Şüphesiz Allah, iman edenleri ve salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Orada onlara altın ve inci bilezikler takılır. Giysileri ipektir.
Diyanet Vakfı
Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunanları, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Bunlar orada altın bileziklerle ve incilerle bezenirler. Orada giyecekleri ise ipektir.
Kurtubi Tefsiri
Muhakkak Allah mü’min olup salih amel işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere girdirir. Onlar orada altından bileziklerle ve incilerle bezenirler. Orada giyecekleri de ipektir.
“Muhakkak Allah mü’min olup salih amel işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere girdirir” âyetinde yüce Allah iki hasımdan birisi olan kâfiri söz konusu ettikten sonra, diğer hasım olan mü’mini söz konusu etmektedir.
“Onlar orada altından bileziklerle… bezenirler” âyetindeki: “…dan” edatı bir sıladır.
“el-Esâvir (bilezikler)” kelimesi “esvira”nin çoğuludur. Bunun da tekili “sivâr” şeklinde gelir. Üç türlü söylenir, “sin” harfi ötreli, “sin” harfi esreli ve “isvâr” şeklinde.
Müfessirler derler ki: Dünyada krallar, hükümdarlar bilezik ve taç giydikleri gibi yüce Allah da bunu cennetliklere ihsan edecektir. Cennetlik olup da elinde birisi altın, birisi gümüş, diğeri de inciden olmak üzere üç tane bilezik olmayacak hiçbir kimse yoktur. Şanı yüce Allah burada ve Fâtir Sûresi’nde:
“Altından bileziklerle ve incilerle süslenirler.” (Fâtır, 35/33) diye buyurmaktadır, el-însan Sûresi’nde de:
“Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir.” (el-İnsan, 76/21) diye buyurmaktadır.
Müslim’in, Sahihinde yer alan Ebû Hüreyre yoluyla gelen hadiste Ebû Hüreyre şöyle demektedir: Ben candan dostumu (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyururken dinledim: “Mü’minin süsü abdestin ulaştığı yere kadar ulaşır.” Müslim, Tahârc 40; Nesâî, Tahârc 109; Müsned, II, 232, 371.
Bir görüşe göre de kadınlar altın süs eşyaları ile erkekler de gümüş ile süsleneceklerdir. Ancak bu açıklama su götürür bir açıklamadır, Kur’ân-ı Kerîm de bunu reddetmektedir.
“Ve incilerle bezenirler” âyetindeki: “İncilerle” lâfzını Nâfi”, İbnu’l-Ka’kâ, Şeybe ve Âsım gerek burada gerekse de el-Melâike (Fatır) Sûresi’nde nasb ile ve: “Ve incilerle süslenirler, bezenirler” anlamında olmak üzere okumuşlardır. Bütün mushaflarda burada elif ile yazılmış olduğunu da kıraatlerine delil göstermişlerdir. Ya’kub, el-Cahderî ve Îsa b. Ömer de burada nasb ile Fâtır Sûresi’nde ise mushafa tabi olarak esreli okumuşlardır. Çünkü bu kelime burada elif ile Fatır Sûresi’nde ise elifsiz olarak yazılmıştır. Diğerleri ise her iki yerde de esreli okumuşlardır. Ebubekr, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamında: “İnci” kelimesini hemzeli okumazdı. Burada bu kelime ile denizde sadef (denilen midye türü)in içinden çıkartılan kastedilmektedir.
el-Kuşeyrî der ki: Maksat bileziklerin inciler ile süsleneceğidir. Bununla birlikte cennette tek parça inciden bileziklerin bulunması ihtimali de uzak değildir.
Derim ki: Kur’ân’ın zahirinden hatta nassından anlaşılan budur.
İbnu’l Enbarî der ki: Burada “inci” anlamındaki kelimeyi esreli okuyanlar bu kelime üzerinde vakıf yaparlar. “(……..): Altından” kelimesi üzerinde vakıf yapmazlar. es-Sicistanî de şöyle demektedir; “el-Lu’lu: İnci” kelimesini nasb ile okuyanların okuyuşuna göre yeterli vakıf: “Altından…” kelimesi üzerindedir. Çünkü mana: … ve inci ile de bezenirler, şeklindedir. İbnu’l-Enbarî şöyle demektedir: Durum onun dediği gibi değildir, çünkü bizler “inci” kelimesini esreli okuyacak olursak, “Bilezikler” lâfzı üzerine atf-ı nesak yapmış oluruz. Eğer nasb ile okuyacak olursak, “bilezikler” lâfzının teviline (yanı cümle içindeki konumunun i’rabma) nesak yaparak (atıfta bulunarak) okumuş oluruz. Sanki biz: “Orada bileziklerle ve incilerle süslenirler” demiş gibi oluruz. Buna göre onun nasb halindeki konumu, tıpkı cer halindeki konumu gibidir. Dolayısıyla onun birincisi ile ilişkisini koparmanın anlamı yoktur.
“Orada giyecekleri de ipektir.” Bütün giyecekleri, yaygılan, elbiseleri, perdeleri hep İpektir ve elbetteki bu dünyadakinden çok daha üstün olacaktır. Nesâî’de yer alan Ebû Hüreyre’den gelen rivâyete göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Dünyada ipek giyen kimse, âhirette onu giyinemıyecektir. Dünyada şarab içen bir kimse, âhirette onu içemeyecektir. Dünyada altın ve gümüş kaplarda içen bir kimse, âhirette onlardan içemeyecektir.” Daha sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennetliklerin elbiseleri, cennetliklerin içeceği, cennetliklerin kap kaçakları (bunlar olacaktır).” Hadisi bu kuzla Nesâî’de tesbit edemedik. Bu manada benzer rivâyetler için bk. Buhârî, Libâs 25;Müslim, Libâs 11, 21; Tirmizî, Edeb l;İbn Mâce, Libâs 16; Müsned, II, 166, 208, 209, 329, 337 ile bundan sonraki notlarda gösterilecek yerler.
Eğer: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu üç şeyi aynı seviyede tutmuştur. Bunları kullananın âhirette bunlardan mahrum olacağını belirtmiştir. Böyle bir kimse acaba cennete girecek olursa, onlardan mahrum edilecek mi? diye sorulursa, biz de deriz ki: Evet bunları kullanmaktan vazgeçip tevbe etmeyecek olursa, cennete girecek olsa dahi âhirette bunlardan mahrum edilecektir. Çünkü yüce Allah’ın dünyada kendisine haram kılmış olduğu şeyi acilen elde etmiştir, Burada cehennem ateşinde azâb göreceği vakitlerde bunlardan mahrum edilir, yahut ta hesap için duracağı o uzun süre boyunca mahrum bırakılır, cennete girdikten sonra mahrum edilmez. Çünkü cennette bulunan bir kimsenin cennetin lezzetlerinden herhangi birisinden mahrum bırakılması bir çeşit ceza ve bir çeşit sorgulanmadır. Cennet ise cezalandırma yurdu olmadığı gibi, hiçbir şekilde orada sorgulanma da olmayacaktır, denilemez. Çünkü buna biz şöyle cevap veriyoruz: Sözünü ettiğiniz husus ihtimal dahilindedir. Ancak sözünü ettiğimiz hadisin zahiri bu ihtimali bertaraf edip onu reddetmektedir. Ayrıca hadis İmâmlarının da İbn Ömer yoluyla rivâyet ettikleri şu hadis de bizim bu kanaatimizi pekiştirmektedir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Dünyada şarab (içki) içip de sonra bundan tevbe etmeyen kimse, âhirette ondan mahrum edilecektir. ” Buhâri, Eşribe I; Müslim, Eşribe 77,78; Nesâi, Eşribe 45; Muvatta’, Eşribe 11
Aslolan ise elimizdeki nassın zahirinin kastedilmediğini ortaya koyan bir nass çıkıncaya kadar nassın zahirine yapışmaktır. Hatta bizim sözünü ettiğimiz hususun doğruluğuna dair nass dahi vârid olmuştur. Bu da Ebû Dâvûd et-Tayalisî’nin Müsned’inde yer alan şu rivâyettir; Bize Hişam, Katade’den anlattı, o Davud es-Serrâc’dan, o Ebû Said el-Hudrî’den rivâyetle dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Dünyada ipeği giyinen bir kimse âhirette onu giyinemeyecektir. Eğer cennete girecek olsa dahi, cennet ehli onu giyinecek, o ise onu giyinemeyecektir. ” A. A. el-Benna, Minhatu’l-Ma’bud fi Tertibi Müsnedit-Tayalisi Ebû Dâvûd, I, 356.
Bu çok açık bir nasstır ve senedi de sahihtir. Şayet “eğer cennete girerse, cennet ehli onu giyecektir. O ise onu giyemeyecektir” ifadesi Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın sözü ise en ileri derecede bir beyandır. Eğer belirtildiği üzere ravinin bir sözü ise, elbetteki O, söylenen sözün maksadını en iyi bilendir, hale yakışan ifadenin hangisi olduğunu çok iyi bitendir ve böyle bir şey elbetteki re’ye dayanarak söylenemez. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır,
“İçki içip de tevbe etmeyen” ifadesi ile “altın ve gümüş kaplarını kullanan…” ifadeleri de böyledir. Nasıl ki cennettik bir kimse kendisinden daha yüksek mevkide bulunanın makamını arzulamayacak ve bu hali bir ceza değil ise aynı şekilde cennete giren böyle bir kimse de cennette şarab içmeyi, cennet ipeğini giyinmeyi arzulamayacaktır, canı çekmeyecektir ve bu da bir ceza olmayacaktır. Biz bütün bunları yeterli açıklamalarıyla “et-Tezkire” adlı eserimizde zikretmiş bulunuyoruz. Yüce Allah’a hamdolsun. Yine orada cennetin ağaçlarının ve meyvelerinin cennetteki örtüler arasından çıktığını da zikretmiş bulunuyoruz. Biz bu hususu el-Kehf Sûresi’nde (18/31. âyetin tefsirinde) sözkonusu etmiştik.