Dediler ki: Ey Şuayb, senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Gerçekten biz seni içimizde zayıf görüyoruz. Eğer kavmin olmasaydı seni taşlardık. Sen bizim için güçlü biri değilsin.
Diyanet Vakfı
Dediler ki: Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve içimizde seni cidden zayıf (aciz) görüyoruz! Eğer kabilen olmasa, seni mutlaka taşlayarak öldürürüz. Sen bizden üstün değilsin.
Kurtubi Tefsiri
Dediler ki: “Ey Şuayb! Biz senin söylediklerinden bir çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda gerçekten güçsüz görüyoruz. Eğer senin aşiretin olmasaydı, seni taşa tutardık. Zaten sen, bizim İçin değerli bir kimse değilsin.”
“Dediler ki: Ey Şuayb! Biz senin söylediklerinden bir çoğunu anlamıyoruz.” Çünkü sen bizi Öldükten sonra diriliş, amellerden dolayı hesaba çekilmek gibi gayb olan bir takım hususları kabul etmeye çağırıyorsun ve alışkın olmadığımız şeylerle bize öğüt veriyorsun.
Şöyle de denilmiştir: Onlar bu sözleri onu dinlemekten yüz çevirmek, onun sözlerini de küçümsemek kastıyla söylemişlerdi. Bir şeyin anlaşıldığı, kavranıldığı vakit; “Anladı, anlar” denilir. el-Kisaî’nin naklettiğine göre de bir kimse fakîh olduğu vakit de; denilir.
“Hem biz seni aramızda gerçekten güçsüz görüyoruz.” Hazret-i Şuayb’ın gözlerinin görmediği söylenmiştir. Bunu Saîd b. Cübeyr ve Katide söylemiştir.
Bir diğer görüşe göre de görmesi zayıf idi. Bunu da es-Sevrî söylemiştir. en-Nehhâs ondan, Saîd b. Cübeyr ve Katâde’nin kanaatinin bir benzerini de nakletmiştir. en-Nehhâs der ki: Dilcilerin naklettiğine göre Himyerliler gözü görmeyen kimseye “zayıf” derler, yani gözleri görmediği için zayıf düşmüş demektir. Nitekim gözleri görmeyen bir kimseye “darîr” da denilir, gözlerinin görmeyişi sebebiyle zarar görmüş kimse demektir. Aynı şekilde görmeyene “mekfûf” da derler. Çünkü gözleri görmediği için görmesi kef edilmiş (alıkonulmuş, önlenmiş) kimsedir.
el-Hasen ise; burada “zayıf değersiz anlamındadır. Bedenen zayıf diye de açıklanmıştır ki bunu da Ali b. Îsa nakletmiştir. es-Süddî: Tek başına, yardımcıları ve bize muhalefet etmeye gücü yetecek kadar destekçileri olmayan kişi, anlamına geldiğini söylemiştir.
Bir diğer açıklamaya göre dünya maslahatlarını ve dünyadaki insanların idaresini az bilen kimse demektir.
“Güçsüz” anlamındaki kelime de hal olarak nasbedilmiştir.
“Eğer senin aşiretin olmasaydı” anlamındaki;
“Senin aşiretin” kelimesi mübtedâ olarak refedilmiştir. Aşiret (radıyallahü anhht) ise kişinin kendilerine dayandığı ve kendileri dolayısıyla güç kazandığı yakınlarıdır. Cerboa’nın yuvasına “râhita” denilmesi de buradan gelmektedir. Çünkü o bu yuva ile kendisini güvenlik altına alır ve yavrularını orada saklar.
“Seni taşa tutardık.” Taşlayarak, Öldürürdük, çünkü onun kavmi birisini öldürmek İstediklerinde ona taş atarlardı. Hazret-i Şuayb’in aşireti de ona bunu söyleyenlerin dinlerine bağlı idi. Bir başka görüşe göre “seni taşa tutardık.” Sana hakaret ederdik, ağır söz söylerdik anlamına gelir. el-Ca’dî’nin şu beyitinde de bu anlamdadır.
“Acı sözlerle birbirimize hakaret edip durduk, o kadar ki
Yarışta at başı giden iki at gibi oluruz.”
“Recin (taşa tutmak)” aynı zamanda lânetlemek anlamındadır. eş-Şeytanu’r-Racim (lanetlenmiş, kovulmuş) şeytan ifadesi de buradan gelmektedir.
“Zaten sen bizim için değerli bir kimse değilsin.” Yani sen bize karşı galip gelen, bizi yenik düşürecek ve korunabilecek olan bir kimse değilsin.