Kendilerine ait birtakım faydaları görsünler ve Allah’ın kendilerine verdiği hayvanlar üzerine, belli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Ondan yiyin ve yoksul, fakiri de doyurun.
Diyanet Vakfı
27, 28. İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde, kendilerine ait bir takım yararları yakinen görmeleri, Allahın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allahın ismini anmaları (kurban kesmeleri için) sana (Kabeye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yeyin, hem de yoksula, fakire yedirin.
Kurtubi Tefsiri
“Tâ ki kendileri için menfaatlere şahit olsunlar. Belirli günlerde Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurban edilen hayvanlar üzerine Allah’ın ismini ansınlar. Artık onlardan yeyin ve eli dar olan fakire de yedirin.”
Bu âyetlere dair açıklamalarımızı yirmi üç başlık halinde sunacağız:
1- Haccın Faydalarına Şahit Olmak:
” … Şahit olsunlar.” Yani şahit olsunlar diye sen haccı ilan et, onlar da sana yayan ve binekli olarak gelsinler.
“Şahit olsunlar” hazır bulunsunlar demektir. Çünkü şahit olmak (şuhûd) hazır bulunmak demektir.
“Kendileri İçin menfaatlere” yani Arafat ve Meş’ar-i Haram gibi hac menasiklerinde bulunsunlar. Mağfiret diye de açıklandığı gibi, ticaret diye de açıklanmıştır. Genel kapsamlı olduğu da söylenmiştir, yani kendileri için faydalı olacak şeylere şahit olsunlar, hazır bulunsunlar. Yani dünya ve âhiret ile ilgili işlerden Allah’ı razı edecek işler yapsınlar. Bu açıklamayı da Mücahid ve Atâ yapmış, İbnu’l-Arabî de tercih etmiştir. Çünkü bu açıklama hac ibadetleri, ticaret, mağfiret, dünya ve âhiret menfaatlerini kapsayan bir açıklamadır. Yüce Allah’ın: “(Hac aylarında) Rabbinizden bir lütuf istemenizde size bir günah yoktur” (el-Bakara, 2/198) âyetinde ticaretin kastedildiğinde görüş ayrılığı yoktur.
2- Bilinen Günler:
“Belirli günlerde Allah’ın… ismini ansınlar.” Daha önce
“bilinen günler” ile
“sayılı günler”e dair açıklamalar el-Bakara Sûresi’nde (2/203. âyet, 1. başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır.
Yüce Allah’ın adının anılmasından kasıt ise, davarların ve develerin kesilip boğazlanması esnasında besmele çekmektir. “Bismillahi vellahu ekber, Allahumme minke ve leke: Allah’ın İsmi ile, Allah en büyüktür, Allah’ını, bu Sendendir, Senin içindir” demek gibi. Ya da kesim esnasında:
“Şüphesiz benim namazım, kurban kesmem,..” (el-En’âm, 6/162) âyetini okumak gibi.
Kâfirler putlarının ismini anarak keserlerdi. Şanı yüce Rabbimiz Allah’ın ismini anarak kesmek gerektiğini açıklamış olmaktadır. Buna dair açıklamalar da daha önceden el-En’âm Sûresi’nde (6/118-121. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
3- Kurban Bayramı Birinci Günü Kurban Kesme Vakti:
İlim adamları kurban bayramı birinci günü (yevmu’n-nahr) kurban kesme vakti hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Malik (radıyallahü anh) İmâmın (halifenin ve onun namaz kıldırmak için tayin ettiği kimsenin) namaz kılıp kurbanını kesmesinden sonradır, der. Ancak haddi aşacak kadar bir gecikmede bulunursa, o takdirde ona uyma gereği de sakıt olur.
Ebû Hanîfe, kurban kesmeyi değil de sadece namazı bitirmeyi göz önünde bulundurmuştur.
Şâfiî, namaz vaktinin girip iki hutbe irad edilecek kadar bir süre geçmesini göz önünde bulundurmuştur. Buna göre, namazı değil de vakti nazar-ı itibara almaktadır. el-Müzent’nin ondan yaptığı rivâyet bu şekildedir, et-Taberî’nin görüşü de budur,
er-Rabî’in el-Buveytî’den naklettiğine göre Şâfiî şöyle demiştir: İmâm kurbanını kesmedikçe -kurban kesmesi gerekmeyenlerden olması müstesnâ- hiç kimse kurbanını kesmez. İmâm namazını kılıp hutbeyi bitirdikten sonra da kurban kesmek helâl olur. Bu, Malik’in görüşüne benzemektedir.
Ahmed der ki: İmâm namazını bitirdi mi, sen de kurbanını kesebilirsin. Bu, İbrahim’in de görüşüdür.
Bu görüşlerin en sahih olanı, Malik’in görüşüdür. Çünkü Câbir b. Abdullah rivâyet ettiği hadiste şöyle demektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kurban günü bize Medine’de namaz kıldırdı. Bir takım kimseler acele edip kurbanlarını kestiler. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın kesmiş olduğunu zannettiler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kesmiş olanlara tekrar yeni bir başka kurban kesmelerini emretti ve Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kesmedikçe, kesmemelerini söyledi. Bu hadisi Müslim ve Tirmizî rivâyet etmiş olup Müslim, Edahi (Mesâcid) 14; Müsned, III, 294, 324, 349.
Bu hususta Cabir’den, Cundub’dan, Enes’ten, Uveymir b. Eşkar’dan, İbn Ömer’den ve Ebû Zeyd el-Ensarî’den de rivâyetler gelmiştir, bu da hasen bir hadistir. İlim ehli de buna göre uygulama yapmaktadırlar. Şehirde bulunan bir kimse İmâm kesmedikçe, kurbanını kesmemelidir.
Ebû Hanîfe de el-Berâ’nın rivâyet ettiği hadisi delil göstermektedir. O hadiste şöyle denilmektedir: “Kim namazdan sonra kurbanını keserse, artık önün kurban kesmesi tamam demektir ve müslümanların sünnetini de isabet ettirmiştir.” Bu hadisi de Müslim rivâyet etmiştir. Buhâri, Edahi 1, 8; Müslim, Edâhi 4.
Görüldüğü gibi burada kurban kesme sadece namaza bağlı olarak zikredilmiş ve İmâmın kurban kesmesi söz konusu edilmemiştir. Cabir’in rivâyet ettiği hadis ise bunu kayıtlamaktadır. Aynı şekilde yine el-Berâ yoluyla gelen hadis de böyledir. Buna (bu hadisin başka rivâyetlerine) göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur; “Bizim bugünde yapacağımız ilk iş önce namaz kılmak, sonra dönüp kurban kesmektir. Kim böyle yaparsa bizim sünnetimizi de isabet ettirmiş olur.” Buhârî, Edâhî 1; Müslim, Edâhi 7.
Ebû Ömer b. Abdi’l-Berr de şöyle demektedir; İlim adamları arasında şehir halkından (yani bayram namazı kılınan bir yerde yaşayanlardan) olup da namazdan önce kurbanını kesen bir kimsenin kurban kesmemiş olacağında bir görüş ayrılığı bulunduğunu bilmiyorum. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Namazdan önce kim kurban keserse, o kestiği (kurban değil) et için kesilmiş bir koyun olur” Buhâri, ‘îydeyn 23; Müslim, Edâhî 4, 10, 11; Ebû Dâvûd, Edâhî 5; Nesâi, Salâtu’l-İdeyn 8, 23. İbn Abdi’l-Berr, el-İstizkâr, XV, 149 vd.
4- Bayram Namazı Kılınmayan Yerde Ne Zaman Kurban Kesilir?:
Çölde yaşayanlarla, İmâmları olmayanlara gelince Malik’in mezhebindeki meşhur görüşe göre İmâmın yahut da kendi bölgesine yakın İmâmın kurban kesim vaktini tesbit etmeye çalışır.
Rabia ile Atâ, İmâmı olmayan kimseler hakkında şöyle demişlerdir; Şayet güneş doğmadan Önce kurbanım keserse, yerini bulmaz. Güneş doğduktan sonra keserse, yerini bulur, Re’y sahipleri ise tan yerinin ağırmasından sonra yeterli olur demişlerdir. İbnul-Mubarek’in görüşü de budur, Tirmizî bu görüşü ondan nakletmektedir. Bunlar yüce Allah’ın:
“Belirli günlerde Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurban edilen hayvanlar üzerine Allah’ın ismini ansınlar” âyetini delil göstermişlerdir. Burada görüldüğü gibi yüce Allah, kurban kesmeyi güne izafe etmiştir. Günün tan yerinden mi, yoksa güneşin doğuşundan itibaren mi başladığı hususunda da iki görüş vardır.
Kurban bayramı birinci günü can yeri ağırımdan önce kurban kesmenin yerini bulmayacağı hususunda görüş ayrılığı yoktur.
5- Kurban Kesme Günleri:
Kurban kesme günlerinin kaç gün olduğu hususunda görüş ayrılığı vardır. Malik, kurban bayramı birinci günü ve ondan sonraki iki gün olmak üzere üç gündür, demiştir. Ebû Hanîfe, es-Sevrî ve Ahmed b. Hanbel de bu görüştedirler. Aynı zamanda bu Ebû Hüreyre ve Enes b. Malik’ten de -onlardan farklı bir rivâyet söz konusu olmaksızın- nakledilmiştir.
Şâfiî, kurban bayramı birinci günü ve ondan sonraki üç gün olmak üzere dört gündür, demiştir. el-Evzaî de bu görüştedir. Bu görüş Ali (radıyallahü anh), İbn Abbâs ve İbn Ömer (radıyallahü anhüm)dan da rivâyet edilmiştir. Yine onlardan Malik ve Ahmed’in görüşlerinin aynısı da rivâyet edilmiştir.
Kurban günlerinin özel olarak kurban bayramının birinci günü yani zülhicce’nin onuncu günü olduğu da söylenmiştir. Bu görüş İbn Şîrîn’den de rivâyet edilmiştir.
Saîd b. Cübeyr ile Câbir b. Zeyd’den şöyle dedikleri nakledilmektedir: Şehirlerde kurban kesme günü bir gündür. Minâ’da ise üç gündür.
Hasan-! Basrî’den bu hususta üç rivâyet gelmiştir. Birisi Malik’in görüşü gibi, ikincisi Şâfiî’nin görüşü gibidir. Üçüncüsü ise zülhicce’nin son gününe kadar devam eder. Muharrem ayının hilali görülmekle birlikte artık kurban kesmek söz konusu olmaz.
Derim ki: Bu, aynı zamanda Süleyman b. Yesâr ve Ebû Seleme b. Abdu’r-Rahmân’ın da görüşüdür. Bunlar Dârakutnî’nin, Sünen’inde kaydettiği mürsel ve merfu bir hadis olarak: “Kurban kesmeler zülhicce ayı(nın sonundaki muharrem) hilâline kadardır” Dârakutnî, IV, 275 şeklinde bir hadis rivâyet etmişlerse de bu hadis sahih değildir. Bizim delilimiz ise yüce Allah’ın:
“Belirli günlerde” âyetidir ki, bu cem-i kıllet (azlık bildiren çoğul)dır. Bundan kat’î olarak bilinen sayı ise üçtür. Üçten sonrasının bu çoğula girip girmediği kat’î olarak bilinmemektedir. O bakımdan ondan sonrası ile amel edilmez.
Ebû Ömer b. Abdi’l-Berr der ki: İlim adamları yevmu’n-nahr’ın kurban kesme günü olduğunu icma ile kabul etmişlerdir. Yine zülhicce ayının bitiminden sonra kurban kesmenin söz konusu olmayacağını da icma ile kabul etmişlerdir. Bana göre bu hususta sadece İki görüş sahihtir. Bunlardan birincisi Malik ile Kûfelilerin görüşüdür, diğeri ise Şâfiî ile Şamlıların görüşüdür. Bu iki görüş Ashab-i Kiram’dan rivâyet edilmiştir. O halde bunlara muhalif olan görüşlerle uğraşmanın bir anlamı yoktur, çünkü bunlara muhalif olan görüşlerin ne sünnette, ne de Ashab-ı Kiram’ın sözlerinde herhangi bir asli dayanağı bulunamaz. Bu iki görüşün dışında görüş belirtenler, görüşleriyle başbaşa bırakılırlar.
Katade’den altıncı bir görüş daha rivâyet edilmiştir ki buna göre kurban yevmu’n-nahr (kurbanın birinci günü) ile ondan sonraki altı gündür. Bu da aynı şekilde Ashab-ı Kiram’ın görüşleri dışında kalmaktadır ve bunun da bir anlamı yoktur,
6- Kurban Kesme Günlerinin Geceleri, Kurban Kesme Günlerine Dahil midir?
Kurban kesme günlerinin gecelerinin, kurban kesme günlerine dahil olup olmadığı ve bu gecelerde kurban kesmenin câiz olup olmadığı hususunda farklı görüşler vardır. Malikten rivâyet olunan meşhur görüşüne göre geceler dahil değildir ve geceleyin kurban kesmek câiz olmaz. Ashabın Cumhûru ile re’y sahiplerinin çoğunluğu bu görüştedir. Çünkü yüce Allah:
“Belirli günlerde Allah’ın… ismini ansınlar” âyeti bunu gerektirmektedir. Burada görüldüğü gibi “el-eyyâm: Günler”i söz konusu ermektedir. Günlerin söz konusu edilmesi, geceleyin kurban kesmenin câiz olmadığına delildir.
Ebû Hanîfe, Şâfiî, Ahmed, İshak ve Ebû Sevr ise şöyle demektedirler: Geceler de günlere dahildir ve geceleyin de kurban kesmek yerini bulur. Malik ve Eşheb’den de buna yakın bir görüş rivâyet edilmiştir. Eşheb’in görüşüne göre ise hedy (hediye kurbanı) ile udhiye (kurban) arasında fark gözetilir. Hediye kurbanının geceleyin kesilmesini câiz kabul etmiş, udhiye’nin geceleyin kesilmesini câiz kabul etmemiştir.
7- Kurban Edilen Hayvanlar:
Yüce Allah’ın:
“Kendilerine rızık olarak verdiği” ve kurban olarak kestikleri
“kurban edilen hayvanlar üaserine Allah’ın ismini ansınlar” âyetinde sözü edilen hayvanlar (el-en’âm), kurban olarak kesilen deve, inek ve koyun türleridir. “Kurban edilen hayvanlar” bizzat hayvanlar (demek olan: el-en’âm) demektir. Bu da bir kimsenin “birinci namaz” “cami’ mescid” demesine (yani bir şeyin bizzat kendisine izafe edilmesine) benzer.
8-Kurban Etinden Yemenin Hükmü:
“Artık onlardan yeyin” âyetindeki emrin anlamı, Cumhûra göre mendubluk ifade etmesidir. Kurban kesen bir kimsenin hediye ya da udhiye kurbanı olsun, ondan yemesi ve çoğunluğunu da tasadduk etmesi müstehabtır. Bununla birlikte ilim adamları tamamını sadaka olarak vermeyi de tamamını yemeyi de câiz görmüşlerdir.
