Ey iman edenler! Sizden birine ölüm gelip de vasiyet zamanı ulaştığında, aranızdaki şahitlik sizden adalet sahibi iki kişiyle olsun; yahut yolculuk sırasında bulunur da ölüm musibeti başınıza gelirse sizin dışınızdan başka iki kişiyle olsun. Şüphe ederseniz o ikisini namazdan sonra alıkoyarsınız; onlar da Allah adına yemin ederek şöyle derler: Akrabamız söz konusu olsa bile bu yemin karşılığında hiçbir bedel satın almayız ve Allah’ın şahitliğini gizlemeyiz; çünkü böyle yaparsak mutlaka günahkârlardan oluruz.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ya eyyuhellezine amenu (ey iman edenler) sehadetu beynikum (aranizdaki sahitlik) iza hadara ehadekumul mevt (birinize olum geldigi zaman) hine el vasiyyeti (vasiyet aninda) اثنان zeva adlin minkum (sizden iki adaletli kisi) ev aharani min gayrikum (ya da sizden olmayan iki kisi) in entum darabtum fil ard (eger yolculuktayseniz) fe esabetkum musibetul mevt (ve olum musibeti size gelmisse) tahbisunehuma min ba’dis salah (onlari namazdan sonra alikoyarsiniz) fe yuksimani بالله (ve ikisi Allaha yemin ederler) in irtebtum (eger suphe ederseniz) la nesteri bihi semenen (onu bir bedele satmayiz) ve lev kane ذا قربى (yakini bile olsa) ve la nektumu sehadetallah (Allah icin olan sahitligi gizlemeyiz) inna izen le minel asimin (aksi halde gunahkarlardan oluruz)
Mukatil Tefsiri
Bu ayet, Âs b. Vâil’in azatlısı Bedîl b. Ebû Mâriye hakkında indirilmiştir. Bedîl, deniz yoluyla Habeş hükümdarı Necâşî’nin ülkesine ticaret için giderken yanında iki Hristiyan bulunuyordu. Bunlardan biri Lahm kabilesinden Temîm b. Evs ed-Dârî, diğeri ise Adî b. Bendâ idi. Bedîl yolculuk sırasında denizde öldü ve denize bırakıldı. Ölmeden önce vasiyetini yazmış, sonra onu eşyalarının arasına koymuş, ardından eşyalarını Temîm ile arkadaşına teslim ederek: “Bu malları aileme ulaştırın.” demişti. Onlar ise malların bir kısmını getirmiş, altın yaldızlı gümüş bir kâseyi alıkoymuşlardı. Bunun üzerine bu ayet indirildi. “Vasiyet sırasında” ifadesi, vasiyet yapılırken ona şahit olunmasını emretmektedir.
“Sizden adalet sahibi iki kişi” ifadesi, dinlerinde güvenilir iki Müslümanı kastetmektedir. “Yahut sizin dışınızdan iki kişi” ifadesi ise dininizden olmayan iki Hristiyanı, yani Temîm ed-Dârî ile Adî b. Bendâ’yı ifade etmektedir. “Yeryüzünde yolculuk ederseniz” ifadesi, ey Müslümanlar, ticaret amacıyla sefere çıkmanız anlamındadır. “Size ölüm musibeti isabet ederse” ifadesi ise Bedîl b. Ebû Mâriye’nin deniz ticaretine çıkıp Temîm ile Adî’nin yanında ölümünün yaklaşmasını anlatmaktadır. Ölüm yaklaşınca vasiyetini yazıp eşyalarının arasına koymuş ve: “Bu malları aileme ulaştırın.” demişti. Bedîl öldükten sonra onlar malları teslim aldılar ve hoşlarına giden bazı eşyaları ayırdılar. Aldıkları arasında üç yüz miskal ağırlığında, işlemeli ve altın yaldızlı gümüş bir kap da vardı. Ticaret dönüşünde kalan malları mirasçılarına teslim ettiler. Mirasçılar ise bazı eşyaların eksik olduğunu fark ettiler. Vasiyetnameye baktıklarında malların eksiksiz yazıldığını, hiçbir şeyin satılmadığını ve bağışlanmadığını gördüler. Bunun üzerine Temîm ile arkadaşına: “Arkadaşımız bir şey sattı mı, bir şey satın alıp zarar etti mi yahut hastalığı uzayınca kendi ihtiyaçları için malından harcadı mı?” diye sordular. Onlar da: “Hayır.” dediler. Bunun üzerine mirasçılar: “Biz onun getirdiği bazı eşyaları bulamıyoruz.” dediler. İkisi de: “Onun yanında bulunan mallardan ve vasiyetinde yazılanlardan haberimiz yoktur. O bize bu malları teslim etti, biz de size ulaştırdık.” dediler.
Bunun üzerine onlar durumu Peygamber’e bildirdiler. Bunun üzerine: “Ey iman edenler! Sizden birine ölüm gelip de vasiyet edeceği zaman…” ayeti indirildi. Buradaki Bedîl b. Ebû Mâriye’dir. “Sizden adalet sahibi iki kişi” ifadesi, Müslümanlardan Abdullah b. Amr b. Âs ile Muttalib b. Ebû Vedâa es-Sehmî’yi kastetmektedir. “Yahut sizin dışınızdan iki kişi” ise dininizden olmayan Hristiyanları ifade etmektedir. “Yeryüzünde yolculuk ederseniz” ifadesi, ey Müslümanlar, ticaret için sefere çıkmanız demektir. “Size ölüm musibeti isabet ederse” ifadesi de Âs b. Vâil’in azatlısı Bedîl b. Ebû Mâriye’yi anlatmaktadır. “Onları alıkoyarsınız” ifadesi, Hristiyanları bekletmeniz anlamındadır. “Namazdan sonra” ifadesi ise ikindi namazından sonradır. “Allah adına yemin ederler” yani Allah adına ant içerler. “Eğer şüphe ederseniz” ifadesi, onların getirdiği malın eksik olduğundan kuşkulanmanız hâlindedir. Bunun benzeri Nisâ suresinde de geçmektedir (Nisâ 101). “Bu yeminimizi hiçbir bedel karşılığında satmayacağız.” ifadesi, yeminimiz karşılığında dünya menfaati elde etmeyeceğiz demektir. “Yakınımız söz konusu olsa bile” ifadesi, ölen kişi akrabamız olsa bile anlamındadır. “Allah adına olan şahitliği gizlemeyeceğiz.” yani maldan herhangi bir şeyi saklamayacağız. “Aksi hâlde mutlaka günahkârlardan oluruz.” ifadesi ise Allah’a karşı günah işlemiş oluruz demektir.
Peygamber onları ikindi namazından sonra minber yanında yemin ettirdi. Onlar da maldan hiçbir şeyi gizlemediklerine dair yemin ettiler ve serbest bırakıldılar. Daha sonra kaybolan gümüş kap Temîm ed-Dârî’nin yanında bulundu. Bunun üzerine mirasçılar: “Bu, arkadaşımızın getirdiği kaplardandır. Siz ise onun hiçbir şey satmadığını, satın almadığını ve kendisi için harcamadığını söylemiştiniz.” dediler. Onlar ise: “Bunu ondan satın almıştık; fakat size söylemeyi unuttuk.” dediler. Bunun üzerine tekrar Peygamber’e başvurdular ve: “Ey Allah’ın Elçisi! Bu iki kişinin yanında arkadaşımıza ait gümüş bir kap bulduk.” dediler. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah kendisine iman edenlere şöyle buyurmaktadır: Ey iman edenler! Aranızdaki şahitlik, yani sizden birine ölüm gelip de vasiyet zamanı ulaştığında aranızda şahitlik edecek kimseler, sizden adalet sahibi iki kişi olsun. Buradaki vasiyet zamanı, vasiyetin yapıldığı vakittir. Sizden adalet sahibi iki kişi sözü, Müslümanlardan doğru görüş, akıl ve anlayış sahibi iki kişi anlamındadır. Nitekim Muhammed b. Beşşâr ile Ubeydullah b. Yûsuf el-Cübeyrî bize anlattılar; ikisi de Müemmel b. İsmâil’in kendilerine anlattığını, onun Şu‘be’den, Şu‘be’nin Katâde’den, Katâde’nin Saîd b. Müseyyeb’den, Allah’ın: Sizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun sözü hakkında Saîd’in: Akıl sahibi iki kişi, dediğini aktardı. Tefsir ehli, sizden adalet sahibi iki kişi ifadesinin açıklamasında ihtilaf etmiştir. Bazıları bununla sizin dininizden olan iki kişinin kastedildiğini söylemiştir. Bu görüşü söyleyenlerin rivayetleri şöyledir: Humeyd b. Mes‘ade bize anlattı; Yezîd b. Zürey‘in kendisine Saîd’den, onun Katâde’den, onun da Saîd b. Müseyyeb’den naklettiğine göre Saîd: Müslümanlardan adalet sahibi iki şahit, demiştir. İmrân b. Mûsâ el-Kazzâz bize anlattı; Abdülvâris b. Saîd’in kendisine İshak b. Süveyd’den, onun da Yahyâ b. Ya‘mer’den, sizden adalet sahibi iki kişi sözü hakkında: Müslümanlardan iki kişi, dediğini nakletti. İbn Beşşâr ile İbn Müseennâ bize anlattılar; İbn Ebû Adî’nin kendilerine Saîd’den, onun Katâde’den, onun da Saîd b. Müseyyeb’den naklettiğine göre Saîd, sizden adalet sahibi iki kişi sözü hakkında: Dininizden iki kişi, demiştir. Ebû Küreyb bize anlattı; İbn İdrîs’in kendisine Eş‘as’tan, onun İbn Sîrîn’den, onun da Ubeyde’den naklettiğine göre ona Allah’ın: Sizden adalet sahibi iki kişi sözü sorulmuş, o da: Dininizden, demiştir. Ebû Küreyb bize anlattı; İbn İdrîs’in kendisine Hişâm’dan, onun İbn Sîrîn’den, onun da Ubeyde’den bunun benzerini naklettiğini, ancak: Din mensuplarından, dediğini aktardı. Ya‘kûb bana anlattı; İbn Uleyye’nin kendisine Hişâm’dan, onun da İbn Sîrîn’den naklettiğine göre İbn Sîrîn şöyle demiştir: Ubeyde’ye bu ayeti, yani sizden adalet sahibi iki kişi sözünü sordum; o da: Din mensuplarından, dedi. İbn Vekî‘ bize anlattı; babasının kendisine İbn Avn’dan, onun İbn Sîrîn’den, onun da Ubeyde’den bunun benzerini naklettiğini aktardı. İbn Vekî‘ bize anlattı; Hüseyin’in kendisine Zâide’den, onun Hişâm’dan, onun İbn Sîrîn’den naklettiğine göre İbn Sîrîn Ubeyde’ye sormuş, o da aynı görüşü zikretmiştir. İbn Vekî‘ bize anlattı; İbn Mehdî’nin kendisine Hammâd’dan, onun İbn Ebû Necîh’ten naklettiğini, yine Mâlik b. İsmâil’in kendisine Hammâd b. Zeyd’den, onun İbn Ebû Necîh’ten, onun da Mücâhid’den bunun benzerini naklettiğini aktardı. Muhammed b. Sa‘d bana anlattı; babasının kendisine amcasından, onun babasından, onun da kendi babası aracılığıyla İbn Abbas’tan naklettiğine göre İbn Abbas, sizden adalet sahibi iki kişi sözü hakkında: İslam ehlinden adalet sahibi iki kişi, demiştir. Yûnus bana anlattı; İbn Vehb’in kendisine bildirdiğine göre İbn Zeyd, sizden adalet sahibi iki kişi sözü hakkında: Müslümanlardan, demiştir. Bişr b. Muâz bize anlattı; Yezîd’in kendisine Saîd’den, onun Katâde’den naklettiğine göre Katâde şöyle demiştir: Saîd b. Müseyyeb, sizden adalet sahibi iki kişi sözü hakkında: İslam ehlinden iki kişi, derdi. Başkaları ise bununla vasiyet eden kimsenin kendi kabilesinden adalet sahibi iki kişinin kastedildiğini söylemiştir. Bu görüş İkrime, Ubeyde ve bunlardan başka bazı kimselerden rivayet edilmiştir.
Tefsir ehli, Allah’ın bu ayette zikrettiği iki kişinin niteliği ve kim oldukları hususunda da ihtilaf etmiştir. Bazıları bunların, vasiyet eden kişinin vasiyetine şahitlik eden iki şahit olduğunu söylemiştir. Başkaları ise bunların iki vasî olduğunu söylemiştir. Bunların iki şahit olduğunu söyleyenlerin aranızdaki şahitlik ifadesine verdikleri anlam şudur: Vasiyetlerinize sizden adalet sahibi iki şahit şahitlik etsin. Bunların şahit değil iki vasî olduğunu söyleyenlerin aranızdaki şahitlik ifadesine verdikleri anlam ise, hasta kişinin o ikisine vasiyet ettiği sırada orada bulunmaları ve hazır olmalarıdır. Bu, falanın vasiyetine şahit oldum, yani vasiyet sırasında hazır bulundum, denilmesine benzer. Sizden adalet sahibi iki kişi sözüyle ilgili iki yorumdan doğru olmaya daha uygun olanı, bunun vasiyet eden kişinin kabilesinden iki kişi değil, din mensuplarından iki kişi şeklinde açıklanmasıdır. Bunun ayetin açıklamasına daha uygun olduğunu söylememizin sebebi şudur: Allah, Ey iman edenler! Sizden birine ölüm gelip de vasiyet zamanı ulaştığında aranızdaki şahitlik sizden adalet sahibi iki kişiyle olsun, buyurarak bütün müminlere genel bir hitapta bulunmuştur. Allah’ın genel tuttuğu bir hükmü, teslim olunması zorunlu bir delil bulunmadıkça özel bir gruba tahsis etmek caiz değildir. Durum böyle olduğuna göre, başlangıçta onları anan hitap genel olduğu gibi, onlara dönen ifade de genel kabul edilmelidir.
Aranızdaki şahitlik sözüyle kastedilen anlamlardan doğru olmaya daha uygun olanı yemindir; bu, bir kimsenin başkası lehine, aleyhine şahitlik edilen kişi hakkında hâkimler huzurunda yerine getirdiği bilinen şahitlik değildir. Çünkü Allah’ın hükmünde şahidin yemin etmesini zorunlu kılan bir hüküm bilmiyoruz ki buradaki şahitliği, insanların hâkimler ve yöneticiler huzurunda yerine getirdiği şahitlik şeklinde yorumlamak mümkün olsun. Ayetin hükmünde adalet sahibi iki kişiye ve onların yerine geçerek yemin edecek kimselere: Onları namazdan sonra alıkoyarsınız; onlar da Allah adına yemin ederler, denilmesi, burada şahitliğin hüküm verirken kullanılan şahitlik değil, yeminler anlamına geldiğine ve buna aykırı görüşlerin yanlış olduğuna dair söylediğimiz sözün doğruluğunu açıkça göstermektedir. Birisi şöyle sorarsa: Allah’ın hükmünde davacı üzerine vacip olan bir yemin buldun mu ki buradaki şahitlik hakkındaki yorumun doğru olsun? Hayır dersen bu yorumunun yanlış olduğu ortaya çıkar; çünkü bu yoruma göre: O ikisinin günah işlediği ortaya çıkarsa, kendilerine karşı haksızlık yapılan hak sahiplerinden başka iki kişi onların yerine geçer ve Allah adına yemin ederek bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur, ayetinde yemin eden iki kişinin davacı olması gerekir. Evet dersen, sana: Allah’ın hangi hükmünde bunu buldun? diye sorulur. Buna şöyle cevap verilir: Bunu pek çok meselede bulduk. Bir kimsenin başka bir kimsede alacağı bulunduğunu iddia etmesi, davalının da bu borcu kabul etmekle birlikte onu ödediğini ileri sürmesi hâlinde söz alacak sahibinin sözüdür. Yine bir kimsenin elinde bulunan malın kendisine ait olduğunu kabul etmesi, elinde mal bulunan kişinin de bunu davacıdan satın aldığını veya davacının kendisine bağışladığını ileri sürmesi ve sayılması uzun sürecek buna benzer birçok meselede de durum böyledir. Allah da burada, suç işledikleri ortaya çıkan iki kimseye karşı davacı olan iki kişiye yemin yükümlülüğünü bu şekilde vermiştir.
Arap dili bilginleri, aranızdaki şahitlik ve sizden adalet sahibi iki kişi ifadelerini merfû kılan unsurun ne olduğu konusunda ihtilaf etmiştir. Basralı bazı dil bilginleri şöyle demiştir: Aranızdaki şahitlik ifadesinin anlamı, adalet sahibi iki kişinin şahitliğidir. Daha sonra şahitlik kelimesi hazfedilmiş, iki kişi onun yerine geçirilmiş ve şahitlik kelimesi cümlede bulunsaydı hangi unsurla merfû olacak idiyse iki kişi de onunla merfû olmuştur. Bu bilgin şöyle demiştir: Burada hazfedilenin hazfedilip onun yerine başka bir kelimenin geçirilmesi, köye sor ayetine benzer; burada kastedilen köy halkına sor demektir. Köy halkı kelimesi hazfedilmiş, köy kelimesi onun yerine geçirilerek halk kelimesinin alacağı nasb ile mansup olmuştur. Ardından veya başka iki kişi sözü, iki kişi sözüne bağlanmıştır. Kûfeli bazı dil bilginleri ise iki kişi sözünün şahitlik kelimesi sebebiyle merfû olduğunu, yani anlamın Müslümanlardan iki kişi veya sizin dışınızdan başka iki kişi size şahitlik etsin şeklinde olduğunu söylemiştir. Onlardan bir başkası şahitlik kelimesinin ölüm geldiğinde ifadesiyle merfû olduğunu söylemiştir. Bunu şöyle açıklamıştır: Ölüm geldiğinde denildiği için burada, bütün insanlar için genel olarak sabit kılınmış şahitlikten farklı, hazfedilmiş ve yeni başlayan özel bir şahitlik kastedilmiştir; çünkü Allah veya sizin dışınızdan başka iki kişi buyurmuştur ve bu şahitlik yalnızca bu durumda gerçekleşir, genel ve sürekli bir hüküm değildir. Bu görüşler içinde bana göre doğru olmaya en uygun olan, şahitlik kelimesinin ölüm geldiğinde ifadesiyle merfû olduğunu söyleyen görüştür; çünkü ölüm geldiğinde ifadesi, sizden birine ölüm geldiği sırada anlamındadır. İki kişi sözü ise, iki kişi şahitlik etsin şeklinde zihinde takdir edilen fiille merfûdur. Aranızdaki şahitlik ifadesinde şahitlik daha önce zikredildiği için iki kişi şahitlik etsin fiilinin ayrıca söylenmesine gerek görülmemiştir. Bunun doğru olmaya daha uygun olduğunu söylememizin sebebi, şahitlik kelimesinin burada mastar, iki kişi sözünün ise isim olmasıdır; isim mastar olmaz. Bununla birlikte Araplar bazen isimleri fiillerin yerine kullanırlar. Durum böyle olsa da imkân bulduğumuz sürece her ifadeyi en sağlam dil yönüne göre açıklamamız, onu daha zayıf bir yöne çevirmemizden daha uygundur.
Veya sizin dışınızdan başka iki kişi sözünün açıklaması şöyledir: Yüce Allah müminlere şöyle buyurmaktadır: Sizden birine ölüm geldiğinde aranızda Müslümanlardan adalet sahibi iki kişi veya Müslüman olmayanlardan başka iki kişi şahitlik etsin. Tefsir ehli, sizin dışınızdan başka iki kişi sözünün açıklamasında ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun, bizim de söylediğimiz gibi dininizden olmayan iki kişi anlamında olduğunu söylemiştir. Bu görüşü söyleyenlerin rivayetleri şöyledir: Humeyd b. Mes‘ade ile Yûnus b. Muâz bize anlattılar; Yezîd b. Zürey‘in kendilerine Saîd’den, onun Katâde’den, onun da Saîd b. Müseyyeb’den naklettiğine göre Saîd, sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Ehlikitaptan, demiştir. Muhammed b. Beşşâr ile Muhammed b. Müseennâ bize anlattılar; Muhammed b. Ca‘fer’in kendilerine anlattığını, onun Şu‘be’den, Şu‘be’nin de Katâde’nin Saîd b. Müseyyeb’den sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Ehlikitaptan, dediğini aktarırken işittiğini naklettiler. Ebû Hafs el-Cübeyrî Ubeydullah b. Yûsuf bana anlattı; Müemmel b. İsmâil’in kendisine Şu‘be’den, onun Katâde’den, onun da Saîd b. Müseyyeb’den bunun benzerini naklettiğini aktardı. Muhammed b. Beşşâr bize anlattı; İbn Ebû Adî’nin kendisine Saîd’den, onun Katâde’den, onun da Saîd’den bunun benzerini naklettiğini söyledi. Ya‘kûb bana anlattı; Hüşeym’in kendisine Mugîre’den, onun da İbrâhim ile Süleyman et-Teymî’den, onların Saîd b. Müseyyeb’den naklettiğine göre bu ikisi, sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Dininizden olmayanlardan, demişlerdir.
