Allah sizi boş yere yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat kalplerinizin kazandığı şeylerden dolayı sizi sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
La yuahizukum (sizi sorumlu tutmaz) llahu (Allah) bi-lagvi fi eymanikum (boş yere yaptığınız yeminlerden dolayı) velakin yuahizukum (fakat sorumlu tutar) bima kesebet kulubukum (kalplerinizin kazandığı şeylerden dolayı) vallahu gafurun halim (Allah bağışlayıcıdır yumuşak davranandır)
Mukatil Tefsiri
“Boş yere yaptığınız yeminler” kişinin doğru olduğunu sanarak ettiği fakat gerçekte yanlış çıkan yeminlerdir. Böyle bir yeminden dolayı Allah kulunu sorumlu tutmaz ve bunda kefaret yoktur. İşte bu Allah’ın affıdır.
“Fakat kalplerinizin kazandığı şeylerden dolayı sizi sorumlu tutar.” buyruğu ise, kişinin bilerek ve kasten yalan yere ettiği yeminleri ifade etmektedir. Kalbin bağlandığı ve sahibinin yalan olduğunu bildiği bu tür yeminlerde sorumluluk ve kefaret vardır.
“Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır.” buyruğu da, hata ile yapılan yeminlerde Allah’ın kullarını bağışladığını ve hemen cezalandırmayıp mühlet verdiğini ifade etmektedir.
Taberi Tefsiri
Tevil ehli, “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” sözü hakkında ve “lağv”ın anlamı konusunda ihtilafa düştü. Onlardan bazıları şöyle dedi: Bunun anlamı, Allah’ın sizi aceleyle ve süratle dilinizden çıkan yeminlerden dolayı sorumlu tutmamasıdır. Çünkü siz gerçekten yemin etmeyi kastetmemişsinizdir. Bu, kişinin “Vallahi bunu yaptı”, “Vallahi yaparım”, “Vallahi yapmam” demesi gibidir. Konuşanın dili, sözünü sürdürürken alışkanlıkla yemini de beraberinde getirir.
Bu görüşü söyleyenlerden biri olan İbn Abbas, “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu, ‘Evet vallahi’, ‘Hayır vallahi’ sözleridir.”
Âişe de bu ayet hakkında şöyle demiştir: “Bu, ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir.” Atâ da Âişe’den aynı şekilde rivayet etmiştir.
Hişam b. Urve’nin babasından rivayet ettiğine göre, Âişe’ye “lağv yemini” sorulmuş, o da şöyle demiştir: “Bu, insanların birbirlerine cevap verirken söyledikleri ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir.”
Başka bir rivayette Âişe, “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayeti hakkında yine: “Hayır vallahi, evet vallahi.” demiştir.
Yine Âişe şöyle demiştir: “Bu, kişinin sözünü sürdürürken söylediği ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir.”
Atâ şöyle demiştir: Ubeyd b. Umeyr ile birlikte Âişe’nin yanına girdim. Ona: “Ey müminlerin annesi! ‘Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.’ sözü hakkında ne dersin?” diye sorduk. Âişe şöyle dedi: “Bu, ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir. Bunlar bağlanmış yeminlerden değildir.”
Başka bir rivayette Âişe şöyle demiştir: “Bu, kişinin kalbiyle bağlamadığı ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir.”
Atâ şöyle demiştir: Ubeyd b. Umeyr ile birlikte Sevr’de komşuluk yapan Âişe’nin yanına gittik. Ubeyd ona lağv yeminini sordu. Âişe de: “Hayır vallahi, evet vallahi.” dedi.
Atâ’nın rivayet ettiğine göre Âişe şöyle demiştir: Resulullah şöyle buyurdu: “Bu, kişinin evinde söylediği ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir.”
Urve’nin Âişe’den rivayet ettiğine göre Âişe şöyle demiştir: “Bunlar insanların bir mesele hakkında tartışırken söyledikleri sözlerdir. Şu biri: ‘Hayır vallahi’, diğeri: ‘Evet vallahi’, bir başkası: ‘Kesinlikle vallahi’ der. Onlar mesele hakkında tartışırlar fakat kalpleri bu sözlere bağlanmaz.”
Şa‘bî de ayet hakkında şöyle demiştir: “Bu, kişinin sözünü sürdürürken söylediği ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir. Bunlarda kefaret yoktur.”
Başka bir rivayette Şa‘bî şöyle demiştir: “Bu, kişinin konuşmasını sürdürürken söylediği ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir.”
Âmir’e bu ayet sorulduğunda şöyle demiştir: “Bu, ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir.”
Ebu Kilâbe, “‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözlerinin lağv olmasını umarım.” demiştir. Başka bir rivayette ise “bunların bir dil alışkanlığı olduğunu umarım” demiştir.
Ebu Salih şöyle demiştir: “Hayır vallahi, evet vallahi.”
Atâ’dan rivayet edildiğine göre Âişe, “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu, ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir.”
İkrime ise şöyle demiştir: “Bu, insanların söylediği ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir.”
Şa‘bî ve İkrime birlikte şöyle demişlerdir: “Hayır vallahi, evet vallahi.”
