Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz ve hoş şeyleri haram saymayın. Haddi de aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ya eyyuhellezine amenu (ey iman edenler) la tuharrimu tayyibati ma ehallallahu lekum (Allahin size helal kildigi temiz seyleri haram kilmayin) ve la ta’tedu (ve siniri asmayin) innallahe la yuhibbul mu’tedin (suphesiz Allah siniri asanlari sevmez)
Mukatil Tefsiri
Buradaki “Allah’ın size helâl kıldığı temiz şeyler” ifadesi elbise, kadınlar ve diğer helâl nimetleri kapsamaktadır. Bu ayet, aralarında Ali b. Ebû Tâlib, Ömer, İbn Mes‘ûd, Ammâr b. Yâsir, Osman b. Maz‘ûn, Mikdâd b. Esved, Ebû Zer el-Gıfârî, Selmân el-Fârisî, Huzeyfe b. Yemân, Ebû Huzeyfe’nin azatlısı Sâlim ve bir başka kişinin bulunduğu on kişi hakkında nazil olmuştur. Bunlar Osman b. Maz‘ûn’un evinde toplanmış ve kendi aralarında: “Gelin, yiyecekleri, elbiseleri ve kadınları kendimize haram kılalım. Bazılarımız erkeklik uzvunu kesip hadım olsun. Kıldan yapılmış kaba elbiseler giyelim. Kendimize ibadet hücreleri ve manastırlar yapıp oralarda ruhban hayatı yaşayalım.” demişlerdi. Bu düşünce üzerinde anlaşıp dağıldılar.
Bunun üzerine Cebrâil Peygamber’e gelip durumu haber verdi. Peygamber Osman b. Maz‘ûn’un evine geldi fakat onları bulamadı. Bunun üzerine Osman’ın hanımına: “Osman ve arkadaşları hakkında bana ulaşan haber doğru mu?” diye sordu. Kadın: “Nedir o, ey Allah’ın Elçisi?” dedi. Peygamber duyduğu şeyi ona anlattı. Kadın ne Peygamber’i yalanlamak istedi ne de kocasının sırrını açığa vurmak istedi. Bu yüzden şöyle dedi: “Ey Allah’ın Elçisi! Eğer Osman sana bir şey söylediyse doğru söylemiştir. Eğer Allah sana bir şey bildirdiyse, Rabbinin sana haber verdiği şey aynen doğrudur.”
Bunun üzerine Peygamber şöyle buyurdu: “Kocan geldiğinde ona söyle: Benim sünnetime uymayan, benim yolumla hidayet bulmayan kimse benden değildir. Bizim kestiklerimizden yemeyen de benden değildir. Çünkü bizim sünnetimizde elbise vardır, yemek vardır, kadınlarla evlenmek vardır. Kocana haber ver ve ona söyle: Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”
Osman ve arkadaşları geri dönünce hanımı Peygamber’in sözlerini ona haber verdi. Bu sözler Osman’ın hoşuna gitti. Bunun üzerine yapmak istedikleri şeylerden vazgeçtiler. Ardından Allah Teâlâ şu ayeti indirdi:
“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın.”
“Ve haddi aşmayın” yani Allah’ın helâl kıldığını haram saymayın. “Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez” ifadesiyle, Allah’ın helâlini haram kılan ve O’nun emrinde sınırı aşan kimseler kastedilmektedir.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Ey Allah’ı ve Resulünü tasdik edenler, peygamberinizin size getirdiği şeylerin Allah katından gelen hak olduğunu kabul edenler! Allah’ın sizin için helâl kıldığı temiz ve hoş nimetleri kendinize haram kılmayın. Burada “temiz ve hoş şeyler” ile kastedilen, nefislerin arzuladığı ve gönüllerin meylettiği lezzetli nimetlerdir. Bunları kendinize yasaklamayın. Nitekim keşişler ve rahipler böyle yapmışlar, kadınları, güzel yiyecekleri ve hoş içecekleri kendilerine haram saymışlardı. Onlardan bazıları manastırlarda kendilerini hapsetmiş, bazıları da yeryüzünde dolaşarak ruhbanlık hayatı yaşamışlardı.
Allah Teâlâ müminlere şöyle buyurmaktadır: Ey müminler! Siz onlar gibi davranmayın. Allah’ın sizin için helâl ve haram kıldığı hususlarda belirlediği sınırı aşmayın. O’nun çizdiği sınırları geçerek emrine muhalefet etmeyin. Çünkü Allah, kulları için koyduğu helâl ve haram sınırlarını aşanları sevmez.
Müfessirler de bu ayetin anlamı hakkında buna yakın açıklamalar yapmışlardır. Ebû Mâlik şöyle demiştir: Bu ayet, Osman b. Maz‘ûn ve bazı Müslümanlar hakkında nazil olmuştur. Bunlar kadınları kendilerine haram kılmış, güzel yiyeceklerden uzak durmuş ve hatta içlerinden bazıları hadım olmayı düşünmüştü. Bunun üzerine bu ayet indirildi.
İkrime şöyle demiştir: Nebi’nin ashabından bazı kimseler hadım olmayı, et yemeyi bırakmayı ve kadınlardan uzak durmayı tasarladılar. Bunun üzerine Allah: “Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram saymayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez” ayetini indirdi.
İbrahim en-Nehaî de şöyle demiştir: Onlar güzel kokuları ve eti kendilerine haram kılmışlardı. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi.
Başka bir rivayette İkrime şöyle demiştir: Bazı kimseler, “Evlenmeyeceğiz, yemeyeceğiz ve bazı şeyleri yapmayacağız” dediler. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi.
Ebû Kilâbe şöyle anlatmıştır: Nebi’nin ashabından bazıları dünyayı terk etmeyi, kadınlardan uzak durmayı ve ruhbanlık hayatı yaşamayı istediler. Bunun üzerine Resulullah onların bu davranışını şiddetle eleştirdi ve şöyle buyurdu:
“Öncekiler ancak kendilerine aşırı zorluk yüklemeleri sebebiyle helâk oldular. Kendilerine zorluk yüklediler, Allah da onlara zorluk yükledi. İşte onların kalıntıları manastırlarda ve ibadet yerlerinde yaşamaktadır. Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Hac ve umre yapın. Dosdoğru olun ki size de doğruluk nasip edilsin.”
Ebû Kilâbe şöyle devam etmiştir: Bu ayet onlar hakkında nazil oldu.
Katâde de şöyle demiştir: Bu ayet, Nebi’nin ashabından bazı kimseler hakkında indi. Bunlar sade elbiseler giymeyi, kadınları terk etmeyi ve zühd hayatı yaşamayı istemişlerdi. Bunların arasında Ali b. Ebî Tâlib ve Osman b. Maz‘ûn da bulunuyordu.
Ebû Abdurrahman’ın rivayetine göre Nebi şöyle buyurmuştur:
“Size keşiş ve rahip olmanızı emretmiyorum.”
Katâde’nin başka bir rivayetinde şöyle anlatılmıştır: Nebi’nin ashabından bazı adamlar kadınlardan ve et yemekten uzak durmayı, hatta manastırlar edinmeyi istemişlerdi. Bu durum Resulullah’a ulaşınca şöyle buyurdu:
“Benim dinimde kadınları ve eti terk etmek, manastırlar edinmek yoktur.”
Yine bize şu haber ulaşmıştır: Resulullah zamanında üç kişi kendi aralarında sözleştiler. Birisi: “Ben gece boyunca uyumayacağım, sürekli ibadet edeceğim” dedi. Diğeri: “Ben gündüzleri sürekli oruç tutacağım, hiç iftar etmeyeceğim” dedi. Üçüncüsü de: “Ben kadınlara yaklaşmayacağım” dedi. Bunun üzerine Resulullah onları çağırarak:
“Böyle konuştuğunuz bana haber verilmedi mi?” buyurdu.
Onlar: “Evet ey Allah’ın Resulü, fakat biz bununla sadece hayır istemiştik” dediler.
Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu:
“Fakat ben hem namaz kılar hem uyurum, hem oruç tutar hem iftar ederim ve kadınlarla evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”
Katâde ayrıca Resulullah’ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
“Sizden öncekiler kendilerine zorluk yüklediler, Allah da onlara zorluk yükledi. İşte onların kardeşleri evlerde ve manastırlarda yaşamaktadır. Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Ramazan orucunu tutun, hac ve umre yapın. Dosdoğru olun ki size de doğruluk nasip edilsin.”
Süddî şöyle anlatmıştır: Resulullah bir gün oturup insanlara öğüt verdi ve onları korkutup uyardıktan sonra kalktı. Bunun üzerine aralarında Ali b. Ebî Tâlib ve Osman b. Maz‘ûn’un da bulunduğu on kadar sahabi kendi aralarında: “Hristiyanlar bazı şeyleri kendilerine haram kıldılar. Biz de kendimize bazı şeyleri haram kılalım” dediler.
Bunun üzerine bazıları et ve yağı yemeyi, bazıları gündüz yemek yemeyi, bazıları uyumayı, bazıları da kadınları kendilerine haram kıldılar. Osman b. Maz‘ûn da kadınları kendisine haram kılanlar arasındaydı. Eşine yaklaşmıyor, eşi de ona yaklaşamıyordu.
Bir gün Osman’ın hanımı Havlâ, Aişe’nin yanına geldi. Aişe ve yanında bulunan Nebi’nin hanımları ona: “Ey Havlâ! Sana ne olmuş? Rengin değişmiş, saçını taramıyor ve süslenmiyorsun?” diye sordular.
Havlâ şöyle cevap verdi:
“Nasıl süsleneyim ve saçımı tarayayım? Eşim uzun zamandır bana yaklaşmadı ve üzerimdeki elbiseyi kaldırmadı.”
Kadınlar bu söz üzerine güldüler. O sırada Resulullah içeri girdi ve:
“Sizi güldüren nedir?” diye sordu.
Aişe durumu anlattı. Bunun üzerine Resulullah Osman’a haber gönderip onu çağırdı ve:
“Ey Osman! Sana ne oldu?” diye sordu.
Osman:
“Allah için bunu bıraktım, kendimi ibadete vermek istedim” dedi ve yapmak istediklerini anlattı. Hatta kendisini hadım etmeyi de düşünmüştü.
Bunun üzerine Resulullah:
“Sana yemin ettiriyorum; mutlaka dönüp eşine yaklaşacaksın” buyurdu.
Osman:
“Ey Allah’ın Resulü! Ben oruçluyum” dedi.
Resulullah:
“Orucunu boz” buyurdu.
Bunun üzerine Osman orucunu bozdu ve eşine gitti.
Daha sonra Havlâ, sürme çekmiş, saçını taramış ve güzel kokular sürünmüş olarak Aişe’nin yanına geldi. Aişe bunu görünce gülümsedi. Havlâ da:
“Dün gece bana geldi” dedi.
Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu:
“Bazı kimselere ne oluyor ki kadınları, yiyecekleri ve uykuyu kendilerine haram kılıyorlar? Biliniz ki ben hem uyurum hem ibadet ederim, hem oruç tutar hem iftar ederim ve kadınlarla evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”
Sonra Allah şu ayeti indirdi:
“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram saymayın ve haddi aşmayın.”
Süddî şöyle demiştir: Ayette geçen “haddi aşmayın” ifadesiyle Osman’ın kendisini hadım etmeyi düşünmesi kastedilmiştir. Çünkü bu, Allah’ın koyduğu sınırı aşmaktır.
İbn Abbas’tan gelen rivayette ise bir grup sahabi şöyle demişti: “Biz erkeklik organlarımızı keselim, dünya arzularını terk edelim ve rahipler gibi yeryüzünde dolaşalım.” Bu durum Resulullah’a ulaşınca onları çağırdı. Onlar söylediklerini kabul ettiler. Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu:
“Fakat ben hem oruç tutarım hem iftar ederim, hem namaz kılarım hem uyurum ve kadınlarla evlenirim. Kim benim sünnetime uyarsa bendendir; kim de sünnetime uymazsa benden değildir.”
İbn Abbas’ın başka bir rivayetinde, Osman b. Maz‘ûn ve bazı sahabilerin kadınları ve eti kendilerine haram kıldıkları, hatta şehvetlerini kesmek ve ibadete yönelmek için hadım olmayı düşündükleri anlatılmaktadır. Resulullah bunu öğrenince:
“Ben bununla emrolunmadım. Benim dinimde bana emredilen şey kadınlarla evlenmektir” buyurdu.
Bunun üzerine onlar Resulullah’a itaat ettiler ve Allah şu ayeti indirdi:
“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram saymayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.”
Mücâhid de, Osman b. Maz‘ûn ve Abdullah b. Amr’ın bekârlık hayatı yaşamayı, hadım olmayı ve kaba yün elbiseler giymeyi düşündüklerini, bunun üzerine bu ayetin nazil olduğunu söylemiştir.
İkrime’nin rivayetine göre Osman b. Maz‘ûn, Ali b. Ebî Tâlib, Abdullah b. Mesud, Mikdâd b. Esved ve Ebû Huzeyfe’nin azatlısı Sâlim gibi bazı sahabiler evlere çekilmiş, kadınlardan uzak durmuş, kaba yün elbiseler giymiş, İsrailoğullarının zahidlerinin yediği ve giydiği dışında güzel yiyecek ve elbiseleri terk etmiş, hadım olmayı düşünmüş, geceyi ibadetle geçirip gündüzleri oruç tutmaya karar vermişlerdi. Bunun üzerine bu ayet indirildi. Ayetin anlamı şudur: Müslümanların sünnetinden başka bir yol tutmayın. Kadınları, yiyecekleri ve elbiseleri haram kılmak, sürekli gece ibadeti ve sürekli gündüz orucu gibi davranışlarla Allah’ın koyduğu sınırı aşmayın.
Bu ayet indikten sonra Resulullah onları çağırdı ve şöyle buyurdu:
“Canlarınızın sizin üzerinizde hakkı vardır. Gözlerinizin de sizin üzerinizde hakkı vardır. Oruç tutun ve iftar edin. Namaz kılın ve uyuyun. Bizim sünnetimizi terk eden bizden değildir.”
Yûnus’un rivayetinde İbn Zeyd, Abdullah b. Revâha hakkında şu olayı nakletmiştir: Bir misafir Abdullah b. Revâha’ya gelmişti. Abdullah eve döndüğünde misafire yemek verilmediğini görünce eşine kızdı ve: “Misafirimi benim yüzümden mi beklettin? O halde bu yemek bana haram olsun” dedi. Eşi de: “Eğer sen yemezsen bana da haram olsun” dedi. Misafir de: “Siz yemezseniz bana da haram olsun” dedi. Bunun üzerine Abdullah: “Yemeği getir, Allah’ın adıyla yiyelim” dedi. Daha sonra Resulullah’a gidip olayı anlattı. Resulullah ona:
“Doğru davranmışsın” buyurdu.
Bunun üzerine bu ayet ve devamındaki yemin kefaretiyle ilgili hükümler nazil oldu. Ardından şu ayet okundu:
“Allah sizi yeminlerinizdeki kasıtsız sözlerden dolayı sorumlu tutmaz; fakat bağlayarak yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar.” (Mâide 89)
Yine İbn Abbas’tan gelen bir rivayette, bir adam Resulullah’a gelip:
“Ey Allah’ın Resulü! Et yediğim zaman şehvetim artıyor. Bu yüzden eti kendime haram kıldım” dedi.
Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi:
“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram saymayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.”
Müfessirler ayette geçen “haddi aşmayın” ifadesinin anlamı konusunda farklı açıklamalar yapmışlardır. Bazıları bunun Osman b. Maz‘ûn’un hadım olmayı düşünmesi olduğunu söylemiştir. Bazıları ise sahabilerin kadınları, yiyecekleri, elbiseleri ve uykuyu kendilerine haram kılmak istemelerini kastettiğini söylemiştir. Hasan el-Basrî ise bunun, Allah’ın helâl kıldığını bırakıp haram kıldığı şeylere yönelmemek anlamında genel bir yasak olduğunu ifade etmiştir.
Doğru olan görüş şudur: Allah’ın “haddi aşmayın” buyruğu bütün aşırılıkları kapsayan genel bir nehiydir. Çünkü haddi aşmak, kişinin kendisi için belirlenmiş sınırı geçip kendisine ait olmayan alana yönelmesidir. Allah’ın helâl kıldığı bir şeyi haram sayan, haram kıldığı bir şeyi helâl sayan veya Allah’ın koyduğu herhangi bir sınırı aşan herkes bu yasağın kapsamına girer. Ayetin Osman b. Maz‘ûn ve arkadaşlarının durumu üzerine nazil olmuş olması mümkündür; ancak hükmü yalnız onlarla sınırlı değildir. Allah’ın helâl kıldığı bir şeyi kendisine haram kılan, haram kıldığı bir şeyi helâl sayan veya Allah’ın belirlediği sınırları aşan herkes bu ayetin kapsamına girer. Çünkü onların kınanma sebebi, Allah’ın ve Resulünün belirlediği yolu bırakıp başka bir yol edinmek istemeleri ve Allah’ın çizdiği sınırı aşmaya yönelmeleriydi.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…