"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Meryem 23

Doğum sancısı onu hurma ağacının gövdesine getirdi. Dedi: Keşke bundan önce ölmüş olsaydım ve unutulup gitseydim.

Diyanet Vakfı
Doğum sancısı onu bir hurma ağacına (dayanmaya) sevketti. «Keşke, dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!»

Kurtubi Tefsiri
Sonunda doğum sancısı onu kuru bir hurma ağacına dayanmaya mecbur etti. “Keşke bundan önce ölseydim de büsbütün unutulsaydım” dedi.

“Sonunda doğum sancısı onu kuru bir hurma ağacına dayanmaya mecbur etti” âyetindeki:

“Onu mecbur etti” fiili; “Geldi” fiilinin hemze ile müteaddi (geçişli) kılınmış şeklidir. Bu anlamı vermek üzere meselâ Filan yere gelmesini sağladı, gelmek zorunda bıraktı” denilir.

Nitekim; “Onu götürdü, gitmek zorunda bıraktı” kullanımı da bu şekildedir. Şubeyi İbn Atiyye, el-Muharrar…, XI, 20-21’de: “Şibl b. Azra” şeklindedir. ile Âsım’dan rivâyete göre o bu kelimeyi; şeklinde -aniden karşı karşıya kalmak anlamındaki- len gelen bir fiil olarak okumuştur. Buna göre âyetin anlamı şöyle olur: Doğum sancısı onu aniden kuru bir hurma ağacının yanına getirdi, demek olur.

Ubeyy’in, Mushaf’ında ise; “Doğum sancısı onu… dayanmaya mecbur edince… ” şeklindedir. Züheyr der ki;

“Ve Bize ulaşmak maksadıyla yola koyulmuş bir komşu ki,

Korku ve ümit onu (Bize) gelmek zorunda bıraktı.”

Cumhûr -“Doğum sancısı” anlamındaki-: kelimesini “mim” harfini üstün olarak okumuştur. İbn Kesîr’den gelen rivâyete göre ise o bunu esreli okumuştur ki; bu da doğum sancısı ve ağrıları demektir.

“Kadın doğum sancı ve ağrılarını çekti, çeker, doğum sancısı, doğum sancısı çekmek” demektir, “Doğumu yaklaşmış dişi deve” anlamındadır.

“Kuru bir hurma ağacına dayanmaya… ” âyeti da, onun gebe bir kadının doğum ağrıları dolayısıyla tutunacak bir şeye ihtiyaç duyması gibi, dayanacak ve tutunacak bir şey aramış gibi olduğuna İşarettir. “Üzerinde herhangi bir dal ve yaprak bulunmayan çölün ortasında kurumuş hurma gövdesi kütüğü” demektir. Bundan dolayı sadece; Hurma ağacına dememiştir.

“Keşke bundan önce öleydim de…” Dindarlığı bakımından şu iki sebeb dolayısıyla ölümü temenni etti:

1-O dine bağlılığı noktasında kendisi hakkında kötü zanlarda bulunulacağından ve ayıplanarak bundan dolayı fitnelere maruz kalacağından korktu.

2-Kendisi sebebiyle bir takım kimseler ona iftiraya kalkışmasını, kendisine zina nisbetinde bulunmasını İstememiştir. Çünkü böyle bir şey, kişiyi helâk eder.

Bu şartlar çerçevesinde ölümü temenni etmek, câiz olur. Bu hususa dair yeterli açıklamalar -yüce Allah’a hamd olsun ki- Yusuf Sûresi’nde (12/101. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

Derim ki: Duyduğuma göre Meryem (aleyhisselâm): Ey Allah’tan başka kendisine ibadet olunacak kişi çık, diye bir ses duymuş. O da bundan dolayı üzülerek: “Keşke bundan önce ökeydim de büsbütün unutulsaydun, dedi” âyetindeki “unutulan şey” anlamındaki (sonradan İkinci kelimenin) “nûn” harfi esreli okunuşuna göre, buradaki “Büsbütün unutulmak”: Arapça’da unutulmaya lâyık ve kaybolunmasından ötürü rahatsız olunmayan değersiz şey demektir. Yolcu bir kimsenin küçük bir kazığı, bir ip parçasını vb. unutması gibi. Yine, Araplardan nakledildiğine göre; konakladıkları bir yerden ayrılmak istedikleri vakit: “Unutmanız muhtemel şeylere dikkat ediniz” derlermiş. Buradaki; kelimesi, in çoğulu olup değersiz ve unutulabilecek türden şeyler demektir. el-Kumeyt’in şu beyiti de bu kabildendir:

“Kudaalılar bizleri Kelp (oğulların)a bir köprü mü kılacak?

