İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah’a yalnızca bir kenardan kulluk eder. Başına bir iyilik gelirse içi rahatlar, ama başına bir bela gelirse yüz çevirir. O, dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte bu, apaçık bir ziyan olur.
Diyanet Vakfı
İnsanlardan kimi Allaha yalnız bir yönden kulluk eder. Şöyle ki: Kendisine bir iyilik dokunursa buna pek memnun olur, bir de musibete uğrarsa çehresi değişir (dinden yüz çevirir). O, dünyasını da, ahiretini de kaybetmiştir. İşte bu, apaçık ziyanın ta kendisidir.
Kurtubi Tefsiri
İnsanlardan bazıları (dinin) bir tarafından Allah’a ibadet eder. Eğer ona hayır isabet ederse, onunla mutmain olur. Şayet ona bir bela İsabet ederse, yüzü üzere döner. Dünyayı da, âhireti de kaybetmiş olur. İşte bu, apaçık ziyanın tâ kendisidir.
“İnsanlardan bazıları (dinin) bir tarafından Allah’a ibadet eder” âyetindeki: “(……): …dan” kelimesi mübtedâ olarak ref mahallindedir. îfade “…yüzü üzere döner” âyetinde tamam olmaktadır. “(…….): Kaybetmiş olur” kelimesi Cumhûr tarafından böylece okunmuştur.
Bu âyet-i kerîme münafıkların durumunu haber vermektedir. İbn Abbâs der ki: Bu âyet ile Şeybe b. Rabia kastedilmektedir. Bu kimse Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) davetini açıklamadan önce İslâm’a girmişti. Allah, (davetini açıklaması doğrultusunda) ona vahiy indirince bu sefer Şeybe b. Rabia irtidad etti.
Ebû Said el-Hudrî de şöyle demektedir: Yahudilerden bir adam İslâm’a girdi. Sonra da gözlerini ve malını kaybetti. Bunların İslâm’ın uğursuzluğundan başına geldiğini zannederek Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a gidip; Benim İslâm’dan dönüşümü kabul et deyince, Peygamber şöyle buyurdu: “İslâm’a girdikten sonra, İslâm’dan dönüş kabul edilmez.” Bu sefer adam: Ben bu yeni dinimden dolayi herhangi bir hayır ile karşılaşmadım. Gözlerimi, malımı, çoluk çocuğumu kaybettim, dedi. Peygamber şöyle buyurdu: “Ey Yahudi! Demirin, gümüşün ve altının pisliklerini ateşin potada eritip giderdiği gibi, şüphesiz İslâm da adamların pis(lik)lerini öylece alıp götürür.” Bunun üzerine yüce Allah:
“İnsanların bazıları (dinin) bir tarafından Allah’a ibadet eder” âyetini indirdi.
İsrail, Ebû Husayn’dan, o Saîd b. Cübeyr’den, o İbn Abbâs’tan rivâyete göre İbn Abbâs: “İnsanlardan bazıları (dinin) bir tarafından Allah’a İbadet eder” âyeti hakkında şöyle demiştir: Adam Medine’ye gelirdi. Şayet hanımı erkek gocuk doğurur, atları yavmlayacak olursa bu iyi bir dindir derdi. Hanımı doğurmaz, atları da yavrulamazsa bu sefer: Bu kötü bir dindir derdi. Buhâri, Tefsir 22. sûre 2
Müfessirler de şöyle demektedir: Bu âyet-i kerîme, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın huzuruna gelerek İslâm’a girdiklerini bildiren bedevi bir takım Araplar hakkında nazil olmuştur. Bunlar bolluk ile karşılaşacak olurlarsa, Medine’de kalmaya devam ederlerdi. Şayet darlık ve sıkıntıyla karşı karşıya kalırlarsa, irtidad eder dönerlerdi.
Bu âyet-i kerîmenin de en-Nadr b. el-Hâris hakkında indiği de söylenmiştir.
İbn Zeyd ve başkaları İse; bu münafıklar hakkında inmiştir, demişlerdir,
“(Dinin) bir tarafından” ifadesi Mücahid ve başkalarının açıklamalarına göre; şüphe üzere… anlamındadır. Bunun gerçek anlamı ise; böyle bir kimse bulunduğu yarın kenarında sallanıp duran kişinin gösterdiği zaaf gibi ibadetinde zayıflık gösterir demektir. Herbir şeyin harfi (tarafı, kenarı), onun etrafı, kıyıcı ve ..sınırını teşkil eden uç noktaları demektir. “Dağın harfi” tabiri de btaada gelmektedir ki; üst ve sivri yanı demektir.
“Bir tarafından” ifadesini yalnız bir yönünde anlamında olduğu da söylenmiştir. Bu da bir kisfısenin darlık ve zorluk zamanında değil de sadece bolluk ve rahatlık zamanında Allah’a ibadet etmesi demektir. Eğer bu gibi kimseler botluk zamanlarında şükür üzere, darlık zamanlarında da sabır üzere ibadet etmiş olsalardı, yüce Allah’a bir kenarından, bir ucundan ibadet etmiş olmazlardı.
“Bir tarafından” ifadesinin şartlı olarak anlamında olduğu da söylenmiştir. Şöyle ki: Şeybe b. Rabia, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) davetini açığa vurmadan önce şöyle demişti; Rabbine dua et ki bana mal, deve, at ve evlad ihsan etsin. Ben de sana inanayım ve senin dinine döneyim. Bunun üzerine Peygamber onun için dua etti. Yüce Allah da onun dileklerini ihsan etti. Daha sonra yüce Allah -durumunu en iyi bilen olduğu halde- onu fitneye düşürüp, denemeye tabi tuttu. İslâm’a girdikten sonra ona ihsan etmiş olduklarını geri aldı. Bu sefer o da İslâm’dan döndü. Bunun üzerine yüce Allah hakkında:
“İnsanlardan bazıları (dinin) bir tarafından Allah’a, ibadet eder” yani şartlı olarak ibadet eder, âyetini indirdi.
el-Hasen de şöyle demektedir: Burada kasıt kalbi ile değil de sadece dili ile Allah’a ibadet eden münafıktır.
Özetle söyleyecek olursak, yüce Allah’a dinin bir tarafından ibadet eden böyle bir kimse, bütünüyle dine girmiş değildir. Bu hali de yüce Allah şöylece açıklamaktadır:
“Eğer ona hayır” bedenen sağlık, geçiminde bolluk
“isabet ederse, onunla mutmain olur.” Bundan razı olur ve dini üzere kalmaya devam eder.
“Şayet ona bir belâ isabet ederse” yani bunun aksi durumlarla sınanacak olursa
“yüzü üzere döner.” Yani daha önce tutturmuş olduğu küfür yolunda gerisin geriye döner,
“Dünyayı da, âhireti de kaybetmiş olur. İşte bu apaçık ziyanın tâ kendisidir” âyetinde geçen: “kaybetmiş olur” âyetini Mücahid, Ubeyd b. Kays, el-A’rec, ez-Zührî ve İbn İshak -ayrıca Ya’kub’dan da- rivâyet edildiğine göre bir elif ziyadesiyle ve hal olarak nasb ile: “Kaybeden” diye okumuşlardır. Buna göre bu âyette; “Yüzü üzere” kelimesi üzerinde vakıf yapılmaz. Buna göre âyer-i kerîmenin meali şöyle verilebilir; Şâyet ona bir bela isabet ederse yüzü üzere dönen olarak dünyayı da, âhireti de kaybetmiş olur.
Böyle bir kimsenin dünyayı kaybetmesi ganimet ve övgüden pay almaması, âhireti kaybetmesi ise orada alacak bir sevap ve mükâfatının bulunmaması şeklindedir.