İki kişi başkasının elinde bulunan bir mal hakkında, (hak) iddiasında bulunsalar ve buna dair bir beyyine sunmasalar, adam da ikisinin bu iddiasına karşı çıksa, bu durumda itibar edilecek olan söz -ihtilafsız olarak- yemin etmesi yanında o adamın sözü olur. Eğer adam itirafta bulunsa ve: “Bu mal kime ait bilmiyorum.” veya “Mal ikisinden birisine aittir ama kime ait olduğunu bilmiyorum.” derse, o zaman ikisi arasında kura çekilir. Sahibi kura’da çıkan kişi bu malın kendisine ait olduğuna dair yemin eder ve malı teslim alır. Çünkü bu minvalde Ebu Hureyre’den şu rivayet gelmiştir: “İki kişi bir mal üzerinde anlaşmazlığa düşerek, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e başvurmuşlardı, yanlarında beyyineleri de yoktu. Hz. Peygamber (onlara): ‘İsteyerek de olsa istemeyerek de olsa, sonunda yemin etmek üzere kura çekiniz.’ buyurmuştur.”
Çünkü ikisi de dava sunmada eşit konumdalar bulunmaktadırlar. Taraflardan hiçbirisi beyyine göstermediğine göre ve mala sahip olduğu da söz konusu değilse, o zaman eşitliğin oluşması durumunda kura çekmek kaçınılmaz olur. Ama taraflardan birisinde beyyine olursa, bununla hüküm verilir. el-Muvaffak der ki: Bildiğimiz kadarıyla bunda bir ihtilaf yoktur.
Her iki tarafın da beyyinesi olursa, o vakit Ebu’l-Hattab’ın dediği gibi bunda iki görüş gelmiştir:
Bu durumda her iki beyyine de sakıt olur. Ortada sanki beyyine yokmuş gibi kabul edilir ve her iki iddia sahibi de yemin etmek için kura çekerler. Bunu, İshak ve Ebu Ubeyd söylemiştir. Bu, İmam Malik’in kavlidir ve İmam Şafii’nin de eski görüşüdür. Nitekim İbn el-Müseyyeb’in rivayet ettiğine göre, kendisi şöyle demiştir: “İki adam bir mal üzerinde anlaşmazlığa düştü ve Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e başvurmuşlardı. Her iki taraf yanlarında adil şahitlerini getirince, Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ikisi arasında (o malı) taksim etti.” Çünkü bu iki beyyine de birer hüccet konumundadır ve iki taraf açısından diğerine tercihin yapılamadığı bir çelişki üzerinde yer almaktadırlar. Dolayısıyla iki (sahih) haber gibi kabul edileceğinden, sakıt olurlar.
Bu iki beyyine de kullanılır, ama kullanılma keyfiyeti hakkında iki görüş vardır:
Birincisi: İki taraf arasında ayni olarak taksim edilir. Bu, Ebu Hanife ve İmam Şafii’nin kavlidir. Çünkü ikisi de dava sunma hususunda eşittirler, öyleyse taksimatta da eşit olurlar.
İkincisi: İki taraf kura çekimine başvurur. Bu da (sadece) İmam Şafii’nin kavlidir. Ona ait diğer bir görüş daha vardır ki o da durum ortaya çıkana kadar tevakkuf edileceği (bekleneceği)’dir. Bu görüş de Ebu Sevr’e aittir. Zira iş içinden çıkmaz bir hal almıştır, o vakit tevakkuf etmek vacip olur.
İki hüccetin çelişmiş olması hasebiyle -iki haberde olduğu gibi- bunda tevakkuf etmenin vacip olmayacağı yönünde cevap verilmiştir. Hatta tercih etmek mümkün olmazsa eğer o zaman biz onların beyyinelerini sakıt eder, bunların dışından bir beyyineye müracaat ederiz. Dolayısıyla da biz: Beyyineler sakıt oldu, o nedenle iki taraf da kura çeker, deriz ve kura’da kim çıkarsa yemin eder ve hücceti o alır. Sanki hüccetine ait beyyinesi yokmuş gibi değerlendirilir. Eğer biz: İki tarafın beyyinesi de işleme tabi tutulur ve aralarında kura çekilir, dersek, o zaman kura’da kim çıkarsa yemin etmeksizin hücceti o alır. Bu ise İmam Şafii’nin görüşüdür. Çünkü beyyine olursa yemine etmeye gerek kalmaz.