De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel işlesin ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın.
Diyanet Vakfı
De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlahınızın, sadece bir İlah olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.
Kurtubi Tefsiri
De ki; “Ben de ancak sizin gibi bir beşerim. Yalnız bana ilâhınızın ancak tek bir İlâh olduğu vahyedillyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ediyorsa; salih bir amel işlesin ve Rabbîne İbadetinde kimseyi ortak koşmasın.”
“De ki: Ben ancak sîzin gibi bir beşerim. Yalnız bana…vahyediliyor.”
Yani ben ancak yüce Allah’ın bana öğrettiklerini bilebilirim. Allah’ın ilminin ise sayımı-dökümü imkânsızdır. Ve ben sizlere ancak Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığını tebliğ etmekle emrolundum,
“Artık kim Rabbine kavuşmayı” O’nu görmeyi, O’nun mükâfatını almayı
“ümid ediyorsa” ve cezasından da korkuyorsa
“salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi ortak koşmasın.”
İhlas ve Riya:
İbn Abbâs dedi ki: Bu âyet-i kerîme Cündeb b. Züheyr el-Âmirî hakkında nazil olmuştur. O dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlü, ben yüce Allah için bir amelde bulunuyorum. Sadece yüce Allah’ın rızasını diliyorum. Şu kadar var ki başkası tarafından da bilinecek olursa bu beni sevindirir, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Muhakkak Allah hoş ve temizdir. Ancak hoş ve temiz olanı kabul eder, O (ihlasla yapılması gerektiği halde) kendisinde ortak koşulan hiçbir şeyi kabul etmez.” Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nazil oldu.
Tavus dedi ki: Bir adam, ey Allah’ın Rasûlu dedi. Ben Allah yolunda cihad etmeyi seviyorum. Bununla birlikte benim konumumun ne olduğunun görülmesini de seviyorum. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nazil oldu.
Mücahid dedi ki; Bir adam, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) gelerek dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlü ben sadaka veririm, akrabalık bağını gözetirim. Bunları da ancak yüce Allah için yaparım. Benim bunları yaptığımdan sözedilir ve bundan dolayı övülecek olursam da bu beni sevindirir ve hoşuma gider. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sustu, birşey demedi. Bunun üzerine yüce Allah:
“Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ediyorsa salih bir amel İşlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi ortak koşmasın” âyetini İndirdi.
Derim ki: Bunların hepsi kastedilmiş hususlardır. Âyet-i kerîme bütün bunları da, bunların dışındaki diğer amelleri de kapsar. Bundan önce Hûd Sûresi’nde (11/15- âyetin tefsirinde) bütün insanlar arasında ilk olarak haklarında hüküm verilecek olan üç kişi ile ilgili Ebû Hüreyre’den gelen sahih hadisi zikretmiş bulunuyoruz. en-Nisâ Sûresi’nde de, (4/36. âyet, 1. başlıkta) riyaya dair açıklamalar geçmiştir. Orada konu ile ilgili haberleri yeteri kadar zikrettik.
el-Maverdî der ki: Bütün tevil ehli âlimler şöyle demiştir; “Rabbine ibadetinde kimseyi ortak koşmasın” âyetinin anlamı, işlediği ameliyle kimseye karşı riyakârlık yapmasın şeklindedir.
et-Tirmizî el-Hakîm (yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun) de “Nevâdiru’l-Usûl” adlı eserinde şunu rivâyet etmektedir: Bize babam -yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun- anlattı, dedi ki: Bize Mekkî b. İbrahim anlattı, dedi ki:
Bize Abdu’l-Vâhid b. Zeyd, Ubâde b. Nüsey’den anlattı, dedi ki: Ben Şeddad b. Evs’in yanına, namaz kıldığı yerde iken gittim; ağlıyordu. Ona: Ey Abdu’r-Rahmân’ın babası seni ağlatan sebeb ne? dedim. Dedi ki: Bir gün Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)dan duyduğum bir hadistir. O sırada yüzünde hoşuma gitmeyen bir ifade görmüştüm. Şöyle dedim: Anam babam sana feda olsun, ey Allah’ın Rasûlü. Yüzünü bu şekilde görmeme sebeb nedir? O şöyle dedi: “Benden sonra ümmetim adına korktuğum bir iş” Ben: Bunun mahiyeti nedir? ey Allah’ın Rasûlü dedim. Şöyle buyurdu: “Şirk ve gizli şehvet.” Ey Allah’ın Rasûlü dedim. Senden sonra ümmetin şirk koşacak mı? Şöyle buyurdu: “Ey Şeddâd onların güneşe, aya, taşa, puta tapmaları manasına hayır. Fakat amelleriyle insanlara karşı riyakarlık yapacaklar.” Ben: Riya şirk midir? dedim. O; “Evet” diye buyurdu. Ben: Peki gizli şehvet nedir? diye sordum. Şöyle buyurdu: “Onlardan birisi oruçlu olarak sabah eder, dünya isteklerinden bir istek hatırına gelir ve bunun için orucunu açar.” Bu manadaki rivâyetler için bk.: İbn Mâce, Ztthd 21; Müsned, IV, 124, 126. Abdu’l-Vahid dedi ki: el-Hasen’le karşılaştım. Ben ona: Ey Ebû Said dedim. Bana riyadan haber ver. O bir şirk midir? O, evet dedi. Sen yüce Allah’ın:
“Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ediyorsa, salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi ortak koşmasın” âyetini okumuyor musun? Nevâdirul-Usûl, II, 585.
İsmail b. İshak rivâyetle dedi ki: Bize Muhammed b. Ebi Beki anlattı, dedi ki: Bize el-Mu’temir b. Süleyman, Leys’ten anlattı. Leys, Şehr b. Havşeb’den dedi ki: Ubâde b. es-Samit ile Şeddâd b. Evs oturuyorlardı. Şöyle dediler: Biz bu ümmet adına şirkten ve gizli şehvetten korkarız. Gizli şehvet kadınlar tarafından gelir. Yine dediler ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ı şöyle buyururken dinledik: “Her kim riyakârlık yapmak maksadıyla bir namaz kılacak olursa şirk koşmuş olur. Kim riyakârlık maksadıyla oruç tutarsa şirk koşmuş olur.” Sonra yüce Allah’ın:
“Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ediyorsa salih bir amel İşlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi ortak koşmasın” âyetini okudu. Müsned, IV, 126.
Derim ki: Gizli şehvetin mahiyetine dair bundan farklı açıklamalar da yapılmıştır. Biz bu açıklamayı en-Nisâ Sûresi’nde (4/36. âyet, 1. başlıkta) yapmış bulunuyoruz.
Sehl b. Abdullah dedi ki: el-Hasen’e ihlâs ve riya hakkında soru soruldu. Şu cevabı verdi: İyiliklerinin gizlenmesini, buna karşılık kötülüklerinin gizlenmemesini İstemek ihlâstandır. Şayet yüce Allah senin hasenatını açığa çıkartacak olursa: Bu senin lütfün ve senin ihsanındır, dersin. Bu benim yaptığım benim kendi işim değildir, desin ve yüce Allah’ın:
“Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ediyorsa salih bir amel islesin ve Rabbine ibadetinde kimseyl ortak koşmasın” âyetini ve:
“Verdiklerini verirlerken, Rabblerinin huzuruna dönecekler diye kalpleri ürperenler…” (el- Mu’minûn, 23/60) âyetlerini hatırlasın. Bunlar İhlâsla amel ettikleri halde amellerinin kabul olunmayacağından korkan kimselerdir. Riyakârlığa gelince; o da nefsin amelinin payını dünyada istemesi demektir. Ona: Bu nasıl olur diye soruldu. Şu cevabı verdi: Her kim kendisi ile yüce Allah arasında kalması gereken bir amel ile Allah’tan başkasının rızasını ve âhiret yurdundan başkasını arayacak olursa o riyadır.
İlim adamlarımız -yüce Allah onlardan razı olsun- derler ki: Riya kimi zaman kişiyi insanların kendisi ile alay edecekleri bir noktaya kadar götürebilir. Nakledildiğine göre Tahir b. el-Huseyn, Ebû Abdullah el-Mervezî’ye şöyle sormuş: Ey Abdullah’ın babası, ne zamandan beri Irak’a geldin? O da şu cevabı vermiş: Ben, Irak’a yirmi yıldan beri geldim ve otuz yıldan beri oruçluyum. Ona: Abdullah’ın babası, biz sana bir husus hakkında soru sorduk. Sen bize iki hususa dair cevap verdin.
el-Asmaî’nin naklettiğine göre; bir gün bir bedevi namaz kıldı ve namazını uzattıkça uzattı. Yanında da bazı kimseler vardı. Ona: Sen ne güzel namaz kıldın, dediler. O da: Bununla birlikte bir de oruçluyum, demiş.
Bu nerede çabucak kılan el-Eşâs b. Kays’a: Sen çabucak namaz kıldın, demeleri üzerine: O da: Ama ona riyakârlık karışmadı, deyip onların namaz kılışını önemsemeyişlerinden riyakâr olmadığını belirterek ve namazda yapmactklıktan kaçmış olduğunu bildirerek kurtulması nerededir?
Yine en-Nisâ Sûresi’nde (az önce belirtilen yerde) Lukman’ın riyakârlığın ilacına dair sözleri geçmiş ve bunun ameli gizleyip saklamak olduğu bildirilmiştir.
Yine et-Tirmizî el-Hakîm rivâyetle der ki: Babam -yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun- bize anlattı, dedi ki: Bize el-Himmâni haber verdi, dedi ki: Bize Cerir, Leys’ten haber verdi. O bir hadis hocasından, o Ma’kil b. Yesâr’dan dedi ki: Ebû Bekr bu hususta Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) hakkında şahidlikte bulunarak dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şirki söz konusu etti ve şöyle buyurdu: “O sizin içinizde karıncanın yürüyüşünden bile daha gizlidir. Ben sana kendisini yerine getirdiğin takdirde senden küçüğüyle büyüğüyle şirki uzaklaştıracak bir şeyi göstereyim mi?
Şöyle dersin: “Allah’ım bildiğim halde, Sana bir şey ortak koşmaktan Sana sığınırım, bilmediğim şeylerden ötürü de mağfiretini dilerim.” Bu sözleri üç defa tekrarlıyacaksın.” Nevâdiru’l Usûl, II, 583- Yakın bir rivâyet; Müsned, IV, 403.
Ömer b. Kays el-Kindî dedi ki: Muaviye’yi minber üzerinde iken şu: “Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ediyorsa…” âyetini okuduğunu dinledim. (Devamla) dedi ki: Bu semadan inmiş son âyettir.
Ömer (radıyallahü anh) dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bana şu vahyolundu: Her kim: “Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ediyorsa salih bir amel işlesin” âyetini okursa, onun için Aden’den Mekke’ye kadar içerisini kendisine dua eden ve kendisi için mağfiret dileyen meleklerin dolduracağı bir nûr yükseltilir.” el-Hâkim, el-Müstedrek, II, 371.
Muâz b. Cebel dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim Kehf Sûresi’nin başını ve sonunu okuyacak olursa onun için tepeden tırnağa kadar bir nûr olur. Kim onun tamamını okursa, bu onun için yerden göğe kadar bir nûr olur.” İbn Kesîr, V, 131de belirttiğine göre sadece İ, Ahmed Larafından rivâyet edilmiştir.
İbn Abbâs’tan gelen rivâyete göre adamın birisi ona şöyle demiş: Ben içimden geceleyin bir süre namaz kılmayı geçiriyorum. Ancak uyku beni bastırıyor. Ona şöyle dedi: Gecenin istediğin saatinde uyanmak istiyorsan yatağına çekildiğin vakit: “De ki: Rabbimin sözleri için…” âyetinden itibaren surenin sonuna kadar oku. Yüce Allah gecenin istediğin saatinde seni uyandıracaktır.
Bu faziletleri es-Sa’lebî -yüce Allah ondan razı olsun- zikretmiş bulunmaktadır.
Ebû Muhammed ed-Darimînin Müsned’inde de şöyle denilmektedir: Bize Muhammed b. Kesir, el-Evzaî’den haber verdi: O Abde’den, o Zir b. Hubeyş’ten dedi ki: Her kim Kehf Sûresi’nin sonlarını geceleyin uyanmak istediği bir vakit için okursa o vakit uyanır. Abde dedi ki: Biz bunu denedik ve böyle olduğunu gördük. Dârimî, Fedâilul-Kur’ân 18
İbnu’l-Arabî dedi ki: Hocamız et-Turtuşî el-Ekber şöyle derdi: Zamanınızı denk olan kimselerle karşılıklı hücumla ve kardeşlere gidip gelmekle geçirmeyin. Yüce Allah beyanını: “Artık kim Rabbine kavuşmayı ümid ediyorsa salih bir amel İşlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi ortak koşmasın” âyeti ile nihayete erdirmiştir.