"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ali İmran 200

Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı direnç gösterin, nöbet tutun ve Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ya eyyuhellezine amenu (ey iman edenler) isbiru (sabredin) ve sabiru (sabırda yarışın) ve rabitu (hazırlıklı olun) vetteku llah (Allah’tan sakının) leallekum tuflihun (umulur ki kurtuluşa erersiniz)

Mukatil Tefsiri
Allah Teâlâ bu surenin sonunda müminlere hitap ederek, kendi emrine ve farzlarına bağlı kalma hususunda sabretmelerini emretmiştir. “Sabredin” buyruğu, Allah’ın emirlerini yerine getirmede, yasaklarından kaçınmada ve din uğrunda karşılaşılan sıkıntılara katlanmada sebat göstermeyi ifade etmektedir. “Birbirinize sabrı tavsiye edin” buyruğu ise Peygamber ile birlikte savaş meydanlarında direnç göstermeyi, düşman karşısında yılmamayı ve sabırda birbirini geçmeye çalışmayı ifade etmektedir. “Sınır boylarında nöbet tutun” buyruğuyla da Allah yolunda düşmanı gözetmeleri, onlara karşı hazırlıklı bulunmaları ve sonunda onların kendi dinlerini bırakıp İslam’a girmelerine kadar mücadeleyi sürdürmeleri emredilmiştir. Ardından Allah Teâlâ, “Allah’tan sakının” buyurarak müminleri günahlardan ve isyandan uzak durmaya çağırmış, bu emirleri yerine getirenlerin kurtuluşa ereceklerini bildirerek, “Umulur ki kurtuluşa eresiniz” buyruğunu indirmiştir.

İbn Abbas’ın rivayetine göre Resûlullah, Necran halkı için bir yazı yazdırmıştır. Bu yazıda, Necran halkının her türlü ürünlerinden, altınlarından, gümüşlerinden, mallarından ve kölelerinden alınan vergilerin kaldırıldığı, bunun yerine her yıl iki bin takım elbise vermelerinin kararlaştırıldığı belirtilmiştir. Bu elbiselerin bin takımı Safer ayında, bin takımı da Receb ayında verilecekti ve her elbisenin değeri bir ukiyye olacaktı. Eğer verilmesi gereken elbiselerin değeri belirlenen miktarı aşar veya eksik kalırsa, fark hesap edilerek tamamlanacaktı. Zırh, elbise, at, binek veya başka mallar da aynı şekilde hesaplanacaktı.

Necran halkı ayrıca Resûlullah’ın elçilerini yirmi gece misafir etmekle yükümlü kılınmış, elçilerin bir aydan fazla alıkonulmaması şart koşulmuştur. Yemen tarafında bir savaş veya olağanüstü durum meydana gelirse otuz zırh, otuz at ve otuz deveyi ödünç olarak vermeleri de şartlar arasında yer almıştır.

Bu anlaşmada Necran ve çevresindeki halk için Allah’ın himayesi ve Muhammed’in güvencesi tanınmıştır. Canları, malları, arazileri, hazır bulunanları ve bulunmayanları güvence altına alınmıştır. Dinleri değiştirilmeyecek, sahip oldukları haklar ellerinden alınmayacak, piskopos piskoposluğundan, rahip de ruhbanlığından uzaklaştırılmayacaktır. Ellerinde bulunan az veya çok bütün mallar korunacaktır. Faiz borçları ve cahiliye dönemi kan davaları kaldırılmıştır. Onlardan zorla vergi alınmayacak, topraklarına askerî birlik sokulmayacaktır. İçlerinden biri bir hak talebinde bulunduğunda adaletle hükmedilecek, ne zulmedecek ne de zulme uğratılacaktır. Daha önce faiz yemiş olanlardan Allah’ın ve Resûlünün güvencesi uzak olacaktır. Bir kişi başkasının suçundan dolayı sorumlu tutulmayacaktır. Bu yazıda bulunan bütün hükümler, onlar samimi kaldıkları ve üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirdikleri sürece Allah’ın himayesi ve Muhammed’in güvencesi altında olacaktır.

Bu anlaşmaya Ebû Süfyân b. Harb, Geylân b. Amr, Mâlik b. Avf en-Nadrî, Akra‘ b. Hâbis ve Muğîre şahit olmuş, metni Ali b. Ebû Tâlib yazmıştır. Ayrıca Ebû Bekir’in de Resûlullah’ın yazısına dayanarak onlar için bir belge yazdığı rivayet edilmiştir.

Sâlim b. Ebî’l-Ca‘d’ın rivayetine göre Necran halkı bir gün ellerinde Resûlullah’ın mührünü taşıyan bir belge ile Ali’ye gelerek, “Allah aşkına, kendi elinle yazdığın bu belgeyi ve bizim hakkımızdaki şefaatini hatırla, bizi tekrar Necran’a döndür” dediler. Bunun üzerine Ali, “Beni rahat bırakın. Ömer işlerinde isabetli davranan bir kimseydi.” dedi.

Sâlim’e, Ömer’in onları nasıl çıkardığı sorulduğunda şu cevabı vermiştir: Necranlılar zamanla çoğaldılar ve kırk bin savaşçıya ulaştılar. Müslümanlar onların güçlenerek kendilerine karşı yönelmelerinden korkmaya başladılar. Aralarında anlaşmazlıklar meydana geldi. Bunun üzerine Necranlılar Ömer’e geldiler ve aralarındaki düzenin bozulduğunu söylediler. Daha sonra ayrıldılar. Ömer bu durumu fırsat bildi. Sonra tekrar gelip aralarındaki anlaşmazlığın sona erdiğini ve kararlarından vazgeçmek istediklerini söylediler. Bunun üzerine Ömer, “Hayır, Allah’a yemin olsun ki sizi geri döndürmeyeceğim.” dedi ve onları çeşitli bölgelere dağıttı; bir kısmını Şam’a, bir kısmını Irak’a, bir kısmını da başka bölgelere gönderdi.

Ubeydullah b. Sâbit, babasından, o da Hüzeyl’den naklederek Âl-i İmrân 186. ayeti hakkında, “Bu ayette takdim ve tehir bulunmaktadır.” dediğini rivayet etmiştir. Ancak bu görüşün Mukatil’den işitilmediği de ayrıca belirtilmiştir.

Taberi Tefsiri
Bu âyetin tefsiri hakkında müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları şöyle demiştir: Bunun anlamı, dininiz üzerinde sabredin, kâfirlere karşı direnin ve onlara karşı nöbet tutun demektir.

Hasan-ı Basrî, Allah’ın: “Ey iman edenler! Sabredin, direnin ve nöbet tutun” buyruğu hakkında şöyle demiştir: Allah onlara dinleri üzerinde sabretmelerini emretmiştir; ne zorluk sebebiyle ne kolaylık sebebiyle, ne sevinç hâlinde ne de sıkıntı hâlinde dini terk etmesinler diye. Ayrıca onlara kâfirlere karşı direnmelerini ve müşriklere karşı nöbet tutmalarını emretmiştir.

Katâde de: “Allah’a itaatte sabredin, sapıklık ehline karşı direnin ve Allah yolunda nöbet tutun. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.” demiştir.

Yine Katâde, “Sabredin, direnin ve nöbet tutun” ifadesini: “Müşriklere karşı direnin ve Allah yolunda nöbet tutun.” şeklinde açıklamıştır.

İbn Cüreyc ise şöyle demiştir: “Sabredin” yani itaat üzerinde sabredin; “direnin” yani Allah’ın düşmanlarına karşı direnin; “nöbet tutun” yani Allah yolunda nöbet tutun.

Dahhâk da: “Size emredilen hususlarda sabredin, düşmana karşı direnin ve onlara karşı nöbet tutun.” demiştir.

Başka bazı âlimler ise şöyle demişlerdir: Bunun anlamı, dininiz üzerinde sabredin, Allah’ın size itaatiniz karşılığında vaat ettiği mükâfata güvenerek sebat edin ve düşmanlarınıza karşı nöbet tutun demektir.

Muhammed b. Ka‘b el-Kurazî şöyle demiştir: “Sabredin” yani dininiz üzerinde sabredin; “direnin” yani size vaat ettiğim mükâfata güvenerek sebat edin; “nöbet tutun” yani benim ve sizin düşmanlarınıza karşı nöbet tutun; onlar sizin dininize girinceye kadar mücadele edin.

Diğer bazı âlimler ise âyetin anlamını şöyle açıklamışlardır: Cihatta sabredin, düşmanınıza karşı direnin ve onlara karşı nöbet tutun.

Zeyd b. Eslem: “Cihad üzerinde sabredin, düşmanınıza karşı direnin ve düşmanınıza karşı nöbet tutun.” demiştir.

Zeyd b. Eslem’in rivayetine göre Ebû Ubeyde b. Cerrâh, Ömer b. Hattâb’a bir mektup göndererek Rum ordularının çokluğunu ve onlardan duyduğu endişeyi bildirmiştir. Bunun üzerine Ömer ona şu cevabı yazmıştır:

“Bir mümin kulun başına ne kadar büyük bir sıkıntı gelirse gelsin, Allah onun ardından mutlaka bir çıkış yolu yaratır. Bir zorluk iki kolaylığa asla galip gelemez. Allah kitabında şöyle buyurmaktadır: ‘Ey iman edenler! Sabredin, direnin, nöbet tutun ve Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.’”

Bazı müfessirler ise “nöbet tutun” ifadesini farklı yorumlayarak bunun namazları beklemek anlamına geldiğini söylemişlerdir. Yani bir namazdan sonra diğer namazı beklemek.

Ebû Seleme b. Abdurrahman şöyle demiştir:

“Ey kardeşimin oğlu! Bu âyetin hangi konuda indiğini biliyor musun?” Ben: “Hayır.” dedim. O da şöyle dedi: “Ey kardeşimin oğlu! Peygamber zamanında sınır boylarında nöbet tutulan bir gazâ yoktu. Buradaki anlam, bir namazdan sonra diğer namazı beklemektir.”

Ali’den rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın günahları ve hataları silmesine vesile olan şeyi size göstereyim mi? Zorluklara rağmen abdesti güzel almak ve bir namazdan sonra diğer namazı beklemek. İşte ribat budur.”

Câbir b. Abdullah’tan rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın günahları sildiği ve hataları bağışladığı şeyi size göstereyim mi?” Sahâbîler: “Evet ey Allah’ın Resûlü.” dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Abdesti tam almak, mescitlere çok adım atmak ve bir namazdan sonra diğer namazı beklemek. İşte ribat budur.”

Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın günahları döktüğü ve dereceleri yükselttiği şeyi size göstereyim mi?” Onlar: “Evet ey Allah’ın Resûlü.” dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Zorluk zamanlarında abdesti güzel almak, mescitlere çokça yürümek ve bir namazdan sonra diğer namazı beklemek. İşte ribat budur, işte ribat budur.”

Taberî der ki: Bu âyet hakkında yapılan açıklamalar içinde doğruya en yakın olan görüş şudur:

“Ey iman edenler!” yani Allah’ı ve Resûlünü tasdik edenler! Dininiz ve Rabbinize itaat konusunda sabredin.

Çünkü Allah sabrın herhangi bir çeşidini özel olarak belirtmemiştir. Bu sebeple âyet, Allah’ın emrettiği ve yasakladığı bütün hususlarda sabretmeyi kapsamaktadır. Zor olanında da kolay olanında da, ağır olanında da hafif olanında da sabır emredilmiştir.

“Direnin” buyruğu ise müşrik düşmanlarınıza karşı direnin anlamındadır. Çünkü Arap dilinde “müsâbere” karşılıklı olur; iki taraf arasında gerçekleşir. Bu nedenle müminlere düşmanlarına karşı sabır yarışında üstün gelmeleri, Allah onları zafere ulaştırıncaya, kelimesini yüceltinceye ve düşmanlarını zelil kılıncaya kadar sebat etmeleri emredilmiştir. Düşmanları kendilerinden daha sabırlı olmamalıdır.

“Nöbet tutun” buyruğunun anlamı da Allah yolunda müşrik düşmanlarınıza ve dininizin düşmanlarına karşı nöbet tutun demektir.

Taberî’ye göre ribatın asıl anlamı, düşmana karşı kullanılmak üzere atları bağlı ve hazır bulundurmaktır. Daha sonra bu kelime, sınır boylarında durarak arkasındaki Müslümanları koruyan, düşmanın saldırılarını önleyen herkes için kullanılmaya başlanmıştır. Bu kişi ister atlı olsun ister yaya olsun fark etmez.

Bu sebeple “nöbet tutun” ifadesinin en açık ve yaygın anlamı, Allah yolunda düşmana karşı sınır nöbeti tutmak ve hazırlıklı bulunmaktır. Ancak bunu başka bir anlama çevirecek kesin bir delil bulunursa o zaman farklı yorum kabul edilebilir.

“Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.”

Allah Teâlâ bununla şöyle buyurmaktadır:

Ey müminler! Allah’tan sakının. O’nun emrine karşı gelmekten ve yasaklarını çiğnemekten korkun. Böyle davranırsanız kurtuluşa erersiniz.

Yani ebedî nimetler içinde kalır, Allah katındaki isteklerinize ulaşırsınız.

Muhammed b. Ka‘b el-Kurazî bu âyet hakkında şöyle demiştir:

“Allah’tan sakının; benimle sizin aranızdaki hususlarda O’na karşı gelmekten korkun ki yarın benimle karşılaştığınızda kurtuluşa eresiniz.”

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

https://kutsalayet.de/ali-imran-199/,https://kutsalayet.de/nisa-1/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız