"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Yunus 95

Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan olma, yoksa kaybedenlerden olursun.

Diyanet Vakfı
Allahın ayetlerini yalanlayanlardan da olma, sonra ziyana uğrayanlardan olursun.

Kurtubi Tefsiri
Sakın Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan olma! Sonra zarara uğramışlardan olursun.

Yüce Allah’ın:

“Eğer sana indirdiğimizden şüphede isen” âyeti, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e hitap olmakla birlikte maksat, ondan başkalarıdır. Yani, sen bu hususta şüphe içerisinde değilsin amma senden başkaları şüphe içindedir.

Ebû Ömer Muhammed b. Abdulvahid ez-Zâhid der ki: Ben, iki İmâm Sa’leb ve el-Müberred’i şöyle derken dinledim:

“Eğer sana İndirdiğimizden şüphede isen” âyetinin anlamı şudur: Ey Muhammed! Kâfir kimseye de ki: Eğer bizim sana indirdiğimizden şüphede isen

“senden önce kitabı okuyanlara sor.” Ey puta tapan, eğer Kur’ân-ı Kerîm’den’yana şüphede isen, Yahudilerden İslâm’a girenlere sor. Yani, Abdullah b. Selâm ve benzerlerine. Çünkü puta tapanlar, kitap sahipleri olduklarından ötürü yahudilerin kendilerinden daha bilgili olduğunu kabul ediyorlardı. Böylelikle Hazret-i Peygamber, puta tapanlardan kendilerinden daha bilgili olduklarını kabul ettikleri kimselere sormalarını emretti: Allah, Mûsa’dan sonra bir peygamber gönderecek mi, göndermeyecek mi diye.

el-Kurtubî de der ki: Bu, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’i kafi olarak yalanlamamakla birlikte onu tasdik de etmeyen, bu hususta şüphe ve tereddüt içerisinde bulunan kimselere bir hitaptır.

Bu hitaptan kastın, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in olduğu, başkasının kastedilmediği de söylenmiştir. Yani: Eğer bizim sana verdiğimiz haberlere dair sana herhangi bir şüphe gelir de, bu hususta kitap ehline soracak olursan, onlar senin şüpheni giderirler.

Buradaki “şüphe”nin, göğsün daralması anlamında olduğu da söylenmiştir. Yani, eğer bunların küfür ve inkârlarından dolayı göğsün daralıyor ise, sabret ve senden önce kitap okuyanlara sor. Onlar sana, senden önceki peygamberlerin kavimlerinin eziyet ve işkencelerine sabrettiklerini ve sonunda İşlerinin nasıl bir güzel akibetle sonuçlandığını bildireceklerdir.

Şüphe (şek), sözlükte asıl anlamı itibariyle darlık demektir. Meselâ, Elbiseyi şek etti denirken, tıpkı bir kabı andıracak hale gelsin diye onu bir şeylerle birbirine kattı, ekledi anlamındadır. Aynı şekilde bağlı örtü (sofra) da böyledir. Bunun bağları torba gibi büzülünceye kadar uzatılıp çekilir. O bakımdan şek (şüphe) de kalbi sıkar ve daralıncaya kadar onu sıkıştırır.

el-Hüseyn b. el-Fadl da der ki: Şart edatı ile birlikte (yani cevabın başına gelen) “fe” harfi, ne fiilin yapılmasını gerektirir, ne de yapıldığını. Buna delil de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bu âyet-i kerimenin inmesi üzerine şöyle dediğine dair nakledilen rivâyettir: “Allah’a yemin ederim ki, ben asla şüphe etmem…” Süyûtî, ed-Dürru’l-Memûr, IV, 389.

Daha sonra yeni bir cümle ile şöyle buyurulmaktadır: “Yemin olsun ki, hak sana Rabbinden gelmiştir, o halde sakın şüphe edenlerden” yani, şüphe ve tereddüte düşenlerden “olmaleyhisselâmakın Allah’ın âyetlerini yalanlayanlardan da olmaleyhisselâmonra zarara uğramışlardan olursun.” Bu iki âyet-i kerimede de hîtab Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e olmakla birlikte maksat ondan başkalarıdır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/yunus-94/,https://kutsalayet.de/yunus-96/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız