İşte bu, hakkında şüphe ettikleri hak söz olarak Meryem oğlu İsa’dır.
Diyanet Vakfı
İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa -hak söz olarak- budur.
Kurtubi Tefsiri
İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu Îsa, hak söze göre budur.
“İşte… Meryem oğlu Îsa… budur.” Yani, Bizim sözünü ettiğimiz kişi, Meryem oğlu Îsa’dır. Onun hakkındaki inancınız böyle olsun. Yahudilerin söyledikleri gibi siz de; -haşa- o bir zina çocuğudur ve o Yusuf en-Neccar’ın oğludur, demeyin. Hristiyanların dedikleri şekilde, o bir ilahtır yahut bir ilâh oğludur, da demeyin.
“Hak söze göre” âyeti ile ilgili olarak el-Kisaî bu, Îsa’nın bir sıfatıdır, demiştir. Yani hak söz olan Meryem oğlu Îsa işte budur. -el-Hakk, aziz ve celil olan Allah olmakla birlikte- ona:
“Allah’ın kelimesi” ismi verildiği gibi “Hak söz” diye de adlandırılmıştır.
Ebû Hatim de; o hakkın sözüdür, anlamındadır demiştir. İfadenin takdirinin şu şekilde olduğu da söylenmiştir: Bu sözler hak sözlerdir. İbn Abbâs dedi ki: Bu söz Îsa (sa)ın sözü olup o söz haktır, batıl değildir. Burada “söz”, “hakk”a izafe edilmiştir. Bu yönüyle yüce Allah’ın: “(Bu) kendilerine verilmiş gerçek sözdür.” (el-Ahkaf, 46/16) âyetine benzemektedir. Buradaki: “Gerçeğin sözü” ifadesi; “Gerçek söz” demektir. Yine yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Âhiret yurdu elbette daha hayırlıdır.” (el-En’âm, 6/32) burada da; “Âhiretin yurdu” (anlamındaki bu ifade); “Âhiret yurdu” takdirindedir.
Âsım ve Abdullah b. Âmir; şeklinde hal olarak nasb ile okumuştur ki; Ben hak olarak bir söz söylüyorum demektir. Âmilî ise “bu” anlamındaki işaret isminin manasıdır. ez-Zeccâc ise şöyle demektedir: Burada (söz anlamındaki “kavi” kelimesi) mastar olup: Ben hak olan sözü söylüyorum, demektir. Çünkü ondan önceki ifadeler buna delildir.
Bunun bir övgü olduğu söylendiği gibi, iğrâ (teşvik) anlamında olduğu da söylenmiştir, Övgü oluşuna gftre; “Hak olan bu söz ne güzeldir!” anlamına iğrâ oluşuna göre; “(sen bu hususta) bu hak sözden ayrılma” anlamına gelir.
Abdullah; şeklinde, el-Hasen “kaf: harfi ötreli olarak;diye okumuştur. el-En’âm Sûresi’ndeki:
“Sözü haktır, O’nun” (el-En’âm, 6/73) âyeti da böyledir. (Bu okuyuşlardaki): şekilleri hep aynı anlamda olup “söz söylemek” demektir, lâfzı da (korku, korkmak) böyledir.
“Hakkında şüpheye düştükleri” ifadesi de Îsa (aleyhisselâm)ın sıfatlarındandır. Yani hakkında şüphe ettikleri hak söz olan Meryem oğlu Îsa budur.
“Şüpheye düştükleri” lâfzı, anlaşmazlığa düştükleri diye de açıklanmıştır.
Abdu’r-Rezzak dedi ki: Bize Ma’mer, Katade’den, yüce Allah’ın:
“İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu Îsa hak söze göre budur” âyeti hakkında şöyle dediğini haber verdi: İsrailoğulları bir araya gelerek aralarından dört kişi çıkardılar. Her bir kesim kendi ilim adamını öne sürdü. Göğe yükseltildiği vakit Îsa hakkında tartışmaya koyuldular. Onlardan birisi dedi ki: O Allah’tır. Yere indi, dirilttiği kimseleri diriltti, öldürdüklerini öldürdü. Sonra da semaya yükseldi, Bunlara Ya’kubiyye denilir.
Geri kalan üç kişi: Yalan söyledin, dediler. Arkasından iki kişi üçüncülerine: Sen onun hakkında görüşünü söyle, dediler. O da şöyle dedi: O, Allah’ın oğludur. Bunlara Nasturîler denilir.
Geri kalan iki kişi: Sen de yalan söylüyorsun, dediler.
Daha sonra diğer iki kişiden birisi ötekine: Sen onun hakkında ne dersin, diye sordu. O da: O, üçün üçüncüsüdür, Allah bir ilâhtır, o da bir ilahtır, annesi de bir ilâhtır, dedi. Bunlar Hristiyanların hükümdarları olan İs rallilerdir.
Dördüncüsü de: Yalan söylüyorsun dedi. Aksine o Allah’ın kulu, Rasûlü, ruhu ve kelimesidir. Bunlar ise müslümanlardır. -Onun (Katade’nin) dediğine göre -bu dört kişiden her birisine uyanlar oldu. Bunlar birbirleriyle çarpıştılar. Müslümanlara karşı üstünlük sağlandı. İşte yüce Allah’ın:
“İnsanlar arasından adaletle emredenleri öldürenlere…” (Al-i İmrân, 3/21) âyeti buna işaret etmektedir. Katade dedi ki: İşte yüce Allah’ın (burada) haklarında “cemaatler kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler” âyetinde kastettiği kimseler bunlardır. Îsa (aleyhisselâm) hakkında ihtilâfa düştüler ve ayrı ayrı cemaatlere bölündüler. Yüce Allah’ın:
“Hakkında şüpheye düştüğünüz” şeklindeki Ebû Abdu’r-Rahmân es-Sülemî’nin ve başkalarının “te” harfi ile kıraatinin manası budur.
İbn Abbâs dedi ki: Meryem’in amcasının oğlu Meryem’i oğlu ile birlikte Mısır’a alıp götürdü. Şerrinden korktukları hükümdar ölünceye kadar orada oniki yıl kaldılar. Bunu el-Maverdî nakletmektedir.
Derim ki: Gördüğüme göre Mısır Tarihinde ve İncil’de şunlar zikredilmektedir: Göründüğü gibi Mesih (aleyhisselâm) Beyt Lahm’da dünyaya geldiği sırada Hirodos hükümdar idi. Yüce Allah rüyada Yusuf en-Neccar (marangoz Yusuf)’a şunu vahyetti: Kalk bu çocuğu annesiyle beraber al, onu Mısır’a götür. Benim sana söyleyeceğim vakte kadar orada kal. Çünkü Hirodos Îsa’yı öldürmek için takib ettirmeyi kararlaştırmış bulunuyor, Yusuf uykudan uyandı. Rabbinin emrini yerine getirdi. Mesih (aleyhisselâm)ı ve annesi Meryem’i alıp Mısır’a geldi. Mısır’a geldiği sırada Kahire’nin dış taraflarında bulunan el-Belesan kuyusu yakınlarında konakladı. Meryem (aleyhisselâm) elbiselerini o kuyunun başında yıkadı. Belesan (pelesenk, balsam, mürver) sadece o bölgede yetişir. Hristiyanların vaftiz yağına karıştırılan yağ da buradan çıkartılır. Bundan dolayı Mısırlılar döneminde tek bir şişesinin pek büyük bir değeri vardı. Mesela Konstantiniye (İstanbul), Sicilya, Habeşistan, Nûbe (Yukarı Sudan), Frank hükümdarları ve diğer hükümdarlara Mısır hükümdarları tarafından böyle bir hediye gönderildiği vakit oldukça üstün bir değere sahip hediye olarak kabul ediliyordu. Değerli bütün hediyelerden daha çok bu hediyeyi seviyorlardı. İşte bu yolculuk esnasında Mesih, Eşmunin ve şu anda el-Muhraka diye bilinen Kaskam’a kadar geldi. Bundan dolayı hristiyanlar burayı şu ana kadar ta’zim ederler ve Fısh bayramında buraya her yerden gelirler. Çünkü burası Mesih’in Mısır topraklarında vardığı son noktadır. Buradan Şam’a (Suriye’ye) dönmüştür. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.