Dediler ki: ‘Kalplerimiz örtülüdür.’ Hayır! Allah onların küfürleri sebebiyle onları lanetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ve (ve) kâlû (dediler) kulûbunâ (kalplerimiz) ğulf (örtülüdür) bel (hayır) le‘anehum (lanetledi onları) llâhu (Allah) bi-kufrihim (inkârları sebebiyle) fe-kalîlen (pek azı) mâ (şey) yu’minûn (iman ederler)
Mukatil Tefsiri
Yahudiler Peygamber’e şöyle dediler: “Kalplerimiz örtülüdür.” Yani kalplerimiz perde içindedir; senin söylediklerini anlamaz ve kavrayamaz. Bunu, Peygamber’in: “Siz peygamberlerin bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz.” sözünü işittiklerinde hoşlanmadıkları için söylediler. “Eğer doğru söylüyorsan bize anlattığını kavrat.” demek istediler.
Allah şöyle buyurdu: “Hayır! Allah inkârları sebebiyle onları lanetlemiştir.” Yani kalplerini mühürlemiştir. “Bu yüzden pek azı iman eder.” (Bakara 88) Yani çok az şeye inanırlar; onun Allah’tan geldiğini tasdik etmezler ve Muhammed’in getirdiklerinin geri kalanını inkâr ederler. Nitekim Nisâ sûresinde şöyle buyurulmuştur: “Artık pek azı dışında iman etmezler.” (Nisâ 155)
Yahudilere bu isim, Yakub’un oğlu Yehûzâ’dan dolayı verilmiştir.
Taberi Tefsiri
Bu ayette Allah Teâlâ, Yahudilerin Peygamber’e karşı söyledikleri bir sözü haber vermektedir. Yahudiler: “Kalplerimiz örtülüdür.” diyerek Peygamber’in kendilerini çağırdığı hakikati anlayamayacaklarını, sözlerinin kalplerine ulaşmadığını ve öğütlerinin kendilerine tesir etmediğini iddia etmişlerdir. Onların bu sözü: “Kalplerimiz perdeler ve örtüler içindedir.” anlamına gelmektedir. Bu ifade, onların: “Kalplerimiz, bizi çağırdığın şeye karşı perdeler içindedir.” (Fussilet 5) sözüyle aynı anlamdadır.
İbn Abbas bu ayeti: “Kalplerimiz örtüler içindedir.” şeklinde açıklamıştır. Mücahid ise bunun: “Kalplerinin üzerinde perde vardır.” anlamına geldiğini söylemiştir. Katade, onların bu sözle: “Kalplerimiz anlamaz.” demek istediklerini ifade etmiş ve bunu: “Kalplerimiz, bizi çağırdığın şeye karşı perdeler içindedir.” (Fussilet 5) ayetiyle açıklamıştır. Süddi de onların: “Kalplerimizin üzerinde bir örtü vardır.” dediklerini söylemiştir. İbn Zeyd ise onların bu sözle: “Kalbim bir kılıf içindedir, söylediklerin ona ulaşmaz.” demek istediklerini belirtmiş ve ardından: “Kalplerimiz, bizi çağırdığın şeye karşı perdeler içindedir.” (Fussilet 5) ayetini okumuştur.
Bazı kıraat âlimleri kelimeyi farklı okuyarak “Kalplerimiz ilim kaplarıdır.” anlamını vermiştir. Buna göre Yahudiler: “Bizim kalplerimiz ilimle doludur, Muhammed’e ve onun getirdiğine ihtiyacımız yoktur.” demek istemişlerdir. İbn Abbas’tan gelen bir rivayette de bu anlam aktarılmıştır. Ancak Taberi, doğru okuyuşun “örtülü ve perdeli” anlamına gelen okuyuş olduğunu söylemiştir. Çünkü kıraat âlimlerinin çoğunluğu ve müfessirlerin büyük kısmı bu okuyuş üzerinde birleşmiştir.
Allah Teâlâ daha sonra onların bu sözünü reddederek: “Hayır! Allah onların küfürleri sebebiyle onları lanetlemiştir.” buyurmuştur. Buradaki “hayır” ifadesi onların sözünü reddetmek içindir. Yani mesele onların iddia ettiği gibi kalplerinin gerçekten doğal olarak örtülü olması değildir. Asıl sebep, onların küfürleri, peygamberleri yalanlamaları ve Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleridir. Allah onları bu sebeple rahmetinden uzaklaştırmış, kovmuş ve aşağılamıştır. “Lanet” kelimesinin anlamı; rahmetten uzaklaştırmak, kovmak ve mahrum bırakmaktır.
Böylece ayetin anlamı şu olmaktadır: “Onların söylediği gibi kalpleri kendiliğinden örtülü değildir. Bilakis Allah onları küfürleri sebebiyle rahmetinden uzaklaştırmıştır.”
Ardından Allah Teâlâ: “Artık onlar pek az iman ederler.” buyurmuştur. Müfessirler bu ifade hakkında farklı açıklamalar yapmıştır. Katade bunun anlamının: “Onlardan ancak çok az kimse iman eder.” olduğunu söylemiştir. Çünkü Ehlikitap’tan iman edenlerin sayısı gerçekten az olmuştur.
Başka müfessirler ise ayetin anlamının: “Onlar kitabın ancak az bir kısmına inanırlar.” olduğunu söylemiştir. Çünkü Yahudiler Allah’ın birliğine, ahirete ve Tevrat’taki bazı hükümlere inanıyor; fakat Muhammed’in peygamberliğini inkâr ediyorlardı. Böylece kitabın bir kısmını kabul edip bir kısmını reddetmiş oluyorlardı.
Taberi’ye göre ayetin en doğru anlamı, onların imanının çok eksik ve az olduğudur. Çünkü onlar bazı gerçekleri kabul etmiş, fakat Allah’ın gönderdiği en büyük hakikatlerden biri olan Muhammed’in peygamberliğini inkâr etmişlerdir. Böylece imanlarının büyük kısmını kaybetmişlerdir.
Daha sonra Taberi, ayette geçen “ما” harfi hakkında Arap dili âlimlerinin görüşlerini aktarmıştır. Bazı dilciler, buradaki “ما” harfinin زائد olduğunu söylemiş ve bunu: “Allah’tan bir rahmet sayesinde onlara yumuşak davrandın.” (Âl-i İmrân 159) ayetiyle delillendirmişlerdir. Buna göre ayetin anlamı: “Az iman ederler.” şeklinde olur. Ancak Taberi bu görüşü zayıf bulmuş ve “ما” harfinin anlamsız olmadığını söylemiştir.
Taberi’ye göre ayetin anlamı: “İman olarak pek az bir imanla iman ederler.” şeklindedir. Çünkü Yahudiler Allah’ın birliği, ahiret ve bazı hükümler gibi hakikatlerin bir kısmını kabul ediyor; fakat Muhammed’in peygamberliğini ve Allah’ın indirdiği hakikatin büyük bölümünü inkâr ediyorlardı. Bu yüzden onların imanı eksik, zayıf ve faydasız sayılmıştır.
Arap dilinde bazen “az” ifadesi kullanılarak tamamen yokluk da kastedilebilir. Arapların: “Bu toprakta ancak pırasa ve soğan biter.” sözünde olduğu gibi, bazen maksat başka hiçbir şeyin bulunmadığını anlatmaktır. Ancak burada asıl anlam, onların çok eksik, sınırlı ve fayda vermeyen bir imana sahip olmalarıdır.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…