“Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan sapkınlar hariç.”
Diyanet Vakfı
«Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna.»
Kurtubi Tefsiri
“Muhakkak Benim kullarım üzerinde senin hiç bir tasallutun olmaz. Azgınlardan sana uyanlar müstesna.”
Bu âyete dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız:
1. Allah’ın Has Kulları ve Şeytan:
Yüce Allah’ın:
“Muhakkak Benim kullarım üzerinde senin hiç bir tasallutun olmaz” âyeti ile ilgili olarak ilim adamları şöyle demişlerdir: Bundan kasıt, onların kalpleridir. İbn Uyeyne ise der ki: Benim hakkımı engelleyecek ve çerçevesini aleyhlerine daraltacak şekilde bir günaha düşürmek hususunda şeytanın üzerlerinde bir tasallutu yoktur, demektir. Bunlar Allah’ın hidâyete erdirdiği, beğenip seçtiği ve mümtaz kıldığı kullarıdır.
Derim ki: Şöyle denilebilir: Yüce Allah, Hz- Âdem ile Hazret-i Havva’nın durumlarını bize bildirirken:
“Bunun üzerine şeytan onları oradan kaydırıp…” (el-Bakara, 2/36) diye buyurmaktadır Yüce Peygamberinin ashabından bir grup hakkında da:
“… Ancak yaptıkları bazı işler yüzünden şeytan onları yoldan çıkarmak istemişti” (Âl-i- İmrân, 3/155) diye buyurmaktadır? (Buna ne dersiniz?)
Buna cevap, sözü geçen hususlardaki açıklamalardır. İblis’in, mü’minlerin kalpleri ve imanlarının mahalli üzerinde bir tasallutu olmadığı gibi, sonunda kabul edilmeyişe kadar göterecek bir günaha düşürmek konusunda da bir yetki ve otorite sahibi değildir. Aksine onun yapabildiği tevbenin sileceği, izale edeceği, Allah’a sığınmakla da ortadan kaldırabileceği halalara düşürmekten ibarettir. Hazret-i Âdem’in cennetten çıkartılması, daha önce el-Bakara Sûresi’nde (2/36, âyet, 3- başlıkta) açıklaması geçtiği üzere yasaklanmış ağaçtan yemesinin bir cezası değildi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın ashabına dair açıklamalar da yine Âlî İmrân Sûresi’nde (3/155. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Diğer taraftan: “Kullarım üzerinde senin hiç bir tasallutun olmaz” âyetinin, şanı yüce Allah’ın koruduğu kimseler hakkında has olma İhtimali olduğu gibi, çoğu zaman ve haller hakkında böyle olduğu ihtimali de vardır. Diğer taraftan iblisin tasallutunda bir sıkıntının giderilmesi ve bir kederin izale edilmesi de sözkonusu olabilir. Hazret-i Bilal’e yapıldığı gibi. Çünkü şeytan ona çocuğun ninni ile uyutulmaya çalışması gibi, gidip onu uyutmaya çalışmış ve sonunda Hazret-i Bilal uyumuştu. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da onun ashabı da uyudu ve ancak güneş doğduktan sonra uyandılar. Bundan dolayı dehşete kapılarak: Namazımız hususundaki kusurumuz dolayısıyla bu yaptığımızın kefareti ne olabilir, demeye koyuldular: “Uyku uyumaktan dolayı bir kusur sözkonusu değildir” Müslim, Mesâcıd 311- Ebû Davüd, Salül II; Tirmizî, Salât 16; Nesâî, Mevâkîr 53: İbn Mâce, Snlitr H); Müsned, V. 298. diyerek, onların sıkıntıları da giderilmiş oldu.
“Azgınlardan sana uyanlar müstesna” sapık ve müşriklerden sana uyanlar müstesna- Yani, onun tasallutu, otoritesi böyleleri üzerindedir. Bunun delili de yüce Allah’ın:
“Onun hakimiyeti ancak kendisini dost edinip de onu Allah’a ortak koşanlar üzerinedir” (en-Nahl, 16/100) âyetidir.
2. Azın Çoktan ve Çoğun Azdan İstisna Edilmesi:
Bu âyet-î kerîme ile bundan önceki âyet-i kerîme, azın çoktan, çoğun da azdan istisna edilmesinin mümkün (câiz) olduğuna delildir. Mesela, bir kimse bir dirhem müstesna on dirhem, yahut dokuz dirhem müstesna on dirhem diyebilir. Ahmed b. Hanbel ise der ki: Ancak yan miktar ve ondan daha az olan bir miktarı istisna etmek câiz olur. Bütünden çoğunluğunu teşkil eden bir miktarın istisna edilmesi sahih değildir Bizim delilimiz ise bu âyet-i kerimedir. Çünkü bu âyet-i kerimede “azgınlık” kelimesi “kullar”dan istisna edilmiştir. Aynı şekilde kullar da “azgınlardan istisna edilmiştir. İşte burada daha az olanın genel toplamdan istisna edilmesine ve daha çok olanın da genel toplamdan istisna edilmesine, bunların câiz olduğuna delil teşkil etmektedir.