Ya‘kûb bana anlattı; Hüşeym’in kendisine Mugîre’den, onun da Saîd b. Cübeyr’i dinleyen bir kimseden bunun benzerini naklettiğini aktardı. Ya‘kûb bana anlattı; Hüşeym’in kendisine Teymî’den, onun da Ebû Miclez’den naklettiğine göre Ebû Miclez: Dininizden olmayanlardan, demiştir. İbn Beşşâr bize anlattı; Muhammed b. Ca‘fer’in kendisine Şu‘be’den, onun Mugîre’den, onun da İbrâhim’den bunun benzerini naklettiğini aktardı. İbn Vekî‘ bize anlattı; Cerîr’in kendisine Mugîre’den, onun da İbrâhim’den naklettiğine göre İbrâhim şöyle demiştir: Yakınında Müslümanlardan bir kimse varsa onu şahit tutar; yoksa müşriklerden iki kişiyi şahit tutar. Amr b. Ali bize anlattı; Kuteybe’nin kendisine Hüşeym’den, onun Mugîre’den, onun da İbrâhim ile Saîd b. Cübeyr’den, sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Dininizden olmayanlardan, dediklerini nakletti. Amr bize anlattı; Yahyâ b. Saîd’in kendisine Saîd’den, onun Katâde’den, onun da Saîd’den naklettiğine göre Saîd: Ehlikitaptan, demiştir. Amr bize anlattı; Muhammed b. Sevvâr’ın kendisine Saîd’den, onun Katâde’den, onun da Saîd b. Müseyyeb’den bunun benzerini naklettiğini aktardı. Hennâd bize anlattı; Vekî‘in kendisine, ayrıca İbn Vekî‘ bize anlattı; babasının kendisine Şu‘be’den, onun Katâde’den, onun da Saîd b. Müseyyeb’den bunun benzerini naklettiğini aktardılar. İmrân b. Mûsâ bize anlattı; Abdülvâris b. Saîd’in kendisine İshak b. Süveyd’den, onun da Yahyâ b. Ya‘mer’den naklettiğine göre Yahyâ, sizden adalet sahibi iki kişi sözü hakkında: Müslümanlardan iki kişi; Müslümanlardan iki kişi bulamazsanız Müslüman olmayanlardan iki kişi, demiştir. Müseennâ bana anlattı; Abdüla‘lâ’nın kendisine Dâvûd’dan, onun Âmir’den, onun da Şüreyh’ten bu ayet hakkında naklettiğine göre Şüreyh şöyle demiştir: Bir kimse yabancı bir yerde bulunur ve vasiyetine şahitlik edecek bir Müslüman bulamazsa bir Yahudi’yi, Hristiyan’ı veya Mecûsî’yi şahit tutar; bu ikisinin şahitliği geçerlidir. Daha sonra iki Müslüman gelip onların şahitliğine aykırı şahitlikte bulunursa Müslümanların şahitliği kabul edilir, diğer ikisinin şahitliği geçersiz sayılır. Ya‘kûb bana anlattı; Hüşeym’in kendisine A‘meş’ten, onun İbrâhim’den, onun da Şüreyh’ten naklettiğine göre Şüreyh, Yahudilerle Hristiyanların bir Müslüman aleyhindeki şahitliğini vasiyet dışında kabul etmez, vasiyetteki şahitliklerini de yalnızca yolculuk sırasında kabul ederdi. Amr b. Ali bize anlattı; Ebû Muâviye ile Vekî‘in kendilerine A‘meş’ten, onun İbrâhim’den, onun da Şüreyh’ten naklettiğine göre Şüreyh şöyle demiştir: Yahudilerle Hristiyanların şahitliği yalnızca yolculukta geçerlidir; yolculukta da yalnızca vasiyet konusunda geçerlidir. İbn Vekî‘ bize anlattı; babasının kendisine A‘meş’ten, onun İbrâhim’den, onun da Şüreyh’ten buna benzer bir rivayette bulunduğunu aktardı. Amr b. Ali bize anlattı; Muhammed b. Abdullah b. Zübeyr el-Esedî’nin kendisine Süfyân’dan, onun Mansûr’dan, onun da İbrâhim’den naklettiğine göre Hişâm b. Hübeyre, müşriklerin Müslümanlar aleyhindeki şahitliği hakkında Mesleme’ye yazmış, Mesleme de şöyle cevap vermiştir: Müşriklerin Müslümanlar aleyhindeki şahitliği vasiyet dışında geçerli değildir; vasiyette de ancak kişi yolculukta bulunuyorsa geçerli olur.
Ebû Küreyb bize anlattı; İbn İdrîs’in kendisine Eşheb’den, onun İbn Sîrîn’den, onun da Ubeyde’den naklettiğine göre ona Allah’ın: Sizin dışınızdan başka iki kişi sözü sorulmuş, o da: Dininizden olmayanlardan, demiştir. Ebû Küreyb bize anlattı; İbn İdrîs’in kendisine Hişâm’dan, onun İbn Sîrîn’den, onun da Ubeyde’den bunun benzerini naklettiğini aktardı. Ya‘kûb bana anlattı; İbn Uleyye’nin kendisine Hişâm’dan, onun İbn Sîrîn’den naklettiğine göre İbn Sîrîn şöyle demiştir: Ubeyde’ye bunu sordum, o da: Din mensuplarınızdan olmayanlardan, dedi. İbn Vekî‘ bize anlattı; Cerîr’in kendisine Hişâm’dan, onun İbn Sîrîn’den, onun da Ubeyde’den naklettiğine göre Ubeyde: Namaz ehlinden olmayanlardan, demiştir. İbn Vekî‘ bize anlattı; İbn İdrîs’in kendisine Hişâm’dan, onun İbn Sîrîn’den, onun da Ubeyde’den naklettiğine göre Ubeyde: Dininizden olmayanlardan, demiştir. İbn Vekî‘ bize anlattı; Hüseyin’in kendisine Zâide’den, onun Hişâm’dan, onun İbn Sîrîn’den, onun da Ubeyde’den naklettiğine göre Ubeyde: Din mensuplarından olmayanlardan, demiştir. Amr b. Ali bize anlattı; Ebû Dâvûd’un kendisine Ebû Hürre’den, onun Muhammed b. Sîrîn’den, onun da Ubeyde’den naklettiğine göre Ubeyde, sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Dininizin mensuplarından olmayanlardan, demiştir. Amr b. Ali bize anlattı; Abdurrahman b. Osman’ın kendisine Hişâm b. Muhammed’den naklettiğine göre Hişâm şöyle demiştir: Saîd b. Cübeyr’e Allah’ın: Sizin dışınızdan başka iki kişi sözünü sordum; o da: Dininizin mensuplarından olmayanlardan, dedi. İbn Vekî‘ bize anlattı; Mâlik b. İsmâil’in kendisine Hammâd b. Zeyd’den, onun İbn Ebû Necîh’ten, onun da Mücâhid’den bunun benzerini naklettiğini aktardı. Amr bize anlattı; Ebû Dâvûd’un kendisine Hammâd b. Zeyd’den, onun İbn Ebû Necîh’ten, onun da Mücâhid’den naklettiğine göre Mücâhid: Dininizin mensuplarından olmayanlardan, demiştir. Muhammed b. Sa‘d bana anlattı; babasının kendisine amcasından, onun babasından, onun da kendi babası aracılığıyla İbn Abbas’tan naklettiğine göre İbn Abbas, sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: İslam ehlinden olmayanlardan, demiştir. Ebû Küreyb bize anlattı; Ebû Bekir b. Ayyâş’ın kendisine naklettiğine göre Ebû İshak, sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Yahudilerden ve Hristiyanlardan, demiştir. Şüreyh de şöyle demiştir: Yahudi ve Hristiyanın şahitliği vasiyet dışında geçerli değildir; vasiyette de yalnızca yolculuk sırasında geçerlidir. Ya‘kûb bana anlattı; Hüşeym’in kendisine Zekeriyyâ’dan, onun da Şa‘bî’den naklettiğine göre Müslümanlardan bir kimsenin Dakûkâ’da ölümü yaklaşmış, vasiyetine şahitlik edecek hiçbir Müslüman bulamayınca Ehlikitaptan iki kişiyi şahit tutmuştur. Bu iki kişi Kûfe’ye gelerek Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’ye başvurmuş, durumu ona anlatmış ve ölenin bıraktığı mallarla vasiyetini getirmişlerdir. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî: Bu, Allah’ın Elçisi döneminde meydana gelen olaydan sonra benzeri yaşanmamış bir meseledir, demiş, ardından o ikisine yemin ettirip şahitliklerini geçerli saymıştır. Amr b. Ali bize anlattı; Ebû Dâvûd’un kendisine Şu‘be’den, onun Mugîre el-Ezrak’tan, onun da Şa‘bî’den naklettiğine göre Ebû Mûsâ bu hükmü Dakûkâ’da vermiştir. Amr bize anlattı; Osman b. Heysem’in kendisine Avf’tan, onun da Muhammed’den naklettiğine göre Muhammed, sizden adalet sahibi iki kişi veya sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Müslümanlardan iki şahit veya Müslüman olmayanlardan iki şahit, derdi.
Yûnus bana anlattı; İbn Vehb’in kendisine bildirdiğine göre İbn Zeyd, sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: İslam ehlinden olmayanlardan, demiştir. Müseennâ bana anlattı; İshak’ın kendisine Abdurrahman b. Sa‘d’dan, onun Ebû Hafs’tan, onun Leys’ten, onun da Mücâhid’den naklettiğine göre Mücâhid: İslam ehlinden olmayanlardan, demiştir. Yûnus bana anlattı; İbn Vehb’in kendisine Abdullah b. Abbas’tan naklettiğine göre Zeyd b. Eslem, aranızdaki şahitlik diye başlayan bu ayetin bütünü hakkında şöyle demiştir: Bu hüküm, yanında İslam ehlinden hiç kimse bulunmadığı hâlde ölen bir kimse hakkında geçerliydi. Bu, İslam’ın ilk döneminde, yeryüzünün savaş hâlinde ve insanların kâfir olduğu, yalnızca Allah’ın Elçisi ile arkadaşlarının Medine’de bulunduğu zamandaydı. İnsanlar birbirlerine vasiyet yoluyla miras bırakıyorlardı. Daha sonra vasiyet hükmü neshedildi, miras payları farz kılındı ve Müslümanlar bunlarla amel ettiler.
Başkaları ise sizin dışınızdan başka iki kişi sözünün, sizin kabilenizden ve aşiretinizden olmayan başka iki kişi anlamına geldiğini söylemiştir. Bu görüşü söyleyenlerin rivayetleri şöyledir: Amr b. Ali bize anlattı; Osman b. Heysem b. Cehm’in kendisine Avf’tan, onun da Hasan’dan naklettiğine göre Hasan, sizden adalet sahibi iki kişi veya sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Kendi kavminizden iki şahit veya başka bir kavimden iki şahit, demiştir. Amr bize anlattı; Ebû Dâvûd’un kendisine Sâlih b. Ebû Ahdar’dan, onun da Zührî’den naklettiğine göre Zührî şöyle demiştir: Yerleşik hâlde veya yolculukta bir kâfirin şahitliğinin geçerli olmayacağı sünnet olarak yerleşmiştir; burada yalnızca Müslümanlar söz konusudur. Bişr b. Muâz bize anlattı; Yezîd’in kendisine Saîd’den, onun Katâde’den naklettiğine göre Katâde şöyle demiştir: Hasan, sizden adalet sahibi iki kişi sözü hakkında: Aşiretinden iki kişi, sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında ise: Aşiretinden olmayan iki kişi, derdi. İbn Vekî‘ bize anlattı; Ebû Üsâme’nin kendisine Sâbit b. Zeyd’den, onun Âsım’dan, onun da İkrime’den naklettiğine göre İkrime, sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Kabilenizin mensuplarından olmayanlardan, demiştir. İbn Vekî‘ bize anlattı; İbn Mehdî’nin kendisine Sâbit b. Zeyd’den, onun Âsım’dan, onun da İkrime’den naklettiğine göre İkrime: Kabilenizden olmayanlardan, demiştir. Amr b. Ali bize anlattı; Ebû Dâvûd’un kendisine Sâbit b. Zeyd’den, onun Âsım el-Ahvel’den, onun da İkrime’den naklettiğine göre İkrime, Allah’ın: Sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Kendi kabilesinden olmayan Müslümanlardan, demiştir. Hâris b. Muhammed bana anlattı; Abdülazîz’in kendisine Mübârek’ten, onun da Hasan’dan naklettiğine göre Hasan, sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Aşiretinizden ve kavminizden olmayan, ancak tamamı Müslüman olan iki kişi, demiştir. Hasan b. Yahyâ bize anlattı; Abdürrezzâk’ın kendisine Ma‘mer’den, onun Eyyûb’dan, onun İbn Sîrîn’den, onun da Ubeyde’den naklettiğine göre Ubeyde, sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Kabilenizden olmayan iki Müslüman, demiştir. Müseennâ bana anlattı; Abdullah b. Sâlih’in kendisine Leys’ten, onun Ukayl’den naklettiğine göre Ukayl şöyle demiştir: İbn Şihâb’a Allah’ın: Ey iman edenler! Sizden birine ölüm gelip de vasiyet zamanı ulaştığında aranızdaki şahitlik, sözünden Allah fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez sözüne kadar olan ayetleri sordum ve: Allah’ın vasiyet eden kimsenin kendi yakınlarından olmayan diye zikrettiği iki kişi Müslümanlardan mıdır, yoksa Ehlikitaptan mıdır? Onların yerine geçecek diğer iki kişi vasiyet eden kimsenin yakınlarından olmayanlardan mı, yoksa Müslüman olmayanlardan mı olacaktır? dedim. İbn Şihâb şöyle cevap verdi: Bu ayet hakkında Allah’ın Elçisi’nden veya ümmetin önde gelenlerinden hatırladığım herhangi bir sünnet duymadık. Âlimlerimizden bazı kimselerle zaman zaman bu ayet üzerinde konuşurduk; onlar da bu konuda bilinen bir sünnet veya adaletli bir yöneticinin verdiği bir hüküm zikretmezlerdi, fakat görüşleri birbirinden farklı olurdu.
Onların bize göre bu konudaki en beğenilen görüşü, bunun Müslüman mirasçılar arasında cereyan eden bir mesele olduğunu söyleyenlerin görüşüydü. Buna göre mirasçılardan bazıları, mirasçısı oldukları ölmek üzere bulunan kişinin yanında hazır bulunup onun vasiyetine şahitlik eder, bazıları ise yanında bulunmaz. Hazır bulunanlar, ölünün yakınları için yaptığı vasiyeti işitir ve yanında bulunmayanlara vasiyet sırasında duyduklarını haber verirler. Onlar bu haberi kabul ederlerse vasiyet geçerli olur. Fakat şahitlerin ölünün sözünü değiştirmiş olmalarından veya ölünün kendilerine hiçbir şey vasiyet etmediği bazı kimseleri kendi istekleriyle vasiyette öne çıkarmış olmalarından şüphe ederlerse, bu hususta şahitlik eden iki kişi namazdan sonra, yani Müslümanların namazından sonra yemin eder ve şöyle derler: Şüphe ederseniz, bu yemin karşılığında, yakınımız söz konusu olsa bile hiçbir bedel satın almayız ve Allah’ın şahitliğini gizlemeyiz; çünkü böyle yaparsak mutlaka günahkârlardan oluruz. O ikisi böyle yemin ettikten sonra, bu konuda herhangi bir günah işlediklerinin ortaya çıkmasına kadar şahitlikleri ve yeminleri geçerli olur. Günah işledikleri ortaya çıkarsa, ilk defa yemin ettirilen o iki kişinin şahitliğini reddeden ve onların söylediklerini inkâr eden mirasçılardan, davacı tarafı oluşturan başka iki kişi onların yerine geçer ve Allah adına şöyle yemin ederler: Sizi yalanlayan veya şahitliğinizi geçersiz kılan bizim şahitliğimiz sizin şahitliğinizden daha doğrudur; biz haddi aşmadık, aksi hâlde mutlaka zalimlerden oluruz. Bu, onların şahitliği gereği gibi yerine getirmelerine veya kendi yeminlerinden sonra başka yeminlerin kendilerine karşı çevrilmesinden korkmalarına daha uygundur.
Bize göre bu iki yorumdan doğru olmaya daha uygun olanı, sizin dışınızdan başka iki kişi sözünü İslam ehlinden olmayan iki kişi şeklinde açıklayan görüştür. Çünkü Allah, mümin kullarına vasiyet sırasında müminlerden adalet sahibi iki kişinin veya mümin olmayanlardan iki kişinin şahitliğini bildirmiştir. Sözün içinde: Sizden olan iki müminin veya aşiretinizden olmayan iki kişinin şahitliğinin niteliği, denilmesinin bir anlamı yoktur. Ancak: Aşiretinizden iki kişinin veya aşiretinizden olmayan iki kişinin şahitliği yahut müminlerden iki kişinin veya mümin olmayanlardan iki kişinin şahitliği, denilebilir. Sözü bu şekilde anlamanın dilde doğru bir yönü bulunmadığına göre, Allah’ın kapalı görünen sözünü en güzel anlamından başka bir yöne çevirmek caiz değildir. Daha önce sizden adalet sahibi iki kişi sözünün, dininizden ve milletinizden olan iki kişi anlamına geldiğini, anlayışı kendisine nasip edilen kimse için yeterli olacak delillerle açıklamıştık. Bu, ortaya koyduğumuz delillerle sahih olduğuna göre, sizin dışınızdan başka iki kişi sözünün anlamının da dininizden ve milletinizden olmayan başka iki kişi olduğu açıktır. Durum böyle olunca, bizim dinimizden olmayan bu iki kişinin Yahudi, Hristiyan, Mecûsî, puta tapan veya herhangi bir dine mensup olmaları arasında fark yoktur. Çünkü Allah, bunların İslam ehlinden olmamaları dışında, belirli bir din mensubu iki kişiyi başka bir din mensubuna tercih ederek özel olarak belirlememiştir.
Yeryüzünde yolculuk ederken size ölüm musibeti gelip çatarsa sözünün açıklaması şöyledir: Yüce Allah müminlere şöyle buyurmaktadır: Sizden birine vasiyet sırasında ölüm geldiğinde aranızdaki şahitliğin niteliği, ey müminler, sizden adalet sahibi iki kişinin yahut yeryüzünde gidip gelerek yolculuk ediyorsanız dininizden olmayan başka iki kişinin şahitlik etmesidir. Yolcuya niçin yeryüzünde dolaşan denildiğini daha önce açıklamıştık. Size ölüm musibeti gelip çatarsa sözü, ölüm size inerse ve başınıza gelirse demektir. Tefsir ehlinin çoğu buradaki ifadeyi serbest bırakma ve seçim anlamında değil, bir hükmün ardından diğerine geçme anlamında açıklamış ve şöyle demiştir: Sizden birine vasiyet sırasında ölüm geldiğinde aranızdaki şahitlik, bulunmaları hâlinde sizden adalet sahibi iki kişiyle olsun; bulunamazlarsa sizin dışınızdan başka iki kişiyle olsun. Bu yorumu yapanlar böyle davranmışlardır; çünkü aranızdaki şahitlik ifadesindeki şahitliği, sahibinin hâkim huzurunda yerine getirmesiyle bir hakkı sabit kılan veya geçersiz kılan bilinen şahitlik anlamına yöneltmişlerdir.
Bunu böyle açıklayanlardan bazılarına ait rivayetler şöyledir: İmrân b. Mûsâ el-Kazzâz bize anlattı; Abdülvâris b. Saîd’in kendisine İshak b. Süveyd’den, onun da Yahyâ b. Ya‘mer’den naklettiğine göre Yahyâ, sizden adalet sahibi iki kişi sözü hakkında: Müslümanlardan iki kişi; Müslümanlardan bulamazsanız Müslüman olmayanlardan iki kişi, demiştir. Muhammed b. Beşşâr ile Muhammed b. Müseennâ bize anlattılar; İbn Ebû Adî’nin kendilerine Saîd’den, onun Katâde’den, onun da Saîd b. Müseyyeb’den naklettiğine göre Saîd, sizden adalet sahibi iki kişi veya sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında: Kendi dininizden iki kişi yahut kendilerinden başkasını bulamadığınız bir ülkede bulunmanız hâlinde Ehlikitaptan sizin dışınızdan iki kişi, demiştir. İbn Müseennâ bize anlattı; Abdüla‘lâ’nın kendisine Dâvûd’dan, onun Âmir’den, onun da Şüreyh’ten, aranızdaki şahitlik sözünden sizin dışınızdan başka iki kişi sözüne kadar olan bu ayet hakkında naklettiğine göre Şüreyh şöyle demiştir: Bir kimse yabancı bir ülkede bulunur ve vasiyetine şahitlik edecek bir Müslüman bulamazsa bir Yahudi’yi, Hristiyan’ı veya Mecûsî’yi şahit tutar; bunların şahitliği geçerlidir. Muhammed b. Hüseyin bana anlattı; Ahmed b. Mufaddal’ın kendisine Esbât’tan, onun da Süddî’den naklettiğine göre Süddî şöyle demiştir: Ey iman edenler! Sizden birine ölüm gelip de vasiyet zamanı ulaştığında aranızdaki şahitlik sizden adalet sahibi iki kişiyle olsun sözü yerleşik durumda olan kimse hakkındadır. Sizin dışınızdan başka iki kişi sözü yolculuk hakkındadır. Yeryüzünde yolculuk ederken size ölüm musibeti gelip çatarsa sözü, yolculuk sırasında ölüm kendisine ulaşan ve yanında hiçbir Müslüman bulunmayan kimseyi anlatmaktadır. Böyle bir kişi Yahudilerden, Hristiyanlardan veya Mecûsîlerden iki kişiyi çağırır ve vasiyetini onlara teslim eder. Kâsım bize anlattı; Hüseyin’in kendisine Hüşeym’den, onun Mugîre’den, onun da İbrâhim ile Saîd b. Cübeyr’den naklettiğine göre bu ikisi ayet hakkında şöyle demişlerdir: Bir kimseye yolculuk sırasında ölüm gelirse Müslümanlardan iki kişiyi şahit tutsun; Müslümanlardan iki kişi bulamazsa Ehlikitaptan iki kişiyi şahit tutsun. Müseennâ bana anlattı; Abdullah b. Sâlih’in kendisine Muâviye’den, onun Ali b. Ebû Talha’dan, onun da İbn Abbas’tan, Ey iman edenler! Aranızdaki şahitlik sözünden sizden adalet sahibi iki kişi sözüne kadar olan bölüm hakkında naklettiğine göre İbn Abbas şöyle demiştir: Bu, yanında Müslümanlar bulunduğu hâlde ölen kimse hakkındadır. Allah ona vasiyetine Müslümanlardan adalet sahibi iki kişiyi şahit tutmasını emretmiştir. Ardından: Yahut yeryüzünde yolculuk ederken size ölüm musibeti gelip çatarsa sizin dışınızdan başka iki kişi, buyurmuştur. Bu ise yanında hiçbir Müslüman bulunmadığı hâlde ölen kimse hakkındadır. Allah ona Müslüman olmayanlardan iki kişinin şahitliğini emretmiştir.
Başkaları ise bunu serbest bırakma ve seçim anlamında açıklamışlardır. Onlar, buradaki şahitlikle, ölünün o iki kişiye teslim ettiği vasiyet hakkında yemin etmelerinin ve kendilerine emanet ettiği malı ölümünden sonra mirasçılarına ulaştırmak üzere güvenilir kılınmalarının kastedildiğini söylemişlerdir. Onlara göre bir kimse, yolculukta veya yerleşik durumda, mümin ya da kâfir olsun güvenilir gördüğü kişiye malını emanet edebilir. Bu görüşü söyleyenlerin bazılarından gelen rivayetleri daha önce zikrettik; geri kalanını da Allah dilerse ileride zikredeceğiz.
Onları namazdan sonra alıkoyarsınız; şüphe ederseniz Allah adına yemin ederek: Bu yemin karşılığında, yakınımız söz konusu olsa bile hiçbir bedel satın almayız, derler sözünün açıklaması şöyledir: Yüce Allah kendisine ve elçisine iman edenlere şöyle buyurmaktadır: Sizden birine ölüm geldiğinde aranızdaki şahitlik, sizden adalet sahibi iki kişi şahitlik ettiği yahut vasiyet kendilerine teslim edildiği zaman onlarla olsun; yahut yolculukta bulunup ölüm size ulaştığında, vasiyetinizi kendilerine bırakıp yanınızdaki malı ve mirasçılarınıza ait terekeyi kendilerine teslim ettiğiniz sizin dışınızdan iki kişiyle olsun. Siz bu iki kişiye vasiyet edip yanınızdaki malı kendilerine teslim ettikten sonra ölüm musibeti size gelir, onlar da emanet ettiğiniz malı mirasçılarınıza ulaştırır ve mirasçılar kendilerine emanet edilen maldan bir kısmına hıyanet ettiklerini iddia ederlerse, o ikisi hakkındaki hüküm, onları alıkoymanızdır; yani onları namazdan sonra durdurursunuz. Sözde, açıkça zikredilen kısmın delalet etmesi sebebiyle hazfedilmiş bir bölüm vardır. Tam anlam şöyledir: Ölüm musibeti size gelir, vasiyetinizi onlara teslim eder ve yanınızdaki malı kendilerine verirsiniz; bunun ardından onları namazdan sonra alıkoyarsınız.
