Kadınlardan hür mümin kadınlarla evlenmeye maddi gücü yetmeyen kimse, sağ ellerinizin sahip olduğu mümin cariyelerinizden evlensin. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyleyse onları, sahiplerinin izniyle nikâhlayın ve mehirlerini örfe uygun olarak verin; iffetli, zina etmeyen ve gizli dost edinmeyen kadınlar olarak. Evlenip koruma altına alındıktan sonra bir fuhuş işlerlerse, onlara hür kadınlara verilen azabın yarısı uygulanır. Bu, içinizden zinaya düşmekten korkan kimseler içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve men (ve kim) lem (değilse) yesteti’ (gücü yetmezse) minkum (sizden) tavlen (imkân) en (ki) yenkih (evlensin) el-muhsanâti (özgür iffetli kadınlarla) el-mu’minâti (mümin) fe min (o zaman) mâ (olanlardan) meleket (sahip olduğu) eymânukum (sağ elleriniz) min feteyâtikum (cariyelerinizden) el-mu’minât (mümin olanlar) vallâhu (ve Allah) a’lemu (daha iyi bilir) bi îmânikum (imanınızı) ba’dukum (birbiriniz) min ba’din (birindendir) fenkihûhunne (onlarla evlenin) bi izni (izniyle) ehlihinne (sahiplerinin) ve âtûhunne (verin onlara) ucûrahunne (ücretlerini) bi’l-ma’rûf (uygun şekilde) muhsanâtin (iffetli olarak) gayra (olmaksızın) müsâfihâtin (zina edenler) ve lâ (ve değil) müttehizâti (edinenler) ahdân (gizli dostlar) fe izâ (ne zaman ki) uhsinne (evlendirilirlerse) fe in (eğer) eteyne (yaparlarsa) bi fâhişetin (bir çirkinlik) fe aleyhinne (onlara vardır) nısfu (yarısı) mâ (şeyin) ale’l-muhsanât (özgür kadınlara) minel azâb (azaptan) zâlike (bu) li men (kim için) haşiye (korkarsa) el-anete (zorluktan) minkum (sizden) ve en (ve eğer) tasbirû (sabrederseniz) hayrun (daha hayırlıdır) lekum (sizin için) vallâhu (ve Allah) gafûrun (bağışlayan) rahîm (merhametli)
Mukatil Tefsiri
Resulullah bu ayetin inmesinden sonra mut‘a nikâhını birçok defa yasaklamıştır. Allah Teâlâ da şöyle buyurmaktadır: “Resul size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da vazgeçin.” (Haşr 7)
Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurdu: “İçinizden hür ve mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse…” Yani içinizden hür mümin kadınlarla evlenebilecek malî imkânı bulamayan kimse, câriyelerle evlensin. “Sahip olduğunuz mümin câriyelerden…” buyruğundaki câriyeler, sahip olunan kadın kölelerdir.
“Allah sizin imanınızı daha iyi bilir.” Yani insanların imanını en iyi Allah bilir. Bu sebeple müslüman bir kölenin, Ehl-i kitap bir câriye ile evlenmesi hoş görülmemiştir; çünkü ondan doğacak çocuk köle olur. Eğer onunla evlenir ve çocuk sahibi olursa, o çocuğu efendisinden, efendisi razı olsun veya olmasın, satın alır ve bedelini ödemek için çalışır.
“Hepiniz birbirinizdensiniz.” Yani bir kimse diğerinin câriyesiyle, o da bunun câriyesiyle evlenebilir.
“O hâlde onları sahiplerinin izniyle nikâhlayın.” Yani câriyeleri efendilerinin izniyle nikâhlayın. “Mehirlerini uygun şekilde verin.” Yani mehirlerini kendilerine verin. “İffetli kimseler olarak” buyruğu, iffetlerini koruyan kadınlar olmaları anlamındadır. “Zina etmeyen” yani zinayı açıkça işlemeyen kadınlar demektir. “Gizli dostlar edinmeyen” buyruğu ise, gizlice sevgili edinip onunla zina etmeyen kadınlar anlamındadır.
“Evlendikten sonra bir hayâsızlık yaparlarsa…” Yani İslâm’a girdikten sonra zina ederlerse, “onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısı uygulanır.” Bu da, zina eden hür kadına verilen cezanın yarısı olan elli değnektir.
“Bu, içinizden günaha düşmekten korkan kimseler içindir.” Buradaki günah, zinadır. Yani zina etmekten korkan kimseler için câriyelerle evlenmeye ruhsat verilmiştir.
“Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır.” Yani câriyelerle evlenmeyip sabretmeniz, onlarla evlenmenizden daha hayırlıdır.
“Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir.” Yani hür kadınla evlenebilecek imkân bulamayan kimseye câriye ile evlenme ruhsatı verdiği için bağışlayıcı ve merhamet edicidir.
Taberi Tefsiri
Tefsir ehli, Allah’ın bu ayette zikrettiği “tavl” kelimesinin anlamı hakkında ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Bu, fazlalık, mal ve genişliktir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bana Muhammed b. Amr rivayet etti; dedi ki: Bize Ebu Âsım, Îsâ’dan, o İbn Ebi Necîh’ten, o da Mücahid’den “İçinizden tavl bakımından güç yetiremeyen kimse” sözü hakkında rivayet etti. Mücahid dedi ki: Zenginliktir. Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Ebu Huzeyfe rivayet etti; dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebi Necîh’ten, o da Mücahid’den bunun benzerini rivayet etti. Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Abdullah b. Salih rivayet etti; dedi ki: Bana Muaviye b. Salih, Ali b. Ebi Talha’dan, o da İbn Abbas’tan “İçinizden tavl bakımından güç yetiremeyen kimse” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Genişliği olmayan kimse demektir. Bize Bişr b. Muaz rivayet etti; dedi ki: Bize Yezid rivayet etti; dedi ki: Bize Said, Katâde’den “İçinizden tavl bakımından güç yetiremeyen kimse” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: İçinizden genişlik bulamayan kimse demektir. Bize Kasım rivayet etti; dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti; dedi ki: Bize Hüşeym rivayet etti; dedi ki: Bize Ebu Bişr, Said b. Cübeyr’den “İçinizden tavl bakımından güç yetiremeyen kimse” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Tavl, zenginliktir. Bana İbn Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Hibbân b. Musa rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Mübarek haber verdi; dedi ki: Bize Hüşeym, Ebu Bişr’den, o da Said b. Cübeyr’den “İçinizden tavl bakımından güç yetiremeyen kimse” sözü hakkında haber verdi. O dedi ki: Tavl, genişliktir. Bize Muhammed b. Hüseyin rivayet etti; dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti; dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti: “İçinizden tavl bakımından güç yetiremeyen kimse” sözüne gelince, tavl mal bakımından genişliktir. Bana Yunus rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: İbn Zeyd “İçinizden tavl bakımından güç yetiremeyen kimse…” ayeti hakkında şöyle dedi: Tavl, hür bir kadınla evlenecek imkân bulamamasıdır. Başkaları ise şöyle demiştir: Bu yerde tavlın anlamı hevadır. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bana Yunus rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: Bana Abdülcebbâr b. Amr, Rebîa’dan rivayet etti. O, Allah’ın “İçinizden tavl bakımından güç yetiremeyen kimse” sözü hakkında şöyle dedi: Tavl, hevadır. Dedi ki: Hevası cariyede ise onunla evlenir. Bana Yunus rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: İbn Zeyd şöyle dedi: Rebîa bu konuda biraz kolaylık gösterirdi. Şöyle derdi: Eğer kişi kendisi için korkarsa, onu severse, yani cariyeyi severse, başka biriyle evlenmeye gücü yetse bile onunla evlenmesini uygun görürüm. Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Hibbân b. Musa rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Mübarek haber verdi; dedi ki: Bize Hammâd b. Seleme, Ebu Zübeyr’den, o da Cabir’den rivayet etti. Cabir’e hür bir erkeğin cariyeyle evlenmesi soruldu. O dedi ki: Eğer geniş imkân sahibiyse hayır. Denildi ki: Eğer cariyenin sevgisi içine düşerse? Dedi ki: Zinaya düşmekten korkarsa onunla evlensin. Bize İbn Humeyd rivayet etti; dedi ki: Bize Cerîr, Mansur’dan, o Ubeyde’den, o da Şa‘bî’den rivayet etti. Şa‘bî dedi ki: Hür kişi cariyeyle ancak bulamazsa evlenir.
İbrahim ise bunda sakınca görmezdi. Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Hibbân b. Musa rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Mübarek haber verdi; dedi ki: Bize İbn Cüreyc haber verdi; dedi ki: Atâ’nın şöyle dediğini işittim: Varlıklı kimsenin, eğer onun peşinden sürüklenmekten korkarsa cariyeyle evlenmesini kerih görmeyiz. Ebu Cafer dedi ki: Bu iki görüşten doğruya en yakın olanı, bu yerde tavlın anlamının mal bakımından genişlik ve zenginlik olduğunu söyleyenlerin görüşüdür. Çünkü herkes, Allah’ın hür kadınla evlenmeye imkân bulan kimseye cariyelerle evlenmekten başka hiçbir şeyi haram kılmadığı hususunda ittifak etmiştir; sonra haram kıldığı bu şeyi, kişinin haram kılınan şeye galip gelen arzusu sebebiyle lezzetini gidermesi için helal kılmış değildir. Hür kadınla evlenmeye imkânı bulunan kimsenin cariyeyle evlenmesi de diğer haramlar gibi haram olduğuna göre, onun sırf içindeki hevasının galip gelmesi sebebiyle bu ona helal olmaz. Çünkü bu, hür kadına imkân bulduğu halde lezzet ve şehvetini gidermektir; yoksa ölmesinden korkan zaruret sahibinin, canını yaşatmak için ölü eti yemesine ruhsat verilmesi gibi zaruret hali değildir. Allah’ın kullarına zaruret ve canlarının helak olmasından korkmaları halinde haram kıldığı şeylerden ruhsat verdiği diğer haramlar da buna benzer. Allah, bir kula sırf lezzetini gidermesi için haramda ruhsat vermemiştir. Herkesin ittifak ettiği üzere, bir kimsenin kalbine hür bir kadının veya bir kadının arzusu galip gelse, Allah’ın izin verdiği şekilde nikâh veya satın alma dışında o kadın ona helal olmaz. Bu da tavlın bu yerde heva anlamına geldiğini söyleyen ve hür kadına gücü yeten kimseye cariyelerle evlenmeyi caiz gören kişinin görüşünün bozukluğunu açıklar. Durum anlattığımız gibi olduğuna göre ayetin yorumu şudur: İçinizden hür kadınlarla evlenmeye mal bakımından genişlik bulamayan kimse, sağ ellerinizin sahip olduğu cariyelerden evlensin. Tavl kelimesinin aslı ihsandır. “Tâle aleyhi yetûlu tavlen” ihsan etmekte kullanılır. Boy bakımından kısanın zıddı olan uzunlukta ise “tâle yetûlu tûlen” denilir. Yüce Allah’ın “mümin hür kadınlarla evlenmeye; sağ ellerinizin sahip olduğu mümin cariyelerinizden” sözünün yorumu: Bununla şu kastedilir: Ey insanlar, içinizden hür kadınlarla evlenmeye tavl bakımından gücü yetmeyen kimse; burada hürlerden, muhsan mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyen kimse kastedilir. Muhsan kadınlar ise Allah’ın birliğini ve Resulullah’ın Allah katından getirdiği hakkı tasdik etmiş hür mümin kadınlardır. Muhsan kadınlar hakkında bizim söylediğimize benzer şekilde tefsir ehli de söylemiştir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Abdullah b. Salih rivayet etti; dedi ki: Bana Muaviye b. Salih, Ali b. Ebi Talha’dan, o da İbn Abbas’tan “muhsan kadınlarla evlenmeye” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Hür kadınlarla evlenmeye demektir; o halde müminlerin cariyelerinden evlensin. Bana Muhammed b. Amr rivayet etti; dedi ki: Bize Ebu Âsım, Îsâ’dan, o İbn Ebi Necîh’ten, o da Mücahid’den “mümin muhsan kadınlarla evlenmeye; sağ ellerinizin sahip olduğu…” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Muhsan kadınlar hür kadınlardır; o halde mümin cariyeyle evlensin. Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Ebu Huzeyfe rivayet etti; dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebi Necîh’ten, o da Mücahid’den bunun benzerini rivayet etti.
Bize Muhammed b. Hüseyin rivayet etti; dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti; dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti: “Feteyâtınız”a gelince, cariyeleriniz demektir. Bize Kasım rivayet etti; dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti; dedi ki: Bize Hüşeym haber verdi; dedi ki: Bize Ebu Bişr, Said b. Cübeyr’den “mümin hür kadınlarla evlenmeye; sağ ellerinizin sahip olduğu mümin cariyelerinizden” sözü hakkında haber verdi. O dedi ki: Hür kadınla evlenecek imkân bulamayan kimse cariyeyle evlenir. Bana Yunus rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: İbn Zeyd “mümin hür kadınlarla evlenmeye; sağ ellerinizin sahip olduğu mümin cariyelerinizden” sözü hakkında şöyle dedi: Hür kadınla evlenecek ve ona nafaka verecek imkân bulamayan kimse bu cariyeyle evlenir, onunla iffetini korur; sahipleri de onun geçimini üstlenir. Allah bunu, hür kadınla evlenip ona nafaka verecek imkân bulamayan kimseden başkasına helal kılmamıştır; zinaya düşmekten korkmadıkça da ona helal kılmamıştır. Bize Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Hibbân b. Musa rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Mübarek haber verdi; dedi ki: Bize Süfyan, Hişâm ed-Destüvâî’den, o Âmir el-Ahvel’den, o da Hasan’dan rivayet etti: Resulullah, cariyenin hür kadın üzerine nikâhlanmasını ve hür kadının cariye üzerine nikâhlanmasını yasakladı. Hür kadınla evlenmeye tavl bulan kimse cariyeyle evlenmesin. Kıraat âlimleri bunu okumada ihtilaf etmiştir. Kûfe ve Mekke kıraat âlimlerinden bir topluluk, Kur’an’daki benzer yerlerin tamamında “muhsanât” kelimesinin sad harfini esreli okumuş, yalnız “Evli kadınlar da size haram kılındı; ancak sağ ellerinizin sahip oldukları müstesna” (Nisâ 24) ayetindeki kelimeyi üstünlü okumuştur. Bunun yorumunu, onların kocalarıyla korunmuş oldukları ve kocalarının onları koruduğu anlamına yöneltmişlerdir. Kur’an’daki diğer yerlerde ise sad harfini esreli okumalarını, kadınların iffetle kendilerini korudukları anlamına yorumlamışlardır. Medine ve Irak kıraat âlimlerinin çoğunluğu ise bunların hepsini üstünlü okumuş, bazılarını kocalarının, bazılarını hürriyetlerinin veya İslamlarının koruduğu anlamına yormuştur. Öncekilerden bazıları ise bunların tamamını esreli okumuştur; yani kadınların iffetli olup kendilerini korudukları anlamında. Bu kıraat, yani hepsini esreli okuma, Alkame’den rivayetlerde ihtilaflı olarak nakledilmiştir. Ebu Cafer dedi ki: Bu konuda bize göre doğru olan şudur: Bunlar, anlam bakımından uygunluk taşıyan ve beldelerde yaygın olan iki kıraattir. Okuyucu hangisiyle okursa doğruyu okumuş olur. Ancak Nisâ sûresindeki ilk harf, yani “Evli kadınlar da size haram kılındı; ancak sağ ellerinizin sahip oldukları müstesna” (Nisâ 24) sözü bundan müstesnadır. Ben onun sad harfinin esreli okunmasını uygun görmem; çünkü beldelerin kıraati onun üstünlü okunmasında ittifak etmiştir. Eğer onu esreli okumak, üstünlü okuma kadar yaygın olsaydı, daha önce açıkladığımız üzere ihsân kelimesinin çeşitli anlamlarda kullanılmasından dolayı bu şekilde okumak da doğru olurdu. O zaman anlamı şöyle olurdu: İffetli kadınlar size haramdır; ancak sağ ellerinizin sahip oldukları müstesna; yani onlar iffetle kendilerini korumuşlardır. Feteyât kelimesine gelince, bu “fetât” kelimesinin çoğuludur; kadınlardan genç olanlar demektir. Sonra ister yaşlı ister genç olsun her cariyeye fetât denilir; köleye de fetâ denilir. Sonra ilim ehli, mümin olmayan feteyât ile evlenme konusunda ihtilaf etmiştir: Allah “mümin cariyelerinizden” sözüyle mümin olmayanların nikâhını haram kılmayı mı kastetmiştir, yoksa bu Allah’tan müminlere bir edep öğretme midir? Bazıları şöyle demiştir: Bu, Allah’ın müşrik cariyelerle evlenmenin haramlığına delaletidir.
Bunu söyleyenleri zikredelim: Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti; dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti; dedi ki: Bize Süfyan, İbn Ebi Necîh’ten, o da Mücahid’den “mümin cariyelerinizden” sözü hakkında haber verdi. O dedi ki: Hristiyan cariyeyle evlenmemelidir. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti; dedi ki: Bize babam, Süfyan’dan, o İbn Ebi Necîh’ten, o da Mücahid’den “mümin cariyelerinizden” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Hür Müslüman erkeğin kitap ehli cariyeyle evlenmesi uygun değildir. Bize Ali b. Sehl rivayet etti; dedi ki: Bize Velid b. Müslim rivayet etti; dedi ki: Ebu Amr, Said b. Abdülaziz, Malik b. Enes ve Malik b. Abdullah b. Ebi Meryem’in şöyle dediklerini işittim: Hür Müslüman erkeğe de Müslüman köleye de Hristiyan cariye helal değildir. Çünkü Allah, nikâh hakkında “mümin cariyelerinizden” buyurmuştur. Başkaları ise şöyle demiştir: Bu, Allah’tan bir irşat ve teşviktir; haram kılma değildir. Irak ehlinin bir topluluğu da bunu söylemiştir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bize İbn Humeyd rivayet etti; dedi ki: Bize Cerîr, Mansur’dan, o Muğîre’den rivayet etti. O dedi ki: Ebu Meysere şöyle dedi: Kitap ehli hür kadınlar hükmündedir. Ebu Hanife ve arkadaşları da bunlardandır. Bu görüşlerine Allah’ın şu sözüyle delil getirmişlerdir: “Bugün size temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir; sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar, mehirlerini verdiğiniz takdirde size helaldir.” (Mâide 5). Dediler ki: Allah kitap ehlinin muhsan kadınlarını genel olarak helal kılmıştır; bu nedenle hiç kimse onların içinden cariye veya hür kadını ayıramaz. Dediler ki: “Mümin cariyelerinizden” sözünün anlamı, putlara tapan müşrik kadınlar dışındakiler demektir. Ebu Cafer dedi ki: Bu iki görüşten doğruya en yakın olanı, bunun kitap ehli cariyelerle evlenmenin haramlığına delalet ettiğini söyleyenlerin görüşüdür. Çünkü onlar yalnız sağ elin mülküyle helal olurlar. Bunun sebebi şudur: Allah, cariyelerle evlenmeyi birtakım şartlarla helal kılmıştır. Onlar hakkında belirttiği şartlar bir araya gelmedikçe Müslümanın onlarla evlenmesi caiz değildir. Eğer biri: Mâide sûresindeki ayet onların nikâh yoluyla helal olduğuna delalet eder, derse, ona şöyle denilir: Mâide sûresindeki ayetin, onların muhsan kadınlarından özel bir kısmı hakkında olduğu ve bununla cariyeleri değil, hür kadınlarının kastedildiği “mümin cariyelerinizden” sözüyle açıklanmıştır. İki ayetten biri diğerinin hükmünü ortadan kaldırmaz; aksine biri diğerinin hükmünü açıklar. İkisinden biri ancak hükümlerinin sağlıklı biçimde bir arada bulunması caiz olmadığında diğerinin hükmünü kaldırmış olur. Oysa bu ikisinin hükmünün sağlıklı biçimde bir arada bulunması mümkündür; bu durumda, teslim edilmesi gereken bir haber veya kıyas bulunmadıkça, birinin diğerinin hükmünü kaldırdığına hükmetmek caiz değildir. Bu konuda ne haber ne de kıyas vardır. Ayet bizim söylediğimiz anlama muhtemeldir: Sizden önce kendilerine kitap verilenlerin cariyeleri değil, hür kadınlarından muhsan olanlar. Yüce Allah’ın “Allah imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz” sözünün yorumu:
Bu, lafız bakımından sonraya bırakılmış, anlam bakımından öne alınmış bir ifadedir. Bunun yorumu şudur: İçinizden hür mümin kadınlarla evlenmeye tavl bakımından gücü yetmeyen kimse, sağ ellerinizin sahip olduğu mümin cariyelerinizden evlensin; yani birbirinizden evlensin. Bunun anlamı: Bu kişi, şu kişinin cariyesiyle evlensin demektir. “Bazınız” kelimesi, sözün yorumu gereği merfudur. Çünkü “sağ ellerinizin sahip olduğu şeylerden” sözü, “sağ ellerinizin sahip olduğu şeylerden evlensin” anlamındadır; sonra “bazınız” bu anlama döndürülmüş ve merfu yapılmıştır. Sonra Yüce Allah şöyle buyurdu: “Allah imanınızı daha iyi bilir.” Yani Allah, içinizden Allah’a, Resulüne ve Allah katından getirdiği şeye iman eden ve bunların hepsini tasdik edenlerin imanını daha iyi bilir. Demek ister ki: İçinizden hür kadına tavl bulamayan kimse, mümin cariyelerinizden evlensin. Bu, hür kadınla evlenmeye tavl bulamayan yoksul kimsenin, şu zengin kişinin imanını açığa vurmuş ve ortaya koymuş mümin cariyesiyle evlenmesidir. Onların içlerini Allah’a bırakın; çünkü bunun bilgisi size değil Allah’a aittir. Allah sizin içlerinizi de onların içlerini de daha iyi bilir. Yüce Allah’ın “Onları sahiplerinin izniyle nikâhlayın ve mehirlerini örfe uygun olarak verin” sözünün yorumu: Yüce Allah’ın “Onları nikâhlayın” sözü, onlarla evlenin demektir. “Sahiplerinin izniyle” sözü, efendilerinin izni, onların size bu kadınlarla evlenme emri ve rızalarıyla demektir. “Onlara ücretlerini verin” sözü ise mehirlerini verin demektir. Nitekim bize Yunus rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: İbn Zeyd “Onlara ücretlerini verin” sözü hakkında şöyle dedi: Mehir demektir. “Örfe uygun olarak” sözü ise Allah’ın sizin için helal kıldığı ve onlara mehir yapmanızı mubah kıldığı şeylerden karşılıklı razı olduğunuz şekilde demektir. “İffetli, zina etmeyen ve gizli dost edinmeyen kadınlar olarak” sözünün yorumu: “İffetli” sözüyle iffetli kadınlar kastedilir. “Zina etmeyen” sözü, zina eden kadınlar olmayan demektir. “Gizli dost edinmeyen” sözü ise zina için dostlar edinmeyen kadınlar demektir. Bunun böyle söylendiği zikredilmiştir; çünkü cahiliye döneminde Araplar arasında zina eden kadınlardan bazıları zinayı açıkça yapanlardı; gizli dost edinenler ise kendilerini açıkça değil, gizlice günah işlemek için sevgiliye ve dosta ayıran kadınlardı. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Abdullah b. Salih rivayet etti; dedi ki: Bana Muaviye b. Salih, Ali b. Ebi Talha’dan, o da İbn Abbas’tan “İffetli, zina etmeyen ve gizli dost edinmeyen kadınlar olarak” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Onları iffetli kadınlar olarak nikâhlayın; gizli ve açık zina edenler olarak değil. “Gizli dost edinmeyen” sözü, sevgililer edinmeyen demektir. Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet etti; dedi ki: Bana babam rivayet etti; dedi ki: Bana amcam rivayet etti; dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbas’tan “zina etmeyen” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Müsâfihât, zinayı açıkça yapan kadınlardır. “Gizli dost edinmeyen” ise tek sevgilisi olan kadın demektir. Dedi ki: Cahiliye ehli, zinanın açık olanını haram sayar, gizli olanını ise helal görürlerdi. “Açık olanı alçaklıktır; gizli olanında sakınca yoktur” derlerdi. Bunun üzerine Allah “Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın” (En‘âm 151) buyurdu. Bana Muhammed b. Abdüla‘lâ rivayet etti; dedi ki: Bize Mu‘temir rivayet etti; dedi ki: Davud’un Âmir’den rivayet ettiğini işittim. Âmir dedi ki: Zina iki türlüdür: Kadın gizli dostla zina eder, başkasıyla zina etmez; böyle kadın uğursuz olur.
Sonra “İffetli, zina etmeyen ve gizli dost edinmeyen kadınlar olarak” ayetini okudu. Bize Muhammed b. Hüseyin rivayet etti; dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti; dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti: Muhsan kadınlara gelince, bunlar iffetli kadınlardır. Cariye, sahiplerinin izniyle muhsana olarak nikâhlansın. Muhsan kadınlar iffetli kadınlardır. Müsâfiha, zinayı açıkça yapan kadındır. Gizli dost edinen de dost edinen kadındır. Bana Muhammed b. Amr rivayet etti; dedi ki: Bize Ebu Âsım rivayet etti; dedi ki: Bize Îsâ, İbn Ebi Necîh’ten, o da Mücahid’den “gizli dost edinmeyen” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Erkek gizli sevgili edinir, kadın da gizli sevgili edinir. Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Ebu Huzeyfe rivayet etti; dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebi Necîh’ten, o da Mücahid’den bunun benzerini rivayet etti. Bize Bişr b. Muaz rivayet etti; dedi ki: Bize Yezid rivayet etti; dedi ki: Bize Said, Katâde’den rivayet etti: “İffetli, zina etmeyen ve gizli dost edinmeyen kadınlar olarak.” Müsâfiha, kendisine gelen herkese kendini kiralayan fahişedir. Gizli dost sahibi ise tek sevgilisi olandır. Allah, onların ikisiyle de evlenmeyi yasaklamıştır. Bana Hüseyin b. Ferec’den rivayet edildi; dedi ki: Ebu Muaz’ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd b. Süleyman rivayet etti; dedi ki: Dahhâk b. Müzâhim’in “İffetli, zina etmeyen ve gizli dost edinmeyen kadınlar olarak” sözü hakkında şöyle dediğini işittim: Muhsan kadınlara gelince, bunlar hür kadınlardır; yani hür kadınla evlen. Müsâfihât, mehirsiz olarak açıkça zina eden kadınlardır. Gizli dost edinenler ise tek sevgili sahibi olup onunla gizlice ilişki kuran kadınlardır. Allah bunu yasaklamıştır. Bize Kasım rivayet etti; dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti; dedi ki: Bize Hüşeym rivayet etti; dedi ki: Bize İsmail b. Salim, Şa‘bî’den haber verdi. O dedi ki: Zina iki çirkin yüzdür; biri diğerinden daha kötüdür. Daha kötü olanı, kendisine gelen herkesle günah işleyen müsâfiha kadındır. Diğeri ise gizli dost sahibi kadındır. Bana Yunus rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: İbn Zeyd “İffetli, zina etmeyen ve gizli dost edinmeyen kadınlar olarak” sözü hakkında şöyle dedi: Müsâfih, kadınla karşılaşıp onunla zina eden, sonra onun gittiği ve kendisinin de gittiği kimsedir. Muhâdin ise kadınla birlikte Allah’a isyan üzerinde kalan ve kadının da onunla kaldığı kimsedir. İşte bu “ahdân”dır. Yüce Allah’ın “Evlenip koruma altına alındıklarında” sözünün yorumu: Kıraat âlimleri bunu okumada ihtilaf etmiştir. Bazıları “Fe izâ ahsanne” şeklinde elifin üstünlü okunmasıyla okumuştur; anlamı: Müslüman olduklarında, İslam ile haramdan korunmuş kadınlar olduklarında demektir. Başkaları ise “Fe izâ uhsinne” şeklinde okumuştur; anlamı: Evlenip kocalarıyla haramdan korunmuş kadınlar olduklarında demektir. Ebu Cafer dedi ki: Bu konuda bana göre doğru olan şudur: Bunlar İslam beldelerinde bilinen ve yaygın olan iki kıraattir. Okuyucu hangisiyle okursa doğru okumuş olur. Eğer biri, bunların anlamları farklı olduğu için bizim söylediğimizin caiz olmadığını, iki şekilde okumanın ancak anlamlar birleştiğinde caiz olacağını sanırsa, yanılmış olur. Çünkü bu iki anlam farklı olsa da biri diğerini reddetmez. Zira Allah, İslam sahibi cariyeye de İslam sahibi olmayan cariyeye de Resulünün diliyle haddi vacip kılmıştır. Resulullah şöyle buyurmuştur: “Sizden birinin cariyesi zina ederse, ona Allah’ın kitabını uygulasın ve onu kınamasın. Sonra tekrar ederse, ona Allah’ın kitabını uygulasın ve onu kınamasın. Sonra tekrar ederse, ona Allah’ın kitabını uygulasın ve onu kınamasın. Sonra dördüncü kez zina ederse, ona Allah’ın kitabını uygulasın ve onu bir saç ipi karşılığında bile olsa satsın.”
Resulullah şöyle buyurmuştur: “Sağ ellerinizin sahip olduklarına hadleri uygulayın.” Böylece bunlardan kocası olanı da kocası olmayanı da özel olarak ayırmamıştır. Buna göre cariyeler zina ettiklerinde, Allah’ın kitabı ve Resulullah’ın emri gereği efendilerinin onlara had uygulaması vaciptir. Eğer biri şöyle derse: İbn Beşşâr’ın size rivayet ettiği şu haber hakkında ne dersin? O dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti; dedi ki: Bize Malik b. Enes, Zührî’den, o Ubeydullah b. Abdullah’tan, o da Ebu Hüreyre ve Zeyd b. Halid’den rivayet etti: Resulullah’a zina eden ve evli olmayan cariye hakkında soruldu. O şöyle buyurdu: “Onu kırbaçlayın; sonra zina ederse yine kırbaçlayın; sonra zina ederse yine kırbaçlayın; sonra zina ederse…” Üçüncü veya dördüncüde şöyle buyurdu: “Onu bir örgü ip karşılığında bile olsa satın.” “Dafîr”, saç demektir. Bize Ebu Küreyb rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Uyeyne, Zührî’den, o Ubeydullah b. Abdullah’tan, o da Ebu Hüreyre ve Zeyd b. Halid’den rivayet etti: Resulullah’a soruldu, diyerek bunun benzerini zikretti. Böylece Resulullah’ın sünnetiyle cariyelere uygulanması gereken haddin, onların evli olmalarından önceki durum için olduğu açıklanmıştır. Kitapla onlara vacip olan ise evli olmalarından sonradır, denilirse ona şöyle cevap verilir: Biz, ihsânın anlamlarından birinin İslam, diğerinin evlilik olduğunu ve ihsân kelimesinin birçok anlamı kapsadığını açıklamıştık. Resulullah’a “evli olmadan önce zina eden cariye” hakkında sorulduğunu rivayet eden kişinin rivayetinde, Resulullah’a sorulan cariyenin evlenmeden önce zina eden cariye olduğuna dair bir açıklama yoktur ki bu, Resulullah’ın zina konusunda cariyelere had koyduğu ihsânın evlilik değil İslam olduğuna delil olsun. Bunun evlilik değil İslam olduğu ya da İslam değil evlilik olduğu da açık değildir. Bu konuda bir açıklama bulunmadığına göre doğru söz şudur: Her cariye zina ettiğinde, ister evli olsun ister evli olmasın, Allah’ın kitabının zahiri ve Resulullah’ın sabit sünneti gereği efendisinin ona had uygulaması vaciptir; ancak onlardan birini haddin vacip oluşundan çıkaran, teslim edilmesi gereken bir delil bulunursa o başka. Durum böyle olunca, “Evlenip koruma altına alındıklarında” sözündeki kıraat hakkında tercih ettiğimiz görüşün doğruluğu da ortaya çıkar. Eğer biri, Allah’ın “İçinizden hür mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, sağ ellerinizin sahip olduğu mümin cariyelerinizden evlensin” sözünde, “Evlenip koruma altına alındıklarında” ifadesinin anlamının “evlendiklerinde” olduğuna delil bulunduğunu zannederse; çünkü bu ifade, onların imanla nitelenmesinden sonra “mümin cariyelerinizden” sözüyle gelmiştir, artık bunun evlilik dışında bir anlama ihtimali yoktur diye sanırsa, yanlış düşünmüş olur. Çünkü sözde şu anlam imkânsız değildir: İçinizden hür mümin kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, sağ ellerinizin sahip olduğu mümin cariyelerinizden evlensin; onlar iman ettikleri zaman bir fuhuş işlerlerse, onlara hür kadınlara verilen azabın yarısı uygulanır. Böylece haber, müminlerin onlarla evlenmesi konusunda neyin caiz olup olmadığı ve onlardan kimlerle evlenmenin caiz olduğu açıklandıktan sonra, iman ettikten sonra fuhuş işlediklerinde onlara uygulanması gereken haddi açıklamış olur.
Bu anlam sözde imkânsız olmadığına göre, Allah’ın onları imanla nitelemesinin önce gelmesi sebebiyle hiç kimsenin bunun anlamını İslam değil de yalnız evlilik olarak çevirmesi caiz değildir. Ancak bu yerde “muhsanâtin gayra müsâfihâtin” ifadesini sad harfini üstünlü okuyana, “Fe izâ uhsinne fe in eteyne bi fâhişetin” ifadesini elifin ötreli okunmasıyla okumasını tercih ederiz. “Muhsinâtin” ifadesini sad harfini esreli okuyana ise “Fe izâ ahsanne” ifadesini elifin üstünlü okunmasıyla okumasını tercih ederiz. Böylece okuyucunun kıraati tek anlam ve tek bağlam üzere uyumlu olur; çünkü “muhsanât” sözü “Fe izâ uhsinne” sözüne yakındır. Eğer biri bunu farklı okursa bu lahn olmaz; fakat kıraatin yönü anlattığım şekildedir. Tefsir ehli de bu konuda kıraat âlimlerinin kıraat ihtilafına benzer şekilde ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: “Evlenip koruma altına alındıklarında” sözünün anlamı, Müslüman olduklarında demektir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bana Muhammed b. Abdullah b. Bezî‘ rivayet etti; dedi ki: Bize Bişr b. Mufaddal, Said b. Ebi Ma‘şer’den, o da İbrahim’den rivayet etti: İbn Mesud dedi ki: Onun Müslüman olması onun ihsânıdır. Bana Yunus rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: Bana Cerîr b. Hâzim haber verdi ki, Süleyman b. Mihrân ona İbrahim b. Yezid’den, o da Hemmâm b. Hâris’ten şöyle rivayet etti: Nu‘mân b. Abdullah b. Mukarrin, Abdullah b. Mesud’a sordu ve şöyle dedi: Cariyem zina etti. O dedi ki: Ona elli değnek vur. Dedi ki: O ihsân sahibi değildir. İbn Mesud dedi ki: Onun ihsânı İslamıdır. Bize İbn Beşşâr rivayet etti; dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet etti; dedi ki: Bize Süfyan, Hammâd’dan, o da İbrahim’den rivayet etti: Nu‘mân b. Mukarrin, İbn Mesud’a kocası olmayan bir cariyenin zina etmesi hakkında sordu. O dedi ki: Onun İslamı onun ihsânıdır. Bana İbn Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Muhammed b. Ca‘fer rivayet etti; dedi ki: Bize Şu‘be, Hammâd’dan, o da İbrahim’den rivayet etti: Nu‘mân dedi ki: İbn Mesud’a, “Cariyem zina etti” dedim. O dedi ki: Onu kırbaçla. Dedim ki: O ihsân sahibi değildir. O dedi ki: Onun ihsânı İslamıdır. Bize İbn Humeyd rivayet etti; dedi ki: Bize Cerîr, Muğîre’den, o İbrahim’den, o da Alkame’den rivayet etti. Alkame dedi ki: Abdullah şöyle derdi: Onun ihsânı İslamıdır. Bize Ebu Küreyb rivayet etti; dedi ki: Bize Hüşeym rivayet etti; dedi ki: Bize İsmail b. Salim, Şa‘bî’den haber verdi. Şa‘bî bu ayeti okudu: “Evlenip koruma altına alındıklarında.” Dedi ki: Yani Müslüman olduklarında demektir. Bize Ebu Hişâm er-Rifâî rivayet etti; dedi ki: Bize Yahya b. Ebi Zâide, Eş‘as’tan, o da Şa‘bî’den rivayet etti. Şa‘bî dedi ki: Abdullah şöyle dedi: Cariyenin ihsânı İslamıdır. Bana Yakub b. İbrahim rivayet etti; dedi ki: Bize Hüşeym rivayet etti. Muğîre dedi ki: Bize İbrahim’den haber verdi; o şöyle derdi: “Evlenip koruma altına alındıklarında” sözü, Müslüman olduklarında demektir.
Bize Ebu Hişâm rivayet etti; dedi ki: Bize Yahya b. Ebi Zâide, Eş‘as’tan, o da Şa‘bî’den rivayet etti. O dedi ki: İhsân, İslamdır. Bana Yakub b. İbrahim rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Uleyye, Berd b. Sinân’dan, o da Zührî’den rivayet etti. Zührî dedi ki: Ömer, yönetime ait cariyelerden bakire olanlara zina sebebiyle değnek vurdu. Bize Muhammed b. Hüseyin rivayet etti; dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti; dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti: “Evlenip koruma altına alındıklarında” sözü, Müslüman olduklarında demektir. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti; dedi ki: Bize babam, İsrail’den, o Cabir’den, o da Salim ve Kasım’dan rivayet etti. Onlar “Evlenip koruma altına alındıklarında” sözü hakkında şöyle dediler: Onun ihsânı İslamı ve iffetidir. Başkaları ise şöyle demiştir: “Evlenip koruma altına alındıklarında” sözünün anlamı, evlendiklerinde demektir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Abdullah b. Salih rivayet etti; dedi ki: Bana Muaviye, Ali b. Ebi Talha’dan, o da İbn Abbas’tan “Evlenip koruma altına alındıklarında” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Hür bir erkekle evlendiklerinde demektir. Bize Kasım rivayet etti; dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti; dedi ki: Bize Hüşeym rivayet etti; dedi ki: Bize Husayn, İkrime’den, o da İbn Abbas’tan haber verdi. İbn Abbas “Fe izâ uhsinne” diye okur ve “evlendiklerinde” derdi. Bize İbn Vekî‘ rivayet etti; dedi ki: Bize Cerîr, Muğîre’den, o da İkrime’den rivayet etti: İbn Abbas “Fe izâ uhsinne” diye okur ve “evlendiklerinde” derdi. Bize Ebu Küreyb rivayet etti; dedi ki: Bize İbn İdris rivayet etti; dedi ki: Leys’i Mücahid’den işittim. O dedi ki: Cariyenin ihsânı, hür erkeğin onunla evlenmesidir; kölenin ihsânı ise hür kadınla evlenmesidir. Bize İbn Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Muhammed b. Ca‘fer rivayet etti; dedi ki: Bize Şu‘be, Amr b. Mürre’den rivayet etti. O, Said b. Cübeyr’in şöyle dediğini işitti: Cariye evlenmedikçe zina ederse dövülmez. Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet etti; dedi ki: Bize Abdüla‘lâ rivayet etti; dedi ki: Bize Said, Katâde’den, o da Hasan’dan “Evlenip koruma altına alındıklarında” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Kocalar onları ihsân sahibi kılmıştır. Bize Bişr b. Muaz rivayet etti; dedi ki: Bize Yezid rivayet etti; dedi ki: Bize Said, Katâde’den rivayet etti: “Evlenip koruma altına alındıklarında” sözü hakkında, kocalar onları ihsân sahibi kılmıştır, dedi. Bize Yunus rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi; dedi ki: Bana Iyâz b. Abdullah, Ebu Zinâd’dan haber verdi. Şa‘bî’nin ona haber verdiğine göre İbn Abbas, kendisine ait bir cariyeye sahip olmuştu; bu cariye zina etmişti ve İbn Abbas, “Ben onu ihsân sahibi kıldım” demişti. Ebu Cafer dedi ki: Bu yorum, elifi ötreli okuyarak “Fe izâ uhsinne” diyenin kıraatine ve elifi üstünlü okuyarak “Fe izâ ahsanne” diyenin yorumuna göredir. Biz bu konuda bize göre doğru olan sözü ve kıraati açıklamıştık. Yüce Allah’ın “Bir fuhuş işlerlerse, onlara hür kadınlara verilen azabın yarısı uygulanır” sözünün yorumu: Yüce Allah’ın “Bir fuhuş işlerlerse” sözüyle kastedilen şudur: Feteyâtınız, yani cariyeleriniz, İslam ile ihsân sahibi olduktan veya nikâh ile ihsân sahibi olduktan sonra bir fuhuş işlerlerse, bu fuhuş zinadır. “Onlara hür kadınlara verilen azabın yarısı uygulanır” sözü ise şudur: Onlar, kocalarla ihsân sahibi olmadan önce zina ettiklerinde, hür kadınlara uygulanan haddin yarısı onlara uygulanır. Allah’ın bu yerde zikrettiği azap, haddir.
Allah’ın zina ettiklerinde ihsân sahibi cariyelerden fuhuş işleyenlere azap olarak belirlediği bu yarı, elli değnek ve altı ay sürgündür. Bu da yarım yıldır. Çünkü hür kadın kocayla ihsân sahibi olmadan önce fuhuş işlerse ona vacip olan yüz değnek ve bir yıl sürgündür. Bunun yarısı elli değnek ve yarım yıl sürgündür. Allah’ın ihsân sahibi cariyeler fuhuş işlediklerinde onlar için belirlediği azap budur. Nitekim bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Abdullah b. Salih rivayet etti; dedi ki: Bana Muaviye b. Salih, Ali b. Ebi Talha’dan, o da İbn Abbas’tan “Onlara hür kadınlara verilen azabın yarısı uygulanır” sözü hakkında rivayet etti. Bize Bişr rivayet etti; dedi ki: Bize Yezid rivayet etti; dedi ki: Bize Said, Katâde’den “Bir fuhuş işlerlerse, onlara hür kadınlara verilen azabın yarısı uygulanır” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Elli değnek; ne sürgün ne recim vardır. Eğer biri: “Onlara hür kadınlara verilen azabın yarısı uygulanır” nasıl olur, değnek bir kimsenin üzerine mi olur? derse, şöyle cevap verilir: Bunun anlamı şudur: Bedenlerinin, hür kadınların bedenlerine gerekli olanın yarısı kadar değneklenmesi gerekir. Nitekim “Üzerimde bir gün namaz var” denilir; bunun anlamı, üzerime bir günün namazını kılmak gerekir demektir. “Üzerime hac ve oruç gerekir” sözü de böyledir. “Ona had gerekir” de, haddin uygulanması için kendini teslim etmesi gerekir anlamındadır. Yüce Allah’ın “Bu, içinizden zinaya düşmekten korkan kimse içindir” sözünün yorumu: Yüce Allah bununla şunu kasteder: Ey insanlar, mümin hür kadınlarla evlenmeye tavl bakımından gücü yetmeyen kimseye, mümin cariyelerinizle evlenmeyi mubah kıldığım bu hüküm, içinizden zinaya düşmekten korkan kimse içindir; zinaya düşmekten korkmayan kimse için değildir. Tefsir ehli bu yerin anlamı hakkında ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Bu, zinadır. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bize Ebu Küreyb rivayet etti; dedi ki: Bize İbn İdris rivayet etti; dedi ki: Leys’i, Mücahid’den “İçinizden anetten korkan kimse için” sözü hakkında işittim. O dedi ki: Zinadır. Bana Yakub b. İbrahim rivayet etti; dedi ki: Bize Hüşeym, Avvâm’dan, o kendisine rivayet eden kimseden, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas dedi ki: Cariye ile evlenen kişi zinadan ancak çok az uzaklaşmış olur. Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Abdullah b. Salih rivayet etti; dedi ki: Bana Muaviye b. Salih, Ali b. Ebi Talha’dan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. O dedi ki: Anet, zinadır. Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize İshak rivayet etti; dedi ki: Bize Ubeyd b. Yahya rivayet etti; dedi ki: Bize Şerîk, Atâ b. Sâib’den, o Said b. Cübeyr’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. O dedi ki: Anet, zinadır. Bana Yakub rivayet etti; dedi ki: Bize Hüşeym rivayet etti; dedi ki: Bize Ebu Bişr, Said b. Cübeyr’den haber verdi. O dedi ki: Cariye ile evlenen kişi zinadan ancak çok az uzaklaşmış olur; “Bu, içinizden anetten korkan kimse içindir.” Bize Ebu Seleme rivayet etti; dedi ki: Bize Muhammed b. Ca‘fer rivayet etti; dedi ki: Bize Şu‘be, Ebu Bişr’den, o da Said b. Cübeyr’den bunun benzerini rivayet etti. Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Hibbân b. Musa rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Mübarek haber verdi; dedi ki: Bize Fudayl b. Merzûk, Atiyye’den “Bu, içinizden anetten korkan kimse içindir” sözü hakkında haber verdi. O dedi ki: Zinadır.
Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize İshak rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Ebi Hammâd rivayet etti; dedi ki: Bize Fudayl, Atiyye el-Avfî’den bunun benzerini rivayet etti. Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize İshak rivayet etti; dedi ki: Bize Ebu Züheyr, Cüveybir’den, o da Dahhâk’tan “İçinizden anetten korkan kimse için” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Zinadır. Bize Kasım rivayet etti; dedi ki: Bize Hüseyin rivayet etti; dedi ki: Bize Hüşeym rivayet etti; dedi ki: Bize Ubeyde, Şa‘bî’den; Cüveybir de Dahhâk’tan haber verdi. İkisi dedi ki: Anet, zinadır. Bize Ahmed b. Hâzim rivayet etti; dedi ki: Bize Ebu Nuaym rivayet etti; dedi ki: Bize Fudayl b. Merzûk, Atiyye’den “Bu, içinizden anetten korkan kimse içindir” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Anet, zinadır. Başkaları ise şöyle demiştir: Bunun anlamı, kişiyi sıkıntıya sokan cezadır; bu da haddir. “Bu, içinizden anetten korkan kimse içindir” sözü hakkında doğru olan şudur: Bu, içinizden dininde ve bedeninde zarar görmesinden korkan kimse içindir. Çünkü anet, kişiye zarar veren şeydir. “Anite fulânun fe hüve ya‘netu aneten” denilir; kişi dininde veya dünyasında kendisine zarar veren bir şeyi yaptığında böyle söylenir. Allah’ın “Sıkıntıya düşmenizi isterler” sözü de bundandır. “A‘natenî fulânun fe hüve yu‘nitunî” de denilir; bana zarar verdiğinde böyle söylenir. Anetin helak olduğu da söylenmiştir. Bunu zina olarak yorumlayanlar şöyle demiştir: Zina dinde zarardır ve anettendir. Bunu günah olarak yorumlayanlar şöyle demiştir: Günahların hepsi dinde zarardır ve anettendir. Bunu kişinin bedenini sıkıntıya sokan ceza, yani had olarak yorumlayanlar ise şöyle demiştir: Had, haddi uygulanan kişinin dünyada bedenine verilen bir zarardır ve anettendir. Allah “İçinizden anetten korkan kimse için” sözüyle anetin bütün anlamlarını genel olarak kapsamıştır. Bütün bunları bir araya getiren şey zinadır. Çünkü zina sahibine dünyada bedenini sıkıntıya sokan cezayı gerektirir; kişi onunla günah ve dininde-dünyasında zarar kazanır. Tefsir ehlinin ehli olanları bunun anlamında ittifak etmiştir. Zina, zatında lezzet ve şehvetin giderilmesi olsa bile, anete götürdüğü için ona nispet edilmiş ve onunla nitelenmiştir; çünkü anetin sebebidir. Yüce Allah’ın “Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir” sözünün yorumu: Yüce Allah bununla şunu kasteder: Ey insanlar, cariyelerle evlenmekten sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, size helal kılıp izin verdiği şekilde cariyelerle evlenmenizi ve daha önce bu konuda yaptıklarınızı, kendinizle Allah arasındaki işlerinizi düzeltirseniz bağışlayandır; hür kadına tavl bulamayıp yoksulluk halinde bulunduğunuzda onlarla evlenmenize izin verdiği için size merhamet edendir. Bu konuda bizim söylediğimize benzer şekilde tefsir ehli de söylemiştir. Bunu söyleyenleri zikredelim: Bana Yakub b. İbrahim rivayet etti; dedi ki: Bize Hüşeym rivayet etti; dedi ki: Bize Ebu Bişr, Said b. Cübeyr’den “Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır” sözü hakkında haber verdi. O dedi ki: Cariye nikâhından sabretmek demektir. Bize Ebu Küreyb rivayet etti; dedi ki: Bize İbn İdris rivayet etti; dedi ki: Leys’i Mücahid’den “Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır” sözü hakkında işittim. O dedi ki: Cariyelerle evlenmekten sabretmek demektir.
Bize Muhammed b. Hüseyin rivayet etti; dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet etti; dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den rivayet etti: “Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır” sözü, sabredip cariyeyle evlenmemeniz, böylece çocuğunuzun köle olmaması sizin için daha hayırlıdır demektir. Bize Muhammed b. Amr rivayet etti; dedi ki: Bize Ebu Âsım, Îsâ’dan, o İbn Ebi Necîh’ten, o da Mücahid’den “Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Cariyelerle evlenmekten sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır; bu helaldir. Bize Bişr b. Muaz rivayet etti; dedi ki: Bize Yezid rivayet etti; dedi ki: Bize Said, Katâde’den rivayet etti: “Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır” sözü, onlarla evlenmekten, yani cariyelerle evlenmekten sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır demektir. Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Hibbân b. Musa rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Mübarek haber verdi; dedi ki: Bize Fudayl b. Merzûk, Atiyye’den “Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır” sözü hakkında haber verdi. O dedi ki: Cariyelerle evlenmekten sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Bana Müsenna rivayet etti; dedi ki: Bize Hibbân rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Mübarek rivayet etti; dedi ki: Bize İbn Cüreyc haber verdi; dedi ki: Bize İbn Tâvus, babasından “Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır” sözü hakkında haber verdi. O dedi ki: Cariye nikâhından sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Bana Ali b. Davud rivayet etti; dedi ki: Bize Abdullah b. Salih rivayet etti; dedi ki: Bana Muaviye b. Salih, Ali b. Ebi Talha’dan, o da İbn Abbas’tan “Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır” sözü hakkında rivayet etti. O dedi ki: Cariyeden sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. “Sabretmeniz” sözündeki “en” kelimesi, “hayır” sebebiyle merfu konumundadır; anlamı şudur: Cariyelerle evlenmekten sabretmek sizin için daha hayırlıdır.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…