Hani İbrahim’e Beyt’in yerini hazırladığımızda, “Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Evimi tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükû ve secde edenler için temiz tut” demiştik.
Diyanet Vakfı
Bir zamanlar İbrahime Beytullahın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rüku ve secdeye varanlar için evimi temiz tut.
Kurtubi Tefsiri
Hani Biz, İbrahim’e Beyt’in yerini tayin etmiş ve şöyle demiştik: “Bana hiçbir şeyi ortak koşma! Tavaf edenler, orada ikamet edenler, rükû’ ve sucud edenler için Beyt’imi temizle!”
Bu âyete dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız:
1- Beyt’in Yerinin İbrahim (aleyhisselâm)a Gösterilmesi:
“Hani Biz, İbrahime Beyt’in yerini tayin etmiş” âyeti ibrahim’e Beyfin yerini tayin edişimizi hatırla demektir. “Ona tayin ettim,” anlamında kullanılır. Nitekim; “Sana imkân verdim, imkân hazırladım,” derken de böyledir. “İbrahim’e” anlamındaki âyetteki “lâm” harfi te’kid için bir sıladır. Yüce Allah’ın:
“Hemen ardınızda…” (en-Neml, 21/72) âyetinde olduğu gibi. Bu, el-Ferrâ”nın görüşüdür.
“Hani Biz, İbrahim’e Beyt’in yerini tayin etmiş” âyetinin yeniden inşa etmek için, temellerini ona göstermiş idik, anlamında olduğu da söylenmiştir. Çünkü tufan ve başka etkenler sebebiyle Ev yıkılmıştı, tbrahim (aleyhisselâm)ın dönemi gelince yüce Allah orayı yeniden bina etmesini emretti. O da Beyt’in bulunduğu yere geldi ve onun izlerini tesbit etmeye koyuldu. Yüce Allah’ın gönderdiği bir rüzgar Âdem (aleyhisselâm)ın kurduğu temelleri açığa çıkardı, o da Beyt’i o temeller üzerinde -daha önce el-Bakara Sûresi’nde (2/127. âyetin cefsi rinde) belirtildiği gibi- bina etti.
“Tayin etmiştik” âyetinin Kıldık” fiili gibi “lâm” ile teaddi (geçiş) yapan bir fiil konumunda olduğu söylenmiştir. Yani Biz Beyt’in yerini İbrahim’e tayin edilen bir yer kıldık. Şair de şöyle demektedir:
“Benim nice şanlı kardeşim vardır ki,
Kendi ellerimle ben onu lahde yerleştirmişimdir.”
2- Îman ve İbadetin Esası Allah’a Ortak Koşmamak:
“Bana hiçbir şeyi ortak koşma, demiştik” ifadesi Cumhûrun görüşüne göre İbrahim (aleyhisselâm)a bir hitaptır. İkrime bunu; “Bana ortak koşmasın diye…” şeklinde “ya” harfi ile ona söylenen sözün anlamının aktarılması suretinde okumuştur. Ebû Hatim: Bu kıraate göre Ortak koşmaması için” anlamında olmak üzere “kef” harfinin nasb ile okunması kaçınılmaz bir şeydir, der.
Ayrıca; ( af )nin şeddeli olanından hafifletilmiş olduğu söylendiği gibi, müfessire (açıklayıcı) olduğu da, zaide (fazladan geldiği) de söylenmiştir. Yüce Allah’ın:
“Müjdeci gelince” (Yusuf, 12/96) âyetinde olduğu gibi.
Âyet-i kerîmede Beyt’in etrafında yerleşmiş bulunanlar arasından şirk koşanlar da yerilmektedirler. Yani sizin atanız İbrahim’e, ondan sonra gelenlere ve sizlere bu şekilde hareket etmek bir şarttı. Siz bu şartı yerine getirmediniz, aksine şirk koştunuz.
Bir başka kesim de yüce Allah’ın:
“Bana hiçbir şeyi ortak koşma” âyetinden itibaren hitab Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)adır. O Beytullah’ı temizlemek ve hac için insanları çağırmakla da emrolunmuştur, Ancak Cumhûr bu emirlerin İbrahim (aleyhisselâm)a verildiği kanaatindedir, daha sahih olan görüş de budur.
Küfür, bid’at, bütün pisliklerden ve kan davalarından Beytullah’ın temizlenme emri umumidir.
Bir görüşe göre bu temizleme emri ile putlardan temizlenmesi kastedilmiştir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Şu halde pisliğin tâ kendisi olan puflardan uzak durun.” (el-Hacc, 22/30) Çünkü Curhumlular İle Amalikalıların Beytullah’ın bulunduğu yerde ve etrafında -İbrahim (aleyhisselâm) onu bina etmeden önce- putları bulunmakta idi.
Şöyle de açıklanmıştır: Âyetin anlamı benim evimi orada bir puta ibadet edilmesi gibi bir pislikten uzak tut. Bu, orada tevhidin açıkça ortaya konulmasına dair bir emirdir. Mescid-i Haram’in ve diğer mescidlerin bu gibi pisliklerden tenzih edilmesi ile ilgili olarak ilim adamlarının görüşlerine dair yeterli açıklamalar daha önceden et-Tevbe Sûresi’nde (9/28. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır,
“Orada ikamet edenler” orada ayakta duranlar demek olup, namaz kılanlar kastedilmektedir. Şanı yüce Allah, burada namazın rükünlerinden en büyük olanlarını söz konusu etmiştir ki, bu da kıyam, rükû ve sücuddur.