Şüphe ederseniz Allah adına yemin ederler sözü, kendilerine teslim edilen vasiyeti değiştirmek veya bozmak gibi emanet edilen şeylerde hıyanet ettiklerinden şüphe ederseniz Allah adına yemin ederler demektir. Şüphe, burada suçlama anlamındadır. Bu yemin karşılığında hiçbir bedel satın almayız sözü, Allah adına yaptığımız yeminleri bir bedel karşılığında satmayız demektir. Yani karşılığında bir menfaat elde etmek, bir malı alıp götürmek veya bize ve kendilerine vasiyet edilen bu topluluğun hakkını inkâr etmek için yalan yere yemin etmeyiz. Buradaki onunla zamiri Allah’ın adına dönmektedir; bununla yemin ve ant kastedilmiştir. Daha önce Allah adına yemin etmek zikredildiği ve sözün anlamından bu bilindiği için yemin ve ant kelimesinin tekrar edilmesine gerek görülmemiştir. Yakınımız söz konusu olsa bile sözü ise şöyle demektir: Allah adına yaptığımız yemin karşılığında hiçbir bedel istemeyiz ve lehine yemin ettiğimiz kimse bizim akrabamız olsa bile onun için yalan yere yemin etmeyiz.
Bu konuda söylediğimiz anlam İbn Abbas’tan da rivayet edilmiştir. Müseennâ bana anlattı; Abdullah b. Sâlih’in kendisine Muâviye b. Sâlih’ten, onun Ali b. Ebû Talha’dan, onun da İbn Abbas’tan naklettiğine göre İbn Abbas, yahut yeryüzünde yolculuk ederken size ölüm musibeti gelip çatarsa sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında şöyle demiştir: Bu, yanında hiçbir Müslüman bulunmadığı hâlde ölen kimse hakkındadır. Allah ona Müslüman olmayan iki kişinin şahitliğini emretmiştir. Bu ikisinin şahitliğinden şüphe edilirse namazdan sonra Allah adına şöyle yemin ettirilirler: Şahitliğimiz karşılığında az bir bedel satın almadık.
Onları namazdan sonra alıkoyarsınız sözü, diğer iki kişinin namazından sonra demektir. Sözün anlamı şöyledir: Sizin dışınızdan başka iki kişiyi, kendilerinden şüphe ettiğiniz takdirde namazdan sonra alıkoyarsınız; onlar da Allah adına, yakınımız söz konusu olsa bile bu yemin karşılığında hiçbir bedel satın almayız, diye yemin ederler.
Tefsir ehli, Allah’ın bu ayette zikrederek onları namazdan sonra alıkoyarsınız buyurduğu namazın hangisi olduğu konusunda ihtilaf etmiştir. Bazıları bunun ikindi namazı olduğunu söylemiştir. Bu görüşü söyleyenlerin rivayetleri şöyledir: Ya‘kûb bana anlattı; Hüşeym’in kendisine Zekeriyyâ’dan, onun da Şa‘bî’den naklettiğine göre Müslümanlardan bir kimse Dakûkâ’da ölüm döşeğine düşmüş, vasiyetine şahitlik edecek hiçbir Müslüman bulamayınca Ehlikitaptan iki kişiyi şahit tutmuştur. Bu ikisi Kûfe’ye gelerek Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’ye başvurmuş, durumu ona anlatmış ve ölen kişinin terekesiyle vasiyetini getirmişlerdir. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî: Bu, Allah’ın Elçisi döneminde meydana gelen olaydan sonra bir benzeri görülmemiş bir meseledir, demiştir. Ardından ikindi namazından sonra onlara Allah adına, hıyanet etmediklerine, yalan söylemediklerine, vasiyeti değiştirmediklerine, hiçbir şeyi gizlemediklerine ve bunun gerçekten o kişinin vasiyetiyle terekesi olduğuna dair yemin ettirmiş, sonra da şahitliklerini geçerli saymıştır. İbn Beşşâr ile Amr b. Ali bize anlattılar; Muhammed b. Ca‘fer’in kendilerine Şu‘be’den, onun Ebû Bişr’den, onun da Saîd b. Cübeyr’den naklettiğine göre Saîd, sizin dışınızdan başka iki kişi sözü hakkında şöyle demiştir: Bir kimse şirk ülkesinde bulunur ve vasiyetini Ehlikitaptan iki kişiye teslim ederse bu ikisine ikindi namazından sonra yemin ettirilir. İbn Beşşâr bize anlattı; Muhammed b. Ca‘fer’in kendisine Şu‘be’den, onun Mugîre’den, onun da İbrâhim’den bunun benzerini naklettiğini aktardı. Bişr bize anlattı; Yezîd’in kendisine Saîd’den, onun Katâde’den, onun da Ey iman edenler! Aranızdaki şahitlik sözünden size ölüm musibeti gelip çatarsa sözüne kadar olan bölüm hakkında naklettiğine göre Katâde şöyle demiştir: Bu, yabancı bir ülkede ölen, terekesini bırakan, vasiyetini yapan ve vasiyetine iki kişiyi şahit tutan kimsedir. Şahitliklerinden şüphe edilirse ikindi namazından sonra onlara yemin ettirilir. O vakitte yeminlerin ağırlaştığı söylenirdi. Kâsım bize anlattı; Hüseyin’in kendisine Hüşeym’den, onun Mugîre’den, onun da İbrâhim ile Saîd b. Cübeyr’den naklettiğine göre bu ikisi ayet hakkında şöyle demişlerdir: Bir kimseye yolculuk sırasında ölüm gelirse Müslümanlardan iki kişiyi şahit tutsun; bulamazsa Ehlikitaptan iki kişiyi şahit tutsun. Bu ikisi onun terekesini getirdiklerinde mirasçılar onları doğrularsa sözleri kabul edilir. Onları suçlarlarsa ikindi namazından sonra: Allah’a yemin ederiz ki yalan söylemedik, hiçbir şeyi gizlemedik, hıyanet etmedik ve değiştirmedik, diye yemin ettirilirler. Amr b. Ali bize anlattı; Yahyâ b. Kattân’ın kendisine Zekeriyyâ’dan, onun da Âmir’den naklettiğine göre bir adam Dakûkâ’da ölmüş ve vasiyetine şahitlik edecek o beldeden iki Hristiyan dışında kimse bulamamıştır. Ebû Mûsâ onlara Kûfe mescidinde ikindi namazının ardından: Allah’a yemin ederiz ki hiçbir şeyi gizlemedik, değiştirmedik ve bu gerçekten onun vasiyetidir, diye yemin ettirmiş ve vasiyeti geçerli saymıştır.
Başkaları ise onların kendi dinlerinin ve milletlerinin namazından sonra yemin ettirileceklerini söylemiştir. Bu görüşü söyleyenlerin rivayetleri şöyledir: Muhammed b. Hüseyin bana anlattı; Ahmed b. Mufaddal’ın kendisine Esbât’tan, onun da Süddî’den naklettiğine göre Süddî şöyle demiştir: Ey iman edenler! Aranızdaki şahitlik sözünden sizden adalet sahibi iki kişi sözüne kadar olan bölüm, ölüm sırasında yapılan vasiyet hakkındadır. Ölmek üzere olan kimse malı ve borçları hakkında vasiyet eder ve Müslümanlardan iki kişiyi şahit tutar. Bu, yerleşik durumda olan kimse hakkındadır. Sizin dışınızdan başka iki kişi sözü ise yolculuk hakkındadır. Yeryüzünde yolculuk ederken size ölüm musibeti gelip çatarsa sözü, yolculuk sırasında kendisine ölüm ulaşan ve yanında hiçbir Müslüman bulunmayan kişiyi anlatır. Böyle bir kişi Yahudilerden, Hristiyanlardan veya Mecûsîlerden iki kişiyi çağırır, vasiyetini onlara teslim eder ve mirasını onlara verir. Onlar bu malı getirirler. Ölünün ailesi vasiyetten razı olur ve yakınlarının malını tanırlarsa o iki kişiyi serbest bırakırlar. Şüphe ederlerse onları yöneticiye götürürler. İşte şüphe ederseniz onları namazdan sonra alıkoyarsınız sözü bunu anlatmaktadır.
Abdullah b. Abbas şöyle demiştir: O iki yabancının Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’nin evine getirilişini görür gibiyim. Ebû Mûsâ belgeyi açınca ölünün ailesi içindekileri kabul etmedi ve o ikisini hıyanetle suçladı. Ebû Mûsâ onlara ikindi namazından sonra yemin ettirmek istedi. Ben ona: Bunlar ikindi namazına önem vermezler; onları kendi dinlerindeki namazlarından sonra yemin ettir, dedim. Bunun üzerine iki kişi kendi dinlerinin namazından sonra durdurulur ve Allah adına şöyle yemin ederler: Bu yemin karşılığında, yakınımız söz konusu olsa bile az bir bedel satın almayız ve Allah’ın şahitliğini gizlemeyiz; çünkü böyle yaparsak mutlaka günahkârlardan oluruz. Arkadaşları gerçekten bu şekilde vasiyet etmiş ve bu mal da gerçekten onun terekesidir. Yönetici, onlar yemin etmeden önce kendilerine şöyle der: Eğer bir şeyi gizlediyseniz veya hıyanet ettiyseniz sizi kavminiz içinde rezil ederim, şahitliğinizi bir daha kabul etmem ve sizi cezalandırırım. Yönetici bunları söylediğinde, onların şahitliği gereği gibi yerine getirmelerine en uygun olan yol bu olur.
Bize göre bu iki görüşten doğru olmaya daha uygun olanı, onları ikindi namazından sonra alıkoyarsınız diyenlerin görüşüdür. Çünkü Allah bu ayette namaz kelimesini belirli hâle getirmiştir. Araplar belirli hâl ekini ancak türü bilinen bir şey veya konuşanlarla muhataplar arasında önceden bilinen belirli bir şey hakkında kullanırlar. Burada namaz ile bütün namazların kastedilmediği konusunda görüş birliği bulunduğuna göre bunun Yahudilerle Hristiyanlardan yemin ettirilecek kişilerin namazı olması mümkün değildir; çünkü onların birden fazla namazı vardır ve bunlardan hangisinin kastedildiği belli olmaz. Durum böyle olduğuna göre, bunun Müslümanların namazlarından belirli bir namaz olduğu kesinleşir. Allah’ın Elçisi’nin Aclân kabilesinden olan iki kişi arasında karşılıklı lanetleşme yaptırdığı zaman bunu diğer namazlardan sonra değil, ikindi namazından sonra yaptırdığı sahih olarak nakledildiğine göre, onları namazdan sonra alıkoyarsınız sözüyle kastedilen namazın, Allah’ın Elçisi’nin yeminini ağırlaştırmak istediği kişilere yemin ettirmek için seçtiği namaz olduğu anlaşılır. Ayrıca Allah’ı inkâr edenlerin yanında da bu vaktin, güneşin batışına yakın olması sebebiyle ayrı bir ağırlığı vardır.
İbn Zeyd, bu yemin karşılığında hiçbir bedel satın almayız sözü hakkında şöyle demiştir: Yûnus b. Abdüla‘lâ bana anlattı; İbn Vehb’in kendisine bildirdiğine göre İbn Zeyd bu söz hakkında: Bununla rüşvet almayız, demiştir.
Allah’ın şahitliğini gizlemeyiz; çünkü böyle yaparsak mutlaka günahkârlardan oluruz sözünün açıklaması şöyledir: Kıraat âlimleri bu ifadenin okunması konusunda ihtilaf etmiştir. Şehirlerdeki kıraat imamlarının çoğu, şahitliği Allah’a nispet ederek ve Allah lafzını cer hâlinde okuyarak: Allah’ın şahitliğini gizlemeyiz, şeklinde okumuşlardır. Bunun anlamı, yanımızda bulunan Allah’a ait şahitliği gizlemeyiz demektir.
Şa‘bî’nin bunu farklı şekilde okuduğu nakledilmiştir. İbn Vekî‘ bize anlattı; Ebû Üsâme’nin kendisine İbn Avn’dan, onun da Âmir’den naklettiğine göre Âmir ifadeyi şöyle okurdu: Yanımızdaki bir şahitliği gizlemeyiz; Allah’a yemin olsun ki böyle yaparsak mutlaka günahkârlardan oluruz. Burada Allah lafzının başındaki sesi ayırarak, Allah lafzını cer hâlinde okurdu. İbn Vekî‘ bize rivayeti bu şekilde aktarmıştır. Görünüşe göre Şa‘bî sözün anlamını şöyle açıklamıştır: O iki kişi Allah adına, bu yemin karşılığında hiçbir bedel satın almayacaklarına ve yanlarında bulunan bir şahitliği gizlemeyeceklerine yemin ederler. Ardından yeni bir yemin cümlesi başlar ve soru anlamıyla Allah adına, yeminleri karşılığında bir bedel satın almaları veya yanlarında bulunan şahitliği gizlemeleri hâlinde mutlaka günahkârlardan olacaklarını bildirirler.
Şa‘bî’den bununla çelişen başka bir kıraat de rivayet edilmiştir. Ahmed b. Yûsuf es-Sa‘lebî bana anlattı; Kâsım b. Sellâm’ın kendisine Abbâd b. Abbâd’dan, onun İbn Avn’dan, onun da Şa‘bî’den naklettiğine göre Şa‘bî ifadeyi şöyle okumuştur: Bir şahitliği, Allah’ın şahitliğini gizlemeyiz; çünkü böyle yaparsak mutlaka günahkârlardan oluruz. Ahmed, Ebû Ubeyd’in şöyle dediğini nakletmiştir: Şahitlik kelimesi tenvinli, Allah lafzı ise ona bağlı olarak cer hâlinde okunur. Bazıları bunu soru anlamıyla Allah lafzının başındaki sesi ayırarak rivayet etmiştir. Şa‘bî’nin soru anlamı vermeden yaptığı kıraat sebebiyle çünkü biz mutlaka günahkârlardan oluruz ifadesi de başlangıç cümlesi kabul edilmiştir.
Bazıları ise ifadeyi şahitlik kelimesini tenvinli, Allah lafzını da nasb hâlinde okuyarak: Yanımızda bulunan bir şahitliği Allah’tan gizlemeyiz, şeklinde okumuştur. Bize göre bu kıraatler içinde doğru olmaya en uygun olanı, şahitliği Allah lafzına nispet edip Allah lafzını cer hâlinde okuyarak: Allah’ın şahitliğini gizlemeyiz, şeklindeki kıraattir. Çünkü bu, şehirlerin kıraat imamları arasında yaygın olan ve ümmetin doğruluğu konusunda birbirini reddetmediği kıraattir.
İbn Zeyd bunun anlamı hakkında şöyle demiştir: Şahitliğin sahibi uzakta olsa bile Allah’ın şahitliğini gizlemeyiz. Yûnus bana anlattı; İbn Zeyd’den bunu nakletti.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…