Atâ şöyle demiştir: Ubeyd b. Umeyr ile birlikte Âişe’nin yanına girdim. Ona sorduk. Âişe şöyle dedi: “Hayır vallahi, evet vallahi.”
Âişe’den başka bir rivayette de şöyle gelmiştir: “Bu, ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir.”
Yine Âişe şöyle demiştir: “Bu, senin ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ demendir. Bunlar bağlayıcı yemin değildir.”
Şa‘bî şöyle demiştir: “Lağv, kişinin kalbiyle bağlamadığı sürece konuşması arasında söylediği ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir.”
Âişe şöyle demiştir: “Lağv yemini, kişinin kalbiyle bağlamadığı ‘Hayır vallahi’, ‘Evet vallahi’ sözleridir.”
Mücahid ise ayeti alışveriş örneğiyle açıklamış ve şöyle demiştir: “İki kişi alışveriş yaparken biri: ‘Vallahi bunu sana şu fiyata satmam.’ der, diğeri de: ‘Vallahi bunu şu fiyata almam.’ der. İşte bu lağvdır ve bundan dolayı sorumlu tutulmazlar.”
Başka alimler ise şöyle demiştir: Lağv yemini, kişinin doğru olduğunu sanarak ettiği, fakat sonradan gerçeğin onun düşündüğünün aksine ortaya çıktığı yemindir.
Ebu Hureyre şöyle demiştir: “Lağv yemini, kişinin bir şey hakkında doğru olduğunu sanarak yemin etmesi, sonra işin onun düşündüğü gibi olmadığının ortaya çıkmasıdır.”
İbn Abbas da şöyle demiştir: “Lağv, kişinin bir şeyi doğru sanarak üzerine yemin etmesi, fakat gerçekte onun doğru olmamasıdır.”
Başka bir rivayette İbn Abbas şöyle demiştir: “Bu ayet, kişinin zarar verecek bir işi yapacağına dair yemin edip sonra yapmayarak daha hayırlısını tercih etmesi hakkındadır. Allah ona yeminine kefaret vermesini ve daha hayırlı olanı yapmasını emretmiştir. Lağvdan biri de kişinin doğruluğu amaçlayarak bir iş hakkında yemin etmesi fakat yemininde hata etmiş olmasıdır. Böyle bir kimseye kefaret gerekir ancak günah yoktur.”
Süleyman b. Yesar ise şöyle demiştir: “Bu, kasıtsız hatadır.”
Hasan el-Basrî ise şöyle demiştir: “Bu, kişinin bir şey üzerine gerçekten öyle olduğuna inanarak yemin etmesi, sonra durumun öyle çıkmamasıdır. Allah onu bundan dolayı sorumlu tutmaz ve kefaret de gerekmez. Sorumluluk ve kefaret ise kişinin bilerek yaptığı yeminlerdedir.”
Hasan’dan başka bir rivayette şöyle gelmiştir: “Bu, kişinin ancak durumun yemin ettiği gibi olduğuna inanarak yemin etmesidir.”
Yine Hasan şöyle demiştir: “Bu, kişinin bir şey üzerine gerçekten öyle olduğuna inanarak yemin etmesi, sonra işin söylediği gibi çıkmamasıdır. Bu durumda kefaret gerekmez.”
Mücahid şöyle demiştir: “Bu, kişinin yemin ettiği şeyin gerçekten öyle olduğuna inanarak yemin etmesi, sonra durumun öyle çıkmamasıdır.”
Başka bir rivayette Mücahid şöyle demiştir: “Bu, Allah adına yemin eden kişinin, yemin ettiği konuda doğru söylediğini sanmasıdır.”
Yine Mücahid şöyle demiştir: “Kişi bir şey üzerine, gerçekten durumun yemin ettiği gibi olduğuna inanarak yemin eder, sonra işin öyle olmadığı ortaya çıkar. Mesela ‘Bu ev falanındır.’ der fakat o kişiye ait değildir. Ya da ‘Bu elbise falanındır.’ der fakat ona ait değildir.”
İbrahim en-Nehaî şöyle demiştir: “Bu, kişinin doğru söylediğini sanarak bir şey üzerine yemin etmesidir.”
Başka bir rivayette İbrahim şöyle demiştir: “Bu, kişinin bir iş hakkında, durumun gerçekten yemin ettiği gibi olduğuna inanarak yemin etmesi, sonra durumun öyle çıkmamasıdır. Böyle bir durumda sorumlu tutulmaz.” Bununla birlikte kefaret vermeyi güzel görürdü.
Yine İbrahim şöyle demiştir: “Lağv, kişinin doğru söylediğini sanarak yalan yere yemin etmesidir. İşte bu, sorumluluk doğurmayan lağvdır.”
Başka bir rivayette şöyle demiştir: “Bir şey üzerine, doğru söylediğini sanarak yemin etmen, sonra durumun öyle çıkmamasıdır.”
Ebu Malik şöyle demiştir: “Lağv, kişinin durumun gerçekten yemin ettiği gibi olduğuna inanarak yemin etmesidir.”
Ziyad ise şöyle demiştir: “Bu, yemin ettiği konuda doğru söylediğine inanarak yemin eden kişidir.”
Katade şöyle demiştir: “Bu, kasıtsız hatadır. Kişi bir şey üzerine gerçekten öyle olduğuna inanarak yemin eder fakat durum öyle değildir.”
Hasan şöyle demiştir: “Lağv, kişinin bir şey üzerine gerçekten öyle olduğuna inanarak yemin etmesidir; bu durumda kefaret gerekmez.”
Zürâre b. Evfâ şöyle demiştir: “Bu, kişinin ancak yemin ettiği şeyin gerçekten öyle olduğuna inanarak yemin etmesidir.”
Âmir şöyle demiştir: “Lağv, kişinin gerçeği kastederek yemin etmesi fakat durumun farklı çıkmasıdır. İşte bu, sorumluluk doğurmayan lağvdır.”
Katade şöyle demiştir: “Lağv, kasıtsız yapılan hatalı yemindir. Bir şey üzerine, gerçekten öyle olduğuna inanarak yemin etmen, sonra işin öyle çıkmamasıdır. Böyle bir durumda kefaret de yoktur, günah da yoktur.”
Süddî şöyle demiştir: “Lağv, kişinin bir yemin üzerine, durumun gerçekten öyle olduğuna inanarak yemin etmesi, sonra işin öyle çıkmamasıdır. Bu durumda kefaret gerekmez.”
Rebî‘ şöyle demiştir: “Lağv, kasıtsız yapılan hatalı yemindir. Kişinin bir şey üzerine gerçekten öyle olduğuna inanarak yemin etmesidir. Böyle bir durumda kefaret gerekmez.”
Ebu Malik şöyle demiştir: “Sahibinin sorumlu tutulmadığı yemin, kişinin doğru söylediğine inanarak ettiği yemindir. İşte bu lağvdır.”
Başka bir rivayette şöyle demiştir: “Kişi bir iş hakkında, durumun gerçekten yemin ettiği gibi olduğuna inanarak yemin eder; sonra durum öyle çıkmazsa kefaret gerekmez. İşte bu lağvdır.”
Yahya b. Said ve İbn Ebu Talha şöyle demişlerdir: “Bir kimse: ‘Vallahi şunu yaptım.’ der ve gerçekten yaptığını sanır, sonra yapmadığı ortaya çıkarsa, bu lağv yemindir ve kefaret gerekmez.”
Hasan el-Basrî şöyle demiştir: “Bu, kasıtsız hatadır. Kişinin: ‘Vallahi bu şöyledir.’ demesi ve doğru söylediğini sanması, sonra durumun öyle çıkmamasıdır.”
Ma‘mer dedi ki: Katade de aynı görüşü söylemiştir. İbn el-Berkî bana rivayet etti, dedi ki: Amr bize rivayet etti. Said’e yemindeki lağv soruldu. Said ve Mekhul şöyle dediler: “Bu, kasıtsız hatadır. Fakat kefaret, kalplerinizin bağladığı yeminlerdedir.”
İbn el-Berkî bana rivayet etti, dedi ki: Amr bize, Said b. Abdülaziz’den, o da Mekhul’den rivayet etti. Mekhul şöyle dedi: “Allah’ın sorumlu tutmadığı lağv, kişinin doğru söylediğini sandığı bir şey üzerine yemin etmesi, sonra da durumun onun söylediğinden farklı çıkmasıdır. Böyle bir durumda ona kefaret gerekmez. Allah onu affetmiştir.”
İbn Humeyd bize rivayet etti, dedi ki: Cerîr bize, Mansur’dan, o da İbrahim’den rivayet etti. İbrahim, “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayeti hakkında şöyle dedi: “Kişi doğru söylediğini sanarak bir yemin eder de gerçekte yalan söylemiş olursa, bundan dolayı sorumlu tutulmaz. Fakat yalan söylediğini bilerek yemin ederse, işte sorumlu tutulacağı yemin budur.”
Başka alimler ise şöyle demiştir: Lağv, kişinin öfke halinde, kalbinde bağlayıcı bir karar ve kesin bir azim bulunmadan, sadece sözün akışı içinde ettiği yemindir. Bu görüşü söyleyenlerden İbn Abbas şöyle demiştir: “Lağv yemini, öfkeli iken yemin etmendir.” Tavus da şöyle demiştir: “Bir kişinin öfkeli halde ettiği hiçbir yeminde kefaret yoktur.” Bu konuda “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayetini delil getirmiştir. Bu görüşü söyleyenlerin dayandığı rivayetlerden biri de şudur: İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre Resulullah şöyle buyurmuştur: “Öfke halinde yemin yoktur.”
Başka alimler ise şöyle demiştir: Yemindeki lağv, Allah’ın yasakladığı bir şeyi yapmaya veya Allah’ın yapılmasını emrettiği bir şeyi terk etmeye dair yemin etmektir. Bu görüşü söyleyenlerden Said b. Cübeyr şöyle demiştir: “Bu, kişinin bir günah üzerine yemin etmesidir. O yemini yerine getirmez ve yemininin kefaretini verir.” Başka bir rivayette Said b. Cübeyr şöyle demiştir: “Lağv yemini, kişinin Allah’a isyan olan bir şey üzerine yemin etmesidir. Allah onu, bu yemini yerine getirmediği için sorumlu tutmaz.” Bir rivayette buna şu ifade de eklenmiştir: “Ona kefaret gerekir.”
Said b. Cübeyr’den gelen başka bir rivayette, “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayeti hakkında şöyle denilmiştir: “Bu, kişinin günah üzerine yemin etmesidir. Allah onu, yemininin kefaretini verip daha hayırlı olanı yapmasından dolayı sorumlu tutmaz.” Yine Said b. Cübeyr şöyle demiştir: “Kişi bir günah üzerine yemin eder; Allah onu bu günahı terk ettiği için sorumlu tutmaz.” Kendisine, “Peki ne yapmalıdır?” diye sorulunca şöyle cevap vermiştir: “Yemininin kefaretini verir ve günahı terk eder.” Başka bir rivayette de şöyle demiştir: “Bu, kişinin haram üzerine yemin etmesidir. Allah onu, o haramı terk ettiği için sorumlu tutmaz.”
Said b. Cübeyr, lağv yemini hakkında şöyle demiştir: “Bu, günah üzerine edilen yemindir.” Sonra şöyle demiştir: “Okuyup anlamıyor musun? Allah şöyle buyurmuştur: ‘Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz; fakat bağladığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar.’ [Maide: 89] Allah onu yemini yerine getirmekten dolayı sorumlu tutmaz; fakat o yeminde ısrar edip tamamlamaktan dolayı sorumlu tutar.” Sonra da Allah’ın şu sözünü okumuştur: “Allah’ı yeminlerinize engel yapmayın…” [Bakara: 224] ayetinden “Allah çok bağışlayandır, halimdir.” sözüne kadar.
Said b. Cübeyr’den gelen başka bir rivayette şöyle denilmiştir: “Kişi günah üzerine yemin eder; Allah onu bu günahı terk ettiği için sorumlu tutmaz ve kişi kefaret verir.” Mesruk’a, günah üzerine yemin eden kişi sorulunca şöyle demiştir: “Şeytanın adımlarına kefaret mi verilir? Ona kefaret gerekmez.” İbn Abbas’tan da bunun benzeri rivayet edilmiştir. Şa‘bî ise günah üzerine yemin eden kimse hakkında şöyle demiştir: “Onun kefareti, o günahtan tevbe etmesidir.” Başka bir rivayette Şa‘bî şöyle demiştir: “Günahı terk eder ve kefaret vermez. Eğer ona kefaret vermesini emretseydim, sözü üzerinde devam etmesini emretmiş olurdum.”
Yahya b. Davud el-Vâsıtî bize rivayet etti, dedi ki: Ebu Üsame bize, Mücâlid’den, o Âmir’den, o da Mesruk’tan rivayet etti. Mesruk şöyle dedi: “Yerine getirmen helal olmayan her yeminde kefaret yoktur.”
Bu görüşü söyleyenlerin dayandığı rivayetlerden biri de şudur: Ebu Küreyb bize rivayet etti, dedi ki: Ebu Üsame bize, Velid b. Kesir’den rivayet etti. O dedi ki: Abdurrahman b. el-Hâris bana, Amr b. Şuayb’dan, o babasından, o da Abdullah b. Amr’dan rivayet etti. Abdullah b. Amr’a göre Resulullah şöyle buyurmuştur: “Kim sahip olmadığı bir şey hakkında adakta bulunursa onun adağı yoktur. Kim Allah’a isyan üzerine yemin ederse onun yemini yoktur. Kim akrabalık bağını koparmaya dair yemin ederse onun yemini yoktur.”
Ali b. Said el-Kindî bana rivayet etti, dedi ki: Ali b. Müshir bize, Hârise b. Muhammed’den, o Amre’den, o da Âişe’den rivayet etti. Âişe şöyle dedi: Resulullah şöyle buyurdu: “Kim akrabalık bağını koparmaya veya Allah’a isyan etmeye dair yemin ederse, onun bu yemindeki iyiliği, onu bozması ve yemininden dönmesidir.”
Başka alimler şöyle demiştir: Lağv yeminleri, kişinin kendisine bağlayıcı kılmayı kastetmeden, sadece sözünü sürdürmek için söylediği her yemindir. Bu görüşü söyleyenlerden İbrahim şöyle demiştir: “Lağv yemini, kişinin konuşmasını yeminle bağlamasıdır. Mesela ‘Vallahi mutlaka yiyeceksin’, ‘Vallahi mutlaka içeceksin’ ve buna benzer sözlerdir. Kişi bununla bilinçli olarak yemin etmeyi kastetmez ve gerçekten yemin etmek istemez. Bu yüzden ona kefaret gerekmez.” Başka bir rivayette de İbrahim şöyle demiştir: “Lağv yemini, kişinin sözünü sürdürürken söylediği ‘Vallahi mutlaka yiyeceksin’, ‘Vallahi mutlaka içeceksin’ gibi sözlerdir.”
Mücahid, “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu, bir şey üzerinde pazarlık yapan iki kişinin durumudur. Biri: ‘Vallahi bunu senden şu fiyata almam.’ der, diğeri de: ‘Vallahi bunu sana şu fiyata satmam.’ der.”
Âişe şöyle demiştir: “Lağv yeminleri; şaka, münakaşa, çekişme ve kalbin bağlanmadığı konuşma içinde yapılan yeminlerdir.”
Bu görüşü söyleyenlerin dayandığı rivayetlerden biri de şudur: Hasan el-Basrî şöyle dedi: Resulullah, ok atışı yapan bir topluluğun yanından geçti; yanında ashabından bir adam vardı. Topluluktan biri ok attı ve: “Vallahi isabet ettin ve hata ettin.” dedi. Resulullah’ın yanında bulunan kişi: “Ey Allah’ın Resulü, adam yeminini bozdu.” dedi. Resulullah şöyle buyurdu: “Hayır! Ok atanların yeminleri lağvdır; onlarda kefaret de yoktur, ceza da yoktur.”
Başka alimler şöyle demiştir: Lağv yeminleri, kişinin kendisi hakkında “şunu şunu yapmazsam şöyle olayım” anlamında beddua şeklinde ettiği yeminler veya şirk ve küfür anlamı taşıyan sözlerdir. Bu görüşü söyleyenlerden Zeyd b. Eslem, “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu, kişinin ‘Şunu şunu yapmazsam Allah gözümü kör etsin’, ‘Yarın sana gelmezsem Allah beni malımdan çıkarsın’ demesi gibidir. İşte budur. Allah ona ne mal ne de evlat bırakırdı.” Yani Allah sizi bundan dolayı sorumlu tutsaydı, size hiçbir şey bırakmazdı.
Zeyd b. Eslem’den gelen başka bir rivayette, “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayeti hakkında şöyle dediği aktarılmıştır: “Bu, kişinin ‘O kâfirdir’, ‘O müşriktir’ demesi gibidir. Bu söz kalbinden olmadıkça Allah onu bundan dolayı sorumlu tutmaz.”
İbn Zeyd de “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Buradaki lağv, dillerle yapılan Allah adına yeminlerdir. Allah bunu lağv kılmıştır. Bu, kişinin ‘O Allah’ı inkâr edendir’, ‘O Allah’a ortak koşmaktadır’, ‘O Allah ile birlikte başka bir ilaha dua etmektedir’ demesi gibidir. İşte Allah’ın Bakara suresinde söylediği lağv budur.”
Başka alimler şöyle demiştir: Lağv yeminleri, içinde kefaret bulunan yeminlerdir. Bu görüşü söyleyenlerden İbn Abbas, “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu, kişinin zarar verecek bir işi yapacağına dair yemin edip sonra onu yapmaması, ondan daha hayırlısını görmesi hakkındadır. Allah ona yeminine kefaret vermesini ve daha hayırlı olanı yapmasını emretmiştir.” Dahhak da aynı ayet hakkında şöyle demiştir: “Bu, kefaret verilen yemindir.”
Başka alimler şöyle demiştir: Lağv yemini, yemin eden kişinin unutarak bozduğu yemindir. Bu görüşü söyleyenlerden İbrahim, “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu, kişinin bir şey üzerine yemin edip sonra onu unutmasıdır.”
Ebu Cafer şöyle dedi: Arapların sözünde lağv; yerilmiş olan, anlamı bulunmayan ve terk edilmiş her söz ve fiildir. Bir kimse kötü söz söylediğinde “filan kişi sözünde lağv etti” denir. Allah’ın şu sözü de bundandır:
“Lağvı işittikleri zaman ondan yüz çevirirler.” [Kasas: 55] Allah’ın şu sözü de böyledir: “Lağvın yanından geçtiklerinde vakarla geçerler.” [Furkan: 72] Araplardan “filanın adını lağv ettim” sözü de işitilmiştir; bunun anlamı, onu kötü şekilde anmaya düşkün oldum demektir. Kim “lağîtü” derse “elğâ leğâ” der. Bu, bazı Arapların lehçesidir. Recez şairinin şu sözü de bundandır: “Nice hacı toplulukları vardır ki, lağvdan ve çirkin konuşmadan kendilerini tutmuşlardır.”
Lağv anlattığım şey olduğuna göre, Allah adına “Şunu yapmadım.” deyip de onu yapmış olan veya “Şunu yaptım.” deyip de yapmamış olan kişi, bunu konuşmasını sürdürmek için, dilinin öne geçmesiyle, yemininde günahı kastetmeden, fakat hızlı konuşma sırasında kendisinde yerleşmiş bir alışkanlık sebebiyle söylüyorsa; yine “Vallahi bu falanındır.” deyip de onu gerçekten dediği gibi sanan veya “Vallahi bu falan değildir.” deyip de gerçekten onun o kişi olmadığını sanan kimse; ayrıca “Vallahi şunu mutlaka yapacak.” veya “Vallahi şunu yapmayacak.” diyen kimse de, anlattığımız şekilde hızlı konuşma ve alışkanlık sebebiyle dilinin öne geçmesiyle, batıl üzerine yemin etmeyi kastetmeden böyle söylüyorsa; yine “Şunu yapmazsa müşriktir.” veya “Şunu yaparsa Yahudi ya da Hristiyandır.” diyen kimse de, küfre, Yahudiliğe veya Hristiyanlığa kesin bir azim taşımadan böyle söylüyorsa, bunların hepsi sözün çirkinini söylemiş, kötü bir ifade kullanmış ve kalpleri günahı kastetmediği halde dilleriyle yemin etmiş kimselerdir.
Bu durumda onların yeminlerinde lağv eden kimseler oldukları bilinir. Allah, kullarını yeminlerinde yaptıkları lağvdan dolayı sorumlu tutmadığını, onları ancak kalplerinin günahı kastederek yaptığı şeyden dolayı sorumlu tutacağını haber verdiği için, bunlara dünyada kefaret gerekmez, ahirette de ceza gerekmez.
Durum böyle olduğuna ve Resulullah’tan sahih olarak şu söz rivayet edildiğine göre: “Kim bir yemin eder de ondan başkasını daha hayırlı görürse, daha hayırlı olanı yapsın ve yemininin kefaretini versin.” Bu hadis, kişinin yapmamaya yemin ettiği şeyi, ondan daha hayırlı olduğu için yapması gerektiğinde kefareti gerekli kılmıştır. Malda ödenen yükümlülük veya cezanın bedenlere yüklenmesi, hiç şüphesiz Allah’ın sınırlarını aşan kullarına ibret olsun diye koyduğu bazı cezalar gibi bir cezadır. Bununla birlikte bunların tamamında, kendisiyle cezalandırılan kimse için arındırma ve kefaret olma yönü de vardır.
Buna göre, dünyada ettiği ve bozduğu yemin sebebiyle kefaretle yükümlü kılınan kimse, bu kefaret günahına kefaret olsa bile, Allah onu bu kefareti gerekli kılmak suretiyle sorumlu tutmuş olur. Allah’ın ona dünyada verdiği bu cezanın ahiretteki cezasını düşürmesi de mümkündür. Allah onu bununla sorumlu tuttuğuna göre, bir kimsenin hem “Allah onu bununla sorumlu tuttu” hem de “bu, sahibinin sorumlu tutulmadığı lağvdandır” demesi doğru değildir.
Bu doğru olmadığına göre, Said b. Cübeyr’den rivayet edilen “Lağv, günah üzerine yemin etmektir.” sözünün yanlışlığı açıkça ortaya çıkar. Çünkü bu doğru olsaydı, Allah’a isyan üzerine yemin eden kimseye yeminini bozduğu için kefaret gerekmezdi. Oysa Said’in ona kefareti gerekli görmesi, bu yeminin sahibinin sorumlu tutulduğuna açık bir delildir. Çünkü anlattığımız üzere, yemininde kefaret gereken kimse, o yemin sebebiyle sorumlu tutulmayan kimselerden değildir.
Lağv, Allah’ın bizi sorumlu tutmayacağını haber verdiği şey olduğuna göre; sahibine yeminini bozması sebebiyle dünyada kefaret gereken her yemin veya Allah’ın sahibini ahirette cezayla tehdit ettiği her yemin, dünyada kefareti kaldırılmış olsa bile, yemin edenlerin kalplerinin kazandığı ve yemin eden nefislerin günahı kastettiği şeylerdendir. Bunun dışında kalanlar ise lağvdır. Biz bunun çeşitlerini açıkladık.
O halde sözün yorumu şöyledir: Ey müminler! İyilik yapmamanız, sakınmamanız ve insanların arasını düzeltmemeniz konusunda Allah’ı yeminlerinize engel ve kendinize delil kılmayın. Çünkü Allah, dillerinizin lağv olarak söylediği, çirkin ve kötü yeminlerden olan fakat sizin günahı kastetmeden ve kalplerinizin kesin kararıyla ettiğiniz yeminleri bağlamayı amaçlamadan söylediğiniz yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz. Ancak sizi, yemini bağlamayı ve kendinize gerekli kılmayı bilerek kastettiğiniz, irade ve niyetle yemin ettiğiniz şey üzerinde devam etmeye azmettiğiniz yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Böyle olunca size ya dünyada kefaret ya da ahirette ceza gerekir.
Yüce Allah’ın “Fakat sizi kalplerinizin kazandığı şeyden dolayı sorumlu tutar.” sözünün yorumu hakkındaki açıklama: Tevil ehli, hepsi “kalplerinizin kazandığı şey” ifadesinin “bilerek kastettiğiniz şey” anlamına geldiğinde birleşmekle birlikte, Allah’ın “Fakat sizi kalplerinizin kazandığı şeyden dolayı sorumlu tutar.” sözüyle kullarını hangi anlamdan dolayı sorumlu tutacağını haber verdiği konusunda ihtilaf etmiştir.
Bazıları şöyle demiştir: Allah’ın kullarını sorumlu tutacağını bildirdiği anlam, onlardan birinin yalan ve batıl üzerine yemin etmesidir. Bu görüşü söyleyenlerden İbrahim şöyle demiştir: “Kişi bir yemin eder ve doğru söylediğini sanır, halbuki yalan söylemiş olursa bundan dolayı sorumlu tutulmaz. Fakat yalan söylediğini bilerek yemin ederse, işte sorumlu tutulacağı yemin budur.”
İbrahim başka bir rivayette, “Fakat sizi kalplerinizin kazandığı şeyden dolayı sorumlu tutar.” sözü hakkında şöyle demiştir: “Bu, kişinin yalan söylediğini bilerek bir şey üzerine yemin etmesidir. İşte bundan dolayı sorumlu tutulur.” Başka bir rivayette de şöyle demiştir: “Bu, yalan söylediğin halde yemin etmendir.”
İbn Abbas ise “Fakat sizi bağladığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar.” [Maide: 89] ayeti hakkında şöyle demiştir: “Bu, kişinin zulüm veya akrabalık bağını koparma üzerine ettiği yalan sabır yeminidir. Bunun kefareti yoktur; ancak o zulmü terk etmesi veya o malı sahibine geri vermesi gerekir.” Bu, Allah’ın şu sözüdür: “Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir bedel karşılığında satanlar…” [Âl-i İmrân: 77] ayetinden “Onlar için acı bir azap vardır.” [Âl-i İmrân: 77] sözüne kadar.
Mücahid, “Fakat sizi kalplerinizin kazandığı şeyden dolayı sorumlu tutar.” sözü hakkında şöyle demiştir: “Bu, kalbin bağladığı şeydir.” Atâ da şöyle demiştir: “Bir işi kastetmedikçe, sonra da kendisinden başka ilah olmayan Allah adına onun üzerine yemin edip yeminini bağlamadıkça sorumlu tutulmazsın.”
Bu yoruma göre Yüce Allah’ın “Fakat sizi kalplerinizin kazandığı şeyden dolayı sorumlu tutar.” sözünün, Allah’ın dilediği cezalarla ahirette sorumlu tutması anlamına gelmesi gerekir. Kefaret ise sadece lağv olan yeminlerde yemin edene gerekir. Nitekim Ali b. Ebu Talha yoluyla İbn Abbas’tan, onun kefareti yalnızca lağv olan yeminlerde gerekli gördüğü rivayet edilmiştir. Kalplerin kazandığı ve günah üzerine bağladığı yeminlerde ise kefareti gerekli görmezdi. Onlardan gelen bu rivayeti daha önce zikrettik.
Ayeti onların yanında böyle yorumlamak gerektiğine göre, onların görüşüne göre Maide suresindeki ayetin anlamının şöyle olması gerekir: “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” Bunun kefareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak veya onları giydirmek yahut bir köle azat etmektir. Kim bunları bulamazsa üç gün oruç tutar. Yemin ettiğinizde yeminlerinizin kefareti budur; fakat Allah sizi bağladığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Yeminlerinizi koruyun. İbn Abbas’tan aktardığımız bu görüşe benzer şekilde Said b. Cübeyr, Dahhak b. Müzahim ve onlardan başka bir topluluk da söylemiştir. Onlardan gelen rivayetleri az önce zikrettik.
Başka alimler ise şöyle demiştir: Allah’ın bu ayetle kullarını sorumlu tutacağını bildirdiği anlam, kişinin batıl olduğunu bildiği halde batıl üzerine yemin etmesidir. Onlara göre Allah, bu durumda kefareti gerekli kılmıştır; yemin edenin hata ederek, yemin ettiği şeyin gerçekten öyle olduğunu sanıp da gerçekte öyle olmayan bir şeye yemin etmesi anlamındaki lağvda ise kefaret yoktur. Bu görüşü söyleyenlerden Katade, “Fakat sizi kalplerinizin kazandığı şeyden dolayı sorumlu tutar.” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Yani kalplerinizin bilerek kastettiği ve günahı bilerek işlediğiniz şeyden dolayı. İşte bunda sana kefaret gerekir.” Rebî‘den de bunun aynısı rivayet edilmiştir.
Bu görüşü söyleyenler, Allah’ın kulunu kalbinin kazandığı günahkâr yeminlerden dolayı sorumlu tutmasını, ona bu konuda kefaret yüklemesi şeklinde yorumlamış görünmektedirler. Katade’nin bu sözüne benzer şekilde Atâ ve Hakem de yalan yere bilerek yemin eden kimseye kefaret gerektiğini söylemişlerdir. Atâ ve Hakem, bilerek yalan yere yemin eden kimse hakkında şöyle derlerdi: “Kefaret verir.”
Başka alimler ise şöyle demiştir: Bu iki anlam taşır. Bunlardan biri, Allah’ın kulunu dünyada kefaretle yükümlü kılarak sorumlu tutmasıdır. Diğeri ise, Allah affetmedikçe ahirette sorumlu tutmasıdır. Bu görüşü söyleyenlerden Süddî, “Fakat sizi kalplerinizin kazandığı şeyden dolayı sorumlu tutar.” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Kalplerinizin kazandığı şey, kalplerinizin bağladığı şeydir. Kişi bir işi halletmek isteyerek, yalan olduğunu bildiği halde yemin eder. Yeminler üç çeşittir: lağv, kasıtlı yemin ve gamus yemin. Kişi bir şeyi yapmak isteyerek yemin eder, sonra ondan daha hayırlısını görür. İşte bu, Allah’ın ‘Fakat sizi bağladığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar.’ [Maide: 89] buyurduğu yemindir. Bunun kefareti vardır.”
Bu görüşü söyleyen kişi, “Fakat sizi kalplerinizin kazandığı şeyden dolayı sorumlu tutar.” sözünü, “Fakat sizi bağladığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar.” [Maide: 89] sözünden farklı bir yöne yorumlamış görünmektedir. “Kalplerinizin kazandığı şey” sözünü, yemin eden kişinin bilerek batıl üzerine yemin ettiği gamus yeminler olarak; “bağladığınız yeminler” [Maide: 89] sözünü ise, yemin edenin yemin ettiği sırada onu yerine getirmeye azmettiği ve sonradan bozma ya da yerine getirme durumu ortaya çıkan yemin olarak kabul etmiştir.
Başka alimler ise şöyle demiştir: Bu, Allah’a ortak koşma ve küfür inancıdır. Bu görüşü söyleyenlerden Zeyd b. Eslem, Yüce Allah’ın “Fakat sizi kalplerinizin kazandığı şeyden dolayı sorumlu tutar.” sözü hakkında şöyle demiştir: “Bu, kişinin ‘O kâfirdir’, ‘O müşriktir’ demesi gibidir.” Sonra şöyle dedi: “Allah, bu kalpten olmadıkça onu sorumlu tutmaz.”
İbn Zeyd de “Allah sizi yeminlerinizdeki lağvdan dolayı sorumlu tutmaz.” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Buradaki lağv, dille yapılan Allah adına yeminlerdir. Allah bunu lağv kılmıştır. Bu, kişinin ‘O Allah’ı inkâr edendir’, ‘O Allah’a ortak koşmaktadır’, ‘O Allah ile birlikte başka bir ilaha dua etmektedir’ demesi gibidir. İşte Allah’ın Bakara suresinde söylediği lağv budur. ‘Fakat sizi kalplerinizin kazandığı şeyden dolayı sorumlu tutar.’ sözü ise, kalplerinizde gerçekten bulunan şeyden dolayı sizi sorumlu tutar demektir. Eğer kalbinde gerçekten böyle bir şey yoksa, günah işlemiş olsan bile Allah seni bundan dolayı sorumlu tutmaz.”
Bu konuda doğru olan şudur: Allah, kullarını kalplerinin yeminlerden kazandığı şey sebebiyle sorumlu tutacağını bildirmiştir. Kalplerinin yeminlerden kazandığı şey ise, kalbin bilerek ve tanıyarak kastettiği, azmettiği ve istediği şeydir. Bu iki şekilde olur.
Birincisi, kişinin azmettiği anda o azmi sebebiyle günahkâr olduğu ve o fiiliyle Allah katında sorumluluğu hak ettiği şeye azmetmesidir. Bu, yapmadığı bir şey hakkında “yaptım” diye veya yaptığı bir şey hakkında “yapmadım” diye yemin eden; yalan söylemeyi kasteden; yapmadığına yemin ettiği şeyi yaptığını veya yaptığına yemin ettiği şeyi yapmadığını hatırladığı halde böyle yemin eden kimse gibidir. Böyle yemin eden kişi Allah’a ve Resulüne iman edenlerden ise, kıyamet günü Allah’ın dilemesine kalmıştır. Allah dilerse onu ahirette bununla sorumlu tutar, dilerse lütfuyla affeder. Dünyada ise ona bu yemin sebebiyle kefaret gerekmez. Çünkü bu, bozulması söz konusu olan yeminlerden değildir. Kefaret ancak yeminlerin bozulmasıyla gerekir. Yalan yere yemin eden kişinin yemini ise, bozmanın sonradan başladığı ve bu yüzden kefaret gerektiren bir yemin değildir.
İkincisi ise, kişinin yemin akdini kendisine gerekli kılmaya azmetmesidir. Bu durumda, kişi yemin ettikten sonra onu bozmadıkça bundan dolayı sorumlu tutulmaz. Yemin ettikten sonra onu bozarsa, Allah adına günah ve yalan üzere yemin etmekle kalbinin kazandığı şey sebebiyle dünyada, Allah’ın günahına kefaret kıldığı kefaretle sorumlu tutulur.
Yüce Allah’ın “Allah çok bağışlayandır, halimdir.” sözünün yorumu hakkındaki açıklama: Bununla Yüce Allah şunu kastetmektedir: Allah, kullarının lağv olarak söyledikleri yeminlerini bağışlayandır. Allah, onları bu yeminlerden dolayı sorumlu tutmayacağını haber vermiştir. Dileseydi onları bundan dolayı sorumlu tutardı. Yine onları dünyada kefaretle sorumlu tuttuğu yeminlerde, kefaret ödemeleriyle bağışlar. Dileseydi onları ahirette de bu yüzden cezalandırırdı. Fakat bu konuda onların üzerini örter, cezadan affıyla vazgeçer ve başka günahlarında da bağışlayıcı davranır. O, kendisine isyan edenleri günahları sebebiyle hemen cezalandırmamakta halimdir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…