Halbuki ben Meadlılar arasında önemsiz bir kimse olmadığım gibi,

o ulara sonradan katılmış bir kimse de değilim. ”

el-Ferrâ’ der ki: Bu kelime kadının hastalığı esnasında kullandığı ve attığı bez parçalan demekcir. Buna göre Meryem’in: “Büsbütün unutulsaydım” sözleri bir kenara atılmış bir ay hali bezi (gibi) olsaydım, anlamındadır. kelimesi “nün,” harfi üstün olarak da okunmuştur. (Esreli okuyuş ile) bunlar iki ayrı söyleyiştir. “Engel, tek” kelimelerinde olduğu gibi,

Muhammed b. Kâ’b el-Kurazî ise bunu hemzeli olarak ve “nün” harfi de esreli olarak: diye okumuştur. Nevf el-Bikâlî ise “nün” harfini üstün ve hemzeli olarak şeklinde; yüce Allah’ın ecelini ertelemesi anlamındaki kökten gelir gibi okumuştur. Bunu Ebû’l-Feth ve ed-Dânî, Muhammed b. Ka’b’dan da nakletmişlerdir.

Ebû Bekr b. Habib ise şeklinde hemzesiz olarak “sin” harfini şeddeli ve “nün” harfini üstün okumuştur.

Taberî’nin Meryem kıssası ile ilgili olarak naklettikleri arasında şu da vardır: Meryem (aleyhisselâm), Îsa (aleyhisselâm)a gebe kalınca kızkardeşi (ablası da) Yahya’ya gebe kalmıştı. Ablası onu ziyarete geldiğinde: Ey Meryem, benim gebe kaldığımın farkında mısın? diye sormuştu. [Meryem de ona: Benim de aynı şekilde gebe olduğumun farkında mısın? Dedi. Köşeli parantez içindeki ifadeler: Taberî, Câmiu’l-Beyân, XVI, 63’den. Ablası ona: Ben karnımdakinin senin karnındakine secde ettiğini hissediyorum. Çünkü rivâyete göre ablası karnındaki ceninin başını Meryem’in karnına doğru döndürdüğünü hissediyordu. es-Süddî dedi ki: İşte yüce Allah’ın:

“Muhakkak Allah sana, Allah’tan bir kelimeyi (Îsa’yı) doğrulayıcı bir efendi, nefsini sakındıran ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeler.” (Âl-i İmrân, 3/39) âyetinde de buna işaret vardır.

Yine Taberî’nin onun kıssası ile ilgili olarak zikrettikleri arasında şu da vardır; Meryem (aleyhisselâm), Yusuf en-Neccâr (marangoz) diye bilinen İsrailoğullarından birisi ile birlikte bulunduğu yerden kaçmıştı. Bu kişi onunla birlikte mescidde hizmetkârlık ediyordu. Taberî bu konuda uzun uzadıya açıklamalarda bulunur.

el-Kelbi dedi ki: Yûsuf’a -ki ona zinadan gebe kaldığı söylenmişti- şöyle denildi: Şimdi hükümdar onu öldürecek. Bunun üzerine Yusuf onunla kaçtı. Yolda Meryem’i öldürmek istedi. Cibril (aleyhisselâm) ona gelerek: Bu Ruhu’l-Kudüs’ten dolayı böyledir, dedi.

İbn Atiyye der ki: Bütün bunlar zayıf iddialardır. Bu kıssa ayrıca onun gebe kalmış olmasını ve kadınların alışılmış şekildeki gebelik döneminin devam ettiğini gerektirmektedir. Sekizinci ayda Îsa’yı doğurduğuna dair rivâyetler birbirini desteklemektedir. Bu görüşü İkrime ifade etmiştir. İşte bundan dolayı Îsa (aleyhisselâm)ın bu özelliğini korumak üzere sekizinci ayda doğan çocuklar yaşamazlar. Dokuzuncu ayda doğurduğu söylendiği gibi, altıncı ayda doğurduğu da söylenmiştir. Ancak bizim İbn Abbâs’tan zikrettiğimiz rivâyet daha sahih ve daha güçlüdür. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/meryem-22/,https://kutsalayet.de/meryem-24/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız