"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Nahl 80

Allah, evlerinizden sizin için sükûnet yaptı. Hayvanların derilerinden, göç gününüzde ve konaklama gününüzde hafifçe taşıdığınız evler yaptı. Yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından eşya ve geçimlik kıldı.

Diyanet Vakfı
Allah, evlerinizi sizin için bir huzur ve sükun yeri yaptı ve sizin için davar derilerinden gerek göç gününüzde, gerekse konaklama gününüzde, kolayca taşıyacağınız evler; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (faydalanacağınız) bir ev eşyası ve bir ticaret malı meydana getirdi.

Kurtubi Tefsiri
Allah, evlerinizi size huzur bulacağınız meskenler kıldı. Size, davar derilerinden, gerek göçtüğünüz günde ve gerek konduğunuz günde hafifçe taşıyacağınız evler ve yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından bir süreye kadar giyecek, döşenecek ve ticareti yapılacak bir meta verdi.

Bu âyete dair açıklamalarımızı, dokuz Merhum müfessir başlıkların on olduğunu söylemekle beraber beşinci başhftı zikretıııe-/Ilıntı başlığa geçmektedir. Kendisinin “iiltlficı bnşlık…” diye verdiği sıralar t;ınt- başlık halinde sunacağız

1. Mesken Nimeti:

Yüce Allah’ın:

“Allah evlerinizi size… kıldı” âyeti, size bunları yaptı, demektir. Üzerinde olup seni gölgelendiren herşeye, tavan ve sema, seni üzerinde taşıyan her şeye arz, seni dört tarafından örten herşeye duvar denilir. İşte bunların hepsi, düzenli bir şekilde biraraya gelip bitişecek olursa, meydana gelen mekâna da “beyt; ev” denilir.

Bu âyet-i kerimede yüce Allah, evleri insanlar üzerindeki nimetler saymaktadır. Yüce Allah, öncelikle şehirlerde yapılan evleri sözkonusu etmektedir. Bunlar uzun süre ikamet etmek üzere yapılırlar. Yüce Allah’ın:

“Mesken” âyeti, sizin, içlerinde sakin olup yerleşeceğiniz, azalarınızın hareketlerinin yavaşlayıp rahatlayacağı yer demektir. Bazen, azalar meskenin içinde hareket eder, başka bir yerde sakin olabilir. Ancak burada ifade çoğunlukla görülen duruma göre dile getirilmiştir. Yüce Allah’ın bunu, nimetler içerisinde sayması şundan dolayıdır. O. eğer dilemiş olsaydı, insanı tıpkı yörüngelerinde hareket eden yıldızlar gibi, devamlı hareket eden, çalkalanan bir varlık haline geçirebilirdi. Ve o durumda insan da hiç şüphesiz Allah’ın irade ettiği gibi ve yarattığı gibi olurdu. Eğer yüce Allah insanı yer gibi hareketsiz yaratmış olsaydı, yine O’nun yaradığı ve irade ettiği gibi olacaktı. Ama O, insanı her iki şekilde de tasarrufta bulunup iki hal arasında durumu değişip duran bir varlık olarak yarattı ve davranış ve hareketlerinin bir keyfiyeti ve bir mekânı oldu.

Huzur bulmak, mesken edinmek, tekile de çoğula da sıfat olabilen bir mastardır.

Daha sonra yüce Allah, taşınabilen ve yolculuk hallerinde kullanılan meskenleri sözkonusu etmektedir ki, bu da bir sonraki başlığın konusudur.

2. Taşınabilir Meskenler:

Yüce Allah:

“Size, davar derilerinden gerek göçtüğünüz günde ve gerek konduğunuz günde hafifçe taşıyacağınız evler… verdi” âyetinde sözü geçen, “hafifçe taşınacak evler” derilerden ve benzerlerinden yapılan evler ile yolculuk sırasında taşımanız kolay olan çadır ve oraklar demektir

Göçmek” kelimesi, ol aramak kastıyla çölde yol almak, bir yerden başka yere geçmek demektir, Antere’nin şu beyitînde bu anlamda kullanılmıştır:

Kendilerinden ayrılmayı beklediğim kimseler göçüp gittiler.

Onların ayrılıklarını alaca karga Haber verdi.

Bu kelime aynı zamanda, deve üzerindeki hevdec anlamına da gelir. Şair der ki:

“Söyle bana şu göç edenler seni üzdü mü, ayrıldıklarında,

Ve kargalar, ayrılığın yaklaştığını hızlı uçuşlarıyla haber verdiğinde.”

Bu kelime, “ayn” harfi hem sakin, hem üstün ile okunmuştur. “Saç” demek olan; kelimesinin aynı zamanda, şeklinde de kullanılması gibi.

Şöyle denilmiştir: Bu kelimenin, hem derilerden, hem kıtlardan, hem yünlerden yapılmış evleri (çadırları) umumî olarak kapsama ihtimali de vardır. Çünkü bu unsurlar da deridendir. Zira bunların hepsi derilerde sabit bulunurlar. İbn Selâm bu kanaattedir. Güzel bir ihtimaldir.

Yüce Allah’ın:

“Yünlerinden” anlamındaki âyet ile yeni bir cümle başlamaktadır. Giyecek, döşenecek… yarattı” diye buyurulmuş gibidir ki, bununla giyilecek elbiseler, yere serilen sergiler ve benzeri şeyler kastedilmektedir. Şair der ki:

“O, hevdeçlerde bulunanlar, sem üzdü mü?

Güzel giyecek ve yaygılar ile ayrıldıkları gün.”

Burada yüce Allah’ın:

“Davar derilerinden” âyeti ile, önce açıkladığımız şekilde, sadece derilerden yapılma evleri kastetme ihtimali de vardır. O takdirde yüce Allah’ın;

“Yünlerinden” âyeti, “davar derilerinden” âyetine atıf olur. Yani, yine sizlere, yünlerinden evler… yarattı, verdi demek olur.

İbnü’l-A’rabî der ki: Bu, o bölgelerde yaygın bir durumdur Bizim topraklarımız bu meskenlerden oldukça uzak kalınmıştır O bakımdan, bizim buralarda çadırlar ancak keten ve yünden yapılmaktadır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in deriden bir çadırı vardı. Taif derisinden yapılanlar ise, en pahalı ve yapım itibariyle en üstün, dış görünüşü de en güzel olanları idi. Hazret-i Peygamber bunu lüks görmemiş, böyle bir çadırı İsraf kabul etmemişti. Çünkü bu, şanı yüce Allah’ın, ihsan etmiş olduğunu belirterek, lütfunu hatırlattığı ve kendisinden yararlanmaya izin verdiği ine talar diındır. Bunun, gerek içinde barınmak, gerekse gölgelenmek hususundaki çeşitli menfaatleri açıkça ortada olup insanın bunlara muhtaç olmaması mümkün değildir. Cereyan eden garip olaylardan birisi de şudur: Ben, muhaddislerden birisiyle, zahidlik taslayan ganilerden birisinin ziyaretine gittim. Ketenden yapılmış bir çadır içerisinde iken yanına girdik, Benim muhaddis arkadaşım, misafir olarak onu kendi evine götürme teklifinde bulundu ve şöyle dedi: Burası çok sıcak olan bir yerdir. Ev senin için daha rahattır ve benim de senin adına gönlümü daha bir hoş eder. Zahid geçinen kişi şu cevabı verdi: Bu bize hakir görünse bile, aslında bu bile bize fazladır. Ben ona şöyle dedim: Hayır, durum zannettiğin gibi değildir. Çünkü, zahidlerin önderi Allah Rasulü’nün bile Taif derisinden bir cadın vardı. O, bu çadırı ile birlikte yolculuğa çıkar ve onda gölgelenirdi. Adam, şaşırıp kaldı ve cevap vermekten acze düştüğünü görünce, onu arkadaşımla başbaşa bırakarak yanından çıkıp gittim.

