Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Eski Ev’i tavaf etsinler.
Diyanet Vakfı
Sonra kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve o Eski Evi (Kabeyi) tavaf etsinler.
Kurtubi Tefsiri
“Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i tavaf etsinler.”
20- Kurban Kestikten Sonra Haccın Diğer İşleri:
“Sonra kirlerini gidersinler” âyeti kurbanlıklarını ve hediye kurbanlıklarını kestikten sonra traş olsunlar, cemrelere taş atıp (ihramda kalmaktan ötürü) üstbaşlarının kirlerini gidersinler ve buna benzer hac İşlerinden geri kalanlarını yerine getirsinler, demektir. İbn Arafe der ki: “Üzerlerindeki kirlerini gidersinler” anlamındadır. el-Ezherî der ki: “Kirleri gidermek” bıyıkları kısaltmak, tırnakları kesmek, koltuk altlarını yolmak ve etek traşı yapmaktır. Bu da ihramdan çıktıktan sonra olur.
en-Nadr b. Şumeyl der ki; Bu kelime Arap dilinde insanın üzerindeki kir pası gidermesi demektir. el-Ezherî’yi şöyle derken dinledim: Arapçada bu kelimenin ne demek olduğu ancak İbn Abbâs ile tefsir âlimlerinin açıklamalarından bilinmektedir.
el-Hasen dedi ki: Bu ihram dolayısıyla insanın vücudundaki bakımsızlık sonucu meydana gelen kir pasın izale edilmesi demektir.
Bu kelimenin haccın bütün menâsiki demek olduğu da söylenmiştir. Bunu da İbn Ömer ve İbn Abbâs rivâyet etmişlerdir.
İbnu’l-Arabî der ki: Eğer bu rivâyet onlardan sahih olarak gelmişse bu onların ashabdan olmak şerefi ve dili İyice bilmek özellikleri dolayısıyla bir delil olurdu… Bu lâfız garib (yabancı) bir lafızdır, Arap dili ile uğraşanlar bu kelimenin kullanıldığı bir şiir tesbit edemedikleri gibi, anlamına dair herhangi bir rivâyet te bilmemektedirler. Ancak ben bu kelimenin sözlük anlamının ne olabileceğini tesbit etmeye çalıştım. Ebû Ubeyde Ma’mer b. el-Müsennâ’nın şunları söylediğini gördüm: Bu, tırnakları kesmek, bıyıkları kısaltmak ve -nikâh (cinsî beraberlik) dışında- ihramlı olan kimseye haram olan herbir İşi yapabilmektir. Bu hususta delil gösterilebilecek bir şiir de bize ulaşmamıştır. “Kitabu’l-Ayn”ın müellifi (Halil b. Ahmed) der ki: et-Tefes: Taş atmak, traş olmak, saçları kısaltmak, kurban kesmek, tırnakları kesmek, bıyık ve koltuk altlarını da traş etmek demektir. ez-Zeccâc ve el-Ferrâ’ da benzer açıklamalarda bulunmuşlardır. Ancak ben onların bu açıklamaları, ilim adamlarının konu ile ilgili açıklamalarından almış oldukları kanaatindeyim. Kutrub da der ki: (……..) tabiri; adamın kiri pası arttığı zaman kullanılır. Ümeyye b. Ebi’s-Salt da şöyle demektedir:
“Başlarını çepeçevre kuşattılar (veya: saçlarını kısalttılar)
hiçbir kirlerini (uzamış saçlarını) da traş etmediler.
Ne bitlerini ayıkladılar, ne de bitlerin sirkelerini.”
Kutrub’un işaret ettiği bu anlam İbn Vehb’in, Malik’ten naklettiği anlamın aynısıdır. Bu kelimenin doğru anlamı da budur. İşte bu, sözlük anlamı itibariyle kirleri giderme şeklini ortaya koymaktadır. Şer’î bakımdan gerçek manasına gelince, hac yahut umre yapan kimse kurbanını kesip de saçlarını traş edip, kirlerini giderip temizlendiğinde, kirlerinden arınıp da elbise giydi mi artık o kimse “üzerindeki kirleri gidermiş ve adağını yerine getirmiş” olur. Adak ise insanın yerine getirmesi gereken ve kendisinin yerine getirmeyi üstlendiği şey demektir.
Derim ki: Kutrub’un naklettiği ve zikrettiği şiiri aynı şekilde el-Maverdî de Tefsir’inde zikretmiş bulunmaktadır. Bir diğer beyit daha zikrederek şöyle demektedir:
“Kirlerini de giderdiler, ihtiyaç ve adaklarını da, sonra yola koyuldular,
Necid’e doğru ve Ali’yi de beklemediler,”
es-Sa’lebî der ki: Bu kelimenin sözlükteki asıl anlamı kirdir. Araplar kirli buldukları bir adama: “(……..): Ne kadar pis, ne kadar kirlisin,” derler, Umeyye b. Ebi’s-Salt’ta şöyle demiştir:
“Koltuk altlarını (oldukları gibi) bıraktılar, hiçbir kirlerini atmadılar,
Üzerlerinden ne bir bit, ne de sirkesini uzaklaştırdılar.”
el-Maverdî der ki: Salihlerden birisine: İhramlı olan kimsenin kir, pas içersinde kalmasından maksat nedir, diye sorulmuş o şu cevabı vermiştir; Yüce Allah’ın senin kendi nefsine ihtİmâm göstermekten yüz çevirdiğini görüp, nefsini O’na itaat uğrunda feda etmekte samimi olduğunu ortaya çıkarmasıdır,
21- Adakları Yerine Getirip el-Beytul-Atîk’i Tavaf Etmek:
“Adaklarını yerine getirsinler” âyetinde masiyet olması hali müstesna kayıtsız ve şartsız olarak adaklarını gereği gibi yerine getirmekle emrolunmuşlardır. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah’a isyan hususunda adaği yerine getirmek söz konusu değildir” Müslim, Nezr 8; Ebû Dâvûd, Eymân 21, 22; Dârimî, Siyer 62, Nüzûr 3; Müsned, IV, 430, 434. “kim Allah’a itaat etmeyi adamış ise O’na itaat etsin, O’na isyan etmeyi adayan ise asla O’na isyan etmesin. ” Buhâri, Eymân 2e, 31; Ebû Dâvûd, Eymân 19; Tirmizî, Nüzür 2; Nesâî, Eyman 27, 28; İbn. Mâce, Keffârât 16; Muvatta’, Nüzûr i?, Dârimî, Nüzûr 3; Müsned, VI, 36, 41, 224.
“Ve Beyt-i Atîk’i tavaf etsinler” âyetinde sözü edilen tavaf haccın farzlarından olan ifâda tavafıdır.
Taberî der ki: Bu hususta te’vil âlimlerinin herhangi bir görüş ayrılığı yoktur.
22- Hacdaki Tavaflar:
Hacda üç türlü tavaf vardır. Kudüm tavafı, ifâda tavafı ve veda tavafı.
İsmail b. İshak der ki: Kudüm tavafı sünnettir. Murahik, Mekkeli ve hac için Mekke’den İhrama giren herkesin üzerinden düşen bir tavaftır. (Yine) der ki: Vacib olan tavaf ise hiçbir şekilde sakıt olmayan tavaftır. Bu da Arafe’den sonra yapılan ifâda tavafıdır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Sonra kirlerini gidersinler, adaklarım yerine getirsinler ve Beyt-i Atik’i tavaf etsinler.” İşte yüce Allah’ın Kitabında farz kılınan tavaf budur. Hacının bütünüyle ihramdan çıkıp (bütün) yasakların kendisine helâl kılınmasına sebeb olan tavaf da budur.
Hafız Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) dedi ki: İsmail b. İshak’ın ifâda tavafı ile ilgiü naklettikleri Medinelilere göre Malik’in görüşüdür. Bu aynı zamanda İbn Vehb’in, İbn Nâfî’in ve Eşheb’in ondan yaptığı rivâyettir. Hicaz ve Irak fukahâsından ilim ehlinin çoğunluğunun görüşü de budur. Ancak İbnu’l-Kasım ve İbn Abdi’l-Hakem, Malik’ten Kudüm tavafının vacib olduğunu nakletmektedirler. İbnu’l-Kasım “el-Müdevvene”nin birkaç yerinde de böyle demiş ve bunu yine İbn Malik’ten rivâyet etmiştir: Vacib tavaf, Mekke’ye gelenin yapacağı tavaftır. Mekke’ye girdiği sırada tavaf etmeyi unutan yahut onun bir şavtını (turunu) ya da sa’y etmeyi yahut ondan bir şavtı unutup da beldesine dönünceye kadar bunu hatırlamaz, sonra bunu hatırlayacak olursa, şayet kadına yaklaşmamış ise Mekke’ye geri döner, Beyt’i tavaf eder, tavaf namazını kılar Safa ile Merve arasında sa’y eder, sonra da kurbanını keser. Şayet kadına yaklaşmış ise geri döner, tavaf eder ve sa’y eder. Sonra da umre yapıp hediye kurbanını keser. Onun bu görüşü tıpkı İfâda tavafını unutan kimse hakkındaki görüşü gibidir. Bu rivâyete göre ise her İki tavaf da ve aynı şekilde say etmek de vacibtir.
Veda tavafı diye de adlandırılan Sader tavafına gelince; İbnu’l-Kasım ve başkalarının Malik’ten abdestsiz olarak İfâda tavafı yapan bir kimse hakkında şöyle dediğini rivâyet etmektedirler: Böyle bir kimse memleketinden geri döner ve İfada tavafı yapar. Bundan sonra tatavvu’ (nafile tavaf) yapmış olması müstesnadır. Bu da Malik’in ve arkadaşlarının icma ettikleri hususlardandır. Buna göre yaptığı nafile tavaf, onun hakkında farz olan tavafın yerini tutar. Yine icma ile kabul ettiklerine göre haccı esnasında hac amellerinden herhangi birisini tatavvu’ olarak yapan bir kimse, eğer hac amellerinden yapması farz olan o amelin de vakti geçmiş bulunuyor ise, onun yaptığı o nafile amel -namazın hilâfına- tatavvu’ değil, vacib’in yerine geçer. Hac esnasında yapılan nafile amel, farzın yerini tuttuğuna göre, Mekke girişi dolayısıyla, yapılan tavafın, İfâda tavafının yerini tutması daha bir uygundur. Ancak kurban bayramı birinci günü Akabe cemresine taş atmaktan yahut ta bundan sonra veda maksadıyla yapılan tavaf böyle değildir. İbn Abdi’l-Hakem’in, Malik’ten yaptığı rivâyet ise bundan farklıdır. Çünkü oradaki rivâyete göre Mekke’ye giriş tavafı ile birlikte sa’y etmek, kurban kesmekle birlikte beldesine geri dönen kimse için yapması gereken İfâda tavafının yerini tutar. Tıpkı sa’y ile birlikte yapılmış İfâda tavafının Mekke’ye girdiği esnada tavaf da, sa’y de yapmayan bununla birlikte kurban kesmiş kimsenin bu tavafının Kudüm tavafı yerine geçmesi gibi.
Bu görüşü kabul eden şunu da söyler: Mekke’ye giriş tavafının da İfada tavafının vacib olduğunun söylenmesi onların birisinin, diğerinin yerini tutmasından dolayıdır. Çünkü Malik’ten rivâyet edildiğine göre bunlardan herhangi birisini unutan bir kimse -belirttiğimiz üzere- beldesinden döner ve yerine getirir. Zira yüce Allah hac eden kimseye şu âyetiyle sadece bir tavaf farz kılmıştır: “Ve insanlar arasında haccı İlan et… ve Beyt-i Atîk’i tavaf etsinler.” Bu görüşü kabul edenlere göre bu âyetteki ve başka yerlerdeki “vav”ın rütbeyi (tertibi) vacib kılması ancak tevkif ile (konu ile ilgili vârid olmuş bir nass ile) söz konusu olabilir.
et-Taberî de Amr b. Seleme’den senedini kaydederek şöyle dediğini nakletmektedir: Ben yüce Allah’ın:
“Ve Beyti Atîk’i tavaf etsinler” âyeti ile ilgili olarak Züheyr’e soru sordum da şöyle dedi: Buradaki tavaf, Veda tavafıdır, İşte bu da onun vacib olduğuna delildir. Şâfiî’nin iki görüşünden birisi de budur. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ay hali olanın bu tavafı yapmadan Mekke’den ayrılmasına müsaade etmiştir. Böyle bir müsaadeyse ancak vacib olan hakkında söz konusu olabilir.
23- Beytullah’ın “Atik” Diye Nitelendirilmesi:
Te’vil bilginleri, Beytullah’ın “el-Atîk” ile nitelendirilmesinin sebebi hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Mücahid ve el-Hasen: el-Atîk kadim, eski demektir. “Atık kılıç” demek “eski kılıç” demektir. Bu görüşü kıyas da desteklemektedir. Sahih hadiste de: “O yeryüzünde kurulmuş ilk mesciddir” Bu manadaki rivâyetler için bk: Müslim, Mesâcid 1, 2; Müsned, V, 150, 156, 157, İÖO, 166. denilmektedir.
Bir diğer açıklamaya göre “atik” denilmesi, yüce Allah’ın zorba herhangi bir kimsenin kıyâmete kadar onu küçümseyecek bir surette oraya musallat olmaktan yana o Ev’i kurtarmış olmasından dolayıdır. Bu anlamdaki bir açıklama İbn ez-Zübeyr ve Mücahid’den yapılmıştır. Tirmizî’de de, Abdullah b. ez-Zübeyr’den şöyle dediği nakledilmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Beyt’e “el-Atîk” adının verilmesi, herhangi bir zorbanın onun üzerinde üstünlük sağlayamamasından dolayıdır.” Tirmizî dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan mürsel olarak da rivâyet edilmiştir. Tirmizî, Tefsir 22. sûre 3
Herhangi bir kimse eğer Haccac b. Yusuf’un sözünü edip de onun Ka’be’ye karşı mancınıklar kurup, oranın bir bölümünü yıktığını ileri sürecek olursa, ona şöyle denilir: Yüce Allah orayı zorba kâfirlerin tasallutundan azade etmiştir. Çünkü bizzat onlar Allah’a karşı isyan ile gelip Beytullah’ın hürmetine inanmayacak olurlarsa ve böylelikle Ka’be’ye kötülük yapmak isteyecek olurlarsa, Ka’be onlara karşı korunur ve onlar eliyle Ka’be’ye bir kötülük ulaşmaz. İşte bu, şanı yüce Allah’ın onları kendileri istemese bile ve zorla bu işten uzak tuttuğunu gösterir.
Ka’be’nin saygınlığına inanan müslümanlara gelince, onlar eğer Ka’be’ye zarar vermekten uzak duracak olurlarsa, bu durum Ka’be’nin Allah nezdindeki değerine, düşmanların önlenmesi halinde ortaya çıkacak olan değeri kadar ortaya çıkmaz, O bakımdan yüce Allah mü’minler taifesini Ka’be’ye yasak ve tehdit suretiyle zarar vermekten vazgeçmelerini istemiştir. Bundan İleriye geçerek, kötülük yapmak isteklerini mecburen ve çaresizce önlemek noktasına kadar götürmemiştir. Bu şekilde (Ka’be’nin hurmiyetine inananların) Ka’be’ye saygısızlık etmeleri dolayısıyla onları kıyâmet günü ile tehdit etmiştir. Kıyâmet günü ise daha büyük bir musibet ve daha uzun sürelidir.
Bir başka kesim de şöyle demektedir: Beyt’e “el-Atîk” denilmesinin sebebi, onun hiçbir kısmının asla mülkiyet altına alınamayacağından dolayıdır.
Bir kesim de şöyle der: Beyt’e “el-Atîk” denilmesinin sebebi, yüce Allah’ın orada günahkârların boyunlarım azaptan kurtarmasıdır.
Şöyle de açıklanmıştır: Beyt’e “el-Atîk” denilmesi, tufan suyunun baskınından azad edilmiş, kurtarılmış olmasıdır. Bu açıklamayı İbn Cübeyr yapmıştır.
el-Atîk’in, el-Kerîm anlamında olduğu da söylenmiştir. “îtk” de kerem demektir. Tarafe atın kulaklarını nitelendirirken şöyle demektedir:
“Kulakları çok keskindir, sen onları görünce asaletini anlarsın,
Yaban öküzü sürüsü içerisinde korkuya kapıldığı için kulaklarını dikmiş
bir koyunun kulakları gibi.”
Rakik’in (kölenin) ıtk’ı (azadı) ise köleliğin zilletinden, hürriyetin şerefine çıkıp kurtulmaktır.
“el-Atîk”in bir şeyin kaliteli oluşunu gerektiren bir övgü sıfatı olması ihtimali de vardır. Nitekim Ömer (radıyallahü anh)’in: Atik bir ata bindim… sözleri bu kabildendir.
Birinci görüş, kıyas ve sahih hadis dolayısıyla daha sahihtir. Mücahid der ki: Allah Beyt’i yeryüzünden ikibin yıl önce yaratmıştır, bundan dolayı oraya atîk (eski) denilmiştir. Doğruyu en iyi bilen Allah’tır,