünkü evlat edinme onların arasında oldukça yaygındı.

Allah’ın emri mutlaka yerine gelir. Yani gerçekleşen bu iş Allah tarafından önceden takdir edilmiş ve kesin hükme bağlanmıştı; mutlaka meydana gelecekti. Zeyneb’in ileride Peygamber’in eşlerinden biri olacağı Allah’ın ilminde önceden belliydi.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

https://kutsalayet.de/ahzab-36/,https://kutsalayet.de/ahzab-38/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız