"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Zuhruf 28

Ve onu, belki dönerler diye, soyunda kalıcı bir söz yaptı.

Diyanet Vakfı
Bu sözü, ardından geleceklere devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, insanlar (onun dinine) dönsünler.

Kurtubi Tefsiri
Böylece onu -belki tekrar dönecekler diye- kendisinden sonra gelecekler arasında kalacak bir kelime kıldı.

Bu âyete dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız:

1. Kalıcı Söz:

“Böylece onu… kalacak bir kelime kıldı” âyetinde yer alan

“Onu… kıldı” lâfzındaki zamir yüce Allah’ın:

“beni yaratan müstesna” (Zuhruf, 43/27) âyetine racidir. Yine buradaki fail zamir yüce Allah’a aittir. Yani yüce Allah bu kelimeyi ve bu sözü soyundan gelecekler arasında kalıcı bir söz kıldı. Onlar ise çocukları, çocuklarının çocukları…dır. Yani Allah’tan başkasına ibadet etmekten beri ve uzak olmayı onlar birbirlerinden miras olarak devraldılar ve bu hususu birbirlerine tavsiye edip durdular.

“Sonra gelecekler” bir kimseden sonra gelenlere denilir. es-Süddî dedi ki: Bunlardan maksat da Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)ın âlidir. İbn Abbâs yüce Allah’ın:

“Kendisinden sonra gelecekler arasında” âyeti sonra yaratılacaklar arasında demektir. İfadede takdim ve tehir vardır ki anlam şöyledir: Şüphesiz ki o beni hidayete iletecektir, belki onlar da dönerler. Bunu da kendisinden sonra gelecekler arasında kalıcı bir söz kıldı. Yani onlara bu sözü Allah’tan başkasına ibadet etmekten tevbe ederler ümidi ile söyledi.

Mücahit ve Katade dedi ki: Buradaki sözden kasıt la ilahe illallahdır. Katade dedi ki: Kıyâmet gününe kadar onun soyundan Allah’a ibadet edecekler bulunacaktır.

ed-Dahhak dedi ki: Söz; Allah’tan başkasına ibadet etmeyin sözüdür. İkrime ise İslâm’dır demiştir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmuştur:

“Sizi önceden de müslümanlar diye O adlandırdı.”(el-Hac, 22/78) el-Kurazî dedi ki: Bakara Sûresi’nde geçen âyet-i kerimede sözü edilen:

“Oğullarım, Allah sizin için bu dini beğenip seç.”(el-Bakara, 2/132) âyetinde çocuklarına tavsiye ettiği İbrahim’in vasiyetini soyundan gelecekler ve evlatları arasında kalıcı söz kıldı.

İbn Zeyd dedi ki: Bu kelime onun:

“Âlemlerin Rabbine teslim oldum” (el-Bakara, 2/131) âyetidir, dedikten sonra yüce Allah’ın:

“Önceden de sizi müslümanlar diye O adlandırdı” (el-Hac, 2/78) âyetini okudu.

Buradaki

“söz”den kastın peygamberlik olduğu da söylenmiştir. İbn Arabi dedi ki: Peygamberlik İbrahim soyundan gelenler arasında hep devam etti. Tevhitte asıl olanlar onlardır, onların dışındakiler ise bu hususta onlara tabi olan kimselerdir.

2. İbrahim (aleyhisselâm)a Bu Lütfün Verilmesinin Sebebi

İbn Arabî dedi ki: Bu sözün nesiller ve çağlar boyunca kesintisiz olarak İbrahim’in soyunda devam etmesinin sebebi onun kabul olunan iki duasıdır. Birinci duası: “(Allah): ‘Ben seni insanlara İmâm yapacağım’ demişti. O da: ‘Zürriyetimden de’ demişti. Allah: ‘Ahdim zâlimlere erişmez’ demişti” (el-Bakara, 2/124) âyetinde sözkonusu edilmektedir. Yüce Allah onun bu duasına: Evet, diye cevap vermiş ve aralarından zalimlik edeceklerin ahdinin olmayacağını ifade etmişti.

İkincisi ise yüce Allah’ın:

“Beni de oğullarımı da putlara tapmaktan uzak tut” (İbrahim, 14/34) âyetinde dile getirilmektedir. Birinci duasını yüce Allah’ın:

“Sonrakiler arasında bana bir doğruluk lisanı bağışla” (eş-Şuara, 26/84) âyetinde dile getirildiği de söylenmiştir. İşte bundan dolayı her ümmet onu ta’zim eder. Onunla birlikte Sam yahut Nûh’ta soyu birleşenlerin hepsi onun oğullarının soyundan gelenler olsun, başkaları olsun onu ta’zim etmektedirler.

