Dediler: “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinizedir, ey ev halkı. Şüphesiz O hamîddir, mecîddir.”
Diyanet Vakfı
(Melekler) dediler ki: Allahın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allahın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O, övülmeye layıktır, iyiliği boldur.
Kurtubi Tefsiri
Dediler ki: “Allah’ın İşine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmet ve bereketleri sizin üzerinize olsun ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîd’dir, Mecîd’dir.
Bu âyete dair açıklamalarımızı dört başlık halinde sunacağız:
1- Allah’ın İşine Şaşmak:
Hazret-i Sara,
“ben kocamış bir kadın ve şu eşim de bir ihtiyar iken” diyerek hayrete düşünce, melekler de onun, Allah’ın işine hayret etmesini kabul etmeyerek
“dediler ki: Allah’ın işine mi şaşıyorsun?” Yani Allah’ın hüküm, kaza ve kaderine mi şaşıyorsun? Allah’ın size bir evlat ihsan etmesinden dolayı hayreti gerektiren bir şey yoktur.
Onlara ihsan edilecek evladın ismi da İshak idi. İşte bir çok ilim adamı bu âyet-i kerîmeyi Hazret-i İsmail’in boğazlanması istenen evlat olduğuna ve Hazret-i İshak’tan yaşça daha büyük olduğuna delil göstermişlerdir. Çünkü burada Hazret-i Sara’ya, Hazret-i İshak’ın Ya’kub adındaki oğlu dünyaya gelinceye kadar yaşayacağı müjdesi verilmiştir. İleride buna dair açıklamalar gelecektir. Yüce Allah’ın izniyle Sâffât Sûresi’nde (37/102 ve devamı âyetlerin tefsiri, 1. başlıkta) buna dair açıklamalar gelecektir.
2- Allah’ın Rahmetine Mazhar Bir Hane Halkı:
“Allah’ın rahmeti ve bereketleri” anlamındaki âyet mübtedâ, haberi ise
“sizin üzerinize olsun” âyetidir, Sîbeveyh;
“Sizin üzerinize olsun” âyetinin “kep” harfinin “ya” harfine bitişik olması dolayısıyla esreli okunduğunu nakletmektedir.
Bu ifade acaba haber midir, yoksa bir dua mıdır? Bunun bir haber olması daha uygundur. Çünkü haber olması rahmet ve bereketin onlar hakkında fiilen hasıl olmasını gerektirir. Yani Allah, rahmet ve bereketlerini size ulaştırmış bulunuyor ey hane halkı, demek olur. Dua olması ise henüz husule gelmemiş, fakat meydana gelmesi umulan bir şey olmasını gerektirir.
“Ey hane halkı”nın nasb ile gelmesi ise ihtisas (özellikle sizin üzerinize olsun, anlamını verecek şekilde) olması dolayisıyladır. Sîbeveyh’in görüşü budur. Bunun nida olarak nasbedildiği de söylenmiştir.
3- Kişinin Hanımı da Kendi Ehli Beyt’indendir:
Bu âyet-i kerîme kişinin hanımının kendi hane halkından, ehl-i beytinden olduğu anlamını vermektedir. Bu da peygamberlerin hanımlarının kendi ehl-i beytlerinden olduğunu göstermektedir. Buna göre Âişe (radıyallahü anha) ve mü’minlerin diğer anneleri Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)in ehl-i beyti arasındadır ve yüce Allah’ın haklarında:
“Ve sizi tam anlamıyla temizlemek ister” (el-Ahzab, 33/33) buyurduğu kimselerdendir ki İleride buna dair açıklamalar (el-Ahzâb, 33/34. âyet, 1. başlıkta) gelecektir.
4- Selâm Verirken Kullanılacak Lâfızlar:
Bu âyet-î kerîme, aynı şekilde selâmın “ve berekatuhu: bereketleri” ifadesi ile sona ermesi gerektiğinin delilidir. Nitekim yüce Allah salih kulları hakkında da: “Allah’ın rahmet ve bereketleri sizin üzerinize olsun, ey hane halkı” verdiği haberde de böyledir. Bereket, artış ve çoğalış demektir. Bütün peygamber ve rasûllerin Hz İbrahim ile Hazret-i Sara’nın soyundan gelmesi de bu bereketlerdendir.
Malik’in, Vehb b. Keysan Ebû Nuaym’dan, onun Muhammed b. Amr b. Atâ’dan rivâyetine göre Muhammed b. Amr şöyle demiş: Abdullah b. Abbas’ın yanında oturuyor iken huzuruna Yemenlilerden bir adam gelip; “es-selâmu aleyke ve rahmetullahi ve berekatuhu”” dedikten sonra bununla beraber bir şey daha ilave etti. İbn Abbâs o sırada gözlerini kaybetmiş idi-: “Bu kim?” diye sorunca, ona: “Bu senin yanına gidip gelen Yemenli kişidir,” diyerek o kimseyi İbn Abbâs’a tanıttılar. İbn Abbâs şöyle dedi; “Selâm “berekef’e kadardır. ”
Yine Ali (radıyallahü anh)dan şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Mcscid’e girdim. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)in ashabından bir grub ile birlikte olduğunu gördüm. Ben es-selâmu aleyküm dedim. Hazret-i Peygamber: “Yirmisi benim, onu da senin olmak üzere ve aleyke’s-selâmu ve rahmetullah” diye buyurdu. İkinci bir defa daha yanına girdim. Bu sefer: es-selâmu aleykum ve rahmetullahi dedim. Hazret-i Peygamber bu sefer: “Otuzu benim, yirmisi de senin olmak üzere ve aleyke’s-selâmu ve rahmetullahi ve berakâtuhû” diye buyurdu. Üçüncü defa girdim yine, es-selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu deyince, bu sefer Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: “Ve aleyke’s-selâmu ve rahmetullahi ve berakatuhu. Otuzu benim, otuzu senin; selâmda da sen ve ben birbirimize eşit (paya sahib)iz” dedi. Yakın manadaki iki hadis için bk.: Ebû Dâvûd, Edeb 131; Tirmizî, İsti’zan 2; Dârımî, İsti’zân 12: Müsned, IV, 439-440
“Şüphe yok ki O, Hamîd’dir, Mecîd’dir.” Yani kendisine çokça hamd olunandır, şanı çok yücedir. Bu iki ismi de “el-Esmâu’l-Husnâ” adlı eserimizde açıklamış bulunuyoruz.