Yahudilerden öyleleri vardır ki sözleri yerlerinden saptırırlar; ‘İşittik ve karşı geldik’, ‘Dinle, dinlemez olasıca’ ve dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak ‘Râinâ’ derler. Eğer onlar ‘İşittik ve itaat ettik’, ‘Dinle’ ve ‘Bizi gözet’ deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah onları inkârları sebebiyle lanetlemiştir. Bu yüzden pek azı dışında iman etmezler.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Mine’l-lezîne (o kimselerden ki) hâdû (yahudiler) yuharrifûne (değiştirirler) el-kelime (kelimeleri) an mevâdı’ihî (yerlerinden) ve yekûlûne (ve derler) semi’nâ (işittik) ve asaynâ (ve isyan ettik) vesma’ (ve işit) gayra (olmayan) musme’in (işittirilen) ve râinâ (bizi gözet) leyye (eğip bükerek) bi elsinetihim (dilleriyle) ve ta’nan (ve saldırı olarak) fi’d-dîn (dine karşı) ve lev (ve eğer) ennehum (onlar) kâlû (deselerdi) semi’nâ (işittik) ve eta’nâ (ve itaat ettik) vesma’ (ve işit) ve unzurnâ (bizi gözet) lekâne (elbette olurdu) hayran (daha hayırlı) lehum (onlar için) ve akveme (ve daha doğru) ve lâkin (fakat) leanehum (lanetledi onları) llâhu (Allah) bi küfrihim (inkârları sebebiyle) fe lâ (artık inanmazlar) yu’minûne (inanmazlar) illâ (ancak) kalîlâ (çok azı)
Mukatil Tefsiri
“Yahudilerden bir kısmı, kelimeleri yerlerinden değiştirirler” buyruğundaki tahrif, Tevrat’ta bulunan Muhammed’in vasıflarını ve özelliklerini değiştirip gerçek yerlerinden kaydırmaları anlamındadır. Onlar bunu dillerini eğip bükerek yapıyorlardı.
“İşittik ve karşı geldik” sözünü Peygamber’e söylüyorlar; yani: “Sözünü işittik, fakat emrine karşı geldik ve sana itaat etmeyeceğiz” demek istiyorlardı.
“Dinle, dinlenmez olasıca” sözünün anlamı da şöyledir: “Ey Muhammed! Bizden dinle.” Ardından, “Senin sözün işitilmeye ve kabul edilmeye layık değildir” demek istiyorlardı.
“Râinâ” sözüyle ise: “Bizi gözet, bize kulak ver” demeyi kastediyorlardı. Fakat bunu dillerini eğip bükerek ve İslâm dinine saldırmak amacıyla söylüyorlardı. Onların kastı, “Muhammed’in dini bir şey değildir; asıl din bizim üzerinde bulunduğumuz dindir” demekti.
Bunun üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Eğer onlar: “Sözünü işittik ve emrine itaat ettik”, “Bizi dinle” ve “Bize mühlet ver ki seninle konuşalım ey Muhammed” deselerdi, bu onlar için kelimeleri tahrif etmelerinden, dine saldırmalarından ve “Râinâ” demelerinden daha hayırlı olurdu.
“Ve daha doğru olurdu” buyruğu, söyledikleri sözlerden daha isabetli ve daha doğru olurdu anlamındadır.
“Fakat Allah onları inkârları sebebiyle lânetlemiştir. Bu yüzden pek azı dışında iman etmezler” buyruğundaki “pek az”, onların iman ettikleri kısmı ifade eder. Çünkü onlar Allah’ın Rableri, yaratıcıları ve rızık vericileri olduğunu biliyorlardı; ancak Muhammed’i ve onun getirdiği vahyi inkâr ediyorlardı.
Bu ayet, Rifâa b. Zeyd b. Sâib, Mâlik b. Dayf ve Ka‘b b. Useyd hakkında nazil olmuştur. Bunların hepsi Yahudiydi.
Bu anlamdaki benzer bir ifade sûrenin son kısmında da yer almaktadır.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın: “Yahudilerden sözleri yerlerinden saptıranlar vardır” sözü hakkında iki yorum vardır. Birincisi, bunun anlamı: “Kendilerine kitaptan bir pay verilen ve Yahudilerden olan kimselerin sözleri yerlerinden saptırdıklarını görmedin mi?” demektir. Buna göre “Yahudilerden” ifadesi, “kendilerine kitaptan bir pay verilenler” sözünün tamamlayıcısıdır. Kûfe dil âlimlerinin çoğu bu görüşü benimsemiştir.
İkinci yoruma göre anlam şöyledir: “Yahudilerden, sözleri yerlerinden saptıran kimseler vardır.” Bu durumda cümlede bir “kimseler” anlamı takdir edilmiştir. Araplar: “Bizden söyleyen vardır, bizden söylemeyen vardır” derken de benzer şekilde bazı kelimeleri hazfederler. Zü’r-Rumme’nin şu sözü de bunun örneğidir:
“İçlerinden kimisinin gözyaşı ötekinden önce akar,
Bir başkası ise gözyaşını yavaş yavaş döker.”
Buradaki anlam: “İçlerinden kimisinin gözyaşı…” şeklindedir. Aynı şekilde Allah’ın şu sözü de böyledir: “İçimizden her birinin bilinen bir makamı vardır.” (Sâffât 164)
Basra dil âlimlerinin çoğu bu ayeti bu şekilde yorumlamışlardır. Ancak onlar gizli bırakılan unsurun “kavim” olduğunu söylemişlerdir. Yani anlamın: “Yahudilerden bir kavim vardır ki sözleri yerlerinden saptırırlar” şeklinde olduğunu belirtmişlerdir. Buna örnek olarak Nâbiga’nın şu beytini zikretmişlerdir:
“Sanki sen Benî Ukeyş’in develerinden bir devesin,
Ayaklarının arkasında tulum şakırdatılır.”
Yani: “Benî Ukeyş’in develerinden bir deve gibisin.”
Kûfeli dilciler ise “min” harfinden sonra gizli bırakılan unsurun ancak “men” veya benzeri bir ifade olabileceğini söylemişlerdir.
Bana göre doğru olan görüş, “Yahudilerden” ifadesinin “kendilerine kitaptan bir pay verilenler” sözüne bağlı olmasıdır. Çünkü her iki haber ve her iki sıfat da aynı topluluğu, yani Allah’ın daha önce “kendilerine kitaptan bir pay verilenler” diye nitelendirdiği Yahudileri anlatmaktadır. Tefsir ehlinin açıklamaları da bu yöndedir. Bu sebeple cümlede ayrıca gizli bir kelime takdir etmeye ihtiyaç yoktur.
“Onlar sözleri yerlerinden saptırırlar” ifadesinin anlamı ise şudur: Sözlerin anlamlarını değiştirir, onları asıl yorumlarından uzaklaştırırlar. “Kelim” kelimesi “kelime”nin çoğuludur.
Mücahid şöyle demiştir: Burada kastedilen “kelim”, Tevrat’tır.
Muhammed b. Amr bize rivayet etti; Ebû Âsım, İsa, İbn Ebî Necîh ve Mücahid yoluyla: “Sözleri yerlerinden saptırırlar” ifadesi hakkında: “Yahudilerin Tevrat’ı değiştirmeleridir” demiştir.
Müsenna da Ebû Huzeyfe, Şibl, İbn Ebî Necîh ve Mücahid yoluyla aynı rivayeti nakletmiştir.
“Yerlerinden” ifadesi ise onların ait oldukları anlamlardan, bulundukları konumlardan ve doğru yorumlarından uzaklaştırılması demektir.
“İşittik ve karşı geldik derler” ifadesinin anlamı şudur: Yahudilerden bazıları: “Ey Muhammed! Sözünü işittik fakat emrine karşı geldik” derler.
İbn Humeyd bize rivayet etti; Hakkâm, Anbese, Muhammed b. Abdurrahman, Kasım b. Ebî Bezza ve Mücahid yoluyla: “İşittik ve karşı geldik” hakkında Mücahid şöyle demiştir: Yahudiler: “Söylediklerini işittik ama sana itaat etmeyeceğiz” dediler.
Muhammed b. Amr da Ebû Âsım, İsa, İbn Ebî Necîh ve Mücahid yoluyla aynı rivayeti nakletmiştir.
Müsenna da Ebû Huzeyfe, Şibl, İbn Ebî Necîh ve Mücahid yoluyla aynı rivayeti nakletmiştir.
Yunus, İbn Vehb ve İbn Zeyd yoluyla şöyle rivayet etmiştir: “İşittik ve karşı geldik” demek, “İşittik fakat sana itaat etmeyeceğiz” demektir.
“Dinle, dinlemez olasıca” ifadesinin anlamına gelince; Allah burada, Resûlullah’ın çevresindeki Yahudilerin ona kötü sözler söylediklerini ve onu incittiklerini haber vermektedir. Onlar ona: “Dinle, dinlemez olasıca!” derlerdi. Bu, bir kimsenin başka birine beddua ederek: “Dinle de Allah sana dinletmesin” demesine benzerdi.
Yunus bize rivayet etti; İbn Vehb ve İbn Zeyd şöyle demiştir: Bu söz Yahudilerin sözüdür. Bir kimsenin: “Dinle de dinlemeyesin!” demesi gibi Resûlullah’a eziyet etmek, hakaret etmek ve onunla alay etmek amacıyla söylenirdi.
İbn Abbas’tan Dahhâk yoluyla rivayet edildiğine göre: “Dinle, dinlemez olasıca” sözü: “Dinle de dinlemeyesin!” anlamındadır.
Mücahid ve Hasan’dan bunun “Sözün kabul edilmesin” anlamına geldiği de rivayet edilmiştir. Fakat eğer anlam bu olsaydı “dinlenmeyen” denirdi. Doğru anlam: “Dinle de dinlemeyesin” şeklindedir. Nitekim Allah onların bunu dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak söylediklerini bildirmiştir. Böylece onların sözleri çarpıttıkları ve Peygamber’e hakaret ettikleri açıklanmıştır.
Mücahid’den gelen rivayette ise “Dinle, dinlemez olasıca” ifadesi: “Sözün kabul edilmeyen kimse” anlamında açıklanmıştır.
Kasım bize rivayet etti; Hüseyin, Haccâc, İbn Cüreyc ve Mücahid yoluyla: “Dinle, dinlemez olasıca” ifadesi hakkında: “Dinlenmeyen kimse” demiştir.
İbn Cüreyc, Kasım b. Ebî Bezza’dan ve o da Mücahid’den: “Sözün kabul edilmeyen kimse” şeklinde açıklamıştır.
Müsenna da Ebû Huzeyfe, Şibl, İbn Ebî Necîh ve Mücahid yoluyla aynı görüşü nakletmiştir.
Hasan b. Yahyâ, Abdürrezzâk, Ma‘mer ve Hasan yoluyla: “Bu, bir kimsenin ‘Dinle, sözün dinlenmesin’ demesi gibidir” demiştir.
Mûsâ b. Hârûn da Amr, Esbât ve Süddî yoluyla şöyle rivayet etmiştir: Onlardan bazıları bunu “Dinle, fakat kulak verme” anlamında söylerdi.
“Râinâ diyerek dillerini eğip bükmeleri ve dine saldırmaları” ifadesine gelince; bunun anlamı: “Bizi gözet, bize kulak ver, bizi anla ve biz de seni anlayalım” demektir.
Bu kelimenin açıklaması daha önce Bakara Suresi’nde yapılmıştır.
Allah daha sonra onların bunu Peygamber’e söylerken “dillerini eğip büktüklerini” haber vermektedir. Yani kelimeyi anlamlarından kötü olana çevirerek, dillerini oynatarak ve Peygamber’in hakkını küçümseyerek söylemekteydiler. Bu da dine saldırmak anlamına geliyordu.
Hasan b. Yahyâ bize rivayet etti; Abdürrezzâk, Ma‘mer ve Katâde şöyle demiştir: Yahudiler Peygamber’e: “Râinâ, bize kulak ver” derlerdi. Bunu alay etmek için söylerlerdi. Allah da onların bunu dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak söylediklerini bildirmiştir.
Dahhâk şöyle demiştir: Müşriklerden biri “Er‘inî sem‘ake” der ve bunu söylerken dilini eğip bükerdi; yani sözün anlamını değiştirirdi.
İbn Abbas’tan gelen rivayette de Yahudilerin Resûlullah ile alay ettikleri, dillerini eğip büktükleri ve dine saldırdıkları belirtilmiştir.
İbn Zeyd şöyle demiştir: “Râinâ” onların dine saldırmalarıdır. Dillerini eğip bükmeleri ise onu geçersiz kılmak ve yalanlamak içindir. “Râin” kelimesi de bozuk ve yanlış söz anlamına gelir.
İbn Abbas’tan Dahhâk yoluyla gelen rivayette: “Dillerini eğip bükmeleri” ifadesi “yalanla tahrif etmeleri” anlamında açıklanmıştır.
“Eğer onlar ‘İşittik ve itaat ettik’, ‘Dinle’ ve ‘Bizi gözet’ deselerdi, kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu” ifadesinin anlamı şudur:
Eğer Allah’ın nitelendirdiği bu Yahudiler Peygamber’e: “Ey Muhammed! Sözünü işittik, emrine itaat ettik, Allah’tan getirdiğini kabul ettik; bizi dinle ve bize mühlet ver ki söylediklerini anlayalım” deselerdi, bu onlar için Allah katında daha hayırlı ve daha doğru olurdu.
“Daha doğru” ifadesi, “daha adil ve daha isabetli söz” anlamındadır. Bu, “daha doğru söz” anlamındaki “ve akvemu kılen” ifadesiyle aynı köktendir.
Yunus bize rivayet etti; İbn Vehb ve İbn Zeyd şöyle demiştir: Bunun anlamı: “Bizi dinle; çünkü biz işittik ve itaat ettik. Bize mühlet ver ve acele etme” demektir.
Kasım bize rivayet etti; Hüseyin, Ebû Temîle, Ebû Hamza, Câbir, İkrime ve Mücahid yoluyla: “Bizi gözet” ifadesi hakkında: “Bizi dinle” demişlerdir.
Kasım bize rivayet etti; Hüseyin, Haccâc, İbn Cüreyc ve Mücahid yoluyla: “Bizi gözet” ifadesi hakkında: “Bizi anla, bize anlat” demiştir.
Muhammed b. Amr da Ebû Âsım, İsa, İbn Ebî Necîh ve Mücahid yoluyla aynı rivayeti nakletmiştir.
Ebû Ca‘fer şöyle der: Mücahid ve İkrime’nin “Bizi gözet” ifadesini “Bizi dinle” veya “Bizi anla” şeklinde açıklamaları Arap dilinde bilinen bir kullanım değildir. Ancak eğer bununla “Bize mühlet ver ki anlayalım” anlamını kastetmişlerse bu anlaşılabilir. Arapçada “unzurnâ” ya “bize mühlet ver” ya da “bize bak” anlamında kullanılır.
“Fakat Allah onları inkârları sebebiyle lanetlemiştir. Bu yüzden pek azı dışında iman etmezler” ifadesinin anlamı ise şudur:
Allah, bu ayette niteliklerini anlattığı Yahudileri inkârları sebebiyle rahmetinden uzaklaştırmış, onları doğru yoldan ve hakka uymaktan mahrum bırakmıştır. Buradaki inkârları, Muhammed’in peygamberliğini ve Rabbinden getirdiği hidayet ile açık delilleri reddetmeleridir.
“Bu yüzden pek azı dışında iman etmezler” ifadesi, onların Muhammed’i ve onun Rabbinden getirdiği hakikati tasdik etmediklerini, peygamberliğini kabul etmediklerini anlatır. Yani ey Muhammed, sana getirilmiş olan gerçeği ancak çok az bir imanla kabul ederler.
Hasan b. Yahyâ bize rivayet etti; Abdürrezzâk, Ma‘mer ve Katâde şöyle demiştir: “Pek azı dışında iman etmezler” yani onlar gerçekten çok az iman ederler.
Bu meselenin açıklaması daha önce Bakara Suresi’nde geçmişti.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…