"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Nisa 47

Ey kendilerine kitap verilenler! Yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirdiğimize iman edin; birtakım yüzleri silip onları arkalarına çevirmeden yahut cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce iman edin. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Yâ (ey) eyyuhallezîne (kendilerine verilenler) ûtû (verildi) el-kitâbe (kitap) âminû (iman edin) bimâ (şeye ki) nezzelna (indirdik) musaddikan (doğrulayıcı olarak) limâ (şeyi ki) meakum (sizinle olan) min kabli (önce) en (ki) natmise (silmeden önce) vucûhen (yüzleri) fe neruddehâ (ve çeviririz onları) alâ edbârihâ (arkalarına) ev (ya da) nel’anehum (lanetleriz onları) kemâ (nasıl ki) leannâ (lanetledik) ashâbe’s-sebti (cumartesi halkını) ve kâne (ve olmuştur) emrullâhi (Allah’ın emri) mef’ûlâ (yerine getirilmiş)

Mukatil Tefsiri
Daha sonra Allah Teâlâ onları korkutarak şöyle buyurmuştur:

“Ey kendilerine kitap verilenler!” buyruğunda kastedilenler, Ka‘b b. Eşref ve Tevrat verilmiş olan diğer Yahudilerdir.

“İndirdiğimiz kitaba iman edin” buyruğu, Allah’ın Muhammed’e indirdiği Kur’an’a iman edin anlamındadır.

“Yanınızdakini doğrulayıcı olarak” buyruğu ise, Tevrat’ta Muhammed’in Allah’ın peygamberi ve elçisi olduğuna dair bulunan haberleri doğrulayıcı anlamındadır.

“Yüzleri silip arkalarına çevirmeden önce” buyruğunun anlamı şudur: Muhammed’e peygamber olarak gönderilmeden önce sahip oldukları hidayet ve basireti, yani onun geleceğine dair taşıdıkları imanı ortadan kaldırırız; böylece onları, daha önce üzerinde bulundukları hidayetten sonra inkârcı ve sapık kimseler hâline çeviririz.

“Veya onları lânetlemeden önce” buyruğu ise, onları azaplandırmadan önce anlamındadır.

“Cumartesi yasağını çiğneyenleri lânetlediğimiz gibi” buyruğunun anlamı da şudur: Onları, geçmiş atalarına yaptığımız gibi maymunlara dönüştürürüz. Çünkü cumartesi yasağını çiğneyenlere böyle davranmıştık.

“Allah’ın emri mutlaka yerine gelir” buyruğu, Allah’ın hükmünün ve emrinin kesinlikle gerçekleşeceği, bunun kaçınılmaz olduğu anlamındadır.

Bu ifade bir tehdit ve uyarıdır.

Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın “Ey kendilerine kitap verilenler” sözüyle kastettiği, Resûlullah’ın hicret yurdunun çevresinde bulunan İsrailoğullarından Yahudilerdir. Allah onlara şöyle demektedir: Ey kendilerine kitap indirilmiş ve o kitap hakkında bilgi verilmiş olanlar! “İman edin” yani Muhammed’e indirdiğimiz Furkan’ı tasdik edin. “Yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak” ifadesi ise, yanınızda bulunan ve Mûsâ b. İmrân’a indirdiğim Tevrat’ı tasdik edici olarak demektir. “Birtakım yüzleri silip onları arkalarına çevirmeden önce” buyruğunun yorumunda tefsir ehli ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Allah’ın yüzleri silmesi, onların izlerini ortadan kaldırması, nihayet enseler gibi olmalarıdır. Diğer bazıları ise bunun anlamının, onların gözlerini silip kör etmek olduğunu söylemiştir. Fakat haber yüzde zikredilmiş, onunla göz kastedilmiştir. “Onları arkalarına çevirmemiz” ise gözlerini enseleri tarafına çevirmemiz demektir. Bunu söyleyenlerin zikri: Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet etti, dedi ki: Babam bana rivayet etti, dedi ki: Amcam bana rivayet etti, dedi ki: Babam bana rivayet etti, babasından, o da İbn Abbas’tan; “Ey kendilerine kitap verilenler! İman edin…” buyruğundan “birtakım yüzleri silmeden önce” buyruğuna kadar olan kısım hakkında şöyle dedi: Yüzlerin silinmesi, onların kör edilmesidir; “onları arkalarına çevirmemiz” ise yüzlerini enseleri tarafına çevirmemiz demektir. Yani onları gerisin geri yürütürüz ve her birine ensesinde iki göz yaparız. Bana Ebü’l-Âliye İsmâil b. Heysem el-Abdî rivayet etti, dedi ki: Ebû Kuteybe bize rivayet etti, Fudayl b. Merzûk’tan, o da Atiyye el-Avfî’den; “Birtakım yüzleri silip onları arkalarına çevirmeden önce” buyruğu hakkında şöyle dedi: Onları enselerinde yaparız, böylece topukları üzerinde gerisin geri yürürler. Bana Muhammed b. Umâre el-Esedî rivayet etti, dedi ki: Ubeydullah b. Mûsâ bize rivayet etti, dedi ki: Fudayl b. Merzûk bize Atiyye’den bunun benzerini rivayet etti; ancak şöyle dedi: Onların silinmesi, enselerine çevrilmeleridir. Bize Hasan b. Yahyâ rivayet etti, dedi ki: Abdürrezzâk bize haber verdi, dedi ki: Ma‘mer bize haber verdi, Katâde’den: “Onları arkalarına çevirmemiz” buyruğu hakkında şöyle dedi: Yüzlerini sırt taraflarına çeviririz. Diğer bazıları şöyle demiştir: Bunun anlamı, birtakım kimseleri hakka karşı kör etmemiz, sonra onları sapıklık ve küfür içinde arkalarına döndürmemizdir. Bunu söyleyenlerin zikri: Bana Muhammed b. Amr rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, Îsâ’dan, o da İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den; “Birtakım yüzleri silip onları arkalarına çevirmeden önce” buyruğu hakkında şöyle dedi: Onları doğru yoldan geri çeviririz. “Onları arkalarına çevirmemiz” hakkında da: Sapıklığa döndürürüz, dedi. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Ebû Huzeyfe bize rivayet etti, dedi ki: Şibl bize rivayet etti, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den: “Birtakım yüzleri silmemiz” yani hak yolundan; “onları arkalarına çevirmemiz” yani sapıklığa. Bana Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Süveyd bize rivayet etti, dedi ki: İbnü’l-Mübârek bize İbn Cüreyc’den okuyarak haber verdi, o da Mücâhid’den bunun benzerini rivayet etti. Bize Hasan b. Yahyâ rivayet etti, dedi ki: Abdürrezzâk bize haber verdi, dedi ki: Ma‘mer bize haber verdi; Hasan şöyle dedi: “Birtakım yüzleri silmemiz” yani onları haktan silip uzaklaştırmamız; “onları arkalarına çevirmemiz” yani sapıklıkları üzerine döndürmemiz demektir.

Bize Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bize rivayet etti, dedi ki: Esbât bize rivayet etti, Süddî’den: “Ey kendilerine kitap verilenler…” buyruğundan “cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi” buyruğuna kadar olan kısım hakkında şöyle dedi: Bu, Benî Kaynukâ‘dan Mâlik b. Sayf ve Rifâa b. Zeyd b. Tâbût hakkında inmiştir. “Birtakım yüzleri silip onları arkalarına çevirmeden önce” buyruğu, onları haktan kör eder ve kâfirler olarak geri çeviririz demektir. Bana Hüseyin b. Ferec yoluyla rivayet edildi; dedi ki: Ebû Muâz’ı şöyle derken işittim: Ubeyd b. Süleyman bize haber verdi, dedi ki: Dahhâk’ı “Birtakım yüzleri silip onları arkalarına çevirmeden önce” buyruğu hakkında şöyle derken işittim: Yani onları hidayetten ve basiretten geri çevirmemiz demektir. Allah onları gerçekten arkalarına çevirmiştir; onlar Muhammed’i ve onun getirdiğini inkâr etmişlerdir. Diğer bazıları şöyle demiştir: Bunun anlamı, onların bulundukları yöndeki izlerini ve bulundukları tarafı silmemiz, sonra onları ilk geldikleri yere, yani Şam’a geri döndürmemizdir. Bunu söyleyenlerin zikri: Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, “Birtakım yüzleri silip onları arkalarına çevirmeden önce” buyruğu hakkında şöyle dedi: Babam bunun Şam’a döndürmek anlamında olduğunu söylerdi. Diğer bazıları ise şöyle demiştir: Bunun anlamı, birtakım yüzleri silip izlerini yok etmemiz ve onları dümdüz hâle getirmemiz, sonra yüzleri saç biten yerler hâline getirerek arkalarına çevirmemizdir. Çünkü maymunların yüzleri saç biten yerlerdir; Âdemoğullarının saçları ise yüzlerinin arka tarafındadır. Bu kimseler şöyle demiştir: Yüzlerinde saç bitirilince, Allah onları enseler ve yüzlerin arkaları gibi yapmak suretiyle arkalarına çevirmiş olur. Ebû Ca‘fer dedi ki: Bu konuda doğruya en yakın görüş, “Birtakım yüzleri silmeden önce” buyruğunun anlamını, onların gözlerini silip izlerini yok etmek ve onları enseler gibi dümdüz hâle getirmek, sonra onları arkalarına çevirmek, yani gözlerini arkalarında kılmak şeklinde açıklayanların görüşüdür. Bunun anlamı yüzleri yüzlerin arkasına çevirmek, yani yüzleri enseye, enseleri de yüze dönüştürmektir. Böylece gerisin geri yürürler. İbn Abbas, Atiyye ve bu görüşü söyleyenlerin dediği gibi. Biz bunun doğruya daha yakın olduğunu söyledik; çünkü Yüce Allah bu ayette, daha önce “Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar sapıklığı satın alıyorlar” buyruğuyla nitelendirdiği Yahudilere hitap etmiştir. Sonra Yüce Allah onları “Ey kendilerine kitap verilenler! Yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirdiğimize iman edin; birtakım yüzleri silip onları arkalarına çevirmeden önce…” buyruğuyla, iman etmelerini emrettiği şeye iman etmedikleri takdirde kendi şiddeti, kudreti ve azabını hızlandırmasıyla uyarmıştır. Şüphesiz onlar o gün kendilerine iman etmeleri emredilen şeye karşı kâfir idiler. Durum böyle olduğuna göre, bunun anlamının “onları haktan kör eder, sapıklığa döndürürüz” olduğunu söyleyenlerin görüşünün bozukluğu açıktır. Çünkü zaten sapıklık içinde olan kimsenin sapıklığa döndürülmesinin anlamı nedir? Bir şeye ancak onun dışında olan kimse döndürülür; içinde olan kimse hakkında “ona döndürüldü” denilmesinin anlamı yoktur. Durum böyle olduğuna ve Allah’ın bu ayette zikredilenleri yüzlerini arkalarına çevirmekle tehdit ettiği doğru olduğuna göre, bunun anlamını “onları sapıklıklarına döndürmekle tehdit ediyor” diye yorumlayanların görüşünün bozuk olduğu açıktır.

Yüzleri maymun yüzleri gibi saç biten yerler hâline getirmek anlamına geldiğini söyleyenlere gelince; bu, tefsir ehlinin görüşüne aykırı bir sözdür. Sahabe, tâbiîn ve onlardan sonra gelen ilim ehlinin sözünden çıkmış olması, onun hatalı olduğuna şahit olarak yeterlidir. “Bulundukları yerdeki yüzlerini silip onları Hicaz ve Necid’deki yurtlarından Şam’a döndürmek” anlamına geldiğini söyleyenlerin sözüne gelince; bu görüşün, indirilen ayetin zahirinin delalet ettiği kadarıyla bir yönü bulunsa da uzaktır. Çünkü Arap dilinde bilinen “yüzler”, enselerin karşıtı olan yüzlerdir. Allah’ın kitabının tevilinde, başka bir anlama delalet eden teslim edilmesi gereken bir delil bulunmadıkça, Kur’an’ın indiği dilde en yaygın olan anlam esas alınır. “Tams” yani silme ise, düzleşip izlerin kaybolması, yok olup silinmesi demektir. Bundan dolayı yol işaretleri yok olup gömüldüğünde ve yerle bir olduğunda “yolun alametleri silindi” denilir. Nitekim Ka‘b b. Züheyr şöyle demiştir: “Terlediğinde kulak arkası güzel koku saçan, yol işaretleri silinmiş ve bilinmez hâle gelmiş yolda yürüyen her deve…” Burada “yol işaretleri silinmiş” ifadesiyle, işaretleri yok olmuş ve gömülmüş olan yol kastedilmiştir. Bu sebeple iki göz kapağının arasındaki yarık izi silinmiş ve kaybolmuş olan kör kimseye de “gözü silinmiş kör” denilir. Yüce Allah’ın “Dileseydik onların gözlerini silerdik” (Yâsîn 66) buyruğu da böyledir. Ebû Ca‘fer dedi ki: “Garr”, iki göz kapağı arasındaki yarıktır. Eğer biri: “Ayetin yorumu anlattığın gibiyse, tehdit edilen şey gerçekleşti mi?” derse, ona şöyle denilir: Gerçekleşmedi. Çünkü onlardan Abdullah b. Selâm, Sa‘lebe b. Sa‘ye, Esed b. Sa‘ye, Esed b. Ubeyd, Muhayrık ve daha başka birçok kişi iman etti. Böylece imanları sebebiyle bu azap onlardan kaldırıldı. Bu ayetin, niteliklerini anlattığımız Yahudiler hakkında indiğini açıklayan rivayetlerden biri de şudur: Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Yûnus b. Bükeyr bize rivayet etti; ayrıca bize İbn Humeyd rivayet etti, dedi ki: Seleme bize rivayet etti; ikisi de İbn İshak’tan rivayet ettiler. İbn İshak dedi ki: Zeyd b. Sâbit’in mevlası Muhammed b. Ebî Muhammed bana rivayet etti, dedi ki: Saîd b. Cübeyr veya İkrime bana İbn Abbas’tan rivayet etti; İbn Abbas şöyle dedi: Resûlullah, Yahudi bilginlerinin ileri gelenlerinden bazılarıyla konuştu. Aralarında Abdullah b. Sûriyâ ve Ka‘b b. Esed de vardı. Onlara şöyle dedi: “Ey Yahudi topluluğu! Allah’tan sakının ve Müslüman olun! Vallahi siz, size getirdiğim şeyin hak olduğunu biliyorsunuz.” Onlar: “Ey Muhammed, bunu bilmiyoruz” dediler. Bildikleri şeyi inkâr ettiler ve küfürde ısrar ettiler. Bunun üzerine Allah onlar hakkında şu ayeti indirdi: “Ey kendilerine kitap verilenler! Yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirdiğimize iman edin; birtakım yüzleri silip onları arkalarına çevirmeden önce…” Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Câbir b. Nûh bize rivayet etti, Îsâ b. Muğîre’den; o şöyle dedi: İbrâhim’in yanında Ka‘b’ın Müslüman oluşunu konuştuk. O şöyle dedi: Ka‘b, Ömer zamanında Müslüman oldu. Beytülmakdis’e gitmek istiyordu. Medine’ye uğradı. Ömer yanına çıktı ve “Ey Ka‘b! Müslüman ol” dedi. Ka‘b: “Siz kitabınızda ‘Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir’ (Cum‘a 5) ayetini okumuyor musunuz? Ben Tevrat’ı taşıdım” dedi. Ömer onu bıraktı. Sonra yola çıktı ve Humus’a ulaştı. Orada halkından hüzünlü bir adamın şu ayeti okuduğunu işitti: “Ey kendilerine kitap verilenler! Yanınızda bulunanı doğrulayıcı olarak indirdiğimize iman edin; birtakım yüzleri silip onları arkalarına çevirmeden önce…” Bunun üzerine Ka‘b, “Rabbim! Müslüman oldum” dedi. Ayetin kendisine isabet etmesinden korktu. Sonra geri döndü, Yemen’deki ailesinin yanına gitti ve onları Müslüman olarak getirdi. “Yahut cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir” buyruğunun teviline dair söz: Yüce Allah’ın “yahut onları lanetleriz” buyruğunun anlamı, yahut sizi lanetler, rezil eder ve maymunlar hâline getiririz demektir. “Cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi” buyruğu ise, atalarınızdan cumartesi yasağını çiğneyenleri rezil ettiğimiz gibi demektir. Burada “iman edin” hitabıyla başlayan sözün akışı gereği bu, muhataplara yöneltilmiş bir hitap şeklindedir. Nitekim Allah başka bir yerde: “Nihayet gemide bulunduğunuzda, güzel bir rüzgârla onları götürdüğünde…” (Yûnus 22) buyurmuştur. Bunun anlamının şöyle olması da mümkündür: Birtakım yüzleri silip onları arkalarına çevirmeden veya o yüzlerin sahiplerini lanetlemeden önce. Bu durumda “onları lanetleriz” sözündeki zamir, cümlede buna delalet bulunduğu için yüzlerin sahiplerine döner. Bu konuda bizim söylediğimize benzer açıklamayı tefsir ehli de söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Bize Bişr b. Muâz rivayet etti, dedi ki: Yezîd bize rivayet etti, dedi ki: Saîd bize rivayet etti, Katâde’den; “Ey kendilerine kitap verilenler…” buyruğundan “cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce” buyruğuna kadar olan kısım hakkında şöyle dedi: Yani onları maymunlara çeviririz. Bize Hasan b. Yahyâ rivayet etti, dedi ki: Abdürrezzâk bize haber verdi, dedi ki: Ma‘mer bize haber verdi, Hasan’dan: “Yahut cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi onları lanetleriz” buyruğu hakkında şöyle dedi: Yahut onları maymunlar yaparız. Bize Muhammed b. Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bize rivayet etti, dedi ki: Esbât bize rivayet etti, Süddî’den: “Yahut cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi onları lanetleriz” buyruğu hakkında şöyle dedi: Yahut onları maymunlar yaparız. Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, “Yahut cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi onları lanetleriz” buyruğu hakkında şöyle dedi: Bunların hepsi Yahudidir; bunları da içlerinden lanetlediğimiz cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi lanetleriz. “Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir” buyruğuna gelince, bunun anlamı şudur: Allah’ın olmasını emrettiği her şey mutlaka var olan, yaratılmış ve mevcut bir şeydir. Yaratmayı dilediği hiçbir şeyin yaratılması O’na imkânsız değildir. Buradaki “emir”, emredilen şey anlamındadır. Ona Allah’ın emri denilmiştir; çünkü Allah’ın emriyle ve O’nun buyruğuyla meydana gelmiştir. Buna göre anlam şudur: Allah’ın emrettiği şey mutlaka yapılmıştır.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/nisa-46/,https://kutsalayet.de/nisa-48/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız