Şüphesiz kıyamet saatinin bilgisi Allah katındadır. Yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir nefis yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir nefis hangi toprakta öleceğini bilmez. Şüphesiz Allah bilendir, haberdardır.
Diyanet Vakfı
Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allahın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.
Kurtubi Tefsiri
Saatin ilmi muhakkak Allah’ın nezdindedir. Yağmuru O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını “bilemez. Hiçbir nefis de hangi yerde öleceğini bilmez. Muhakkak Allah herşeyi bilendir, herşeyden haberdardır.
el-Ferrâ’nın iddiasına göre bunun anlamı nefydir. Yüce Allah’tan başka hiçbir kimse bunları bilmez demektir. Ebû Ca’fer en-Nehhâs ise şöyle demektedir: Bunda nefy ve icab (olumluluk) anlamının bulunması Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın bu hususta verdiği bilgi iledir. Zira o yüce Allah’ın:
“Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. O’ndan başkası bunları bilmez.” (el-En’am, 6/59) âyeti hakkında “burada sözü edilenler (Lukman Sûresi’nin bu âyetinde geçen) bu hususlardır” diye buyurmuştur. Buhârî, I. 351, IV, 1693, 1733, 1793; Müslim, I, 39, 40; Nesâi, VIII, 102; İbn Mâce, I, 25; Müsned, II, 24, 5«, 122.
Derim ki: Biz el-En’âm Sûresi’nde (6/59- âyetin tefsirinde) bu hususta İbn Ömer’in yoluyla gelen ve Buhârî’nin kaydetdiği hadisi zikretmiş bulunuyoruz. Cibril hadisinde de Cebrâîl’in: “Bana kıyâmetten haber ver” demesi üzerine, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şu cevabı vermiştir: “Kendisine hakkında soru sorulan kişi, soru sorandan daha bilgili değildir. Bunlar yüce Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği beş husustur: Saatin ilmi muhakkak Allah’ın indindedir. Yağmuru O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilemez.” deyince, Cebrâîl: Doğru söyledin, diye cevap vermiştir, Ebû Dâvûd et-Tayalîsî’nin lâfzı ile hadis bu şekildedir Buhârî, I, 27, IV, 1793…; et-Tayâlisî, Müsned, I, 5; Müslim, I, 39, 40.
Abdullah b. Mes’ûd da şöyle demiştir: Beş husus müstesna sizin peygamberinize herbir şey verilmiştir. (Bu beş husus):
“Saatin ilmi muhakkak Allah’ın İndindedir” âyeti ile başlayıp âyetin sonuna kadar dile getirilen hususlardır,
İbn Abbâs dedi ki: Bu beş hususu yüce Allah’tan başka hiçbir kimse bilemez. Bunları ne mukarreb bir melek ne de mürsel bir nebi bilebilir. Her kim bunların herhangi birisini bildiği iddiasında bulunacak olursa, Kur’ân-ı Kerîm’i inkâr etmiş olur. Çünkü o Kur’ân-ı Kerîm’e muhalefet eder. Diğer taraftan peygamberler yüce Allah’ın kendilerine bildirmesi sonucunda gayba dair bir çok şey bilebilirler. Bundan kasıt, kâhinlerin müneccimlerin, yıldızların doğup batması ile yağmur yağdırılmasını isteyenlerin iddialarını çürütmek, asılsızlıklarını ortaya koymaktır. Bununla birlikte uzun tecrübelerin sonucu olarak annesinin karnındaki yavrunun erkek mi dişi mi olduğu ve daha başka hususlar bilinebilir. Nitekim bu türden açıklamalar daha önceden el-En’âm Sûresi’nde (6/59- âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
Bazan tecrübenin dışına çıkılır ve alışılagelenden farklı sonuçlar ortaya çıkar. Buna göre geriye nihai ilim, sadece yüce Allah’a ait demektir.
Rivâyet edildiğine göre; bir yahudi yıldızlara göre hesap yapardı. İbn Abbâs’a: Arzu ettiğin takdirde sana oğlunun yıldızı ile ilgili haber vereyim, o on gün sonra ölecektir. Sen ise gözlerin kör olmadan ölmeyeceksin, ben de bir sene dolmadan Öleceğim. Bunun üzerine İbn Abbâs ona: Ey yahudi! Nerede öleceksin? diye sorunca, yahudi: Bilemiyorum diye cevab vermiştir. Bunun üzerine İbn Abbâs: Yüce Allah doğru söylemiştir;
“Hiçbir nefis de hangi yerde öleceğini bilmez” âyetini okudu. İbn Abbâs geri döndüğünde oğlunun sıtmaya yakalanmış olduğunu gördü ve on gün sonra vefat etti. Yahudi de sene dolmadan önce öldü, İbn Abbâs La âmâ olarak vefat etti.
Bu hadisin ravisi Ali b. el-Huseyn dedi ki: Bu, anlatılanların en hayret verici olanıdır.
Mukâtil de şöyle demiştir: Bu âyet-i kerîme ismi el-Vâris b. Amr b. Harise olan, çölde yaşayan bir kişi hakkında nazil olmuştur. Bu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın yanına gelerek şöyle dedi: Benim hanımım hamiledir, ne doğuracağını bana haber ver. Yaşadığımız yerler kuraktır, ne zaman yağmur yağacağını bana bildir. Ne zaman doğduğumu biliyorum, fakat ne zaman öleceğimi sen bana söyle. Bugün neler yaptığımı biliyorum fakat yarın ne yapacağımı bana sen bildir. Bir de kıyâmetin ne zaman kopacağını bana bildir. Bunun üzerine yüce Allah bu âyet-î kerîmeyi indirmiştir. Bu rivâyeti el-Kuşeyrî ve el-Maverdî zikretmişlerdir.
Ebû’l-Melih, Ebû Azze el-Huzlî’den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki; “Yüce Allah bir kulun bir yerde ruhunu kabzetmeyi murad ettiği takdirde, o kimseye orada bir ihtiyaç takdir eder. O da oraya gitmekten başka bir yol bulamaz. Daha sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem):
“Saatin ilmi muhakkak Allah’ın indindedir… Hiçbir nefis de hangi yerde öleceğini bilmez.” âyetini okudu. Bunu da el-Maverdî zikretmiş olup, İbn Mâce de bunu, İbn Mes’ûd yoluyla bu manada zikretmiş bulunmaktadır. et-Tezkire adlı eserimizde tamamiyle kaydetmiş bulunuyoruz.
“İndirir” anlamındaki âyeti kıraat âlimleri genel olarak şeddeli olarak; diye okumuşlardır. İbn Kesîr, Ebû Amr, Hamza ve el-Kisaî ise şeddesiz okumuşlardır.
Ubeyy b. Kâb: “Hangi yerde” anlamındaki âyeti diye okurken diğerleri diye okumuşlardır. el-Ferrâ” dedi ki: Burada “yer”in müennes olması ile yetinilmiş, ayrıca; in müennes getirilmesine gerek görülmemiştir. “Yer (arz)” ile mekân kastedildiğinden müzekker gelmiştir, diye de söylenmiştir. Nitekim şair şöyle demiştir:
“Hiçbir bulut onun gibi yağmur yağdırmadı,
Hiçbir yer de onun gibi bitki bitirmedi.”
el-Ahfeş de dedi ki; “Yolum bir cariyeye, hem nasıl cariyeye uğradı” anlamında: hem; denilebilir, hem de; denilebilir.
Sîbeveyh ise; “Hangi” kelimesinin müennes getirilmesini Arapların: “Onların hepsi” şeklindeki kullanımlarında “hepsi” anlamındaki kelimeyi müennes kullanmalarına benzetmiştir.
“Muhakkak Allah herşeyi bilendir. Herşeyden haberdardır” âyetin daki:
“Herşeyden haberdardır” âyeti
“herşeyi bilendir” âyetinin sıfatıdır Buna göre anlam: Herşeyden haberdar olup, herşeyi bilendir şeklinde olur) yahutta (mealde olduğu gibi) haberden sonra gelen ikinci bir haberdir. Doğrusunu en iyi bilen yüce Allah’tır.