Sizden bekar olanları, mümin erkek ve kadın kölelerinizi evlendirin. Eğer yoksulsalar, Allah fazlından onları zenginleştirir. Allah geniş ve bilendir.
Diyanet Vakfı
Aranızdaki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.
Kurtubi Tefsiri
İçinizden evli olmayanları köle ve cariyelerinizden de salih olanları evlendirin. Eğer onlar fakir İseler, Allah onları lütfü ile zengin kılar. Allah Vâsidir, herşeyi çok iyi bilendir.
Bu âyete dair açıklamalarımızı yedi başlık halinde sunacağız:
1- Bu Âyetin Önceki Buyruklarla İlişkisi:
Bu hitab tesettür ve salâh bahsi ile ilgilidir. Yani aranızdan eşi bulunmayan kimseleri evlendiriniz, çünkü iffetli kalmanın yolu budur. Hitab velileredir. Kocalara olduğu da söylenmiş ise de doğru olan birincisidir. Zira yüce Allah kocaları kastetmiş olsaydı,
“Nikâhlayınız (evleniniz)” demesi ve hemzesiz okunması gerekirdi. Elif de o takdirde vasl için olurdu.
İşte bu da kadının veli olmaksızın kendisini nikâhlayamayacağının bir delilidir. Çoğu ilim adamlarının görüşü de budur. Ebû Hanîfe dedi ki: Dul ya da bakire velisiz olarak denk birisi ile evlenecek olursa, bu nikâh câiz olur. Bu hususa dair yeterli açıklamalar daha önceden el-Bakara Sûresinde (2/221. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
2- Nikâhlanmanın Hükmü:
İlim adamlarının bu hususta üç farklı görüşü bulunmaktadır. Bizim ilim adamlarımız derler ki: Bu hususta hüküm, mü’minin günaha düşmek korkusunun varlığına, sabredememesine ve sabretme gücü bulup bu hususta günaha düşme korkusunun sona ermesi farklılığına göre değişiklik arzeder. Eğer din veya dünya yahut her ikisinde helâk olmaktan korkacak olursa, o takdirde nikâhlanmak kesinlik kazanır. Şayet hiçbir korku söz konusu değilse, her iki hal de onun İçin müsallallahü aleyhi ve sellemi ise Şâfiî bu durumda nikâh mubahtır, demektedir. Malik ve Ebû Hanîfe ise müstehabdır demektedir. Şâfiî nikâhlanmak bir zevki karşılamaktır, o bakımdan bu da yemek ve içmek gibi mubah olur, der. Bizim ilim adamlarımız ise: “Kim benim sünnetimden yüz çevirirse o benden değildir” Buhârî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5; Nesâî, Nikâh 4; Dârimi, Nikâh 3; Müsned, II, 158, (mealindeki) sahih hadisi delil olarak almışlardır.
3- Evli Olmayanlar:
Yüce Allah’ın:
“İçinizde evli olmayanları” âyeti, erkek olsun, kadın olsun eşleri olmayanlar demektir. Bunun tekili: dır. Ebû Amr dedi ki: Bu kelime; ın maklûbu (yani “mim” ile “ya” harfi arasında değişiklik meydana gelmiş şekli)dır. Dilciler bu kelimenin asıl itibariyle, ister bakire, ister dul olsun kocası olmayan kadın demek olduğunu ittifakla belirtmektedirler. Bu açıklama Ebû Amr, el-Kisâî ve diğerlerinden nakledilmiştir. Araplar: ” Kadın evlenmeksizin kaldı” derler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın hadisinde de şöyle denilmektedir: “Ben ve ergenleşecekleri yahut ta yüce Allah lütfundan onları zengin kılacağı zamana kadar küçük çocukları için evlenmeden duran (süslenmeyi terkedip, çocuklarının bakımına kendisini verdiğinden dolayı da) yanakları kararan kadın ile birlikte cennette şu ikisi gibi olacağız.” Ebû Dâvûd, Edeb 121; Müsned, VI, 29.
Şair de şöyle demektedir:
“Eğer sen nikâhlanırsan ben de nikâhlanırım, şayet evlenmeden kalırsan,
-Ben sizden daha genç olmakla birlikte- ben de evlenmeden kalırım”
Bu kelimenin müzekker ismi; mastar ismi; şeklindedir. Müennes ırmi şekli; müfred mütekellimi de; şeklinde getir. Şair der ki:
“Ben evlenmeden kaldım, öyle ki herbir arkadaş beni kınadı,
Benim evlenmeden kaldığım gibi, Selma da evlenmeden kalır ümidiyle.”
Ebû Ubeyd dedi ki: Erkek için de, kadın için de; denilir. Bu çoğunlukla kadınlar hakkında kullanılır. Erkekler için sanki istiare yoluyla kullanılmış gibidir. Umeyye b. Ebi’s-Salt der ki:
“Alioğullarının mükâfatlarını versin Allah,
Onların evli olanlarına da, evli olmayanlarına da.”
