O, gemiyi yapıyordu. Kavminden ileri gelenler her ne zaman yanına uğrasalar, onunla alay ediyorlardı. Dedi: “Eğer bizimle alay ediyorsanız, biz de sizinle alay ederiz, siz alay ettiğiniz gibi.”
Diyanet Vakfı
Nuh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, yanına her uğradıkça onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: «Eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alay ediyorsanız biz de sizinle alay edeceğiz!
Kurtubi Tefsiri
Gemiyi yaparken, kavminin İleri gelenlerinden yanına uğrayan oldukça onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: “Eğer bizimle alay ederseniz, siz alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.
“Gemiyi yaparken” gemiyi yapmaya koyulduğunda, demektir.
Zeyd b. Eslem dedi ki: Nûh (aleyhisselâm) yüzyıl süreyle ağaç dikip kesmeye ve kurutmaya devam etti. Yüzyıl süreyle de gemiyi inşa etti. İbnu’l-Kasım, İbn Eşres’den, o Malik’ten şöyle dediğini rivâyet eder: Bana ulaştığına göre Nûh kavmi yeryüzünü; dağlar ve ovalara varıncaya kadar doldurdular. Dağdakiler öbürlerinin yanına inemiyorlar, düzlüktekiler de öbürlerinin yanına çıkamıyorlardı. Bunun üzerine Nûh (aleyhisselâm) gemiyi yapmak maksadıyla yüzyıl süreyle ağaç dikip durdu. Daha sonra bu ağaçları toplayıp kuruttu. Bu da yüzyıl sürdü. Kavmi ise onunla alay ediyorlardı. Alay edişlerinin sebebi ise yaptığı bu işlerdi. Sonunda Allah’ın onlar hakkındaki hükmü gerçekleşti.
Amr b. el-Haris’den de şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Nûh, gemisini Dimaşk topraklarında yaptı. Kerestesini de Lübnan dağlarından kesti. Kadı Ebû Bekr b. el-Arabî der ki: Şanı yüce Allah sulblerdeki ve rahimlerdeki mü’minleri kurtarınca ona: “Kavminden daha evvel îman etmiş olanlardan başkası asla îman etmeyecektir. Artık gemiyi yap” diye variyetti. Hazret-i Nûh: Rabbim ben marangoz değilim deyince, bunun üzerine yüce Allah:
“Hayır sen bunu yaparsın, çünkü bu Benim gözetimim altında olacaktır” diye buyurdu. Bunun üzerine Nûh (aleyhisselâm) eline keseri aldı, eli yanlış bir iş yapmaz oldu. Kavmi yanından geçip giderken: Şu peygamber olduğunu iddia eden kişi bu sefer de marangoz oldu, demeye koyuldular, Nûh (aleyhisselâm) gemiyi kırk yılda yaptı.
es-Sa’lebî ve Ebû Nasr el-Kuşeyrî, İbn Abbâs’tan şöyle dediğini rivâyet ederler: Nûh (aleyhisselâm) gemiyi iki yılda yaptı. es-Sa’lebî şunu da ilave eder: Çünkü Hazret-i Nûh geminin nasıl yapıldığını bilmiyordu. Yüce Allah kendisine gemiyi kuşun göğüs kafesi gibi yap, diye vah yetti. Ka’b der ki: Gemiyi otuz yılda inşa etti. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
el-Mehdevî der ki: Haberde rivâyet edildiğine göre melekler ona gemiyi nasıl yapacağını öğretiyorlardı.
Geminin eni ve boyu hususunda farklı görüşler vardır. İbn Abbâs (radıyallahü anh)dan gelen rivâyete göre uzunluğu üçyüz, eni de elli zira, kalınlığı ise otuz zira idi. Gemi tik ağacındandı. es-Sa’lebî, Katâde ve İkrime de aynı şekilde boyu otuz zira’dı, demişlerdir. Zira’ ise, omuzdan parmak ucuna kadar olan mesafedir. Bunu da Selman el-Farisî söylemiştir. Hasan-ı Basrî de der ki: Geminin uzunluğu bin ikiyüz zira, eni ise altıyüz zira’dı. es-Sa’lebî bunu “Kitabu’l-Arâis” adlı eserinde nakletmektedir.
Ali b. Zeyd, Yusuf b. Mihran’dan, o İbn Abbâs’tan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Havariler Îsa (aleyhisselâm)a dediler ki: Nûh’un gemisini görmüş birisinin diriltilmesini dilesen de o da bize gemiden söz etse. Hazret-i Îsa havarileri ile birlikte topraktan bir yığının yanına varıncaya kadar yola koyuldu, O topraktan bir avuç aldı ve: Bunun ne olduğunu biliyor musunuz? diye sordu. Onlar, Allah ve Rasûlü daha iyi bilir dediler. Bunun üzerine Hazret-i Îsa: Bu Nûh’un oğlu Hâm’ın topuğudur, dedi. Hazret-i Îsa asasıyla toprağa vurdu ve: Allah’ın izniyle ayağa kalk, dedi. Ansızın başından toprakları silkeleyerek ayağa kalktığında saçlarının ağarmış olduğunu gördüler, Hazret-i Îsa ona: Sen bu şekilde mi öldün? diye sorunca, o: Hayır ben genç yaştayken ölmüştüm, fakat kıyâmetin koptuğunu zannettim. İşte bundan dolayı saçlarım ağardı, dedi. Hazret-i Îsa ona: Bize Nûh (aleyhisselâm)ın gemisi hakkında bilgi ver, deyince şunları söyledi: Boyu bin ikiyüz zira’ idi, eniyse altıyüz zira’di. Üç kattı, katın birinde karada yaşayan hayvanlar ile yabani hayvanlar vardı. Birisinde insanlar, diğerinde de kuşlar vardı,.. Bu şekilde ileride yüce Allah’ın izniyle nakledileceği üzere haberin geri kalan bölümlerini de zikretti.
en-Nekkaş’ın naklettiğine göre de el-Kelbî der ki: Geminin dört zira’ kadarlık bir bölümü suya gömülmüştü. Üç kapısı vardı, kapının birisinde yırtıcı hayvanlar ve kuşlar. Birisinde yabani hayvanlar, diğerinde ise erkeklerle kadınlar vardı.
İbn Abbâs der ki: Nûh (aleyhisselâm) gemiyi üç büyük bölmeye ayırmıştı. Alt bölmesini vahşi hayvanlarla yırtıcı hayvanlara ve diğer kara hayvanlarına, orta bölmeyi yiyecek ve içeceğe ayırmıştı. Kendisi ise en üst bölmeye binmişti. Âdem (aleyhisselâm)ın cesedini de erkeklerle kadınlar arasında enine yatırmış idi. Daha sonra onu Beytu’l-Makdis’e defnetti. İblis de geminin arka tarafında onlarla beraberdi.
Denildiğine göre yılan ile akrep gemiye binmek üzere geldiler. Hazret-i Nûh onlara: Ben sizi gemiye almıyorum çünkü sizler zarar ve belalara sebepsiniz, deyince bu iki hayvan şöyle dediler: Sen bizi gemiye al, biz de sana seni anan hiçbir kimseye zarar vermeyeceğimize dair teminat veriyoruz. O bakımdan yılan ve akrebin zararından korkan bir kimse yüce Allah’ın:
“Âlemler içerisinde Nûh’a selâm olsun” (es-Sâffât, 37/79) âyetini okuyacak olursa, akrebin de, yılanın da o kimseye zararı olmaz. Bunu da el-Kuşeyrî ve başkaları zikretmektedir.
Hafız b. Asakir, “Tarih Dimaşkrde merfu olarak Ebû Umame’den şu hadisi nakletmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Her kim akşamı ettiğinde “sallallahu alâ Nûh’in ve alâ Nûh’in es-selâm” diyecek olursa o gece hiçbir akreb onu sokmaz.”
Yüce Allah’ın;
“Her seferinde (mealde: “Oldukça”) zarftır.
“Kavminin ileri gelenlerinden yanına uğrayan oldukça onunla alay ediyorlardı.” âyeti ile ilgili olarak el-Ahfeş ve el-Kisaî derler ki: “Onunla alay ettim” anlamında olmak üzere hem denilir, hem de denilir. Onların Hazret-i Nûh ile alay etmeleri hususunda iki görüş vardır. Birincisine göre onlar Hazret-i Nûh’un gemisini karada yaptığını görüyorlar ve bundan dolayı onunla alay ederek; Ey Nûh! Sen peygamberlikten sonra marangozluğa mı başladın? diyorlardı. İkinci görüşe göre onlar Bz, Nûh’un gemiyi yaptığını görmekle birlikte daha önce gemi yapımım görmediklerinden, Ey Nûh! ne yapıyorsun? diye sordular. O da: Su üzerinde yürüyecek bir ev yapıyorum, demişti, Onun bu cevabından hayrete düşüp onunla alay etmeye başladılar.
İbn Abbâs der ki: Tufandan önce yeryüzünde nehir de yoktu, deniz de yoktu, Bundan dolayı onunla alay ettiler. İşte bu denizlerin suları o tufandan geriye kalan sulardır.
“Dedi ki Eğer” bugün gemiyi yaparken, bizim yaptığımız bu işten ötürü
“bizimle alay ederseniz, siz alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz.”
Boğulma esnasında sizinle alay edeceğiz, demektir.
Burada “alay etmek”ten kasıt, onların cahilliklerini yüzlerine vurmaktır. Anlamı da şudur: Eğer siz bizi cahil kabul ediyorsanız, sizin bizleri cahil gördüğünüz gibi sizi cahil görmekteyiz.