Kâfirlerin amelleri, susayanın serap zannettiği bir vadi gibidir. Su zannedip oraya varınca hiçbir şey bulamaz. Allah’ın yanında ise hakkı vardır; O, ona hakkıyla hesap verecektir. Allah hesap görmede hızlıdır.
Diyanet Vakfı
İnkar edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanıbaşında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allahı bulmuştur; Allah ise, onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.
Kurtubi Tefsiri
Kâfir olanların amelleri, susuz kimsenin su sandığı dümdüz çöldeki bir serab gibidir. Nihayet ona yaklaşınca, onun bir şey olmadığını görür. Halbuki kendisi yanında Allah’ı bulmuştur, O da hemen onun hesabını tamamen öder. Allah hesabı çabuk görendir.
Yüce Allah mü’minlerin misalini verdikten sonra,
“kâfir olanların amelleri … çöldeki bir serab gibidir” âyeti ile kâfirin misalini vermektedir, Mukâtil dedi ki: Bu âyet, Şeybe b. Rabia b. Abdi Şems hakkında nazil olmuştur. O bir din arayışı içerisinde kendisini ibadete vermeye çalışan birisiydi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), peygamber olarak ortaya çıkınca kâfir oldu.
Ebû Sehl dedi ki: Âyet-i kerîme kitab ehli hakkında inmiştir. Dahhak’a göre ise âyet kâfir kimsenin hayırlı amelleri hakkındadır, Sıla-i rahim, komşulara faydalı olmak gibi.
Serab: Sıcağın arttığı, günün orta vakitlerinde, tehlikeli geçitlerde yere bitişik su gibi görünen şeylerdir. Âl denilen şey ise kuşluk vakti su gibi görünen (serab) çeşididir, ancak sema ile yer arasında görününceye kadar yerden yükseliyormuş gibi görünür.
Seraba bu ismin veriliş sebebi, onun su gibi akması (serbetmesi)nden dolayıdır. Meselâ; “Erkek deve yerde yürüdü, gitti” demektir. Serab’a “el-âl” ismi da verilir, bu da ancak çölde ve sıcakta olur. Susuz bir kimse onu su zannederek aldanır. Şair der ki:
“Çıplak bir tepe üstünde bir âl’in (serab’ın) parıldayışını gördü) diye,
Kırbaamdaki suyu boşaltan gibi oldum.”
Bir başka şair de şöyle demektedir:
“Biz Savaşı bırakınca onların ahidleri,
Düz alandaki parlak serabın parıldayışı gibi oldu.”
Şair İmruu’l-Kays da şöyle demektedir:
“Ben binekleri serabı çokça parıldayan alabildiğine uzak
Herbir gediğe sürmedim mi?”
“Çöl(ler)” kelimesi, in çoğuludur. “Komşular” kelimesinin: “Komşu” kelimesinin çoğulu olması gibi. Bu açıklamayı el-Herevî yapmıştır. Ebû Ubeyde de der ki: Bu iki şekilde de aynı anlamdadır. Bunu da en-Nehhâs nakletmiştir. Yeryüzünün düz, geniş ve bitkisi bulunmayan bölgelerine bu ad verilir. Serab da böyle bir yerde olur. Bu kelimenin asıl anlamı, suyun karar kıldığı çukur yer demektir, çoğulu da; şeklinde gelir.
el-Cevherî dedi ki: “Yerin düz olan kısmı” demektir, çoğulu da; şeklinde gelir. Makabli esreli olduğundan dolayı (sonuncusunda) “vav”, “ya”ya dönüşmüştür. İle aynıdır, bu da “vav”lıdır. Bazısı ise bunun çoğul olduğunu söylemektedir.
“Susuz kimsenin” o serabı “su sandığı dümdüz çöldeki bir serab gibidir. Nihayet ona yaklaşınca, onun bir şey olmadığını görür.” Zannettiği gibi olmadığını görür ve hiçbir suyu bulunmayan bir yer ile karşılaşır.
Bu yüce Allah’ın kâfirlere verdiği bir misaldir. Onlar amellerinin sevapları konusunda böyle bir neticeyle karşılaşacaklardır. Yüce Allah’ın huzuruna geleceklerinde amellerinin sevabının küfür sebebiyle boşa çıkmış olduğunu göreceklerdir. Yani serab gören bir kimse, nasıl suyu bulunmayan bir şey su görüyor ve sonunda helâk olur ya da ölüyorsa, kâfir olanlar da böylece hiçbir şey bulamayacaklardır.
“Halbuki kendisinin yanında Allah’ı” gözetlemekte olduğunu
“bulmuştur. O da hemen onun hesabını” yani amelinin karşılığını
“tamamen öder.” İmruu’l-Kays der ki:
“Geri dönüp, süratle (yukardan aşağı) düşercesine koşup gitti,
Ve o, artık hesabına kavuşacağına kesinlikle inandı.”
Allah’ın ameline karşılık vaadettiği cezayı bulmuş olacaktır, diye açıklandığı gibi, haşrolacağı vakit Allah’ın emri ile karşı karşıya kalacaktır, diye de açıklanmıştır. Anlam birbirine yakındır.
“Serab” anlamındaki kelime; diye de okunmuştur. el-Mehdevî dedi ki: Buradaki (te’den önceki) “elifin, “ayn”ın üzerindeki fetha’nın tok söylenişi olması da mümkündür. Ayrıca kadınlara yaklaşmayan erkek için kullanılan; söylenişine de benziyor olabilir. Ayrıca bu kelimenin; Çöl”ün çoğulu olması da mümkündür. Buna göre vasl ve vakf halinde de “te” okunmalıdır.
Nafi’, İbn Ca’fer ve Şeybe’den
“susuz kimse” anlamındaki kelimeyi hemzesiz olarak; diye okudukları rivâyet edilmiştir. Ancak onlardan nakledilen meşhur rivâyet hemzeli okunduğudur. Susadı, susar, susamak, susayan” denilir. Şayet hemze okunmayacak olursa; “Susayan” denilir.
“Kâfir olanlar” anlamındaki ifade mübtedâ,
“amelleri” anlamındaki kelime de ikinci mübtedâdır.
“Serab gibidir”deki benzetme edatı olan “keP de haberdir. Cümle tamamiyle; “lar” haberdir. Bununla birlikte “amelleri” kelimesinin “kâfir olanların” terkibinin bedeli olması da mümkündür. Yani; “Küfre sapanların amelleri… bir serab gibidir” takdirindedir ve buna göre muzaf hazfedilmiş olmaktadır.