Onlar şefaat hakkına sahip olamayacaklar, yalnızca Rahman katında ahit almış olanlar başka.
Diyanet Vakfı
85, 86, 87. Takva sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allahın huzurunda topladığımız, günahkarları da susuz olarak cehenneme sürdüğümüz gün, Rahman nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefaata güçleri yetmeyecektir.
Kurtubi Tefsiri
Rahmân’ın yanında ahd almış olanlardan başkası şefaate sahip olmayacaktır.
Şefaat:
“Rahmânın yanında ahd almış olanlardan başkası şefaate sahip olmayacaklardır.” Yani bu kâfirler hiçbir kimseye şefaat etmek imkânım bulamayacaklardır. Rahmân’ın yanında ahd almış olanlar ise müslümanlardır. Onlar şefaat etme imkânına sahip olacaklardır. Bu bir şeyin kendi cinsinden olmayan bir şeyden istisna edilmesidir. Yani “Rahmânın yanında ahd almış olanlar” şefaat edeceklerdir. Buna göre; Alan” nasb mahallindedir.
Şöyle de açıklanmıştır: Bu “Sahip olmayacaklardır” daki (çoğul anlamını veren) “vav”dan bedel olmak üzere ref mahallindedir. Yani yüce Allah nezdinde hiç kimse şefaat etmek imkânını bulamayacaktır. Ancak “Rahmân’ın yanında ahd almış olanlar” şefaat etmek imkânını bulacaklardır. Buna göre istisna, muttasıl olur.
Yüce Allah’ın:
“Suçluları ise susamışlar olarak cehenneme süreriz” âyetindeki “suçlular” bütün kâfir ve isyankârları kapsamına alır. Sonra bunların -günahkâr mü’minler dışında- şefaate sahip olamayacaklarını haber vermektedir. Bunlar şefaate, kendilerine şefaatçi olunmak suretiyle sahip olacaklardır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ben şefaat edip duracağım. Nihayet, Rabbim lâ ilâhe illâlah Muhammedun Resûlüllah, diyen kimseler hakkında da şefaatimi kabul buyur, diyeceğim. O şöyle diyecek: Ey Muhammed! O sana ait değildir, ama o Bana aittir.” Bunu Müslim bu manada rivâyet etmiştir. Müslim, Îman 326 Daha önceden de geçmiş bulunmaktadır.
Fazilet ehli, ilim ehli salih kimselerin şefaat edeceklerine ve şefaatlerinin kabul edileceğine dair haberler birbirini pekiştirmektedir. Birinci görüşe göre ifade yüce Allah’ın:
“Onlar, Allah’tan başka ilâhlar edindiler ki, onlarla aziz olalar” (81. âyet) âyeti ile ilişkilidir. Yani, yarın putlara tapanların hiçbir kimseye şefaatleri kabul edilmeyeceği gibi, putların da kimseye şefaatleri kabul edilmeyecektir. Herhangi bir kimsenin kendilerine şefaat etme imkânını da bulamayacaklardır. Yani, hiçbir şefaatin onlara faydası olmayacaktır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Artık şefaat edenlerin şefaati onlara fayda vermez.” (el-Müddessir, 74/48)
Şöyle de açıklanmıştır: Biz takva sahiplerini de, günahkârları da hiçbir kimse şefaat imkânına sahip olmadığı halde haşrederiz. “Rahmân’in yanında ahd almış olanlardan başka” yani yüce Allah şefaat hususunda kendisine izin verdiği takdirde bu kimseler şefaat edebilecektir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Onun izni olmaksızın nezdinde kim şefaat edebilir?” (el-Bakara, 2/255)
Bu ahid ise yüce Allah’ın:
“Yoksa Rahmândan bir söz (ahid) mü aldı?” (78. âyet) âyetinde sözü edilen ahiddir. Bu ise imanı ve sahibinin kendisi vasıtası ile şefaat edecekler arasına ulaşabileceği bütün salih amelleri ifade eden kapsamlı bir lafızdır.
İbn Abbâs dedi ki: Ahidden kasıt lâ ilahe illallah’tir. Mukâtil ve İbn Abbâs da dedi ki: Lâ İlahe illallah deyip, Allah’ın güç ve yardımı dışında hiçbir güç ve kuvvete sahip olmadığını itiraf eden ve ancak yüce Allah’tan ümid eden kimseler şefaat edebilecektir.
İbn Mes’ûd dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ı ashabına şöyle derken dinledim: “Sizden herhangi bir kimse sabah-akşam Allah nezdinde bir ahid edilmekten âciz kalır mı?” Ey Allah’ın Rasûlü! Bu ne demektir? diye soruldu. Şöyle buyurdu: “Her sabah ve akşam:
“Ey gökleri ve yeri yaratan, gizliyi-açığı bilen Allah’ım! Ben bu dünya hayatında Senden başka hiçbir İlah olmadığına, ortağın bulunmaksızın bir ve tek olduğuna, Muhammed’in kulun ve Rasûlün olduğuna şehâdet ettiğimi Sana ahdediyorum. Beni bana bırakma, çünkü eğer beni bana bırakacak olursan, beni hayırdan uzaklaştırır, kötülüğe yaklaştırırsın. Ben ancak Senin rahmetine güvenirim, Nezdinde kıyâmet gününde bana tastamam vereceğin bir ahdin olsun. Şüphesiz ki, Sen sözünden caymazsın.” Kul bunu söyledi mi yüce Allah onun üzerini mühürler ve Arşın altına koyar, Kıyâmet günü oldu mu bir münadi; Allah’ın nezdinde, ahdi olanlar nerededir diye seslenir. Bu kimse kalkar ve cennete girer. ” Hakim. el-Müstedrek, II, 377