Bir kesim de şöyle demektedir: Bu âyet-i kerîme yüce Allah’ın:
“Zina eden kadını da ancak zina eden veya müşrik olan bir erkek nikâhlayabilir. Böylesi mü’minlere haram kılınmıştır.” (en-Nûr, 24/23) âyetinin hükmünü neshetmektedir. Biz bunu sûrenin baş tarafında açıklamış bulunuyoruz, Allah’a hamdolsün.
4- Cariye ve Köleleri Evlendirmek:
Yüce Allah’ın:
“içinizden evli olmayanları… evlendirin” âyeti ile kastedilenler, hür erkek ve kadınlardır. Daha sonra yüce Allah başkasının mülkiyeti altında bulunanların hükmünü beyan ederek şöyle buyurmaktadır:
“Köle ve cariyelerinizden de salih olanları evlendirin.”
el-Hasen “köleleriniz” anlamındaki: kelimesini, şeklinde okumuştur. Bu ise çoğul isimdir.
el-Ferrâ’ der ki: “Cariyeleriniz” anlamındaki kelimenin nasb ile; şeklinde okunması caizdir. Bu durumda onu ” Salih olanlar” kelimesine atfetmektedir. Bu durumda kasıt erkekler ve dişiler olur. Salâhtan kasıt îman olur. (Îman sahibi köle ve cariyelerinizi nikâhlayınız, demek olur).
Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: Salih olmaları halinde cariye ve kölelerin evlendirilmesi istenebilir. Onların evlendirilmesi caizdir, fakat bu hususta bir teşvik ve müstehablık söz konusu değildir. Nitekim yüce Allah:
“Eğer onlarda bir hayır görürseniz, onlarla mükâtebe yapınız.” (en-Nûr, 24/33) âyeti da buna benzemektedir. Diğer taraftan kölede hayır olduğu bilinmese dahi kitabet câiz olabilir. Ancak hitab burada teşvik ve müstehablık bildirmek sadedinde vârid olmuştur. O bakımdan ancak kendisinde hayır bulunan kimselerle kitabet yapmak müstehab olur.
5- Efendi, Cariye ve Kölesini Nikâhlanmaya Zorlayabilir mi?:
İlim adamlarının çoğunluğu efendinin köle ve cariyesini nikâhlanmaya (evlenmeye) zorlayabileceği görüşündedirler. Bu Malik, Ebû Hanîfe ve başkalarının da görüşüdür. Malik der ki: Ancak bu zararlı olduğu takdirde câiz olmaz. Buna benzer bir görüş Şâfiîden de rivâyet edilmiştir. Sonra da şunu kaydeder: Efendinin kölesini nikâhlanmaya zorlama hakkı yoktur. en-Nehaî der ki: Daha önceden köleleri nikâhlanmaya zorluyorlar ve üzerlerine kapıyı kapatırlardı,
Şâfiî mezhebine mensub olanlar şöyle derler: Köle mükelleftir, o bakımdan nikâha mecbur edilemez. Zira onun mükellef oluşu, kölenin insan olmak bakımından kâmil olduğuna delil teşkil eder. Köle olmak itibariyle mülkiyetin ona taalluku, efendisinin onun rakabesine ve menfaatine malik oluşu açısındandır. Cariye ise böyle değildir. Cariyede onun mülkiyet hakkı, cariye ile birlikte olup arzusunu gerçekleştirmek için de söz konusudur. Kölenin cinsi isteğinde ise efendisinin herhangi bir hakkı yoktur. İşte bundan dolayı hanımefendi kölesine mubah değildir.
Horasan ve Irak ilim adamlarının dayanağı budur. Diğer bir dayanakları da talâk (boşama) hakkıdır. Köle kendi adına nikâh akdine sahip olmakla birlikte, talâk hakkına da sahip olur.
Bizim ilim adamlarımızın lehine olan delil ise, efendinin malik oluş hakkının, kölenin malik oluş hakkını da kuşatmış olması şeklindeki büyük inceliktir. Bundan dolayı kölenin ancak efendisinin izniyle evlenebileceği icmâ’ ile kabul edilmiştir. Nikâh vb. hususlar ise maslahatlar kabilindendir. Kölenin maslahatı ise efendinin yetkisi çerçevesindedir. Onun maslahatını görüp gözeten odur ve köle adına bu maslahatı yerli yerince o gerçekleştirir.
6- Eğer Fakir îseler Allah Onları Lütfuyla Zengin Kılar:
“Eğer onlar fakir iseler, Allah, onları lütfü ile zengin kılar” âyetinde ifade, hürler hakkındadır. Yani erkek ve kadının fakirliği sebebiyle evlilikten kaçınmaya kalkışmayınız. Çünkü “eğer onlar fakir İseler, Allah, onları lütfü ile zengin kılar.” Bu yüce Allah’ın rızasını isteyerek, O’na masiyet olan hususlardan korunmak maksİsmi ile evlenen kimseleri zengin kılacağına dair bir vaaddir. İbn Mes’ûd der ki: Nikâh yoluyla zengin olmaya bakınız demiş ve bu âyet-i kerîmeyi okumuştur.
Ömer (radıyallahü anh) da şöyle demiştir: Yüce Allah:
“Eğer onlar fakir İseler, Allah onları, lütfü ile zengin kılar” diye buyurmuşken nikâhlanmak suretiyle zengin olmanın yolunu aramayana hayret ederim.
Bu anlamdaki bir ifade İbn Abbâs (radıyallahü anh)dan da rivâyet edilmiştir. Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’ın rivâyet ettiği bir hadise göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Üç kişi vardır ki hepsine Allah’ın yardım etmesi Allah’ın üzerinde bir haktır. Allah yolunda cihad eden kimse, iffetli olmayı isteyerek nikâh yapan bir kimse ve borcunu ödemek isteyerek efendisiyle kitabet (yazışma) akdi yapmış bir kimse.” Bu hadisi İbn Mâce, Sünen’inde rivâyet etmiş bulunmaktadır. Tirmizî, Fedâilu’l-Cihâd 20; Nesâî, Nikâh 5, Cihâd 12; İbn Mâce, İlk 3; Müsned. II, 251 437.
Şayet: Bazen nikâh yapmış fakat zengin olmamış kimseler görebiliyoruz, denilecek olursa, cevabımız şu olur: Bunun sürekli olması gerekmemektedir. Bu bolluk bir an dahi gerçekleşse, Allah’ın vaadi de doğru bir şekilde yerini bulmuş olur. Buradaki zengin kılmanın, “nefsini zengin kılar” anlamında olduğu da söylenmiştir. Nitekim sahih hadiste şöyle buyurulmuştur: “Zenginlik çokça dünya malına sahip olmakla değildir. Zenginlik ancak nefsin zenginliğidir. ” Buhârî, Rikaak 15; Müslim, Zekât 120; Tirmizî, Zühd 40; İbn Mâce, Zühd 9; Müsned II, 243, 261, 315, 390, 438, 443, 539, 540.
Şöyle de denilmiştir: Bu, kendisine asla muhalif olunmayan bir vaad değildir. Aksine kastedilen şudur: Mal gider ve gelir, o bakımdan zengin olmayı ümid ediniz.
Şöyle de açıklanmıştır: Yani yüce Allah dilediği takdirde lütfundan onları zengin kılar. Bu da:
“O dilerse yalvardığınız şeyi giderir.” (el-En’âm, 6/41) âyeti ile;
“Allah rızkı dilediğine genişletir.” (er-Ra’d, 13/26) âyetini andırmaktadır.
Anlamı: Eğer nikâha muhtaç kimseler iseler, yüce Allah, zinaya yaklaşmayıp iffetlerini korumaları için onları helâl yoldan muhtaç olmaktan kurtarır, diye de açıklanmıştır,
7- Fakirlik Sebebiyle Evlenmekten Uzak Durmamak Gerekir:
Bu âyet-i kerîme fakirin evlendirilebileceğine delildir. Fakir, benim malım yokken nasıl evlenebilirim, dememelidir. Onun rızkını vermek Allah’a aittir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da kendisini Peygambere bağışlamak üzere gelmiş olan hanımı sadece bir tek elbisesi olan bir kimse ile evlendirmiştir. Böyle bir durumda kadının, fakirlik dolayısıyla nikâhı feshetme hakkı yoktur. Çünkü kadın fakir olduğu halde kocasıyla evlenmeyi kabul etmiştir. Şayet onunla evlendiğinde zengin olmak şartıyla evlenmiş olup da fakir olduğu ortaya çıkarsa ya da daha sonra fakirleşecek olursa, ancak o vakit nikâhı feshetme hakkı doğabilir. Çünkü açlığa sabretmek mümkün değildir. Bu görüş bizim (Maliki mezhebimize mensup) ilim adamlarının görüşüdür.
en-Nekkaş der ki: Bu âyet-i kerîme: Hakim, koca nafakayı sağlamayacak kadar fakir olduğu takdirde, karı ile kocayı birbirinden ayırır, diyen kimselere karsı bir delildir. Çünkü yüce Allah; “Allah onları zengin kılar” diye buyurmaktadır. Onları birbirinden ayırır, diye buyurmamıştır.
Ancak bu oldukça zayıf bir istidlaldir. Bu âyet-i kerîme nafakasını sağlamaktan acze düşmüş kimseler hakkında hüküm bildirmemektedir. Bu sadece fakir olup da, evlenen kimseleri zengin kılmaya dair bir vaaddir, Önceleri zengin iken daha sonra nafakayı sağlayamayacak kadar fakirleşen kimseye gelince, bunlar hakim kararıyla birbirlerinden ayrılırlar. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır:
“Eğer birbirlerinden ayrılırlarsa Allah herbirini lütfü ile zengin kılar.” (en-Nisa, 4/130)
Yüce Allah’ın lütuflan ise her zaman umulur ve bu lütfunu ihsan edeceği de vaadedilmiştir.