3. Soydan Gelenler Hakkında Kullanılan Terimler ve Bunlara Dair Açıklamalar

İbnul Arabî dedi ki: Burada “akit: Kişiden sonra gelecekler” ile anlam itibari ile ilişkili bir takım hususlardan söz edilegelmiştir. Bu hususlar ise bir takım hükümler ile alakalı olup umra ve vakıf akitlerinin sıralanışında etkileri vardır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Her hangi bir kimseye kendisine ve ondan sonra geleceklere bir umra (ömür boyu bir akardan bedelsiz faydalanma bağışı) verilecek olursa o umra kendisine verilen kişiye aittir. Onu verene bir daha dönmez. Çünkü o hakkında mirasçılığın sözkonusu olacağı bir bağışta bulunmuştur.” Müslim, III, 1245; Tirmizi, III, 632; Ebû Davud, III. 294; Nesâî, VI, 275, 276; Müsned, III, 399 Bu umra yapılırken onbir ayrı lâfız kullanılabilir:

a- Çocuk:

Çocuk (velet) mutlak olarak kullanıldığı taktirde kişinin kendisinden ve hanımından dünyaya gelmiş dişi ve erkek çocuklar hakkında kullanılır. Sözlük ve şer’i anlamı itibari ile kızçocukları kapsamaksızın sadece erkekler hakkında kullanılır. Bundan dolayı burada miras sadece tayin edilen erkek ve tayin edilen o erkeğin erkek çocukları hakkında sözkonusudur. Dişiler için geçerli değildir. Çünkü bu dişiler başka erkeklerdendir. Bundan dolayı bu lâfız kullanılacak olursa onlar (kız çocuklar) böyle bir vakfın (ümranın) kapsamına girmezler. Bu açıklamayı Malik, el-Mecmuade ve başka yerlerde sözkonusu etmiştir.

Malik’in de onun mütekaddim (erken dönemdeki) mezheb mensublarının tümünün de kabul ettiği görüş budur. Bu hususa dair delilleri arasında kız çocukların oğullarının mirastan pay almadıkları hususundaki icma ile yüce Allah’ın:

“Çocuklarınız hakkında Allah size şöyle emrediyor” (en-Nisa, 4/11) âyetidir.

İlim adamları arasından bir topluluğun kanaatine göre de kızların çocukları hem “evlat” hem de “akad”(çocuklar ve sonradan gelenler) kapsamına girerler. O bakımdan onlar da yapılacak vakıflarda vakıftan yararlanacaklar arasına girerler. Vakıf yapan: Ben bunu çocuklarıma (veledi) yahut akibime (benden sonra geleceklere) vakfettim, der. Ebû Ömer bin Abdi’l-Ber’in ve başkalarının tercih ettikleri görüş budur. Bunlar yüce Allah’ın:

“Anneleriniz, kızlarınız… size haram kılındı” (en-Nisa, 4/23) âyetini delil göstermiş ve şöyle demişlerdir: Yüce Allah kız çocukları haram kıldığına göre yine kız çocuğun kızının da haram kılındığı icma ile kabul edilmiştir. O halde kız çocuğunun babası tarafından oğullarına (veled) ve kendisinden sonra geleceklere (akibine) vakıf yapması halinde babasının vakfının kapsamına girmesi gerekmektedir. Bu anlamdaki açıklamalar daha önceden el-En’am Sûresi’nde (6/84. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

b. Oğullar (elbenu)

Kişi bu: oğluma (beni) vakıftır diyecek olursa tayin ettiği oğlunu aşmaz ve birden çok kimseyi kapsamaz. Eğer oğullarıma (veledi) diyecek olursa o vakit bu başkalarına da geçer ve oğlundan olan herkes hakkında sözkonusu olur. Eğer “oğullarıma (beniyye)” diyecek olursa erkekler ve dişiler kapsamına girer.

Malik dedi ki: Bir kimse oğullarına ve oğullarının oğullarına (benihi ve beni benihi) tasaddukta bulunacak olursa kızları ve kızlarının kızları da bunun kapsamına girer. Îsa, İbnu’l-Kasım’dan kızlarına vakıfta bulunan kimse hakkında şunu rivâyet etmektedir: Kızının kızları da sulbünden kızları ile birlikte bu vakfın kapsamına girerler. Mezhebine mensub çoğunluğun kabul ettiği görüş kızların oğullarının (veled) vakfedenin oğulları (beni) kapsamına girmediği görüşündedirler.

Şayet Peygamber kızının oğlu el-Hasen hakkında: Buhârî, Sulh 9, Fedailil-Ashab 22, Fiten, 20, Menakıb 35

“Şüphesiz ki benim bu oğlum bir seyyiddir. Yüce Allah’ın onun vasıtasıyla müslümanlardan iki büyük kesim arasında barış yapacağını ümit ederim” diye buyurduğu ileri sürülecek olursa biz de şöyle deriz: Bu bir mecazdır. O bununla Hasan(radıyallahü anh)nın şerefine ve önceliğine işaret etmek istemiştir. Nitekim bir kimsenin kızından olma oğlu hakkında o benim oğlum değildir, diyerek onu nefyetmesinin câiz olduğu bilinen bir husustur. Şayet kızının oğlu hakikat manası ile kendi oğlu olsaydı onu nefyetmesi câiz olamazdı. Eğer (peygamberin bu ifadesi) hakikat olsaydı, böyle bir ifade câiz olmazdı. Çünkü hakikatler gerçek nisbetlerinden nefyedilemezler. Nitekim kişinin annesine değil, babasına nisbet edildiği görülen bir husustur. Bundan dolayı Abdullah b. Abbas hakkında: O Haşimîdir denilmiştir. Annesi Hilali (Hilaloğullarından) olsa bile Hilalî denilmemektedir.

Derim ki: Bu sahih olmayan bir delillendirmedir. Bilakis böyle bir kimse sözlükte de gerçek anlamıyla oğuldur. Çünkü onun hakkında da viladet (babadan doğuş) anlamı vardır. Diğer taraftan ilim ehli kimseler yüce Allah’ın:

“Size anneleriniz ve kızlarınız haram kılındı” (en-Nisa, 4/23) âyetinden hareketle kızın kızının da haram olduğunu icma ile kabul etmişlerdir. Bir başka yerde de yüce Allah:

“Onun zürriyetinden Davud’a, Süleyman’a… hepsi salihlerdendi” (el-En’am, 6/84-85) diye buyururken Îsa’yı da onun (İbrahim (aleyhisselâm)’ın) zürriyetinden saymaktadır. Halbuki o daha önce orada açıklandığı gibi (soyundan gelen) kızının oğludur. Şayet şair:

“Bizim oğullarımız babalarımızın oğullarıdır; kızlarımıza gelince,

Onların oğulları bize uzak adamların oğullarıdır”

demiştir denilecek olursa, onlara şöyle cevab verilir: Bunda delil olacak bir taraf yoktur. Çünkü onun sözünün anlamı şudur: Maksat sadece erkek çocuklarının çocuklarıdır. Çünkü mirasçılık ve neseb noktasında oğullarının hükmünde olanlar onlardır. Kızlarının çocukları ise, bu bakımdan kızlarının hükmünde değildirler. Zira kızlarının çocukları ondan başkasına nisbet edilirler. İşte isimlendirmek bakımından ortaklıkları bulunmakla birlikte, hüküm itibariyle farklılıklarını haber vermekte ama kızların çocukları hakkında “veled: çocuk” isminin kullanılmayacağını belirtmemektedir. Çünkü o da bir çocuktur. Kişi bazan kendi çocuğu hakkında: O benim oğlum değildir, çünkü o bana itaat etmiyor, benim onun üzerinde bir hak sahibi olduğunu görmüyor diyebilir ve bu sözleriyle de o çocuğun kendisinden olmadığını kastetmeyebilir. O sadece evlat olarak hükmünün kendisi ile ilgili olmadığını anlatmak istemektedir.

Bu beyiti kızın çocuğuna “oğul” adının verilmeyeceğine delil gösteren kimse, beyitin manasını bozmuş, faydasını da iptal etmiş ve bunu söyleyenin hakkında doğru olmayan bir te’vilde bulunmuş olur. Çünkü Arapçada -“veled (çocuk)” kelimesinin türediği “viladet (doğum)” kelimesinin anlamı daha açık ve güçlüdür diye- oğlun çocuğuna “ibn: Oğul” ismi verilirken; kızın oğluna “oğul” adının verilmemesine imkan yoktur. Çünkü kız çocuğun oğlu da viladet (ondan doğmuş olma) gerçeği dolayısıyla onun çocuğudur. Oğlun çocuğu da viladete sebeb teşkil eden hususlar dolayısı ile onun çocuğudur. Malik’in -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- kızların çocuklarını çocuklara yapılan vakfın kapsamı dışına çıkarmasının sebebi, ona göre

“veled: Çocuk” isminin onları dilde kapsamadığı kanaatinde olduğundan dolayı değildir. Bu kapsamın dışında tutmasının sebebi, miras almaya kıyas ettiğinden ötürüdür. Bu anlamdaki açıklamalar daha önceden el-En’am Sûresi’nde (6/84. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah’a hamdolsun.

c- Zürriyet:

Bu lâfız “Allah mahlukatı yarattı” tabirinden alınmıştır. Bunun kapsamına kızların çocukları da girer. Çünkü yüce Allah:

“Onun zürriyetinden Davud’a, Süleyman’a… Zekeriyya’ya, Yahya’ya, Îsa’ya…” (el-En’am, 6/84-85) diye buyurmuştur. Oysa Îsa’nın onun (İbrahim’in) zürriyetinden olması, annesi dolayısı ile idi. el-Bakara Sûresi’nde de (2/124. âyet, 19- başlıkta) “zürriyet” kelimesinin türeyişi ile ilgili açıklamalar geçtiği gibi, el-En’am Sûresi’nde

“onun zürriyetinden…”(6/84) âyetinde de geçmiş bulunmaktadır, tekrarın anlamı yoktur.

d- el-Akib (Sonradan Gelecekler):

Sözlükte bu, ister cinsinden olsun, ister olmasın bir şeyden sonra gelen şey demektir. Mesela: “Sonradan Allah hayır getirdi” denilir. Sıkıntıdan sonra bolluk getirdi, demektir. “Ağaran saçlar siyahlıktan sonra geldi” denilir. “. Bir şey bir şeyin ardından geldi, gelir” demektir. İşte bundan dolayı adamın çocuklarına: “Onun akibi” denilir. “Kızdan sonra erkek doğuran ve bu şekilde sürüp giden kadın” anlamındadır. “Adamın akibi” ise çocukları ve kendisinden sonraki çocuklarının kalan çocukları demektir. Akıbet de çocuk demektir. Yakub dedi ki: Kur’ân-ı Kerîm’de: “Böylece onu kendisinden sonra gelecekler (akibihi) arasında kalacak bir kelime kıldı” diye buyurulmaktadır.

Bütün mirasçılara “akib (sonradan gelenler)” denileceği de söylenmiştir. Akibet çocuk demektir. İşte bundan dolayı burada Mücahid bunu böylece tefsir etmiştir. İbn Zeyd: Burada zürriyet ile aynı anlamdadır, demiştir. İbn Şihab da: Bunlar çocuklar ve çocukların çocuklarıdır. es-Süddî’den az önce de nakledildiği üzere, başka açıklamalar da yapılmıştır.

es-Sıhah’da “akib” “kaf” harfi kesreli olarak ayağın arka kısmı demektir ve bu müennes bir kelimedir. “Adamın akibi” de onun çocukları ve çocuklarının çocukları demektir. Bu kelime ile şeklinde iki türlü telaffuz edilir, bu da müennestir. Bu açıklama el-Ahfeş’den nakledilmiştir.

“Filan kişi babasını takib etti” ona halef oldu demektir. Bu mastar anlamında kullanılmış bir isimdir. Yüce Allah’ın:

“Onun vukuunu yalanlayacak yoktur” (el-Vakıa, 56/2) âyetinde (Vaka’nın vuku bulmak anlamında) olduğu gibi. İlim adamlarından hiçbirisine göre akib ile veled lâfızları arasında mana bakımından bir fark bulunmamaktadır. Şu kadar var ki zürriyet ile nesil hakkında ihtilaf edilmiştir. Bunların da veled ve akib konumunda olduğu söylenmiştir. Kızların çocukları Malik’in görüşüne göre; bu iki lâfzın kapsamına girmez, kapsamlarına girdiği de söylenmiştir. Burada geçen zürriyet ile ilgili açıklamalar daha önceden el-En’am Sûresi’nde (6/84-85. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

e- Nesil:

İlim adamlarımıza göre bir kimsenin “benim neslim” demesi onun “çocuklarımın ve çocuklarımın çocukları” demesi gibidir. Bunun kapsamına kızların çocukları da girer, girmesi de gerekir. Çünkü -“nesil” kelimesinin fiili olan: ” Çıktı” anlamındadır. Kızların çocukları da bir bakıma ondan çıkmışlardır. Diğer taraftan (benim neslim derken) nesilleri devam ettiği sürece “sonradan gelecekler (akibi)” sözünde olduğu gibi, bunu tahsis eden bir ifade de bulunmamaktadır.