3, Davarların Yünlerinden, Tüylerinden, Kıllarından ve Diğer Azalarından Yararlanmak;

“Ve yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından bir süreye kadar… bir meta verdi” âyeti ile yüce Allah, koyunların yünleri, develerin tüyleri, keçilerin kılları ile yararlanmaya izin vermektedir. Tıpkı bunlardan daha önemli şeylerden yararlanmaya izin verdiği gibi. Bu da bunları boğazlayarak etlerini yemek suretiyle yararlanmaktır. Yüce Allah, burada pamuk ve keteni söz konusu etmemektedir. Çünkü bunlar, bu âyetlerle (ilk) muhatap olan Arap topraklarında bulunmamaktaydı. Yüce Allah da üzerlerine ihsan etmiş olduğu nimetleri sayıp dökmektedir Onlar, kavrayabilecekleri ve bilip tanıdıkları hususlarla muhatap alınmışlardır. Bunların yerlerini tutan ve bunlar gibi iş gören şeyler de kullanım ve nimet bakımından bunlar gibi değerlendirilmelidir. Bu âyet, şanı yüce Allah’ın:

“Ve gökten, içinde dolu bulunan bazı dağlardan, (dolu) indirir” (en-Nûr, 24/43) âyetine benzemektedir, yüce Allah, onlara bu hitabında “dolu” dan sözetmektedir Çünkü onlar, dolunun yağışını bilirlerdi. Ve bu onlarda çokça görülürdü. Ancak, kardan söz edilmemektedir. Çünkü, ülkelerinde kar görülmüyordu. Halbuki, nicelik ve menfeati itibariyle kar da dolu gibidir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da, temizleyicilik konusunda, kar’ı ve dolu’yu birlikte sözkonusu ederek şöyle buyurmuştur: “Allah’ım beni, (günahlarımı) su ile, karla ve dolu ile yıka.” Müslim, Mesâcid H7, Ebû Dâvûd, Salflt 121; Nesâî, Tahare 4s, İftitah 15; İbn Mâce, İk:ı- ,v.otınl4r 1 nArİnıî l;ı1:V M- Müsned. II. 2M. 494.

İbn Abbâs der ki; Kar, semadan İnen beyaz bir şeydir, ama ben onu hiç görmedim.

Şöyle de açıklanmıştır: Yüce Allah’ın, pamuk ve keteni anmayışı, ancak rahat ve lüksten yüzçevirmek dolayısıyla olmuştur. Zira, Allah’ın salih kullarının giyecekleri yünden ibarettir. Ancak, bu tartışılır bir kanaattir. Çünkü, yüce Allah:

“Ey Âdemoğulları, size avret yerlerinizi Örtecek bir libas ile, giyinip süsleneceğiniz bir elbise indirdik” (el-A’raf, 7/56) diye buyurmaktadır. Nitekim buna dair açıklamalar, A’raf Sûresi’nde (anılan âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Bu sûrede ise yüce Allah:

“Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler…” (81. âyet) diye buyurmakta ve “elbiseler” kelimesinde pamuk ile ketene işaret etmektedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

Giyecek, döşenecek…” ile ilgili olarak el-Halü şöyle demektedir:

Yani, bir birine ektenmiş, katılmış meta demektir. Bu da; Çoğaldı” kökünden gelmektedir. Şair der ki:

“Birbirine geçmiş hurma salkımı gibi pek çok ve oldukça siyah,

Sırtın(m) sağını da solunu da süsleyen bir saç…”

İbn Abbâs bu kelimenin, elbise anlamına geldiğini söylemiştir ki, az önce geçmiş bulunmaktadır.

Bu âyet-i kerîme yün, tüy ve kıllardan her durumda yararlanmanın câiz olduğunu ihtiva etmektedir. Bundan dolayıdır ki, bizim (mezhebimize mensup Maliki) ilim adamlarımız şöyle demişlerdir: Meytenin yünü ve kılları tahirdir. Her durumda ondan faydalanmak caizdir. Ona pislik bulaşmış olma ihtimali dolayısıyla da yıkanır. Ummu Seleme de. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan bunu böylece rivâyet etmiştir, Buna göre Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur: “Tabaklandığı takdirde, meytenin derisinde, yıkandığı takdirde de yün ve kıllarında (kullanmak açısından) bir beis kalmaz,” Aynı anlamda ve çok az lâfız farkıyla: Dârakutni, V 47. Derinin tabaklanmaklı hükmünü ihtivâ eden hadislerin yerleri için bk. el-Mu’cemu’l-Mufehres li Elfâzi’l- Çünkü bunlar, ölümün sirayet etmediği şeylerdendir. Bu kılların, eti yenilen hayvanlardan olması ile eti yenilmeyen canlıların kılı olması arasında fark yoktur, insanın kılı, domuz kılı gibi. Bütün bunlar tahirdir. Ebû Hanîfe de bu görüştedir. Ancak, o bizden daha ileriye giderek şöyle demektedir: Boynuz, diş ve kemik de saç ve kıl hükmündedir. Çünkü bütün bunlarda ruh yoktur. Dolayısıyla hayvanın ölümünden ötürü bunlar necis olmazlar.

Hasan-ı Basrî, Leys b. Sa’d ve el-Evzaî de şöyle demektedirler: Bütün kıllar necis olmakla birlikte, yıkanmakla tabir olurlar.

Şâfiî’den ise bu konuda üç rivâyet vardır: Birincisine göre saçlar (kıllar) yün, tüy tahirdir, Ölümle necis olmazlar. İkincisine göre necis olurlar, üçüncüsüne göre ise, Âdemoğlunun saçı ile başkalarınınki arasında fark vardır. Âdemoğlunun saçı tahirdir, diğerleri ise necistir.

Bizim delilimiz, yüce Allah’ın:

“Yünlerinden” âyetindeki umumî ifadedir. Şanı yüce Allah, bunlardan yararlanma nimetini hatırlatarak. bize minnet etmekte ve meytenin kıl ve tüylerini, şer’î usule göre kesilmiş olandan ayrı mütalaa ederek tahsis etmemektedir. O halde bu âyet, -bunu engelleyecek bir delil ortaya konulmadıkça- umumîdir, Diğer taraftan aslolanın, bunların ölümden önce tahir oldukları hususunda icmâ’ vardır. Ölüm dolayısıyla bunların necasete dönüştüklerini iddia eden kimselerin bu konuda delil getirmeleri gerekir. Yüce Allah’ın:

“Meyte (leş)… size haram kılındı” (el-Mâide, 5/3.) âyeti vardır. Ve bu da onların tümünü ifade eden bir tabirdir, denilecek olursa, biz şöyle cevap veririz: Sözünü ettiğimiz âyetle bu umumu tahsis ederiz. Çünkü, ….. sözkonusu edilmek suretiyle, bu konuda açık bir nas bulunmaktadır. Sizin delil diye ileri sürdüğünüz âyet-i kerimede ise, bundan açıkça söz edilmediğine göre, bizim delilimizin kabulü öncelikle söz konusudur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

Bağdat’ta, Şâfiî mezhebinin önder ilim adamı Şeyh İmâm Ebû İshak, kılın yaratılış itibari ile hayvana bitişik bir parçası olduğunu esas almaktadır. Çünkü bu kıl ve tüy, hayvanın gelişmesiyle gelişir ve diğer bölümleri gibi ölümü ile necis olur.

Ona, şöylece cevap verilmiştir: Gelişip büyüme, hayat taşımanın delili değildir. Çünkü bitki de gelişir ve büyür, fakat o hayatta bir varlık olarak kabul edilmez. Onlar, bu görüşlerine, hayvanın üzerinde onunla birlikte bulunan şeyin gelişmesini esas alacak olurlarsa, biz de, hayat olmadığına delil olan duyarsızlığın delil olduğu, hayattan ayrı oluşu esas kabul ederiz. Hanefilerin sözünü ettikleri kemik, diş ve boynuzun, kıla benzediğine gelince; mezhebimizde meşhur olan görüş, bunların da et gibi necis olacaklarıdır.

Bununla birlikte, İbn Vehb, Ebû Hanîfe ile aynı görüşü ifade etmiştir.

Bizim mezhebimizde üçüncü bir görüş daha vardır: Boynuzların uçları ve tırnaklar, acaba bunların kökleri gibi mi kabul edilir, yoksa kılları gibi mi? Bu konuda mezhebimizde iki görüş vardır. Aynı şekilde kıla benzeyen kuş tüyleri sac hükmünde, kemiğe yakın olanın hükmü de kemik hükmündedir. Bizim delilimi?: ise,. Hazret-i Peygamberin; “Meytenin hiçbir şeyinden yararlanmayınız” Bu manada olmak üzere: Ebû Dâvûd, Libâs 39: Tirmizî, Libas 7; Nesâî, Fera’ > İbn, -a ıtMt ?ı-,- jwy;sjW. TV. HİCL 3U. hadisidir. Bu, meyte hakkında ve onun bütün cüzlerine dair umumî bir hükümdür. Bundan hakkında delil bulunan şeyler istisna edilir. Bu istisnanın kat’i delillerinden birisi de, yüce Allah’ın:

“Dedi ki: Çürümüş haldeki kemikleri kim diriltecek?”(Yasin, 36/78) âyetidir. Bir başka yerde de yüce Allah:

“Kemiklere de bak. Onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz” (el-Bakara 2/259) ile;

“Kemiğe de et giydirdik” (el-Mü’minun, 23/14) ve

“Çürümüş, dağılmış kemikler olduktan sonra mı…” (en-Nâziât, 79/11) diye buyurmaktadır. O halde, aslolan kemiklerdir. Ruh ve hayat, tıpkı et ve deride olduğu gibi, kemiklerde de vardır. Abdullah b. Ukeym yoluyla gelen hadisle de şöyle buyurulmaktadır: “Meytenin, postundan, da sinirlerinden de yararlanmayınız. Bir önceki notrn gösterilen kaynaklar

Sahihte, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in, Hazret-i Meymune’ye ait olan koyun hakkında: “Neden onun postundan yararlanmadınız” demesi üzerine onlar: Ey Allah’ın Rasulü, o bir meytedir (leş) deyince: Hazret-i Peygamber de: “Sadece onun yenilmesi haram kılınmıştır” diye cevap verdi. Buhâri, Buyû’ 101: Müslim, Hryz 100, 102, Ebû Dâvûd, Libas 37; Tirmizî, Libas 7; Nesâî, Fera’ 5. Kemik yenilmez denilecek olursa, biz de şöyle deriz:

Hayır, kemik yenilir. Özellikle süt emmekte olan devenin, oğlağın ve kuşların kemikleri yenilebilir. Büyüklerinin kemikleri, közde kızartılarak yenilir. Bundan önce zikrettiğimiz âyettir, kemikle hayatın bulunduğuna delildir. Hayat sebebiyle temiz olan ve yenilip kullanılması da boğazlanmak suretiyle mübah olan bir şey ise, ölüm dolayısıyla necis olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

4. Davarların Derileri:

Yüce Allah’ın:

“Davar derilerinden.,.” âyeti, canlı ve ölü deriler hakkında umumîdir. O bakımdan, tabaklanmayacak olsa dahi, meytenin (leşin) deri (ve postuîndan yararlanmak caizdir. İbn Şihab ez-Zührî ve el-Leys b. Sa’d da böyle demiştir, Tahavî de şöyle demektedir: Biz, fukahâdan herhangi bir kimsenin -el-Leys müstesna- tabaklanmadan önce, meytenin postunun satılmasının câiz görüldüğünü söyleyen kimseden nakledilmiş bir görüş bulamadık. Ebû Ömer (İbn Abdi’l-Berr) der ki: O, bu sözleriyle, tabiinden sonra gelen, İslâm yurdunun belli başlı bölgelerindeki lelva İmâmı fukahayı kastetmektedir. İbn Şîhab’a nisbet edilen görüş, ondan sahih olarak nakledilmiştir. Ancak bu, ilim adamlarının çoğunluğunun kabul etmediği bir görüştür. Her ikisinden de (İbn Şihab ve el-Lcys’ten de) bu görüşün muhalifi kanatte /Idukları rivâyet edilmişse de birinci görüşleri daha meşhurdur.

Derim ki; Dârakutnî, Sünen’înde, Yahya b. Eyyûb’un, Yûnus ve Akîl’den, onların, ez-Zührî’den rivâyet ettikleri hadis ile’ Dârakutnî, 1,41 Bakiyye’nin, ez-Zebîdîden rivâyet ettiği hadis Dârakutnî, I, 42 , Muhammed b. Kesir el-Abdi ile Ebû Seleme el-Minkârî’nin, Süleyman b. Kesir’den, onun, ez-Zübrî’den rivâyet ettikleri hadis Dârakutnî, 1.43 ‘i zikretmektedir. Bu hadislerden sonra da: Bunlar, sahih senetlerdir, demektedir. Dârakutnî, I, 44

5. Meytenin Derisi Tabaklanmakla Takir Olur mu:

Meytenin derisi, postu, tabaklanmakla tahir olur mu, olmaz mı hususunda ilim adamlarının farklı görüşleri vardır. İbn Abdilhakem, Malik’ten, bu hususta İbn Şihab’ın görüşüne benzer bir görüş nakletmektedir. İbn Huveyzimendâd, kitabında bunu yine İbn Abdülhakem’den nakletmektedir. İbn Huveyzimendad der ki; Bu, aynı zamanda ez-Zührî ve el-Leys’in de görüşüdür. Malik’in kuvvetli olan görüşü ise İbn Hakem’in naklettiği görüşüdür. Bu da tabaklamanın meytenin derisini tahir kılmamakla birlikte, kuru şeylerde ondan yararlanmayı mubah kıldığı ancak üzerinde namaz kılınamayacağı ve içinde yemek yenemeyeceği şeklindedir, İbn Kasım’ın el-Müdevvene’smde de şöyle denilmektedir: “Bir kimse tabaklanmamış meyte derisini gasb edip de bunu telef edecek olursa onun kıymetini ödemesi gerekir.” Bu görüşün Malikin görüşü olduğu da nakledilmiştir. Ebû’l-Ferec’ın naklettiğine göre ise Malik: Bir kimse başkasrna ait bir meyte derisini gasb edecek olursa ona bir şey düşmez. İsmail ise bu tabaklanmamış meyte derisinin bir mecusiye ait olması hali müstesnadır demiştir.

İbn Vehb ile İbn Abdilhakem İse Malik’den böyle bir deriyi satmanın câiz olduğu görüşünü rivâyet etmektedirler. Bu ise -sadece domuz istisnası ile-bütün meyte derileri hakkında böyledir. Çünkü tezkiyenin (şer’î kesimin) domuzda herhangi bir etkisi olmaz. Tabaklamanın herhangi bir etkisinin olmaması ise öncelikle söz konusudur.

Ebû Ömer (İbn Abdil Ber) der ki: Tezkiye edilmiş herbir hayvanın derisinin abdest ve başka maksatlar için kullanılması caizdir. Bununla birlikte Malik tabaklandıktan sonra meyte derisinden yapılmış kaptan abdest almayı mekruh görürdü. Bununla birlikte ondan farklı görüşler nakledilmiştir. Bir seferinde o: Ancak kendisi için böyle bir kabtan abdest almayı mekruh gördüğünü ve böyle bir deri üzerinde namaz kılmak ve onu satmak mekruhtur, demiştir. Bu hususta arkadaşlarından (mezhebine mensub ilim adamlarından) bir grup da ona uymuşlardır. Ancak Medineli Mâlikîlerin önemli bir çoğunluğu bunun mubah olduğu, kullanılmasının da câiz olduğu görüşündedirler. Çünkü Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Herhangi bir hayvan postu tabaklanacak olursa o temiz olur,” Müslim, Hayz 105; Ebû Dâvûd, Libas 33; Nesâi, Fera’ 20, 30, 31; Dârimi, Edahi 20; Müsned, I> 219, 227…, VI. 73, 104… Hicaz ve Irak’ın fıkıh ve hadis âlimlerinin birçoğu da bu görüştedir. İbn Vehb’in tercih ettiği görüş de budur.

6. Meytenin Derisinden Yararlanmanın Câiz Olmadığına Dair Rivâyetler ve Ahmed b. Hatıbel’in Bu Doğrultudaki Kanaati:

İmâm Ahmed b. Hanbel -Allah ondan razı olsun- tabaklanacak olsa dahi meyle derisinden yararlanmanın hiçbir şekilde câiz olmadığı kanaatindedir. Çünkü ona göre derisi de eti gibidir. Ancak tabaklandıktan sonra yararlanabileceğini belirten rivâyetler onun görüşünü reddetmektedir. Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvûd’un rivâyet ettiği Abdullah b. Ukeynı’in hadisini delil göstermektedir. Abdullah dedi ki: Cüheyne topraklarında ben henüz genç bir delikanlı iken Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın bize mektubu okundu: “Meytenin derisinden de sinir ve damarlarından da yararlanmayın,” Bu hadisin bir diğer rivâyetinde de: “Vefatından bir ay önce” Daha önce 3 nolu başlıkta geçen buı hadisin kaynakları da orada gösterilmiştir. 0) Beşinci başlığın sonunda geçen bu hadisin kaynakları da orada gösterilmiştir. kaydı da vardır. Bunu el-Kasim bin Muhaymire Abdullah b. Ukeym’den rivâyet etmiştir. O dedi ki: Bizim bir takım hocalarımızın bize anlattıklarına göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara yazdı… Dâvûd b. Ali dedi ki: Ben Yahya b. Mâin’e bu hadis hakkında sordum, o bu hadisin zayıf” olduğunu belirterek şöyle dedi: Hiçbir kıymeti yoktur. Çünkü o: Bana hocalar anlattı, demektedir,

Ebû Ömer (ibn Abdi’l-Berr) der ki: Bu hadis sabit olsa dahi İbn Abbâs, Âişe, Seleme b. el-Muhabbik ve diğerlerinden gelen rivâyetlere muhalif olma ihtimali vardır. Çünkü İbn Ukeym’in “Meytenin derisinden… faydalanmayınız’ diye rivâyet ettiği hadisin “tabaklanmadan önce anlamında olma ihtimali vardır. Muhalif olmama ihtimali eğer varsa, biz onu bu hadislere muhali!” olarak değerlendirme imkânına sahip olmayız ve mümkün olduğunca her iki haber gereğince amel etmeye çalışmalıyız. Abdullah b. Ukeym’in rivâyet ettiği hadis her ne kadar Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın vefatından -rivâyette de belirtildiği gibi- bir ay önce varid olduğu söz konusu ise de Hazret-i Meymune’nin olayı ile İbn Abbâs’ın ondan: “Herhangi bir deri tabaklandı mı artık o tabir olur” Beşinci başlığın sonunda geçen bu hadisin kaynakları da orada gösterilmiştir. hadisini vefatından bir cuma önce hatta bundan da daha kısa bir süre önce işiimiş olma ihtimali vardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. İbn Abdi’l-Berr, et-Temhid, IV, 162-165.

7. Domuzun Derisi:

Bizce meşhur olan görüş, domuzun derisinin hadisin kapsamına girmediği ve hadisteki umumî mananın bunu kapsamadığı şeklindedir. Şâfiî mezhebine göre köpeğin durumu da böyledir. el-Evzaî ve Ebû Sevr’in kanaatine göre ise tabaklanmak ile ancak eti yenen hayvanların derileri tahir olur. Ma’n b. Îsa’nın Malik’ten rivâyet eniğine göre ona domuzun derisinin tabaklanması halinde hükmünün ne olduğu sorulmuş, o da bunu mekruh görmüştür. İbn Vaddâh der ki: Ben Suhnûn’u onda bir mahzur yoktur derken dinledim. Muhammed b. el-Hakem, Dâvûd b. el-Ali ve mezhebine mensub (Zahiri) ilim adamları da böyle demişlerdir. Çünkü Hazret-i Peygamber: “Hangi deri (ihâb) olursa olsun tabaklandı mî, o tahir olur” Beşinci başlığın sonunda geçen bu hadisin kaynakları da orada gösterilmiştir. diye buyurmuştur. Ebû Ömer (İbn Abdi’l-Berr) der ki: Hazret-i Peygamber bu sözleri ile kendilerinden yararlanılmaya alışılmış ve genel olarak derileri kastetmiş olma ihtimali vardır. Domuz bu anlam çerçevesinde değildir. Çünkü domuzun derisinden yararlanmak alışılmış bir şey değildir. Zira tezkiye (şer’i kesim) nin onda bir etkisi olmuyor. Bir başka delil en-Nadr b. Şumey’in söylediği şu sözlerdir: “İhâb” inek, koyun ve deve derisine denilir. Bunun dışında kaîanlara ise “cîld” denilir, “İhâb” denilmez.

Derim ki: Aynı şekilde köpeğin derisi ile eti yenmeyen diğer hayvanların derilerinden yararlanmak alışılagelmiş birşey değildir. O bakımdan bunlar tabaklanmakla temiz olmazlar. Hazret-i Peygamber de şöyle buyurmuştur; “Yırtıcı hayvanlardan parçalayıcı azı dişi olan hayvanın yenilmesi haramdır” Buhâri, Zebaih 29; Müslim, Sayd 3; Ebû Dâvûd, Erime 32; Nesâî, Sayd 28; İbn Mâce. Sayd 13: Muvatta’leyhisselâmallallahü aleyhi ve sellemd 13. 14: Müsned, II, 36, 418.

