"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ali İmran 97

Onda apaçık ayetler vardır: İbrahim’in makamı. Kim oraya girerse emniyette olur. Yoluna güç yetirenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Fihi ayatun beyyinat (onda açık deliller vardır) makam ibrahim (İbrahim’in makamı vardır) ve men dehalehu kane amina (oraya giren güven içinde olur) ve li-llahi ala n-nasi hiccu l-beyti (insanlar üzerinde Allah için o evi hac etmek vardır) meni استطاع ileyhi sebilen (yol bulabilen için) ve men kefer fe-innallaha ganiyyun ani l-alemin (kim inkâr ederse Allah âlemlerden müstağnidir)

Mukatil Tefsiri
“Orada açık deliller vardır” yani “İbrahim’in makamı” gibi apaçık işaretler bulunur. “Kim oraya girerse güven içinde olur” yani cahiliye döneminde bile oraya giren kimseye dokunulmazdı. “Allah için insanların o evi haccetmesi gerekir” yani gücü yeten müminlere farzdır; bu güç de azık ve binektir. “Kim inkâr ederse” yani haccın farziyetini inkâr ederse, “Allah âlemlerden müstağnidir”

Taberi Tefsiri
Kıraat âlimleri bu ayetin okunması hususunda ihtilaf etmişlerdir. Şehirlerin kıraat imamları bunu: “İçinde apaçık deliller vardır” şeklinde, “ayet” kelimesinin çoğulu olarak okumuşlardır. Bunun anlamı: “Orada apaçık işaretler vardır” demektir. İbn Abbas ise bunu: “İçinde apaçık bir delil vardır” şeklinde okumuş ve bununla İbrahim’in makamını kastetmiştir; yani tek bir işaret murat edilmiştir. Daha sonra tefsir âlimleri, “İçinde apaçık deliller vardır” ifadesinin tefsiri ve bu delillerin neler olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları bunların İbrahim’in makamı, Meş’ar-i Haram ve benzeri şeyler olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşü söyleyenlerden biri İbn Abbas’tır. O, “İçinde apaçık deliller vardır” ifadesini: “İbrahim’in makamı ve Meş’ar” diye açıklamıştır. Katade ve Mücahid de: “İbrahim’in makamı apaçık delillerdendir” demişlerdir. Başkaları ise apaçık delillerin “İbrahim’in makamı ve oraya girenin güven içinde olması” olduğunu söylemişlerdir. Hasan el-Basrî de bu görüştedir. Başka bir grup ise apaçık delillerden maksadın yalnızca İbrahim’in makamı olduğunu söylemiştir. Süddî de bu görüşü benimsemiştir. Ayeti tekil okuyup “İçinde apaçık bir delil vardır” diyenler ise bu delilin İbrahim’in makamı olduğunu söylemişlerdir. Mücahid, makam üzerindeki ayak izlerinin apaçık bir delil olduğunu söylemiş ve “Oraya giren güven içinde olur” ifadesinin ise bundan ayrı bir husus olduğunu belirtmiştir. Yine ondan, makamdaki ayak izinin apaçık bir delil olduğu rivayet edilmiştir. Bu konuda doğruya en yakın görüş, apaçık deliller arasında İbrahim’in makamının da bulunduğunu söyleyen görüştür. Bu, Katade ve Mücahid’in görüşüdür. Buna göre ayette “onlardan biri” anlamı kastedilmiş, sözün delaletinden dolayı bu ifade açıkça zikredilmemiştir. Eğer biri: “Makam apaçık delillerden biridir; peki diğer deliller nelerdir?” diye sorarsa, bunlardan birinin makam, diğerlerinin ise Hicr ve Hatîm olduğu söylenir. Bu hususta en sahih kıraat, “İçinde apaçık deliller vardır” şeklindeki çoğul kıraattir. Çünkü Müslüman beldelerinin kıraat imamları bunun sahih kıraat olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. “İbrahim’in makamı” ifadesinin tefsiri ise daha önce Bakara Suresi’nde açıklanmıştır ve doğru görüşün, bugün bilinen makam olduğu belirtilmiştir. Buna göre ayetin anlamı şöyledir: İnsanlar için kurulan ilk mübarek ve âlemlere hidayet olan ev, Bekke’de bulunan evdir. Onun içinde Allah’ın kudretine ve dostu İbrahim’in izlerine dair deliller vardır. Bunlardan biri de Allah’ın dostu İbrahim’in üzerinde durduğu taşta kalan ayak izidir.

“Oraya giren güven içinde olur” ifadesinin tefsiri hakkında da tefsir âlimleri ihtilaf etmişlerdir. Bazıları bunun, cahiliye döneminde bir suç işleyip Kâbe’ye sığınan kişinin dokunulmaz kabul edildiğini bildiren bir haber olduğunu söylemişlerdir. Katade şöyle demiştir: “Bu hüküm cahiliye dönemindeydi. Bir kişi ne kadar büyük suç işlemiş olursa olsun Allah’ın haremine sığındığında ona dokunulmazdı. Fakat İslam’da Allah’ın had cezaları engellenmez. Orada hırsızlık yapanın eli kesilir, zina yapanın cezası uygulanır, adam öldüren öldürülür.” Hasan el-Basrî de, harem bölgesinin Allah’ın had cezalarını engellemeyeceğini söylemiştir. Katade de onun görüşünü benimsemiştir. Yine Katade, bunun cahiliye dönemine ait bir uygulama olduğunu, fakat günümüzde harem içinde hırsızlık yapanın elinin kesileceğini, adam öldürenin öldürüleceğini ve müşrikler ele geçirildiğinde onların da öldürüleceğini söylemiştir. Mücahid ise adam öldürüp hareme sığınan kişinin haremden çıkarılıp daha sonra hakkında kısas uygulanacağını söylemiştir. Hasan ve Atâ da aynı görüştedir. Bu görüşe göre ayetin anlamı şöyledir: Orada apaçık deliller vardır; İbrahim’in makamı bunlardandır ve oraya giren kişi cahiliye döneminde güven içinde olurdu.

Başkaları ise ayetin anlamının, “Oraya kim girerse güven içinde olsun” şeklinde olduğunu söylemişlerdir. Bu, ceza ve mükâfat anlamında kullanılan bir ifade olup “Kim bana gelirse ona ikram ederim” sözündeki kullanım gibidir. Onlara göre cahiliye döneminde harem, korkan herkesin sığınağı ve suç işleyen herkesin barınağıydı. Bir kişi babasının veya oğlunun katiliyle bile orada karşılaşsa ona dokunmazdı. İslam da bu saygınlığı daha da artırmıştır. İbn Abbas şöyle demiştir: “Bir kişi adam öldürür veya hırsızlık yapar, sonra hareme girerse ona yardım edilmez ve barınak verilmez; sonunda sıkılıp haremden çıkar ve hakkında had cezası uygulanır.” Kendisine bunun sorulması üzerine İbn Abbas, haremde yakalanıp dışarı çıkarılarak cezanın uygulanabileceğini söylemiştir. Yine İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre, harem dışında suç işleyip sonra hareme sığınan kişiye dokunulmaz; onunla alışveriş yapılmaz, konuşulmaz, barındırılmaz; sonunda haremden çıkınca cezası uygulanır. Fakat suçu harem içinde işlemişse cezası orada uygulanır. Yine ondan rivayet edildiğine göre, bir kişi bir suç işledikten sonra Beytullah’a sığınırsa, çıkıncaya kadar Müslümanlar ona ceza uygulamazlar; ancak dışarı çıktığında had cezasını yerine getirirler. İbn Ömer de: “Ömer’in katilini haremde bulsaydım ona dokunmazdım” demiştir. Atâ’dan da, haremde işlenmeyen bir suç sebebiyle had cezasının harem içinde uygulanmayacağı rivayet edilmiştir. Âmir eş-Şa‘bî, harem dışında suç işleyip sonra hareme kaçan kişinin güven içinde olacağını; fakat suçu haremde işlemişse cezasının orada uygulanacağını söylemiştir. Said b. Cübeyr ve Atâ b. Ebî Rebâh da, adam öldürüp hareme sığınan kişinin alışverişten, yiyecekten, içecekten ve barınaktan mahrum bırakılacağını, sonunda haremden çıkınca yakalanacağını söylemişlerdir. İbn Abbas’tan da aynı anlamda rivayetler gelmiştir. Süddî ise şöyle demiştir: “Bir adam birini öldürse, sonra Kâbe’ye sığınıp ona iltica etse, maktulün kardeşinin onu öldürmesi helal olmaz.” Başka bir grup ise ayetin anlamının: “Oraya giren ateşten emin olur” demek olduğunu söylemiştir.

Taberî’ye göre doğru görüş, İbn Zübeyr, Mücahid ve Hasan’ın görüşüdür. Buna göre hareme sığınan kişi, orada bulunduğu sürece güven içindedir. Eğer harem dışında suç işlemiş ve sonra hareme sığınmışsa, oradan çıkarıldıktan sonra cezası uygulanır. Suçunu harem içinde işlemişse cezası orada uygulanır. Buna göre ayetin anlamı şöyledir: Orada apaçık deliller vardır; İbrahim’in makamı bunlardandır. Oraya sığınan kişi, orada bulunduğu sürece sığındığı şeyden emniyet içinde olur. Eğer biri: “Allah oraya gireni güven içinde kılmışken, neden ona had cezası uygulanıyor?” diye sorarsa, buna cevap olarak denir ki: Selef âlimleri, harem dışında suç işleyip sonra oraya sığınan kişinin cezasının orada uygulanmayacağı, fakat oradan çıkarıldıktan sonra uygulanacağı konusunda ittifak etmişlerdir. İhtilaf ettikleri husus yalnızca onun nasıl çıkarılacağıdır. Bazıları, yiyecek, içecek, barınma ve benzeri ihtiyaçlardan mahrum bırakılarak çıkmaya mecbur edilmesi gerektiğini söylemiş; bazıları ise çıkarılmasını sağlayacak her yolun kullanılabileceğini savunmuştur. Ancak herkes, sonunda onun çıkarılıp cezasının uygulanacağı konusunda birleşmiştir. Ayrıca Allah, kullarından birinin üzerine vacip olan had cezasını, yalnızca belirli bir yere sığınmış olması sebebiyle kaldırmamıştır. Bu nedenle, harem dışında işlenen suçlar için gerekli ceza, kişi haremden çıkarıldıktan sonra uygulanır. Böylece ayetin anlamı da: “Oraya giren, orada bulunduğu sürece güven içindedir” şeklinde anlaşılmış olur.

“Allah için, yoluna gücü yetenlerin Beyt’i haccetmesi insanlar üzerinde bir haktır” ifadesinin anlamı şudur: Allah Teâlâ, Beyt-i Haram’a gitmeye gücü yeten mükellef kullar üzerine o evi haccetmeyi farz kılmıştır. Daha önce hac kelimesinin anlamı açıklanmıştır. Tefsir âlimleri, “Oraya yol bulabilen kimse” ifadesindeki “yol bulabilme”nin ne olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları bunun azık ve binek olduğunu söylemişlerdir. Ömer b. Hattab: “Yol bulabilmek, azık ve binektir” demiştir. Amr b. Dinar da aynı görüştedir. İbn Abbas ise: “Yol bulabilmek; azık ve devedir” demiştir. Yine ondan rivayet edildiğine göre, kişinin bedeninin sağlıklı olması ve kendisini sıkıntıya sokmayacak miktarda azık ve binek masrafına sahip olması da buna dahildir. Said b. Cübeyr, İbn Abbas’tan: “Üç yüz dirheme sahip olan kişi, hac yoluna güç yetirmiş sayılır” sözünü rivayet etmiştir. Atâ, Süddî, Hasan el-Basrî ve Said b. Cübeyr de yol bulabilmenin azık ve binek anlamına geldiğini söylemişlerdir. Hasan el-Basrî’nin rivayetine göre Nebi’ye bu ayet okununca bir adam: “Ey Allah’ın Elçisi! Yol nedir?” diye sormuş, o da: “Azık ve binek” diye cevap vermiştir. Bu görüşü benimseyenler, Resûl’den rivayet edilen haberleri de delil göstermişlerdir.

“Azık ve binek.” Muhammed b. Sinân bana rivayet etti; dedi ki: Ebû Huzeyfe bize rivayet etti; dedi ki: Süfyân, İbrahim el-Hûzî’den, o da Muhammed b. Abbâd’dan, o da İbn Ömer’den rivayet ettiğine göre Peygamber, Allah’ın “Kim ona bir yol bulmaya güç yetirirse” buyruğu hakkında şöyle demiştir: “Hacca giden yol, azık ve binektir.” Humeyd b. Mes‘ade bize rivayet etti; dedi ki: Bişr b. Mufaddal bize rivayet etti; dedi ki: Yûnus bize rivayet etti. Yakub b. İbrahim de bana rivayet etti; dedi ki: İbn Uleyye, Yûnus’tan, o da Hasan’dan rivayet etti. Hasan dedi ki: Resûlullah, “Yoluna gücü yetenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır” ayetini okudu. Dediler ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Yol nedir?” O da: “Azık ve binek” buyurdu. Ebû Osman el-Mukaddimî ve Müsennâ b. İbrahim bize rivayet ettiler; dediler ki: Müslim b. İbrahim bize rivayet etti; dedi ki: Hilâl b. Ubeydullah, Ebû İshak’tan, o da Hâris’ten, o da Ali’den rivayet ettiğine göre Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kim kendisini Allah’ın evine ulaştıracak azığa ve bineğe sahip olur da hac yapmazsa, Yahudi veya Hristiyan olarak ölmesinde kendisi için fark yoktur. Çünkü Allah kitabında şöyle buyurmuştur: ‘Yoluna gücü yetenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.’” Bişr bize rivayet etti; dedi ki: Yezîd bize rivayet etti; dedi ki: Saîd, Katâde’den, o da Hasan’dan rivayet etti. Hasan dedi ki: Bize ulaştığına göre bir kişi Peygamber’e: “Ey Allah’ın Resûlü! Ona giden yol nedir?” diye sordu. O da: “Azık ve binek bulan kimse” buyurdu. Ahmed b. Hasan et-Tirmizî bize rivayet etti; dedi ki: Şâz b. Feyyâd el-Basrî bize rivayet etti; dedi ki: Hilâl b. Hişâm, Ebû İshak el-Hemedânî’den, o da Hâris’ten, o da Ali b. Ebî Tâlib’den rivayet etti. Ali dedi ki: Resûlullah şöyle buyurdu: “Kim azığa ve bineğe sahip olur da hac yapmazsa, Yahudi veya Hristiyan olarak ölür. Çünkü Allah kitabında şöyle buyurmuştur: ‘Yoluna gücü yetenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.’” Ahmed b. Hâzim bana rivayet etti; dedi ki: Ebû Nuaym bize rivayet etti; dedi ki: Hammâd b. Seleme, Katâde ve Humeyd’den, onlar da Hasan’dan rivayet ettiğine göre bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü! Ona giden yol nedir?” diye sordu. O da: “Azık ve binek” buyurdu. Muhammed b. Beşşâr bize rivayet etti; dedi ki: Haccâc b. Minhâl bize rivayet etti; dedi ki: Hammâd, Katâde’den, o da Hasan’dan, o da Peygamber’den bunun benzerini rivayet etti.

Başka bazıları ise şöyle demiştir: Kişi ona güç yetirdiğinde haccın üzerine farz olduğu “yol”, oraya ulaşabilme kudretidir. Bu bazen yürümekle, bazen binmekle olur. Bazen de bunlar bulunduğu hâlde düşman engeli, yolun kapalı olması, suyun azlığı ve benzeri sebeplerle oraya ulaşmak mümkün olmayabilir. Onlar dediler ki: Bu konuda Allah’ın “ona yol bulabilen kimse” diye açıklamasından daha açık bir beyan yoktur. Bu da kişinin kendisi ile oraya ulaşması arasında bir engel ve perde bulunmaksızın oraya ulaşabilmesidir. Bu bazen bineği olmasa bile yalnız yürümekle olur, bazen de binek ve başka vasıtalarla olur. Bu görüşü söyleyenlerden biri olarak Muhammed b. Beşşâr bize rivayet etti; dedi ki: Abdurrahman b. Mehdî bize rivayet etti; dedi ki: Süfyân, Hâlid b. Ebî Kerîme’den, o da bir adamdan, o da İbn Zübeyr’den rivayet etti. İbn Zübeyr, “Yoluna gücü yetenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır” buyruğu hakkında şöyle dedi: “Gücü ölçüsündedir.” Yahyâ b. Ebî Tâlib bize rivayet etti; dedi ki: Yezîd bize haber verdi; dedi ki: Cüveybir, Dahhâk’tan rivayet etti. Dahhâk, “Kim ona bir yol bulmaya güç yetirirse” buyruğu hakkında şöyle dedi: “Azık ve binektir. Eğer genç ve sağlıklı olup malı yoksa, yiyeceği ve bineği karşılığında kendisini kiraya vermesi ve haccını tamamlaması gerekir.” Birisi ona: “Allah insanları Beyt’e yürümekle mi yükümlü kıldı?” dedi. Dahhâk şöyle cevap verdi: “Onlardan birinin Mekke’de mirası olsaydı onu bırakır mıydı? Vallahi sürünerek bile olsa oraya giderdi. İşte hac da onun üzerine böyle vacip olur.” Muhammed b. Beşşâr bize rivayet etti; dedi ki: Muhammed b. Bekr bize rivayet etti; dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi. İbn Cüreyc dedi ki: Atâ şöyle demiştir: “Kendisini oraya ulaştıracak bir şey bulan kimse yol bulmuş demektir. Nitekim Allah ‘Kim ona bir yol bulmaya güç yetirirse’ buyurmuştur.” Ahmed b. Hâzim bize rivayet etti; dedi ki: Ebû Nuaym bize rivayet etti; dedi ki: Ebû Hâni’ bize rivayet etti. Âmir’e bu ayet soruldu: “Yoluna gücü yetenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.” O da: “Yol, Allah’ın kolaylaştırdığı şeydir” dedi. Muhammed b. Sinân bana rivayet etti; dedi ki: Ebû Bekir el-Hanefî bize rivayet etti; dedi ki: Abbâd, Hasan’dan rivayet etti. Hasan şöyle dedi: “Kendisini oraya ulaştıracak bir şey bulan kimse ona yol bulmaya güç yetirmiştir.” Başka bazıları ise şöyle demiştir: Ona giden yol sağlıktır. Bu görüşü söyleyenlerden biri olarak Muhammed b. Humeyd, Muhammed b. Abdullah b. Abdülhakem ve Müsennâ b. İbrahim bize rivayet ettiler; dediler ki: Ebû Abdurrahman el-Mukrî bize rivayet etti; dedi ki: Hayve b. Şüreyh ve İbn Lehîa bize rivayet ettiler; dediler ki: Şurahbîl b. Şerîk el-Meâfirî bize haber verdi. O, İbn Abbas’ın azatlısı İkrime’nin bu ayet hakkında şöyle dediğini işitmiştir: “Yol, sağlıktır.” Başkaları ise şöyle demiştir: Yûnus bana rivayet etti; dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi. İbn Zeyd, Allah’ın “Yoluna gücü yetenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır” buyruğu hakkında şöyle dedi: “Harcama, beden ve binek bakımından güç bulan kimse demektir. Eğer bedeninde hac yapmasına engel olan bir durum varsa, mal bakımından gücü olsa bile üzerine hac yoktur. Nitekim bedeni sağlam olup mal ve imkân bulamayan kimseye de yürümekle yükümlü tutulmaz denilir.” Bu konuda bize göre doğruya en yakın görüş, İbn Zübeyr ve Atâ’nın görüşüdür. Yani bu, kişinin gücü ölçüsündedir. Çünkü Arap dilinde “sebîl” yol demektir. Kim hacca giden bir yol bulur da onu bundan alıkoyan bir hastalık, acizlik, düşman, yolunda su azlığı veya azık eksikliği bulunmaz ve yürümekten de aciz olmazsa hac onun üzerine farz olur; onu eda etmedikçe sorumluluktan kurtulmaz. Eğer bir yol bulamıyorsa, yani saydığımız bu sebeplerden biri sebebiyle hac yapmaya güç yetiremiyorsa, o kimse oraya yol bulamayan ve ona güç yetiremeyen kimselerdendir. Çünkü buna güç yetirmek, ona kudret sahibi olmaktır. Bu zikrettiğimiz sebeplerden biriyle veya başka bir sebeple aciz olan kimse ise ona güç yetiren ve yol bulabilen kimse değildir.

Bu görüşün diğerlerine göre daha doğru olduğunu söylememizin sebebi şudur: Allah, insanlara hac farzını yüklerken ona yol bulmaya güç yetirenlerden bir kısmını bu farzdan düşürerek özel olarak ayırmamıştır. Ayetin umumuna göre bu farz, ona yol bulmaya güç yetiren herkes üzerinedir. Resûlullah’tan “azık ve binek” olduğuna dair rivayet edilen haberlere gelince, bunların isnadlarında incelenmesi gereken durumlar vardır; din konusunda böyle rivayetlerle delil getirmek caiz değildir. Kıraat âlimleri “hac” kelimesinin okunması hakkında da ihtilaf etmişlerdir. Medine ve Irak kıraat âlimlerinden bir grup bunu kesre ile “hıccu’l-beyt” şeklinde okumuş, onlardan başka bir grup ise fetha ile “haccu’l-beyt” şeklinde okumuştur. Bunların ikisi de Araplar arasında bilinen iki dildir. Kesreli okuyuş Necid halkının dili, fethalı okuyuş ise Âliye halkının dilidir. Arap dili âlimlerinden hiç kimsenin bu ikisi arasında anlam bakımından bir fark iddia ettiğini görmedik; yalnızca iki farklı lehçe olduklarını söylemişlerdir. Ancak Ebû Hişâm er-Rifâî’nin bize rivayet ettiğine göre Hüseyin el-Cu‘fî şöyle demiştir: “Fethalı ‘hac’ isimdir, kesreli ‘hic’ ise ameldir.” Fakat bu, Arap dillerini ve sözlerinin anlamlarını bilenlerin tanıdığı bir görüş değildir. Aksine onların, anlattığımız gibi bu ikisinin aynı anlamda iki lehçe olduğu üzerinde birleştiklerini gördüm. Bu kelimenin kıraatinde bizim görüşümüz şudur: Bu iki kıraat Müslümanların okuyuşunda yaygın olduğuna ve aralarında anlam veya başka bir yönden fark bulunmadığına göre, ikisi de hüccet olarak gelmiş kıraatlerdir. Dolayısıyla okuyucu ister “hac” kelimesinin hâ harfini kesreyle, ister fethayla okusun, doğru okumuş olur. “Kim güç yetirirse” ifadesindeki “kim” kelimesi ise “insanlar” kelimesinden bedel olmak üzere cer mahallindedir. Çünkü sözün anlamı şudur: İnsanlardan Beyt’i haccetmeye yol bulabilen kimsenin haccetmesi Allah’ın hakkıdır. “İnsanlar” zikredildikten sonra “kim ona bir yol bulmaya güç yetirirse” sözüyle onlardan bu farzın kimlerin üzerine olduğu açıklanmıştır. Çünkü bu farz bütün insanların değil, bir kısmının üzerinedir.

“Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” buyruğunun tefsiri şöyledir: Allah bununla şunu kastetmektedir: Kim Allah’ın, Beyt’ini haccetme farzı olarak kendisine yüklediği şeyi inkâr eder, onu reddeder ve ona karşı küfrederse, Allah ondan da onun haccından da amelinden de cin ve insanlardan oluşan bütün yaratılmışlardan da müstağnidir. İbn Beşşâr bize rivayet etti; dedi ki: Abdurrahman bize rivayet etti; dedi ki: Abdülvâhid b. Ziyâd, Haccâc b. Ertât’tan, o da Muhammed b. Ebî’l-Mücâlid’den rivayet etti. Muhammed dedi ki: Mıksem’in İbn Abbas’tan “Kim inkâr ederse” sözü hakkında şöyle dediğini işittim: “Kim onun kendisine farz olmadığını ileri sürerse.” Yakub b. İbrahim bana rivayet etti; dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti; dedi ki: Haccâc, Atâ’dan ve Cüveybir de Dahhâk’tan rivayet etti. Onlar, “Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” buyruğu hakkında şöyle dediler: “Kim haccı inkâr eder ve onu kabul etmezse.” İbn Beşşâr bize rivayet etti; dedi ki: Abdurrahman bize rivayet etti; dedi ki: Hüşeym, Haccâc b. Ertât’tan, o da Atâ’dan rivayet etti. Atâ şöyle dedi: “Kim onu inkâr ederse.” İbn Beşşâr bize rivayet etti; dedi ki: Abdurrahman bize rivayet etti; dedi ki: İmrân el-Kattân şöyle diyordu: “Kim haccın kendi üzerine olmadığını ileri sürerse.” Muhammed b. Sinân bize rivayet etti; dedi ki: Ebû Bekir, Abbâd’dan, o da Hasan’dan rivayet etti. Hasan, “Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” buyruğu hakkında şöyle dedi: “Kim onu inkâr eder ve onu kendi üzerinde bir hak olarak görmezse, işte bu küfürdür.” Muhammed b. Amr bana rivayet etti; dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti; dedi ki: Îsâ, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid, “Kim inkâr ederse” ifadesi hakkında: “Kim haccı inkâr ederse” dedi. Abdülhamîd b. Beyân bize rivayet etti; dedi ki: İshak b. Yûsuf bize haber verdi; dedi ki: Ebû Bişr, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid, “Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” buyruğu hakkında şöyle dedi: “Kim haccı inkâr ederse, Allah’ı inkâr etmiş olur.” Müsennâ bana rivayet etti; dedi ki: Ya‘lâ b. Esed bize rivayet etti; dedi ki: Hâlid, Hişâm b. Hassân’dan, o da Hasan’dan rivayet etti. Hasan, Allah’ın “Yoluna gücü yetenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim inkâr ederse…” buyruğu hakkında şöyle dedi: “Kim onu kendi üzerine vacip görmezse.” Müsennâ bana rivayet etti; dedi ki: Ebû Huzeyfe bize rivayet etti; dedi ki: Şibl, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid, “Kim inkâr ederse” ifadesi hakkında: “Haccı” dedi. Başka bazıları ise bunun anlamının, kişinin haccında kendisi için sevap olduğuna ve onu terk etmesinde günah ve ceza bulunduğuna inanmaması olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşü söyleyenlerden biri olarak Yakub b. İbrahim bana rivayet etti; dedi ki: İbn Uleyye bize rivayet etti; dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi; dedi ki: Abdullah b. Müslim, Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid, “Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” buyruğu hakkında şöyle dedi: “Bu, hac yaptığında onu bir iyilik olarak görmeyen, oturduğunda da bunu bir günah olarak görmeyen kimsedir.” Abdülhamîd b. Beyân bize rivayet etti; dedi ki: İshak b. Yûsuf bize haber verdi; o da İbn Cüreyc’den, o da Mücâhid’den aynı sözü rivayet etti: “Hac yaptığında onu bir iyilik olarak görmez, oturduğunda da bunu bir günah saymaz.” Ahmed b. Hâzim bana rivayet etti; dedi ki: Ebû Nuaym bize rivayet etti; dedi ki: Matar, Ebû Dâvûd Nüfey‘den rivayet etti. Ebû Dâvûd dedi ki: Resûlullah “Yoluna gücü yetenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” ayetini okudu. Hüzeyl’den bir adam kalkıp: “Ey Allah’ın Resûlü! Onu terk eden kimse kâfir mi olur?” diye sordu. O da şöyle buyurdu: “Kim onu terk eder ve onun cezasından korkmazsa; kim de hac yapar ve onun sevabını ummazsa, işte o böyledir.” Müsennâ bana rivayet etti; dedi ki: Abdullah b. Sâlih bize rivayet etti; dedi ki: Muâviye, Ali’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas, “Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” buyruğu hakkında şöyle dedi: “Kim haccı inkâr eder, haccını bir iyilik olarak görmez ve onu terk etmeyi günah saymazsa.”

Başkaları ise bunun anlamının, “Kim Allah’ı ve ahiret gününü inkâr ederse” olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşü söyleyenlerden biri olarak İbn Humeyd bize rivayet etti; dedi ki: Cerîr, Mansûr’dan, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid’e “Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” ayeti hakkında “Bu küfür nedir?” diye sordum. O da: “Allah’ı ve ahiret gününü inkâr eden kimsedir” dedi. İbn Beşşâr bize rivayet etti; dedi ki: Abdurrahman b. Mehdî bize rivayet etti; dedi ki: Süfyân, Mansûr’dan, o da Mücâhid’den rivayet etti. Mücâhid, “Kim inkâr ederse” hakkında: “Allah’ı ve ahiret gününü inkâr eden kimse” dedi. Yahyâ b. Ebî Tâlib bize rivayet etti; dedi ki: Yezîd bize haber verdi; dedi ki: Cüveybir, Dahhâk’tan rivayet etti. Dahhâk, “Yoluna gücü yetenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır” buyruğu hakkında şöyle dedi: Hac ayeti indiğinde Resûlullah bütün din mensuplarını topladı ve şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Allah size haccı farz kıldı, haccedin!” Bunun üzerine bir millet ona iman etti; onlar Peygamber’i tasdik eden ve ona iman eden kimselerdi. Beş millet ise onu inkâr etti ve: “Ona iman etmeyiz, ona doğru namaz kılmayız, ona yönelmeyiz” dediler. Bunun üzerine Allah “Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” buyurdu. Ahmed b. Hâzim bana rivayet etti; dedi ki: Ebû Nuaym bize haber verdi; dedi ki: Ebû Hâni’ bize rivayet etti. Âmir’e “Kim inkâr ederse” sözü soruldu. O da: “Yaratılmışlardan kim inkâr ederse, Allah ondan müstağnidir” dedi. Muhammed b. Sinân bana rivayet etti; dedi ki: Ebû Huzeyfe bize rivayet etti; dedi ki: Süfyân, İbrahim’den, o da Muhammed b. Abbâd’dan, o da İbn Ömer’den, o da Peygamber’den rivayet etti. Peygamber, Allah’ın “Kim inkâr ederse” buyruğu hakkında: “Kim Allah’ı ve ahiret gününü inkâr ederse” buyurdu. Muhammed b. Amr bana rivayet etti; dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti; dedi ki: Îsâ, İbn Ebî Necîh’ten, o da İbn Abbas’ın azatlısı İkrime’den rivayet etti. İkrime dedi ki: Allah’ın “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa…” buyruğu hakkında din mensupları: “Biz Müslümanlarız” dediler. Bunun üzerine Allah “Yoluna gücü yetenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” buyurdu. Müminler hac yaptı, kâfirler ise oturdu. Başka bazıları ise bunun anlamının, “Kim İbrahim’in makamındaki bu ayetleri inkâr ederse” olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşü söyleyenlerden biri olarak Yûnus bana rivayet etti; dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi. İbn Zeyd, “Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” buyruğu hakkında, “Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ev Bekke’de bulunan evdir” ayetinden başlayarak “Kim ona bir yol bulmaya güç yetirirse ve kim inkâr ederse” kısmına kadar okudu ve şöyle dedi: “Kim bu ayetleri inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir.” Bu, onların söyledikleri gibi “Kişi zengin olup gücü bulunduğu hâlde hac yapmazsa bunları inkâr etmiş olur” anlamında değildir. Müşriklerden bir topluluk: “Biz bunları inkâr ederiz ve bunu yapmayız” dediler. Bunun üzerine Allah “Şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” buyurdu. Başka bazıları ise şöyle demiştir: İbrahim b. Abdullah b. Müslim bana rivayet etti; dedi ki: Ebû Ömer ed-Darîr bize haber verdi; dedi ki: Hammâd, Habîb b. Ebî Bakıyye’den, o da Atâ b. Ebî Rebâh’tan rivayet etti. Atâ, “Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir” buyruğu hakkında şöyle dedi: “Kim Beyt’i inkâr ederse.” Başka bazıları ise onun inkârının, ölünceye kadar haccı terk etmesi olduğunu söylemişlerdir. Bu görüşü söyleyenlerden biri olarak Muhammed b. Hüseyin bize rivayet etti; dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bana rivayet etti; dedi ki: Esbât, Süddî’den rivayet etti. Süddî şöyle dedi: “Kim inkâr ederse” ifadesine gelince, hac yapacak imkânı bulup da hac yapmayan kimse kâfirdir. Bu konudaki tefsirlerin doğruya en yakını, “Kim inkâr ederse” sözünün, “Kim bu farzı inkâr eder ve vacip oluşunu reddederse” anlamında olduğunu söyleyen görüştür. Çünkü “Kim inkâr ederse” buyruğu, “Yoluna gücü yetenlerin Beyt’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır” buyruğunun hemen ardından gelmiştir. Bu sebeple onun haccı inkâr eden kimse hakkında bir haber olması, başka biri hakkında olmasından daha uygundur. Ayrıca Allah’ın üzerine farz kıldığı kimse için hac farzını inkâr eden kişi, Allah’ı inkâr etmiş olur. Küfrün aslı inkârdır. Haccı inkâr eden ve farz oluşunu reddeden kimse, şüphesiz hac yapsa bile haccıyla bir iyilik ummaz; onu terk edip hac yapmasa da bunu bir günah saymaz. Bu tefsirler lafız bakımından farklı olsa da anlam bakımından birbirine yakındır.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/ali-imran-96/,https://kutsalayet.de/ali-imran-98/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız