Bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordunuz. O hâlde sabret. Şüphesiz sonuç, takva sahiplerinindir.
Diyanet Vakfı
(Resulüm!) İşte bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce onları ne sen biliyordun ne de kavmin. O halde sabret. Çünkü iyi sonuç (sabredip) sakınanlarındır.
Kurtubi Tefsiri
Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onları bundan evvel ne sen biliyordun, ne de kavmin. O halde sabret, akıbet hiç şüphesiz takva sahiplerinindir.
“Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir” âyeti; bu haberler sana vahyettiğimiz… anlamındadır. Bir başka yerde burada kullanılan bu işaret ismi mürred, müennes ve uzak içindir. Bir başka yerde ise uzak, müfred ve müzekker ism-i işaret olan; kullanılmaktadır. (Bk. Al-i İmrân, 3/44; Yusuf, 12/120) Bu da, bu haber ve kıssalar senin için gayb olan haberlerdendir.
“Sana vahyettiğimiz” onlara vakıf olasın, bilesin diye bildirdiğimiz kıssalardır ki
“onları bundan evvel ne sen biliyordun, ne de kavmin.” Yani onlar Tufana dair bir şey bilmiyorlardı. Şimdi mecusiler Tufanın gerçekleştiğini kabul etmemektedirler. “Bundan evvel” anlamındaki ifade ise haberdir. Yani bunlar senin için de, kavmin içiri de bilinmeyen şeylerdi.
“O halde sabret!” Risalet görevini yerine getirmenin zorluklarına ve kavminin eziyetlerine, Nûh’un sabrettiği gibi sen de sabret.
Bu âyet ile her ne kadar genel çerçevesiyle Tufana dair bir şeyler İşitmiş iseler de onların Hazret-i Nûh’un oğlunun kıssasını bilmediklerini kastettiği de söylenmiştir.
“O halde sabret!” Yani ey Muhammed! Sen Allah’ın emrini yerine getirmek, O’nun risaletini tebliğ etmek üzere ve kâfir Araplardan gördüğün eziyetlere -Nûh’un, kavminin eziyetlerine sabrettiği gibi- sen de sabret.
“Akıbet” dünyada zafer elde etmek, âhirette de kurtuluşa ermek suretiyle
“hiç şüphesiz” şirkten ve masiyetlerden korunan
“takva sahiplerinindir.”