O size ancak leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kılmıştır. Kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, taşkınlık yapmadan ve sınırı aşmadan, ona günah yoktur. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Innema (şüphesiz) harreme (haram kıldı) aleykumu (size) l-meytete (leşi) ve (ve) d-deme (kanı) ve (ve) lahme (etini) l-hinziri (domuzun) ve (ve) ma (şeyi ki) uhille (kesildi) li-gayrillahi (Allah’tan başkası adına) bih (onunla) fe-men (kim) d-turra (zorlanırsa) gayra (ne) bagin (isteyerek) ve la (ve ne de) adin (sınırı aşarak) fe-la (yoktur) isme (günah) aleyhi (ona) innallaha (şüphesiz Allah) gafurun (bağışlayıcıdır) rahim (merhametlidir)
Mukatil Tefsiri
Allah, müminlere leşi, akıtılmış kanı, domuz etini ve putlar adına kesilen hayvanları haram kıldığını açıkladı. Ancak kişi zaruret hâlinde kalırsa, haramı helal saymaksızın ve ihtiyaç miktarını aşmaksızın bunlardan yiyebilir. Böyle bir durumda ona günah yoktur. Allah’ın, zaruret anında haramdan yemeye izin vermesi O’nun bağışlayıcılığı ve merhameti olarak açıklanmıştır. Zaruret içindeki kişinin sadece kendisini ayakta tutacak kadar yemesi gerektiği belirtilmiştir. Bu hükmün benzerinin En‘âm suresinde de bulunduğu ifade edilmiştir.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah’ın bu sözüyle kastettiği şudur: Ey Allah’a ve resulüne iman edenler, bahîre, sâibe ve bunlara benzer olarak kendiliğinizden haram saydığınız şeyleri kendinize haram kılmayın; aksine onları yiyin. Çünkü Allah size yalnızca ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilenleri haram kılmıştır. “Şüphesiz size ancak ölüyü haram kıldı” ifadesinde geçen “ancak” tek bir edat hükmündedir; bu yüzden “ölü”, “kan” gibi kelimeler mansup gelmiştir. Eğer bu iki ayrı edat kabul edilseydi, anlam “Allah’ın size haram kıldığı şey yalnızca ölü, kan ve domuz etidir” olurdu ve kelimeler merfu olurdu. Nitekim bazı kıraatlerde bu şekilde okunduğu nakledilmişse de, kıraat imamlarının ittifakı buna aykırı olduğu için bu okunuş tercih edilmez. Aynı şekilde “haram kıldı” fiili meçhul okunacak olsaydı “ölü” kelimesinin merfu gelmesi mümkün olurdu; ancak bu da tercih edilmemiştir.
“Ölü” kelimesinin okunuşunda da ihtilaf vardır: Bazıları hafif, bazıları şeddeli okumuştur. Hafif okuyanlar telaffuz kolaylığı için böyle yapmıştır; şeddeli okuyanlar ise kelimenin aslını korumuştur. Çünkü kelimenin aslı “meyvut” olup, harflerin dönüşmesiyle “meyyit” şeklini almıştır. Arap dilinde bu tür dönüşümler “seyyid” ve “ceyyid” örneklerinde olduğu gibi yaygındır. Her iki okunuş da sahih olup anlam bakımından fark yoktur.
“Allah’tan başkası adına kesilen” ifadesi, putlar ve ilahlar için kesilen veya kesilirken Allah’tan başkasının adı anılan hayvanları ifade eder. Çünkü müşrikler kurban keserken putlarının adını yüksek sesle söylerlerdi; bu yüksek sesle söylemeye “ihlâl” denirdi. Bu yüzden hacda telbiye getiren kişiye “muhill”, doğan çocuğun ağlamasına “istihlâl”, yağmurun sesle inişine de aynı kökten gelen ifadeler kullanılmıştır. Şairin “yağmurun inişiyle vadiler doldu” anlamındaki beyti de buna örnektir.
Bu ifade hakkında müfessirler iki ana görüş ileri sürmüştür: Bir kısmı bunun Allah’tan başkası için kesilen hayvanlar olduğunu söylemiştir; Katâde, Mücâhid, İbn Abbas ve Dahhâk’tan gelen rivayetlerde bunun tağutlar ve putlar adına kesilen hayvanlar olduğu belirtilmiştir. Diğer bir grup ise bunun üzerinde Allah’tan başkasının adı anılan hayvanlar olduğunu söylemiştir. İbn Zeyd, bunun putlar için kesilen veya onların adı anılarak kesilen hayvanlar olduğunu açıklamıştır. Yine bazı rivayetlerde kilise bayramları için kesilen hayvanların hükmü tartışılmış ve bunun mecusiler ve putperestlere ait olduğu belirtilmiştir.
“Kim zor durumda kalırsa” ifadesi, açlık gibi bir zaruret sebebiyle bu haram kılınan şeyleri yemek zorunda kalan kimseyi ifade eder. Böyle bir kimse belirtilen şartlara uyarak yerse ona günah yoktur. “Zor durumda kalırsa” ifadesi zaruret anlamındadır. “Baği ve âdi olmaksızın” ifadesi ise hâl olarak kullanılmıştır; yani taşkınlık yapmadan ve sınırı aşmadan. Bazı müfessirler bunu zorla yedirilme şeklinde de açıklamıştır.
“Baği ve âdi” ifadesi hakkında farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre “baği”, yönetime isyan eden; “âdi” ise yol kesen kimsedir. Mücâhid’den gelen rivayetlerde bu kişinin yol kesmeyen, topluluktan ayrılmayan ve Allah’a isyan için yola çıkmayan kimse olduğu belirtilmiştir. Bu görüşe göre isyan eden veya yol kesen kimseye ruhsat yoktur. Başka bir görüşe göre “baği”, haramı isteyerek yiyen; “âdi” ise sınırı aşan kimsedir. Katâde ve Hasan’dan gelen rivayetlerde bu, helal bulduğu halde harama yönelmemek ve zaruret miktarını aşmamaktır. Yine başka bir görüşe göre “baği”, iştah için yiyen; “âdi” ise ihtiyacından fazla yiyendir. Süddî, kişinin sadece kendisini ayakta tutacak kadar yemesi gerektiğini söylemiştir. Bir başka açıklamada ise “baği”, haramı arayan; “âdi” ise kendini koruyacak miktarın ötesine geçen kişi olarak tanımlanmıştır ve bu yorum (Müminun 7) ayetiyle desteklenmiştir.
Bu görüşler arasında tercih edilen yorum şudur: “Baği ve âdi olmaksızın” ifadesi, kişinin haramı isteyerek yememesi ve zaruret miktarını aşmaması anlamına gelir. Çünkü Allah hiçbir kimseye kendini öldürmeyi helal kılmamıştır. Bu sebeple isyan eden veya yol kesen kimse bile kendini açlıktan ölüme sürükleyemez; aksine tövbe edip Allah’a dönmesi gerekir. Dolayısıyla ruhsat, zaruret içinde olan ve sınırı aşmayan kimse içindir.
“Artık ona günah yoktur” ifadesi, bu şartlara uyan kimsenin bu yiyecekleri yemesi sebebiyle sorumlu olmayacağını ve kendisine bir vebal yüklenmeyeceğini bildirir.
“Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir” ifadesi ise şunu anlatır: Allah, iman edip O’nun emrine uyan, haramlardan kaçınan ve şeytanın yolunu terk eden kullarını bağışlar. Cahiliye döneminde işledikleri hataları affeder, onları cezalandırmaz ve onlara merhamet eder.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…