Boş durmayan evlere, içeride sizin eşyalarınız varsa girmenizde bir sakınca yoktur. Allah ne gösterdiğinizi, ne de gizlediklerinizi bilir.
Diyanet Vakfı
İçinde kendinize ait eşyanın bulunduğu oturulmayan evlere girmenizde herhangi bir sakınca yoktur. Allah, sizin açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.
Kurtubi Tefsiri
Oturutmayan ve içlerinde size ait meta’ bulunmayan evlere girmenizde size günah yoktur. Allah açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.
Bu âyete dair açıklamalarımızı da iki başlık halinde sunacağız:
1- İzinsiz Girilebilecek Yerler:
Rivâyet edildiğine göre izin istemeyi emreden âyet-i kerîme nazil olduktan sonra bazıları bu işte çok aşırıya gittiler. İster harabe olsun, ister orada kimseler yaşasın, nereye giderse mutlaka selâm verir ve izin isterdi. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nazil oldu ve yüce Allah bu âyet-i kerîme ile kimsenin yaşamadığı herbir ev ya da yere girmek için izin isteme yükümlülüğünü kaldırıp izinsiz girmeyi mubah kıldı. Çünkü izin istemenin sebebi, sadece kişinin kendisi için görülmesi haram olan şeyleri görme korkusudur. Böyle bir sebep ortadan kalktı mı, hüküm de ortadan kalkar.
2- Âyet-i Kerîmede Zikredilen “Evler”den Kasıt:
İlim adamları burada sözü edilen
“evler” ile neyin kastedildiği hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Muhammed b. el-Hanefîyye, Katade ve Mücahid der ki: Bunlar kervanların gidip geldiği yollarda bulunan oteller, kervansaraylardır. Mücahid dedi ki: Bunlar içlerinde kimsenin yaşamadığı fakat bütün yolcuların içlerinde girip barınmak üzere vakfedilmiş ve orada kendileri için meta’ın yani içindeki şeylerle faydalanacakları malzemenin bulunduğu yerlerdir.
Yine Muhammed b. el-Hanefîyyeden rivâyete göre burada kasıt, Mekke evleridir. Malik’in bu husustaki görüşü de bunu açıklamaktadır. Bu açıklama da Mekke evlerinin mülk edinîlemeycceği ve insanların bu evlerde ortak oldukları, Mekke’nin de kılıç zoruyla fethedildiği görüşüne binâendir.
İbn Zeyd ile en-Nehaî derler ki: Burada kasıt, çarşı-pazarlardaki dükkanlardır. en-Nehaî dedi ki: Çünkü kişiler buraya satacakları malları getirip oraya koymuş olurlar ve insanlara: Haydi gelin, demişlerdir.
Atâ da der ki; Burada kasıt insanların küçük-büyük abdest bozmak maksadıyla daldıkları harabelerdir. Bunda da bir çeşit meta’ vardır.
Cabir b. Zeyd dedi ki: Buradaki “meta” İle belli eşyalar kastedilme inektedir. Bunların dışındaki ihtiyaçlar kastedilmektedir. Bir topluluğun gece ya da gündüz konakladıkları bir yer yahut ihtiyaçlarını karşılamak için girdikleri bir harabe, veya görmek maksadıyla- içine girdikleri bir evdir. Bütün bunlar birer meta’dır ve bütün dünya menfaatleri de birer metâ’dır.
Ebû Ca’fer en-Nehhâs dedi ki: Bu, müslümanların İmâmlarından birisinin yaptığı güzel bir açıklamadır. Ayrıca lügat anlamına da uygun düşmektedir, çünkü Arap dilinde meta’: menfaat demektir. “(……..): Allah seninle faydalandırsın” ifadesi buradan geldiği gibi, yüce Allah’ın:
“Onları metâ’landınn” (el-Ahzâb, 33/49) âyeti da buradan gelmektedir.
Derim ki: Kadı Ebubekr b. el-Arabî de bu görüşü tercih etmiş ve şöyle demiştir; “Meta”‘ lâfzını bütün faydalanılan hususlar diye açıklayan bir kimse, etraflı bir şekilde âyeti tatbik etmiş ve bu konuda kesin sözü söylemiş olup, bu lâfzın kişi için fayda sağlayan her şeyi kapsadığını açıklamış olmaktadır. Meselâ, öğrenci ilim talebi için yapılmış okullar demek olan hankâhlara girer. Bir yerde kalan bir kimse kervansaraylara girer. Müşteri bir şeyler satın almak için dükkana girer. Tuvalet ihtiyacı olan bir kimse ihtiyacını görmek İçin tuvalete girer. Kısacası herkes ihtiyacı ne ise ona uygun bir yere gider. İbn Zeyd ile en-Nehaî’nin sözleri ise görüşlerden bir görüştür. Ancak büyük iş hanlarında bulunan yerler, insanların malları dolayısıyla girilmesi mutlaka mubah olan yerler değildir. Oraya girmek isteyen herkes için girmelerinin mubah olmadığı İcmâ’ ile kabul edilmiştir ve bu gibi yerlere ancak sahibi tarafından kendilerine İzin verilmiş kimseler girer. Hatta bu gibi yerlerin sahipleri insanların gelmesini önlemekle görevlidirler.