Onları gölge gibi dalgalar kapladığında, dini yalnız O’na has kılarak Allah’a dua ederler. Sonra O, onları karaya çıkarınca, içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Ayetlerimizi ancak çok nankör, çok günahkâr inkâr eder.
Diyanet Vakfı
Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini tamamen Allaha has kılarak (ihlasla) Ona yalvarırlar. Allah onları karaya çıkararak kurtardığı vakit içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim ayetlerimizi, ancak nankör hainler bilerek inkar eder.
Kurtubi Tefsiri
Onları dağlar gibi bir dalga kapladığında dinlerini yalnız Allah’a halis kılanlar olarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkarınca onlardan kimileri orta yolu tutar. Âyetlerimizi ise çok gaddar ve çokça nankörlük edenden başkası bile bile inkâr etmez.
“Onları dağlar gibi bir dalga kapladığında” âyeti da (“dağlar gibi” anlamı verilen): (……..) lâfzını Mukatîl “dağlar gibi”. el-Kelbî ise “bulut gibi” diye açıklamıştır. Katade der ki: Bu kelime; “Bulut”un çoğuludur. Büyüklüğü ve yüksekliği dolayısıyla dalgayı ona benzetmiştir. Şair en-Nâbiğa da bir denizin niteliklerini anlatırken şöyle demektedir:
“Dalgalı yeşil (deniz) onlarla birlikte yürür,
Kıyısında büyük büyük küp parçaları olduğu halde.”
Âyet-i kerîmede tekil olan “dalga”nın, çoğul olan “dağlar”a benzetilmesinin sebebi dalganın peyderpey gelip tıpkı bulutlar (ya da denizler) gibi birinin diğerinin üstüne binmesinden dolayıdır. “Dalga” anlamındaki kelimenin çoğul anlamında olduğu da söylenmiştir. Çoğul olarak ayrıca yapılmayışı mastar oluşundan dolayıdır. Asıl anlamı da hareket ve izdiham ile alakalıdır. “Deniz dalgalandı” ile; “İnsanlar dalgalar gibi birbirine girdi” tabirleri de buradan gelmektedir.
Kâb da şöyle demiştir:
“Sonunda denizden dalgaya geldik ki ortasında,
Kimisi elbisesini toplayıp (bacaklarını) açmış, kimisinin yüzü örtülü idi.”
Muhammed b. el-Hanefiye de; “Bulutlar, gölgeler gibi bir dalga” diye; “Bulut, gölge”nin çoğulu olarak okumuştur.
“Dinlerini yalnız Allah’a halis kılanlar olarak” kendilerini kurtarmak için O’ndan başkasına dua etmeyip sadece O’nu tevhid edenler olarak
“O’na dua ederler.” Buna dair açıklamalar daha önceden (el-En’âm, 6/22-23- âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
“Onları” denizden
“kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan kimileri orta yolu tutar.” İbn Abbâs: Denizdeyken yüce Allah’a vermiş olduğu sözü yerine getirir, diye açıklamıştır. en-Nekkaş da: Yani o verdiği sözde sebat gösterir, karada da denizde iken yüce Allah’a vermiş olduğu sözü eksiksiz yerine getirir.
el-Hasen dedi ki:
“Orta yolu tutar”dan kasıt, tevhid ve itaate sımsıkı sarılan mü’mindir, Mücahid de: Söylediği sözde
“orta yolu tutar” fakat içinde küfrü gizler.
İfadede hazf bulunduğu da söylenmiştir ki; anlam şöyledir: Onlardan kimileri orta yolu tutar, kimileri de kâfir olur. Hazfedilen bu ifadelere yüce Allah’ın:
“Âyetlerimizi ise çok gaddar ve çokça nankörlük edenden başkası bile bile inkâr etmez” âyeti delil teşkil etmektedir.
“Gaddar” demektir, En kötü şekilde gadretmek, sozur.-de durmamak” demektir. Amr b. Madîkerîb şöyle demiştir:
“Şayet sen Ebû Umeyr’i görmüş olsaydın,
Ellerini sözde durmayıştan ve gaddarlıktan doldururdun.”
el-A’şâ da şöyle demektedir:
“Teyma’daki evi çok sağlam bir kale olan,
Ve hiç de gadredici olmayan komşusu bulunan, o eşsiz esmer kişi.”
el-Cevherî dedi ki: “Gadretmek, sözünde durmamak” demektir. Ona gadretti” denilir, ism-i faili: “Gadredici, gaddar sözünde durmayan kişi” demektir. el-Maverdî’nin dediğine göre Cumhûrun görüşü budur. Atiyye ise; bu kelime inkâr eden anlamındadır, emiştir. Bu fiil (muzarideki) aynu’l-fiili ötreli ve esreli olmak üzere; …diye gelir, mastarı dır. Bunu da el-Kuşeyrî zikretmektedir.
O Ayetlerin inkâr edilmesi” bizzat âyetlerin inkârı demektir, “Âyetleri inkâr etmek” ise onların delâlet ettikleri hususları inkâr etmek demektir.