O halde, tıpkı domuzun tezkiyesi seri kesim sayılmadığı gibi, bu gibi hayvanların da tezkiye edilmesi, şer’i kesim sayılmaz. Nesâî de, el-Mikdam b. Madikerib’den şöyle dediğini rivâyet eder: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ipeği, altını ve parsların postlarının serilerek üzerlerine oturulmasını yasaklamıştır. Nesâî, Fera 7; Müsned, IV, 132.

8. Meytenin Derisini Temizleyen Tabaklamanın Mahiyeti:

Fukaha meytenin derisini tahir kılan tabaklamanın mahiyetinin ne olduğu hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Mâlikî mezhebine mensub ilim adamları -ki, mezhebinin meşhur görüşüdür- şöyle demişlerdir: Tuz yahut selem ağacı yaprağı yahut şap veya bundan başka, deriyi tabaklamaya yarayan her ne ile deri tabaklanırsa tabaklansın o deriden yararlanmak caizdir.

Ebû Hanîfe ile arkadaşlarının böyle dediği gibi, Dâvûd (b. Ali ez-Zahiri)nin görüşü de budur.

Şâfiînin bu meselede iki görüşü vardır. Birinci görüşü nakledilen görüş ile aynıdır. Diğerine göre ise ancak şap ve selem ağacı yaprağı ile tabaklama deriyi tahir kılar. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) döneminde alışılagelmiş tabaklama şekli bu idi. el-Hattâbî de -doğrusunu en iyi bilen Allah’tır ya- en-Nesâî’nin Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in hanımı Meymune yolu ile gelen hadisi buna göre açıklamıştır- Bu hadise göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Kureyş’e mensub bir takım adamların âdeta bir at kadar olan koyunlarını çekerlerken yanlarından geçmiş ve onlara: “Keşke bunun postunu alsanız” deyince, onlar: Bu bir meytedir, diye cevap verince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Bunu su ve selem ağacı yaprağı temizler” diye buyurdu. Ebû Dâvûd, Libâs 38; Nesâî. FenT 5; Müsned, VI, 334,

9. Ev Eşyası ve Benzerleri:

Yüce Allah’ın: “(……….): Döşenecek…” âyetindeki “esâs” ev eşyası demektir. Bunun tekili de; (…….) şeklinde gelir. Ebû Zeyd el-Ensarî’nin görüşü budur. el-Umevî ise şöyle demektedir: Esâs, ev eşyasıdır. Bunun çoğulu; ile, şeklinde gelir. Başkaları ise şöyle demektedir: Bütün mal çeşitlerine el-Esâs denilir. Bunun kendi lâfzından tekili yoktur. el-Halil de şöyle demektedir; Bu kelime, aslından eşyanın çokluktan dolayı ve çoğalıncaya kadar birbiri üstüne toplanması anlamındadır Çok saç anlamındaki; ifadesi de buradan gelmektedir. Bir kimsenin saçları çoğalıp birbirine sarılacak olursa; denilir, Nitekim İmruu’l-Kays da şöyle demiştir:

“Birbirine geçmiş hurma salkımı gibi pek çok ve oldukça siyah.

Sırtın(ın) sağını da, solunu da süsleyen bir saç…”

Esâs’ın, giyilen ve yaygı olarak kullanılan eşyalar olduğu da söylenmiştir, Esâs edindim” demektir. İbn Abbâs (radıyallahü anh)’den rivâyete göre bu kelime mal anlamındadır.

“Bir süre” ile ilgili açıklamalar, bundan önce (el-Bakara, 2/36. âyet, 6, başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Burada bu kelime, -her insan hakkında kendi durumuna göre- muayyen olmayan bir süre demektir. Bu da kişinin ya ölümüdür yahut da “esâs” kabul edilen bu eşyayı kaybettiği, elinden yitirdiği süredir.

Şairin şu beyitinde de bu kelimenin kullanıldığını görüyoruz:

“O hevdeçlerde bulunanlar, üzdü mü seni,

Güzel giyecek ve yazgılarla ayrıldıkları gün?”

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/nahl-79/,https://kutsalayet.de/nahl-81/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız