"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

İsra 78

Güneşin batıya meyletmesinden gece karanlığına kadar namazı dosdoğru kıl; sabah Kur’an’ını da. Şüphesiz sabah Kur’an’ı şahitlidir.

Diyanet Vakfı
Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar (belli vakitlerde) namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir.

Kurtubi Tefsiri
Güneşin kaymasından gecenin karanlığına kadar namazı dosdoğru kıl. Sabah, namazını da. Çünkü sabah namazı şahit olunandır.

Bu âyete dair açıklamalarımızı yedi başlık halinde sunacağız:

1. Güneşin Kaymasından İtibaren Kılınacak Namazlar:

Yüce Allah, müşriklerin hile ve tuzaklarını sözkonusu ettikten sonra:

“Güneşin kaymasından… namazı dosdoğru kıl” âyeti ile Peygamberine sabrı ve namazı gereği gibi dikkatle muhafaza etmeyi emretmektedir. Demek ki namaz sayesinde düşmanlara karşı ilâhî yardımın talep edilmesi de sözkonusudur. Yüce Allah’ın şu âyeti da buna benzemektedir:

“Yemin olsun ki, onların söylediklerinden dolayı göğsünün daraldığını elbette biliyoruz. Artıksen hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.” (el-Hicr, 15/97-98)

el-Bakara Sûresi’nin baş taraflarında (2/3. âyet, 4. başlık ve devamında) “namazı ikame etme (kılma)”nin anlamına dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır.

Müfessirlerin icmaı ile bu âyet-i kerîme farz namazlara işaret etmektedir.

İlim adamları “kayma (dülûk)” nın anlamı hususunda iki ayrı görüş ortaya koymuşlardır.

1- Bundan kasıt, güneşin semanın ortasından (batıya doğru) zeval bulmasıdır. Bu açıklama Hazret-i Ömer, onun oğlu (Abdullah b. Ömer), Ebû Hüreyre,

İbn Abbâs ve onların dışında tabiin ve bir grup ilim adamının görüşüdür.

2- İkinci görüşe göre de dülûk (güneşin kayması), güneşin batması demektir. Ali, İbn Mes’ûd ve Ubey b. Ka’b bu görüştedirler. İbn Abbâs’dan da bu görüş rivâyet edilmiştir.

el -Maverdî der ki: “Dülûk”u, güneşin batışının ismi kabul eden kimselerin bu kabullerinin sebebi şudur: İnsan, güneşin batımı esnasında onu iyice görmek için elleriyle gözlerini ovalar (delk). Bunu, güneşin zevalinin ismi olarak kabul edenlerin bu kanaatlerine sebep ise kişinin, güneş ışınlarının şiddeti dolayısıyla gözlerini delk etmesi (ovalaması) dolayısıyladır. Ebû Ubeyd de şöyle demektedir: Güneşin dülûku, batışı demektir. (……..); ifadesi güneş battı, demektir. Kutrub da şu beyiti zikretmektedir:

“İşte burası Rebahin iki ayağının durduğu yerdir

Berah (denilen güneş) batın caya kadar elini siper etmiştir.”

“Berahi” kelimesi, hazamı, katami, rekasi vezni ile güneşin isimlerinden bir isimdir. el-Eerra bunu, “Birahi” şeklinde rivâyet etmiştir ki, bu da el ayası demek olan; (……..)’in çoğuludur. Elini kaşlarının üzerine koymuş ve öylece bakıyorken güneş battı, demektir. el-Accac’ın şu beyitinde de bu kullanılmıştır:

“Güneş nerdeyse ağır bir hastalık (a yakalanmış) gibi olacaktı.

Ve ben onu (ışıklarını) kaygan bir yerden kayıyormuş gibi olsun

diye el ayam ile defediyorum.”

Bundan sonra beyitin son kelimesinin anlamına dair

İbnu’l-A’râbî’den iki satırlık bir açıklama nakledilmektedir. Bu açıklamalar beyitin manasında yer aldığından ayrıca tercümeye gerek görülmemiştir.

(……..) tabiri, güneş battı anlamında da kullanılır. Şair Zu’r-Rimme de şöyle demektedir:

“Öyle kandiller ki, onların ışığını sağlayanlar

Yıldızlar da değildir, batan ve kaybolanlar da değildir.”

İbn Atiyye de şöyle demektedir: Dülûk, -sözlükte- meyletmek demektir. O bakımdan dülûk’un ilk vakti güneşin zeval bulmasıdır. Son vakti ise batışıdır. Güneşin zevalinden batışına kadar olan vakte de dülûk denilir, çünkü güneş bu durumda kayma ve meyletme halindedir. Şanı yüce Allah, güneşin kayması halinde ve kaymaya başlaması sırasında söz konusu olan namazları zikretmektedir. Bunun kapsamına öğle, ikindi ve akşam namazları girer. Bununla birlikte akşam namazının, “gecenin karanlığı (ğasaku’l-leyl)” ifadesine dahil olması da mümkündür. Bazıları, öğle namazı vaktinin zevalden güneşin battığı vakte kadar devam ettiği görüşündedir. Çünkü şanı yüce Allah, öğle namazının vücubunu dülûk’e bağlı kılmıştır. İşte bunun hepsi de düluk’dur. Bu görüş el-Evzaî’ye ve nisbeten farklı durumlara göre değişik hükümler ile Ebû Hanîfe’ye aittir. Malik ve Şâfiî de zaruret halinde buna işaret etmişlerdir.

2. Gece Karanlığı (Ğasaku’l-Leyl):

Yüce Allah’ın:

“Gecenin karanlığına kadar” âyeti ile ilgili olarak Malik, İbn Abbâs’dan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Güneşin dülûku, meyletmesi, kayması demektir.

“Gecenin karanlığı” ise, gece ve karanlığının bir araya gelmesi demektir. Ebû Ubeyde “el-Ğasak” gecenin siyahlığı demektir, demiştir. İbn Kays er-Rukayyât şöyle demiştir:

“İşte karardı şu gece

Ben de keder ve uykusuzluktan rahatsızlandım.”

Ğasaku’l-Leyl’in, şafağın (batıştan sonraki kırmızılığın) kaybolması demek olduğu söylendiği gibi, karanlığının görülmeye başlaması olduğu da söylenmiştir. Şair Züheyr de şöyle demektedir:

“Elleri -o aldırış etmeksizin- cömertlik edip durdu

Nihayet karanlık basıncaya ve başgösterinceye kadar.”

“(……..); Gecenin karanlığı bastı” denilir, mastarı da; (……..) şeklinde gelir. “Sin” harfi üstün olarak “el-Ğasek” isimdir. Kelimenin asıl anlamı, seyelân etmek akmak ile alakalıdır. Göz aktığı zaman; (……..) denilir. Muzari fiili de; (……..) şeklinde gelir. “(……..) Yaradan sarı bir su aktı, akmak” denilir. “(……..); Müezzin akşam ezanını gece karanlığına kadar erteledi” demektir. el-Ferrâ’nın naklettiğine göre; “(……..): Gece karanlığı bastı” ile (……..) şekilleri hep aynı anlamdadır. er-Rabi’ b. Huseym de, bulutlu olduğu günde müezzinine; (……..) derdi ki, bununla akşamı gece karanlığı basıncaya kadar ertele, tehir et, demek istiyordu.

3. Akşam Namazı Vaktinin Sonu:

İlim adamları, akşamın son vakti hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Bir görüşe göre akşamın vakti sadece bir tanedir ve güneşin kayboluşu dışında ayrıca bir vakti yoktur. Cibril’in İmâmlık edişi ile ilgili hadisten bu husus açıkça anlaşılmaktadır. Bu husustaki rivâyetlerin geçtiği bazı yerler: Buhârî, Mevâkitu’s-Salât 1; Müslim, Mesâcid 166, 167; Ebû Dâvûd,’Salât 2; Tirmizî, Salât 1; Nesâî, Mevâkît 1, 10, 17; İbn Mâce, Salât 1; Dârîmî, Salât 2; Muvattâ, Vukûtu’s-Salât 1; Müsned, I, 333, III, 30, 330, V, 374. Çünkü Hazret-i Cebrâîl, akşam namazını her iki günde de aynı vakitte kılmış ve bu kıldığı vakit de güneşin batışı esnasında idi. Maliki mezhebine mensup ilim adamlarının kanaatine göre Malikin mezhebinde kuvvetli olan görüş de budur. Yine, Şâfiî’den meşhur olan iki görüşten birisi de budur es-Sevrî de böyle demiştir.

Yine Malik, Muvatta’’da şöyle demektedir: Şafak (batıştan sonraki kırmızılık) kaybolacak olursa, akşam namazı vakti çıkmış, yatsı namazının vakti girmiş olur. Ebû Hanîfe, onun arkadaşları, el-Hasen b. Hayy, Ahmed, İshak, Ebû Sevr ve Dâvûd da böyle demişlerdir. Çünkü batış vakti ile şafağın kayboluşuna kadar geçen bütün süre, gecenin kararma zamanıdır. Bu husustaki Ebû Mûsa yoluyla gelen hadis de bunu gerektirmektedir ve orada şöyle denilmektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a ikinci günde soru sorana, akşam namazını kıldırarak vaktini şafağın kaybolacağı esnaya kadar tehir etmiştir. Bu hadisi de Müslim rivâyet etmiştir. Müslim, Mesâcid 178.

Bu kanaatte olanlar şöyle derler: Bu hadis, Cibril’in İmâmlığı ile ilgili haberlerden daha uygundur. Çünkü bu hadis Medine’de vârid olmuştur, Cibril’in İmâmlığı ise Mekke’de gerçekleşmiştir. Sonradan varid olan haberin ise, Peygamber’in fiil ve emrinden kabul edilmesi evladır (daha uygundur). Çünkü sonraki haber ondan öncekileri nesh edicidir. İbnü’l-Arabî ise, bu görüşün, Malik’in meşhur görüşü olduğunu, ömrü boyunca okuttuğu Muvatta’’da ve hayattayken de bunu telkin ettiğini iddia etmiştir.

Bu görüş ayrılığındaki incelik şudur: İsimlere müteallik olan hükümler acaba bu isimlerin ilklerine mi taalluk eder, sonlarına mı, yoksa hüküm onların hepsi ile mi irtibatlıdır? Kıyas cihetinden daha güçlü görülen boşa anılması sözkonusu olmaması için hükmün evveline taalluk ettiğidir. Hükmün evveline taalluk ettiği kabul edilirse, bundan sonra onun sonuna kadar tamamına taalluk ettiği de kabul edilir.

Derim ki: Vaktin genişliğini kabul eden görüş dalia tercihe değer. Nitekim İmâm Haliz Ebû Muhammed Abdulğani b. Said Ebû Muhammed Abdulğanî b. Saîd b. Ali b. Saîd el-Ezdî el-Mısrî. Meşhur bir hadis hafızı, inceliklere vâkıf neseb âlimi. H. 409 yılında vefat etmiştir. (el-Kettânî, er-Risâletu’l- Mustetrafa, s. 116) el-Eclah b. Abdillah el-Kindî yoluyla gelen hadiste Ebû’z-Zübeyr’den, o da Cabir’den şöyle dediğini rivâyet eder: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) güneşin batışına yakın bir vakitte Mekke’den çıktı. Şerife varmadan akşam namazını kılmadı. Burası ise dokuz millik bir mesafedir. Buna yakın bir rivâyet şöyledir: “… Ebû’z-Zübeyr’den, o Cabir’den rivâyete göre, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mekke’de iken güneş batmış o iki namazı (akşam ile yatsıyı) Şerifte bir arada (cem ile) kıldı.” (Ebû Dâvûd, Salâlu’s-Sefer 5; Nesâî, Mevâkît 45) Serif: Hişâm b. Said’in dediğine göre Mekke’den on mil uzaktadır. (Ebû Dâvûd, aynı yer).

Bu hususta nesih olduğu görüşü ise, o kadar açık görüş değildir. Tarih bilinse dahi bu böyledir. Çünkü bu iki hadisin bir arada cem edilmeleri mümkündür. İlim adamlarımız derler ki: Cibril’in namaz kıldırmasıyla ilgili hadisler, akşam namazı hususunda efdal olan vakit ile ilgili kabul edilir. Bundan dolayı ümmet akşam namazının erken kılınması ve güneşin batışı ile birlikte kılmak için elini çabuk tutulması hususunda ittifak etmiştir. İbn Huveyzimendâd der ki: Müslümanlar arasında, cemaat ile namaz kılınan bir mesciclde akşam, namazını güneşin batışından sonraya bırakan olduğunu bilmiyorum. Vakit genişliği ile ilgili hadisler ise cevaz vaktini beyan, etmektedir. Böylelikle her iki hadis arasında tearuz ortadan kalkmakta ve iki hadisin de bir arada cem’i sahih olmaktadır. Bu ise usul bilginlerinin ittifakı ile birini diğerine tercih etmekten, daha uygundur. Çünkü böyle bir yolla her iki delil de uygulamaya konulmaktadır. Nesh olduğunu söylemek veya tercihte bulunmakta ise iki rivâyetten birisini düşürmek sözkonusudur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

4. Sabah Namazı:

Yüce Allah’ın: “(……..): Sabah namazı” âyetinde (namaz anlamı verilen): “Kur’ân” kelimesinin mansub gelmesi iki bakımdandır: Evvela bu kelime “salât (namaz)”a atfedilmiştir. Yani, sabah Kur’ânını dosdoğru kıl, demektir ki, sabah namazını dosdoğru kıl, anlamına gelir. Bu açıklamayı el-Ferrâ” yapmıştır.

Basralılara göre bu kelime iğrâ olmak üzere nasb edilmiştir. Yani; “(……..): Sen, sabah, namazına çokça dikkat etmelisin” anlamındadır. Bu açıklamayı ez-Zeccâc yapmıştır. Sabah namazı hakkında diğer namazlardan ayrı olarak özellikle “Kur’ân” tabirinin kullanılması, Kur’ân-ı Kerîmin, bu namazın büyük bir bölümünü işgal etmesinden dolayıdır. Çünkü sabah namazının kıraati, meşhur olarak kaydedildiğine göre hem uzun olur, hem de cehrendir. Bu açıklama da ez-Zeccâc’dan nakledilmiştir.

Derim ki: Medine’deki uygulama, sabah namazında Kur’ân okumayı, cemaate zarar vermeyecek kadar uzatmanın müstehab olduğu şeklinde karar kılmıştır. Bu namazda Mufassal bölüm uzun sûrelerinden okunur. Okunan Kur’ân’ın uzunluğu bakımından, sabah namazından sonra, öğle ve cuma namazları gelir. Akşam namazında kıraat kısa kesilir, ikindi ve yatsı namazlarında ise orta yollu tutulur. İkindi namazı hakkında akşam namazı gibi kısa okunacağı da söylenmiştir.

Müslim’in Sahihinde Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in namazlardaki kıraatlerine dair rivâyetleri Müslim, Salât 154 (34. bab)tan itibaren zikretmektedir. Merhum müfessirimizin işaret ettiği rivâyetler ve başkaları bir arada olmak üzere oradan takip edilebilir. ve başka hadis kaynaklarında vârid olan, kısa okunması karar bulmuş olan namazlarda uzunca okumaya yahut uzunca okunması karar bulmuş olanlarda da kısa okumaya dair -Meselâ Nesâîdeki Sabah namazında Felak ve Nas sûrelerini okumak Nesâî, İftitah 46 buna karşılık Akşam namazında ise A’raf, Murselat ve Tûr sûrelerini okumak gibi- rivâyetler Nesâî, İtfitah 64-67 ise, uygulamada terk edilmişlerdir. Ayrıca, yatsı namazına İmâmlık yapan ve Bakara Sûresi’ni okuyarak namazı uzunca kıldıran Muâz b. Cebel’e Hazret-i Peygamber’in tepki göstermesi de bunu göstermektedir. Bu hadisi de sahih kitaplar rivâyet etmektedir. Buhârî, Edeb 74: Müslim, Salât 178. 179: Ebû Dâvûd, Salât 124; Nesâî, İmâıne 39. 41, İftitâh 63. 70, 71: İbn Mâce, İkametu’s-Salât 48; Müsned, III, 124, 299, 308, 369.

Hazret-i Peygamber’in İmâmlara, namazlarını kısa kesmelerini emrederek şöyle buyurması da bunun gerekçeleri arasındadır: “Ey insanlar! Şüphesiz aranızda nefret ettirenler vardır. Sizden herhangi bir kimse cemaatine İmâm olacak olursa (kıraati) kısa kessin. Çünkü aralarında küçük, büyük, hasta, rahatsız, zayıf ve ihtiyaç sahibi kimseler vardır.” Buhârî, İlin 28. Ezan 61. 63. Edeb 75. Ahkâm 13; Müslim, Salât 182; Ebû Dâvûd, Salât 124; İbn Mâce, İkametu’s-Salât. 48: Dârimî, Salât 46; Müsned, IV, 118, 119. V, 273 Yine Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur: “Ama, sizden herhangi bir kimse tek başına namaz kılacak olursa, dilediği kadar uzatsın.” Buhârî, Ezan 62; Müslim, Salât 183-185: Ebû Dâvûd, Salât 124; Nesâî, İmâme 35: İbn Mâce, İkâmetus-Salât 4-8: Muvatta’, Salâtul-Cemâa, 13; Müsned, II, 486, 502 Bütün bunlar, sahih hadisler arasında kaydedilmektedir.

5. Kıraatsiz Namaz Olmaz:

Yüce Allah’ın:

“Sabah namazını da” âyetinde, “Kur’ân” lâfzını kullanmış olması, kıraatsiz namaz olmayacağının delilidir. Çünkü yüce Allah burada namazı

“Kur’ân” diye adlandırmıştır. İlim adamları ise namazda kıraat hususunda farklı görüşlere sahiptir.

Cumhûrlarının kanaatine göre İmâm olsun, tek başına olsun her rekâtte Fâtiha Suresini okumak vaciptir. Malikin meşhur olan görüşü budur. Yine ondan nakledildiğine göre namazın çoğu bölümlerinde okunması vaciptir. İshak’ın görüşü de budur.

Yine Malik’den, yalnızca bir rekâtte Fâtiha okumanın vacip olduğu görüşü nakledilmiştir ki, el-Muğire ve Suhnun da böyle demişlerdir. Namazın hiç bir yerinde kıraatin vacip olmadığı görüşü de ondan nakledilmiştir ama, ondan gelen en şaz rivâyet de budur.

Yine Malik’den nakledilen bir başka görüşe göre, namazın yarısında kıraat vaciptir.

el-Evzaî’den ve Eyyub’dan nakledildiğine göre kıraat, İmâm için de tek başına namaz kılan için de, cemaat için de her durumda vaciptir. Şâfiî’nin iki görüşünden birisi de budur. Buna dair yeterli açıklamalar, daha önceden el-Fâtiha Sûresi’nde (tefsirinin ikinci bölümü, 5. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

6. Sabah Namazında Tanıklık:

Tirmizî’nin, Ebû Hüreyre’den rivâyetine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), yüce Allah’ın:

“Sabah, namazını da, çünkü sabah namazı şahit olunandır” âyeti hakkında şöyle buyurmuştur: “Gece melekleri ile gündüz melekleri ona şahit olurlar.” Bu hasen, sahih bir hadistir. Bu hadisi ayrıca Ali b. Müshir, el-A’meş’den, o, Ebû Salih’den, o, Ebû Hüreyre ve Ebû Salih’den, ikisi de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan rivâyet etmişlerdir. Tirmizî, Tefsir 17. sûre 5

Buhârî de Ebû Hüreyre’den, o, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: “Cemaatle kılman namaz, tek başına kılman namazdan yirmi beş derece daha faziletlidir. Gece melekleri ile gündüz melekleri de sabah namazında bir arada bulunurlar.” Ebû Hüreyre der ki; Dilerseniz:

“Sabah namazını da, çünkü sabah namazı şahit olunandır” âyetini okuyunuz. Buhârî, Tefsir 17. sûre 10; Müslim, Mesâcid 246: Nesâî, Sakil 21; Müsned, II, 233, 266.

İşte bu hususiyeti dolayısıyla sahalı namazı erken kılınır. Sabah namazını erken kılmayan bir kimsenin namazında meleklerin iki kesiminden ancak birisi bulunur. Yine bu hususiyeti dolayısıyla Malik ve Şâfiî, sabah namazının alaca karanlıkta (tağlîs) kılınmasını dalia faziletli kabul etmişlerdir.

Ebû Hanîfe ise şöyle demektedir. Efdal olan (bazan) tağlis (alaca karanlık) ile, bazan aydınlık (İslar) halinde kılmaktır. Eğer bunu gerçekleştiremeyecek olursa, aydınlık halinde kılınması, tağlisden (alaca karanlıkta kılınmasından) dalia uygundur. Fakat bu, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın devamlı olarak alaca karanlıkta sabah namazını kılma uygulamasına muhaliftir. Aynı şekilde böyle bir uygulama ile gece meleklerinin namazda hazır bulunma imkânı da kaybedilmiş olur. Doğrusunu da en iyi bilen Allah’tır.

7. Sabah Namazı Gece Namazı mı, Gündüz Namazı mıdır?

Bazı ilim adamları, Hazret-i Peygamber’in: “Gece melekleri de, gündüz melekleri de o namazda hazır bulunurlar” âyetini, sabah namazının gece namazı da olmadığına, gündüz namazı da olmadığına delil göstermişlerdir.

Derim ki: Buna göre ikindi namazı da aynı şekilde ne gece namazından, ne de gündüz namazından sayılır. Çünkü fasih olan Peygamberden, Ebû Hüreyre’nin sahih rivâyetine göre o şöyle buyurmaktadır: “Gece melekleri ile gündüz melekleri sizin aranızda birbirinin peşinden gider gelirler. Ve bunlar, ikindi namazı ile sabah namazında bir araya gelirler.” Buhârî, Mevâlduı’s-Salât 16. Tevhîd 23. 33: Müslim, Mesâcid 210; Nesâî, Salât 21; Muvatta’, Kasru’s-Salâti fi’s-Scler 82; Müsned, II, 257, 312. 486.

Bilindiği gibi ikindi namazı, gündüzün bir vaktindedir. Sabah namazı da gecenin bir vaktindedir. Ancak, durum böyle değildir. Sabah, namazı da tıpkı ikindi gibi gündüz namazındandır. Buna delil ise, oruç ve yeminler ile ilgili bahislerdir ki, bu da gayet açıktır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/isra-77/,https://kutsalayet.de/isra-79/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız