Andolsun, Musa’ya dokuz apaçık ayet verdik. İsrailoğullarına sor; onlara geldiği zaman Firavun ona dedi ki: “Ey Musa! Gerçekten seni büyülenmiş sanıyorum.”
Diyanet Vakfı
Andolsun biz, Musaya açık açık dokuz ayet verdik. Haydi İsrailoğullarına sor. Musa onlara geldiğinde Firavun ona, «Ey Musa! dedi, senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum!»
Kurtubi Tefsiri
Yemin olsun ki Biz, Mûsa’ya apaçık dokuz âyet verdik. İşte İsrailoğullarına sor! O, onlara geldiğinde Fir’avun ona: “Ey Mûsa! Ben seni herhalde büyülenmiş sanıyorum” demişti.
“Yemin olsun ki Biz, Mûsa’ya apaçık dokuz âyet verdik.” Bu âyetler hakkında farklı görüşler vardır. Bunun, kitabın âyetleri anlamında olduğu söylenmiştir. Nitekim Tirmizî ve en-Nesâî, Safvân b. Assâl el-Muradîden rivâyetlerine göre iki yahudiden birisi arkadaşına; Seninle şu peygambere gidelim, ona soralım. Arkadaşı: Sen, onun için peygamber deme. Çünkü eğer o bizim sözlerimizi işitecek olursa, onun dört gözü olur. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın yanına gidip ona, yüce Allah’ın:
“Yemin olsun ki Biz Mûsa’ya apaçık dokuz âyet verdik” âyetine dair soru sordular. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da şöyle buyurdu: “Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmayın, zina etmeyin, hak ile olması müstesna Allah’ın haram kıldığı canı öldürmeyin, hırsızlık yapmayın, büyücülük yapmayın, suçsuz bir kimseyi yöneticiye jurnalleyerek onu öldürmesine sebep olmayın, faiz yemeyin, namuslu ve iffetli bir kadına iftirada bulunmayın ve Savaştan da kaçmayın. -Şüphe Şu’be’dendir- Ve özel olarak sizin için ey Yahudi topluluğu! Cumartesi gününde haddi aşmayın.” Bunun üzerine el ve ayaklarını öperek şöyle dediler: Şehadet ederiz ki, gerçekten sen bir peygambersin. Şöyle buyurdu: “Peki, sizi İslâm’a girmekten alıkoyan nedir?” Şöyle dediler: Dâvûd, zürriyeti arasında sürekli bir peygamber bulunsun diye dua etmişti. Biz de eğer İslâm’a girecek olursak yahudilerin bizi öldüreceğinden korkarız. Ebû Îsa (et-Tirmizî) dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir. Tirmizî, Tefsir 17. sûre 14; Nesâî, Tahrimud-Dem 18. el-Bakara Sûresi’nde de (2/65. âyet, 2. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.
Buradaki âyetlerin, mucizeler ve delil teşkil edici belgeler oldukları da söylenmiştir. İbn Abbâs ve ed-Dahhak da şöyle demişlerdir: Dokuz âyetten (mucizeden) kasıt; asa, el, dil deniz, tufan, çekirgeler, haşerât, kurbağalar ve kan olarak verilen ayrı ayrı mucizelerdir.
el-Hasen ve en-Nehaî derler ki: Bunlar, el-A’raf Sûresi’nde (7/133. âyet-i kerimede) sözü edilen beş mucizedir. Bu sözleriyle tufan ile ona atfedilen (çekirge, haşerât, kurbağalar ve kan) mucizeleri ile ek asa, kıtlık yılları ve mahsullerin eksikliği mucizeleridir.
el-Hasen’den de buna benzer bir rivâyet nakledilmiştir. Şu kadar var ki o, kıtlık yılları ile mahsullerin eksikliğini bir mucize olarak kabul etmekte, dokuzuncusunu ise asasının, sihir diye uydurdukları şeyleri yutuvermesi olarak saymaktadır. Malik’den de böyle bir rivâyet gelmiştir, ancak o da kıtlık yılları ile mahsullerin eksiltilmesi yerine, denizin yarılması ile dağın kaldırılması mucizelerini zikreder.
Muhammed b. Ka’b da der ki: Bunlar, el-A’raf Sûresi’nde sözü edilen beş mucize ile deniz, asa, taş ve mallarının yerin dibine geçirilmesi mucizeleridir. Bütün bu mucizelerin geniş açıklamaları daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Allah’a hamd olsun.
“İşte İsrailoğullarına sor. O, onlara geldiğinde…” Yani, ey Muhammed!
Mûsa, -Yûnus Sûresi’nde açıklaması geçtiği üzere- (bk. 10/88. âyet) bu mucizeleri onlara getirdiğinde onlara sor! Bu, yahudilerin Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın söylediklerinin doğruluğunu bilip anlamaları (istifham) kastıyla bir soru sormaktır.
“Fir’avun ona: Ey Mûsa! Ben seni her halde büyülenmiş sanıyorum demişti.” Garip fiilleriyle büyü yapan birisi zannediyorum, demektir. Bu açıklamayı el-Ferrâ” ve Ebû Ubeyde yapmışlardır. Böylelikle o, ism-i mef’ûlü ism-i fâil yerine kullanmıştır. Tıpkı ( ism-i mef’ûl olarak); “bu uğursuzdur, bu da uğurludur” demek isterken, meş’ûm ve meymun fiillerini kullanmak gibi.
Aklanmış diye ele açıklandığı gibi, yenik düşürülmüş ve buna mahkum edilmiş diye ele açıklanmıştır ki, bu açıklamayı Mukâtil yapmıştır. Bundan başka açıklamalar da yapılmıştır, bu açıklamalar önceden geçmiş bulunmaktadır.
İbn Abbâs ve Ebû Nehîk’den nakledildiğine göre onlar, haber olarak; (………): İsrailoğullarını istedi” diye oku muşlardır. Yani Mûsa, Fir’avundan, İsrailoğullarını serbest bırakıp onların yollarında durmamasını ve kendisiyle birlikte İsrailoğullarını göndermesini istedi.