Bir kesim istisnaî olarak yemeyi ve yedirmeyi âyet-i kerîmenin zahiri dolayısıyla, bir de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: “Yiyin, saklayın ve tasadduk edin.” Buhârî, Edâhi 16; Müslim, Edâhî 28, 33; Ebû Dâvûd, Edâhî 9; Tirmizî, Edâhî 14; Nesâî, Dahâyâ 36, 37; Dirimi, Edâhî 6; Muvatta’’, Dahâyâ 6-8; Müsned, IV, 15, V, 75, 76…, VI. 51. âyeti dolayısıyla vacib kabul etmişlerdir.
el-Kiyâ (et-Taberî) der ki: Yüce Allah’ın:
“Artık onlardan yeyin… ve yedirin” âyeti tamamını satmanın yahut tâ tamanını tasadduk etmenin câiz olmadığına delil teşkil etmektedir.
9- Keffaret Kurbanları:
Keffaret maksİsmi ile kesilen kurbanlardan kurban sahipleri yiyemezler. Malik (radıyallahü anh)ın meşhur olan görüşü kurban sahibi üç kurbandan yiyemez: (İhramlı iken) avlandığı hayvana ceza olarak kestiği kurban, yoksulların adak kurbanları ve eziyet (başındaki rahatsızlık) dolayısı ile (başını traş ettiği için) kestiği fidye kurbanı. Bunun dışında kestiği kurbanlar, kurban kesme yerine ulaşması şartıyla ister vacib, ister nafile olsun yiyebilir. Bu hususta gerek seleften, gerek değişik bölgelerdeki fukahadan bir topluluk Mâlik’in görüşüne uygun kanaat belirtmişlerdir.
10- Kurban Sahibi Yemesi Yasak Olan Kurbanından Yerse:
Kurban kesen şahıs şayet kendisi için yemesi yasak olan kurbandan yiyecek olursa, acaba yediği miktarının tazminatını mı öder, yoksa kendisinden bir miktar yediği hediye kurbanının tamamını mı öder? Bu hususta mezhebimizde İki görüş vardır. İbnu’l-Macişun birinci görüşü benimsemiştir. İbnu’l-Arabî de: Hak olan görüş budur ve kurban sahibine bunun dışında bir mükellefiyet de düşmez, demektedir. Aynı şekilde bir kimse yoksullar için bir kurban hediye etmeyi adayacak olur da kurban mahalline ulaştıktan sonra ondan yiyecek olursa -“el-Müdevvene”deki ifadenin aksine- sadece yediği kadarının tazminatını öder. Çünkü kurban kesme işi (nahr) gerçekleşmiş bulunmaktadır. Herhangi bir haddi aşmak ise sadece ete yapılmıştır, o bakımdan bu hususta haddi aştığı kadarının tazminatını öder.
Yüce Allah’ın “adaklarını yerine getirsinler” âyeti adağın gereğinin yerine getirilmesinin vacib olduğuna delildir. Bu adak ister bir kan akıtmak (kurban kesmek), ister hediye kurbanı, isterse de başka türlü olsun hüküm değişmez. Bir kimsenin adağını gereği gibi yerine getirmesi ondan yemesinin câiz olmaması buna delildir. İhramlı iken avlanmanın cezası da baştaki rahatsızlık dolayısıyla (traş etmekten dolayı) kesilen fidye kurbanının durumu da böyledir. Çünkü istenen şey, etinden, yahut başka cihetten herhangi bir eksiklik söz konusu olmaksızın adağını lâm anlamıyla yerine getirmektir. Şayet ondan bir şey yiyecek olursa, onun tam bir hediye kurbanı kesmesi icab eder. (Bu da ikinci görüşe bir delildir). Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
11 Tazminat Aynî mi Ödenir? Nakdî mi Ödenir?:
Bu şekildeki bir kurban etinden yiyen kimse etin kıymetini mi tazminat olarak öder? yoksa yiyecek olarak mı tazminat öder. “Muhammed’in Kitabı”nda Abdu’l-Melik’ten rivâyetle yiyecek olarak tazminat öder, ancak birinci görüş daha sahihtir. Çünkü yiyecek ibadet olarak hediye kurbanının tamamiyle gönderilmesine imkân bulunmadığı halde hediye kurbanının karşılığı olarak verilir. Haddi aşmanın hükmü ile ibadetin hükmü ise aynı değildir.
12- Hediye Kurbanı Yerine Ulaşmadan Önce Sakatlanır ya da Telef Otursa:
İhramlı iken avlanmanın cezası yahut (baştaki) rahatsızlık dolayısıyla fidye olarak verilmesi gereken kurban, ya da yoksullar için adanmış olan ve tazminat altında olan bu hediye kurbanında bir sakatlık olursa, bu kurbanın sahibi ondan yiyebilir, zenginlere de, fakirlere de, sevdiği kimselere de ondan yedirebilir. Ancak etini, derisini ve ona gerdanlık olarak taktığı şeylerden herhangi bir şeyi satamaz.
İsmail b. İshak dedi ki: Çünkü (gerektiğinde) tazminatı ödenmesi icab eden hediye kurbanı mahalline ulaşmadan önce telef olursa, onun bedelini vermesi gerekir. Bundan dolayı o kurban sahibinin ondan yemesi de, yedirmesi de caizdir. Şayet nafile hediye kurbanı mahalline ulaşmadan önce telef olursa, ondan yemesi de, başkasına yedirmesi de câiz değildir. Çünkü onun bedelini ödeme mükellefiyeti olmadığından dolayı hediye kurbanı telef olmadan da bu uygulamayı yapabileceğinden ve telef olmadan kurbanı kesmeye kalkışabileceğinden korkulur. O bakımdan insanlara karşı ihtiyatta hüküm verilmiştir, uygulama da böylece devam edegelmiştir.
Ebû Dâvûd’un, Nâciye el-Eslemî’den rivâyet ettiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kendisi ile birlikte hediye kurbanlarını göndermiş ve şöyle buyurmuştur: “Şayet bunlardan sakatlanan bir şey olursa, onu kes. Sonra da (boyunlarına alâmet olarak taktığın) nalınlarını kanı ile boya, sonra da onu insanlarla başbaşa bırak (onların yemesine izin ver).” Ebû Dâvûd, Menâsik 18; Tirmizî, Hacc 71; İbn Mâce, Menâsik 101. benzeri başka rivâyetler için bk.: Müslim, Hacc 377, 378; Müsned, 1, 217, IV, 64, 187, 238, V, 377.
Malik ile iki görüşünden birisinde Şâfiî, Ahmed, İshak, Ebû Sevr, Re’y ashabı ve onlara tabi olanlar da nafile hediye kurbanında bu hadisin gereğine göre görüş belirtmişler ve bu hediye kurbanlarını götüren kimse onlardan bir şey yemez ve o kurbanı insanlar yesinler diye onlara terkeder, demişlerdir.
Müslim’in, Sahih’indeki hadiste şöyledir: “Sen de, beraberindeki yol arkadaşlarından hiçbir kimse de ondan yemesin.” Müslim, Hacc 377, 378; Müsned, I, 217
İbn Abbâs ve diğer görüşünde de Şâfiî bu nehyin zahirine uygun olarak görüş belirtmişlerdir. İbnu’l-Münzir de bunu tercih etmiştir. İbn Abbâs ile Şâfiî derler ki: Hediye kurbanlarını güden onlardan bir şey yemediği gibi arkadaşlarının ahalisinden hiç kimse de o kurbanlardan bir şey yemez.
Ebû Ömer (İbn Abdi’l-Berr) der ki; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: “Onlardan sen de, yol arkadaşlarından bir kimse de yemesin” ifadesi sadece İbn Abbâs’in rivâyet ettiği hadiste vardır. Hişam b. Urve’nin babasından, onun Naciye’den naklettiği hadiste bu şekilde değildir. Bize göre Naciye yoluyla gelen hadis İbn Abbâs’ın hadisinden daha sahihtir, fukahaya göre uygulama da ona göredir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: “O kurbanlığı insanlara terket” ifadesinin kapsamına kişinin yol arkadaşının yakınları da, başkaları da girer.
Şâfiî ve Ebû Sevr derler ki: Aslı itibariyle vacib olan hediye kurbanlarından hiçbir şey yemez. Ancak tatavvu’, yahut hac ibadetinin bir nüsükü (kurbanı) ise ondan yer, hediye eder, saklar ve tasadduk da eder, Ona göre temettü’ ve kıran haccı da bir nüsüktür. el-Evzaî’nin mezhebi de buna yakındır.
Ebû Hanîfe ve arkadaşları da derler ki: Temettü ve tatavvu’ dolayısıyla kesilen kurbanlardan yer. Bunların dışında ihramlı olması dolayısıyla kesmesi vacib olan diğer kurbanlardan ise yemez,
Malikten de: İhrama aykırı fiilleri dolayısıyla kestiği kurbanlardan yemez, dediği nakledilmiştir. Buna kıyasen bir hatayı telâfi etmek için kesilen kurbandan da yiyemez. Şâfiî ve Evzaî’nin dediği gibi.
Mâlik bu görüşlerine şunları delil göstermektedir: Yüce Allah:
“Yahut düşkünlere yemek yedirmek şeklinde bir keffaretdir” (el-Mâide, 5/95) âyetinde ihramlı iken avlanmanın cezasını yoksullara (düşkünlere, miskinlere) tahsis etmiştir. Başındaki bir rahatsızlık dolayısıyla saçlarını traş edenin fidyesi ile ilgili olarak da:
“Oruç, sadaka yahut kurbandan bir fidye vermesi gerekir” (el-Bakara, 2/196) diye buyurmaktadır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da Ka’b b. Ucre’ye şöyle demiştir: “Sen ya herbir miskine İki mud olmak üzere altı yoksul doyur, yahut üç gün oruç tut, yahut ta bir koyun kurban kes” demiştir. Buhârî, Muhsar 5, Meğâzî 35, Tıb 16; Müslim, Hacc HO-86; Ebû Dâvûd, Menâsik 42; Tirmizî, Hacc 107, Tefsir 2. sûre 21; Nesâî, Menâsik 96; Muvatta’, Hacc 237. 258; Müsned, IV, 243.
Yoksullar için yapılan adak zaten açıkça ifade edilmiştir. Bunun dışındaki hediye kurbanlıklar ise yüce Allah’ın şu âyetinde belirtilen esas hüküm üzeredir:
“Kurbanlık develeri de size Allah’ın şeâirinden kıldık… Artık yanları üzere, düşüp can verince etinden yeyin…” (el-Hac, 22/36) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da, Ali (radıyallahü anh) da getirdikleri hediyelik kurbandan yemişler, etinin suyundan içmişlerdir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de konu ile ilgili en sahih rivâyete ve görüşe göre hacc-ı kıran yapmıştır. O bakımdan onun getirdiği hediye kurbanı vacib idi. Dolayısıyla Ebû Hanîfe’nin delil diye yapıştığı sahih olamaz. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Şanı yüce Allah’ın hediye kurbanlıklardan yemeye izin vermesi şundan dolayıdır: Araplar hac dolayısıyla kesilen kurbanlıklardan yemeyi uygun görmüyorlardı. Şanı yüce Allah peygamberine onlara muhalefet etmeyi emretmiştir. Şüphesiz ki o bunu böylece teşrî’ buyurmuş ve böylece tebliğ etmiştir. Nitekim hediye olarak kurbanlık gönderip ihrama girdiğinde de o böyle yapmıştır.
13- Kurbanlık Etlerinden Yemek:
“Artık onlardan yeyin” âyeti ile ilgili olarak kimi ilim adamı şöyle demiştir: Yüce Allah’ın:
“Artık onlardan yeyin” âyeti Arapların (İslâm’dan önceki) uygulamalarını neshetmiştir.
Çünkü onlar kurbanlık ellerinden yemeyi kendilerine haram kabul ediyorlardı ve bunlardan -dediğimiz gibi -hediye kurbanlıklarından yemezlerdi. İşte yüce Allah onların bu uygulamasını: “Artık onlardan yeyin” âyeti ile; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) de: “Kim bir kurban keserse, o kestiği kurbandan yesin” Müsned, 11,391 âyeti ile neshetmiştir. Ayrıca Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da bizzat kendi kurbanından ve hediye kurbanlıklarından yemiştir. ez-Zührî der ki: Sünnet ilk olarak kurbanın ciğerinden yemektir.
14- Kurban Etinin Müstehab Olan Paylaştırma Şekli:
İlim adamlarının çoğunluğunun kanaatine göre kurban etinin üçte birini sadaka olarak vermek, üçte birini (dost, tanıdık ve akrabaya) yedirmek, üçte birini de çoluk-çocuğuyla birlikte yemek müstehabtır.
İbnu’l-Kasım, Malik’ten şöyle dediğini nakletmektedir: Bize göre kurbanlıkların nitelikleri belli ve bilinen bir paylaştırma şekli yoktur. Malik bu husustaki hadis hakkında şunları söylemektedir: Bana İbn Mes’ûd’dan (bu şekilde bir rivâyet) ulaşmış olmakla birlikte uygulama buna göre yapılmamıştır.
Sahih(-i Müslim) ile Ebû Dâvûd’un kaydettikleri rivâyete göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir koyun kurban etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Ey Sevban! Bu koyunun etini pişir.” Dedi ki: Ben Medine’ye gelinceye kadar peygambere o koyunun etinden yedirip, durdum. Müslim, Edâhî 35; Ebû Dâvûd, Edâhi 11; Dârimî, Etlâhi 6; Müsned. V, 277, 281.
Bu rivâyet, bu maksada açıklık getiren bir nasstır. Şâfiî’nin bu husustaki görüşü farklıdır. Bir seferinde: Yarısını yer, öbür yarısını da tasadduk eder demiştir. Çünkü yüce Allah:
“Artık onlardan yeyin ve elî dar olan fakire de yedirin” buyurmuş ve burada iki şahıs söz konusu etmiştir. Bir başka seferinde de şöyle demektedir: Üçte birini yer, üçte birini hediye eder, üçte birini de yoksullara yedirir. Çünkü yüce Allah:
“Artık yanları üzere düşüp can verince etinden yeyin ve ondan dilenen, dilenmeyen fakirlere yedirin.” (el-Hac, 22/36) âyetinde üç kişiden söz etmektedir.
15- Yolcunun Kurban Kesme Yükümlülüğü:
Mukim kurban kesmekle muhatab olduğu gibi, yolcu da kurban kesmekle muhataptır. Çünkü aslolan bu hususta hitabın umumî olduğudur. Genel olarak bütün ilim adamlarının görüşü de budur. Ancak bu hususta Ebû Hanîfe ve en-Nehaî farklı kanaattedirler. Bu farklı kanaat Ali (radıyallahü anh)dan da rivâyet edilmiştir, ancak hadîs onlara karşı delil teşkil etmektedir.
Malik yolculardan Mina’daki hacıları istisna etmiştir. Ona göre hacının kurban kesme yükümlülüğü yoktur. Temettu ve kıran haccı dolayısıyla kesilen kurbanlar, kurban bayramı dolayısıyla kesilen kurbanlar olmayıp, hac ve umrenin birlikte yapılması dolayısıyla kesilen şükür kurbanlarıdırlar. en-Nehaî de bu görüştedir. Yine bu görüş iki halife Ebubekir ve Ömer ile seleften bir topluluktan (Allah hepsinden razı olsun) da rivâyet edilmiştir. Çünkü hacı aslında hediye kurbanı kesmeye muhataptır, eğer o kurban kesmek isteyecek olursa hediye kurbanı olarak keser. Hacı dışındakiler ise Mina’da bulunanlara kendilerini benzetmek maksadıyla kurban kesmekle emrolunmuşlar, böylelikle onlar da Mina’dakilerin ecirlerinden bir pay elde etmiş olurlar.
16- Kurban Etini Saklamak:
İlim adamları kurban etini saklamak hususunda dürt farklı görüşe sahiptirler. Alî ve İbn Ömer (radıyallahü anh)dan sahih bir yolla rivâyet edildiğine göre üç günden sonra kurban etlerinden bir şey saklanmamalıdır. Onlar bunu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan rivâyet etmişlerdir, İleride gelecektir,
Bir topluluk da şöyle demektedir: Kurban etlerinin saklanmasının yasaklandığına dair gelen rivâyet neshedilmiştir. O bakımdan kurban kesen istediği vakte kadar etini saklayabilir. Ebû Said el-Hudrî ile Bureyde el-Eslemî bu görüştedirler.
Bir başka kesim şöyle demektedir: Kurban etinden yemek mutlak olarak caizdir. Bir başka kesim de şöyle der: Şayet insanların kurban etine ihtiyaçları varsa saklamaz, çünkü yasaklama belli bir illet (sebeb) dolayısıyla yapılmıştır. O da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şu âyetinde dile getirilmektedir: “Benîm size (kurban etlerini saklamanızı) yasaklamamın sebebi çevreden misafir olarak gelen bedevi Araplardır.” Müslim, Edâhî 2H; Ebû Dâvûd, Edâhi 10; Nesâi, Dahâyâ 37; Muvatta’, Dahâya 7; Müsned, VI, 51. Bu ihtiyaç ortadan kalkınca daha önceden söz konusu edilmiş olan yasak, bu yasağı gerektiren sebeb kalktığı için kaldırılmış oldu, yoksa neshedildiği için kaldırılmış değildir. İşte burada bir usûl meselesi ortaya çıkmaktadır ki o da bir sonraki başlığın konusunu teşkil etmektedir:
17- Nesh İle Hükmün Kaldırılması ile İlletinin Kalkması Dolayısıyla Hükmün Kaldırılması Arasındaki Fark:
Nesh dolayısıyla hükmün kaldırılması ile illetinin kalkması dolayısıyla hükmün kaldırılması arasında bir fark vardır. Şunu belirtelim ki, nesh dolayısıyla kaldırılmış bir hükümle bir daha ebediyyen hüküm verilemez. İlletinin kalkması dolayısıyla kaldırılmış olan hüküm, illetinin avdet etmesi dolayısı ile tekrar geri gelir. Buna göre bir belde ahalisinin yanına kurban kesme zamanında ihtiyaç sahibi bir takım insanlar gelecek olursa ve o belde ahalisi gelenlerin İhtiyaçlarını ancak kurban etleri ile karşılayabiliyorlarsa, o takdirde Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın yaptığı gibi üç günden sonrası için kurban etlerini saklamamaları muayyen bir yükümlülük olarak ortaya çıkar.
18. Kurban Etini Saklamayı Yasaklayan ve Mubah Kılan Rivâyetler:
Bu hususta yasak kılan ve mubah kılan hadisler sahih ve sabittir. Aynı zamanda hem yasaklayıcı, hem mubah kılıcı ifadeler gelmiştir. Nitekim Âişe, Seleme b. el-Ekva’, Ebû Said el-Hudrî yoluyla gelen ve sahih kitaplarda yer alan hadislerde bu hususlar açıkça belirtilmiştir.
Sahih(-i Buhârî)nin, İbn Ezher’in azatlısı Ebû Ubeyd’den rivâyetine göre Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh) ile birlikte (kurban bayramında) hazır bulundu ve dedi ki: Sonra Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh) ile de bayram namazı kıldım. Bize hutbe okumadan önce namaz kıldırdı, sonra insanlara hutbe irad edip, dedi ki: Muhakkak Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sizlere üç günden sonra kestiğiniz kurbanların etlerinden yemenizi yasak kılmıştır. O bakımdan onlardan yemeyiniz. Buhârî, Edâhi 16; Müslim, Edâhî 25; Nesâî, Dahâyâ 35; Müsned, I, 61, 70, 141. İbn Ömer’den de rivâyet ettiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) üç günden sonra kurban etlerinin yenilmesini yasaklamıştır. Salim dedi ki: İbn Ömer üç günden sonra kurban etlerinden yemezdi. Müslim, Edâhî 27; Müsned, II, 81. SSHm’in açıklamasını kayd etmeksizin yalnızca İbn Ömer’in rivâyeti: Tirmizî, Etiâhî 13; Nesâi, Dahayâ 35; Müsned, ü, 16, 34, 37. Yalnız Salimin açıklaması: Müsned, II, 9
Ebû Dâvûd da, Nubeyşe’den şöyle dediğini rivâyet eder: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Biz sizlere yetsin diye üç günden sonra kurban etlerinden yemenizi yasaklamıştık. Artık Allah sizlere bolluk vermiş bulunuyor, yeyiniz, saklayınız ve (Allah’tan) ecir isteyiniz. Şunu bilin ki bu günler yeme, içme ve aziz ve celil olan Allah’ı anma günleridir.” Ebû Dâvûd, Edâhî 10; İbn Mâce, Edâhi 16 (kısmen); Dârimî, Edâhî 6 (kısmen); Müsned, V, 75-76.
Ebû Ca’fer en-Nehhâs dedi ki: Bu, bu hususta söylenmiş sözlerin en güzelidir. Tâ ki konu ile ilgili hadisler arasında uyum olduğu ve çelişki bulunmadığı ortaya çıksın. Mü’minlerin emiri Ali b. Ebî Tâlib o sözleri Osman (radıyallahü anh) kuşatma altında bulunurken söylemiştir. Çünkü o sırada insanlar ihtiyaç içerisinde idiler ve darlık çekiyorlardı. O da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine’ye dışardan pek çok kimseler geldiği vakit yaptığı gibi yaptı. Buna delil İse İbrahim b. Şerîk’in bize naklettiği şu rivâyettir: İbrahim dedi ki: Bize Ahmed anlattı, dedi ki: Bize Leys anlattı, dedi ki: Bana el-Haris b. Yakub, Yezid b. Ebi Yezid’den anlattı: O hanımından naklettiğine göre, hanımı Âişe (radıyallahü anh)ya kurbanlık etlerine dair soru sormuş, şu cevabı vermiş: Ali b. Ebî Tâlib bir yolculuktan bizim yanımıza geldi. Biz de ona kurban etinden takdim ettik. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)a sormadan yemeyi kabul etmedi. Ona sorunca, Peygamber şöyle buyurdu: “Sen (kurban etinden) zülhicce ayından gelecek zülhicce ayına kadar yiyebilirsin. ” Taberânî, el-Evsât, IV, 417.
Şâfiî der ki: Üç günden sonra kurban eti saklamanın yasak olduğu görüşünü kabul edenler bu husustaki ruhsat bildiren rivâyetleri işitmemişlerdir. Mutlak olarak ruhsatı kabul edenler de et saklamayı yasaklayan hadisleri İşitmemişlerdir. Hem yasak olduğunu, hem ruhsat olduğunu söyleyen de her iki tür hadisi de İşitmiş ve gereklerince amel etmiş demektir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
İleride -yüce Allah’ın izni ile- el-Kevser Sûresi’nin tefsirinde kurban kesmenin vücubu ve mendub oluşu ile ilgili görüş ayrılıklarına; kurbanın daha önceden söz konusu olan (ve ibadet maksatlı) bütün kesimleri neshedici olduğuna dair açıklamalar gelecektir.
19- Eli Dar Olan Fakire Yedirmek:
“Ve eli dar olan fakire de yedirin” âyetinde aslında “el-fakir” kelimesi “el-bâis: eli dar” kelimesinin sıfatıdır. Bu da sefil düşmüş ve ileri derecede fakir kimse demektir. Fakir düşen bir kimse hakkında; Fakir düştü, düşer, fakir düşmek” denilir. Bu durumda olan kimseye de denilir (ism-i fail). Fakir olmamakla birlikte başına bir musibet gelen kimse hakkında da kullanılır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın; “Fakat o zavallı Sa’d b. Havle…” Buhârî, Cenâiz 37; Müslim, Vasiyye 5; Ebû Dâvûd, Vesâyâ 2; Tirmizî, Vesâyâ 1; Muvatta’, Vesâyâ 4, Müsned, I, 172, 176, 179, Hz Peygamber bu sözlerini, Sa’d b. Havle (radıyallahü anh)nin, hicret ettiği Mekke’de vefat etmesi üzerine üzüntüsünü dile getirmek üzere söylemiştir. ifadeleri de bu kabildendir.
İleri derecede güçlü kimseyi kastetmek üzere; denilir. Oldukça güçlü kimse hakkında: “Oldukça güçlendi, güçlenir, oldukça güçlü olmak” denilir. Yüce Allah’ın:
“Zulmedenleri de yapageldihleri fasıklıkları yüzünden şiddetli bir azabla yakaladık.” (el-A’raf, 7/165) Burada görüldüğü gibi “beîs” şiddetli (güçlü, çetin) anlamındadır.
Kurbanlık etleri ne kadar çok tasadduk edilirse, ondan da daha çok ecir alınır. Kendisinden yenilmesi câiz olan miktar hususunda ise sözünü ettiğimiz şekliyle görüş ayrılıkları vardır. Yüce Allah’ın: “Yeyin… ve yedilin” âyeti dolayısıyla yarısının yenilebileceğİ söylendiği gibi, Hazret-i Peygamber’in: “Yeyin, saklayın ve başkasına yedirmek suretiyle de ecir bekleyin” âyeti dolayısıyla üçte ikisinin yenilebileceğİ dahi söylenmiştir.
Yemenin ve yedirmenin hükmü hususunda da görüş ayrılığı vardır. Her ikisinin vacib olduğu söylendiği gibi, müstehab oldukları da söylenmiştir. Yemek ile yedirmek arasında fark olduğu da söylenmiştir. Buna göre yemek müstehab, yedirmek vacibtir ve bu Şâfiî’nin görüşüdür.