Kararsız bir halde bunların arasında bocalayıp dururlar; ne bunlara ne de onlara aittirler. Allah kimi saptırırsa artık onun için bir yol bulamazsın.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Muzebzebine (kararsızdırlar) beyne zalike (iki taraf arasında) la (ne) ila haulai (bunlara) ve la (ne de) ila haulai (onlara) ve men (ve kim) yudlil (saptırırsa) allahu (Allah) fe len (asla) tecide (bulamazsın) lehu (ona) sebila (bir yol)
Mukatil Tefsiri
Münafıklar iki taraf arasında gidip gelirler. Yahudilerle birlikte değildirler ki dostluklarını açıkça ortaya koysunlar; müminlerle de gerçek bir dostluk ve bağlılık içinde değildirler. Bu sebeple ne onlara ne de bunlara tam olarak bağlıdırlar. Allah kimi hidayetten saptırırsa, artık onu hidayete ulaştıracak bir yol bulamazsın.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın, “Kararsız bir halde bunların arasında bocalayıp dururlar” buyruğunun anlamı şudur: Onlar iki taraf arasında gidip gelen, kararsız ve tereddütlü kimselerdir. Tefe‘ul kalıbındaki “tezebzüb” kelimesinin asıl anlamı hareket etmek ve sarsılıp durmaktır. Nitekim Nâbiga şöyle demiştir: “Allah sana öyle bir makam vermiştir ki onun altında kalan her hükümdar sarsılıp durur.”
Bu ayetle kastedilen, münafıkların din konusunda şaşkın ve kararsız olmalarıdır. Onlar sağlam bir inanç üzere müminlerle birlikte değillerdir; aynı şekilde açık bir inkâr ve kesin bir tutumla müşriklerle de beraber değillerdir. İki taraf arasında şaşkınlık içinde kalmışlardır. Onların durumu, Resûlullah’ın verdiği şu örneğe benzer:
“Münafığın durumu, iki sürü arasında dolaşıp duran şaşkın koyunun durumuna benzer. Bir kez şu sürüye gider, bir kez ötekine gider; hangisine katılacağını bilemez.”
Müfessirler de ayeti bu şekilde açıklamışlardır. Süddî şöyle demiştir: “Onlar ne müşriktirler ki şirklerini açıkça ortaya koysunlar, ne de mümindirler.”
Katâde ise şöyle demiştir: “Onlar ne samimi müminlerdir ne de şirklerini açıkça ilan eden müşriklerdir.”
Katâde’nin naklettiğine göre Resûlullah mümin, münafık ve kâfir için şu örneği verirdi: Bir topluluk bir nehre ulaşır. Mümin nehre girip karşıya geçer. Münafık da geçmeye çalışır ve neredeyse mümine ulaşacak olur. Bu sırada kâfir ona: ‘Bana gel, senin için endişeleniyorum.’ diye seslenir. Mümin de: ‘Bana gel, benim yanımda şu ve şu nimetler var.’ diyerek onu çağırır. Münafık iki taraf arasında gidip gelmeye devam ederken su yükselir ve onu boğar. İşte münafık da ölüm gelinceye kadar şüphe ve tereddüt içinde yaşamaya devam eder.
Yine Resûlullah’ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Münafığın durumu iki sürü arasında dolaşıp duran bir koyuna benzer. Bir tepedeki sürüye gider, fakat tanınmaz. Sonra başka bir tepedeki sürüye gider, onlara sokulur ve onları koklar, fakat orada da tanınmaz.”
Mücâhid, “Kararsız bir halde bunların arasında bocalayıp dururlar” ayetinin münafıklar hakkında olduğunu söylemiştir. Başka bir rivayette ise şöyle demiştir: “Ne Muhammed’in ashabına aittirler ne de şu Yahudilere.”
İbn Cüreyc şöyle demiştir: “Onlar imanı tam olarak benimsemedikleri için müminlerle birlikte değildirler; aynı zamanda müşriklerin safında da yer almazlar.”
İbn Zeyd ise ayeti, “İslam ile küfür arasında gidip gelirler; ne bunlara ne de onlara aittirler.” şeklinde açıklamıştır.
“Allah kimi saptırırsa artık onun için bir yol bulamazsın” buyruğunun anlamı ise şudur: Allah kimi doğru yol olan İslam’dan mahrum bırakır ve ona muvaffak kılmazsa, ey Muhammed, onun için hakka ulaştıracak başka bir yol bulamazsın. Çünkü hakka götüren yol İslam’dan başkası değildir. Allah, İslam’dan başka bir din arayanın dininin kabul edilmeyeceğini haber vermiştir. Bu sebeple Allah’ın saptırdığı kimse sapmış olur ve Allah’tan başka onu doğru yola iletecek hiçbir kimse bulunmaz.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…