Onlarda sizin için belli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra varışları Eski Ev’dedir.
Diyanet Vakfı
Onlarda (kurbanlık hayvanlarda veya hac fiillerinde) sizin için belli bir süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra bunların varacakları (biteceği) yer, Eski Eve (Kabeye) kadardır.
Kurtubi Tefsiri
Onlarda sizin için belirli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra onların varacakları yer Beyt-i Atîk’tir.
5- Kurbanlıkların Faydaları:
Yüce Allah:
“Onlarda sizin için belirli bir süreye kadar faydalar vardır”
âyeti ile; bu develere sahip olanlar onları hediyelik kurban olarak göndermeyecek olurlarsa, sırtlarına binmek, sütlerini sağmak, üremeleri, yün vb. özellikleriyle faydalanmalarını kastetmektedir. Bunları kurbanlık olarak gönderdiği takdirde,
“belirli olan süre” ortaya çıkmıştır. Bu açıklamayı İbn Abbâs yapmıştır. İşte bunlar hediye gönderilecek kurbanlık haline getdi mi yine bunlardan ihtiyaç duyulduğu takdirde sırtlarına binmek ve yavrularının süt ihtiyaçlarını karşılamasından sonra sütlerini içmek suretiyle yararlanılır.
Sahih hadiste Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)dan rivâyete göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir deveyi önünden süren bir adam görünce ona: “Ona bin” diye emretmiş, adam: Ama bu bir kurbanlıktır, deyince ona: “Ona bin” diye buyurmuş, yine: Bu bir kurbanlıktır deyince, Peygamber: -İki veya üçüncü defasında-: “Yazıklar olsun sana ona binsene” diye söyledi. Buhârî, Hacc 102, 103, Edeh 95; Müslim, Hacc 373; Ebû Dâvûd, Menasik 17; Tirmizî, Hacc 72; Nesâî, Menâsik 73-75; Müsned, III, 99.
Câbir b. Abdullah’tan rivâyete göre kendisine hediyelik kurbanların sırtına binmeye dair soru sorulunca şöyle demiş: Ben Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ı şöyle buyururken dinledim: “Bir başka binek buluncaya kadar mecbur kalırsan ona maruf bir şekilde binebilirsin.” Müslim, Hacc 375; Ebû Dâvûd, Menâsîk 17; Nesâî, Menâsik 76.
Bu görüşe göre “belirli süre” onun boğazlanması demektir. Bu açıklamayı da Atâ b. Ebi Rebâh yapmıştır.
6- Kurbanlık Deveye Binmenin Hükmü:
Kimi ilim adamı, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın; “Ona bin” âyeti dolayısıyla, kurban edilmek üzere götürülen devenin sırtına binmenin vacib olduğunu kabul etmiştir. Bu emrin zahirini esas alanlar arasında Ahmed, İshak ve Zahirîler de vardır. İbn Nâfi’, Malikten şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Kurban olarak götürülen devenin sırtına aşırı olmayacak şekilde binmekte bir mahzur yoktur. Meşhur olan görüş ise kurbanlık sahibinin böyle bir deveye mecbur kalmadıkça binmeyeceği şeklindedir. Cabir (radıyallahü anh)in hadisi bunu gerektirmektedir, çünkü bu hadis bir kayıt getirmektedir. Kayıt getiren nass ise mutlakın hükmünü kayıtlandırır.
Şâfiî ve Ebû Hanîfe de bu doğrultuda görüş belirtmişlerdir.
İhtiyaç halinde bindiği takdirde (ihtiyacını karşıladıktan sonra) üzerinden iner. Bu açıklamayı İsmail el-Kadî yapmıştır. Maliki mezhebinin delâlet ettiği görüş de budur. Ancak bu, İbnu’l-Kasım’ın “inmek yükümlülüğü yoktur” şeklindeki nakline muhaliftir. Buna dair delili ise Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın devenin sırtına binmeyi mubah kılmış olmasıdır. O halde bu binmenin istishâbı (yani hükmünün bu şekilde kalması) da caizdir. Peygamber efendimizin: “Bir başka binek buluncaya kadar mecbur kalırsan” ifadesi ise İmâm Şâfiî ve Ebû Hanîfe (radıyallahü anh)ın görüşleri ile İsmail’in, Malik’in mezhebine dair naklettiğinin doğruluğuna delil teşkil etmektedir. Ayrıca açık bir şekilde Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın kendisi yorgun argın düştüğü halde bir deveyi süren bir adamı gördüğü ve ona: “Ona bin” dediği açık olarak rivâyet edilmiştir. Ebû Hanîfe ve Şâfiî derler ki: Eğer mubah olan şekliyle o devenin sırtına binmek onu(n değerini) eksiltirse, o takdirde bunun kıymetini ödemesi gerekir ve bu kıymetitasaddukeder.
7- Kurbanlıkların Varacağı Yer:
“Sonra onların varacakları yer Beyt-i Atîk’tir” âyeti ile bu kurbanlıkların Beyt’e kadar gideceklerini kastetmektedir ki, bundan kasıt da tavaftır.
Yüce Allah’ın:
“Varacakları yer” ifadesi ihramlı olan kimsenin ihlâli (ihramdan çıkması) tabirinden alınmıştır. Yani Arafe’ye vakfede durmaktan, cemrelere taş atmaktan ve sa’y etmekten ibaret olan bütün hac şeâiri sonunda, Beyt-i Atîk’te İfada tavafı yapmakla sona erer. Bu açıklamaya göre bu âyette bizzat Beyt’in kendisi kastedilmektedir. Bu açıklamayı da Malik, Muvatta’’da yapmış bulunmaktadır.
Atâ; Mekke’ye, Şâfiî ise Harem bölgesine ulaşıncaya kadar, diye açıklamıştır. Bu açıklama da burada sözü edilen “şeâir”in kurbanlık develer olmasına binâendir. Ancak umumî bir anlam ifade etmekle birlikte şeâirin tahsis edilmesinin ve ayrıca özellikle Beytin zikredilmiş olmasını anlamsız gibi kabul etmenin açıklanabilir bir tarafı yoktur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.