Kimi ilim adamımız da şöyle demiştir: Nesil, çocuk ve akib (sonradan gelenler) seviyesindedir. Kızların çocukları bunun kapsamına girmez. Ancak vakfeden kişinin: “benim neslim ve neslimin nesli” diyecek olması hali müstesna. Tıpkı; “benim akibim ve akibimin akibi” demesi gibi. Eğer, çocuk(lar)ım yahut akibim diye tekil olarak kullanacak olursa, kapsamına kız çocuklar girmez.

f, g- Al ile Ehl Aynı Şeydir. Yedinci Lâfız da “ehl’dir.:

İbnu’l-Kasım dedi ki: Her iki lâfız aynı şeyi ifade eder. Bunlar da asabe, erkek kardeşler, kızlar ve halalardır. Teyzeler kapsamına girmez. “Ehl”in asıl anlamı toplanmak, biraraya gelmek demektir.

“Topluluğun bulunduğu bir yer” denilir. Bu da asabe ile ve kadınlardan yakın akrabalar arasına giren kimseler demektir. “Asabe” de bundan türemiş olup daha özel bir anlamı vardır. (Âişe -radıyallahü anha-nın iftiraya uğradığını anlatan) hadisinde Buhârî, IV, 1517, 1774; Müslim, IV, 2129; Müsned, VI, 195. şöyle denilmektedir: Ey Allah’ın Rasûlü! (O) senin ehlindir. Biz hayırdan başkasını bilmiyoruz. Burada “ehil”den kasıt Âişe (radıyallahü anha)’dır. Fakat teehhül (akraba olma)nın esasını teşkil etmekle birlikte, zevce icma ile bu tabirin kapsamına girmez. Çünkü onun (nikâh altında) sabit kalacağı katî değildir. Zira onunla kurulmuş olan nikâh bağı değişikliğe uğrayabilir ve talâk ile çözülebilir.

Malik de şöyle demiştir: “Muhammed’in alî takva sahibi olan herkestir. Ancak bu ifade bu kabilden (bu konu ile ilgili açıklama ihtiva eden) değildir. O bununla şunu kastetmektedir: Îman akrabalık bağından daha özel bir bağdır. Bundan dolayı davet onu kapsar ve ondan rahmete erişmek maksadı gözetilir.

Ebû İshak et-Tunusî der ki: Ehlin kapsamına ebeveyn tarafından olan herkes girer. Böylelikle iştikakın (kelimenin türediği kökün) hakkını eksiksiz vermekle birlikte örfü ve mutlak kullanımı gözönünde bulundurmamıştır. Bu gibi tabirlerin anlamları ise ya hakikate bina edilir, veya mutlak kullanım esnasında örfe dayanılır. Bunlar iki ayrı lafızdırlar.

h- Karabet (Akrabalık) Hakkında Dört Görüş Vardır:

a- Malik “Kitab-u Muhammed b. Abdus”de şöyle demektedir: Bunlar içtihad yolu ile tesbit edilecek ve yakının daha yakına tercih edileceği kimselerdir. Bunun kapsamına kızların çocukları da, teyzelerin çocukları da girmez.

b- Bunun kapsamına kişinin baba ve annesi tarafından akrabaları girer. Bu Ali b. Ziyad’ın görüşüdür.

c- Eşheb dedi ki: Bunun kapsamına erkek ve kadınlar cihetinden bütün “zevi’l-erham” girer.

d- İbn Kinane dedi ki: Bunun kapsamına amcalar, halalar, dayılar, teyzeler ve kızkardeşin kızları girer.

İbn Abbâs da yüce Allah’ın:

“De ki: Ben sizden buna karşılık -akrabalıkta sevgiden başka- ücret istemem” (eş-Şura, 42/23) âyeti hakkında: Benimle sizin aranızdaki karabet (akrabalık) ilişkilerini gözetmenizden başka bir şey istemiyorum diye açıklama yapmış ve şöyle demiştir: Kureyş’in bütün kolları ile mutlaka Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın akrabalığı vardır. İşte bu açıklama bunun sınırlarını tesbit etmektedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

i- Aşiret:

Bunun kapsamını şu sahih hadis tesbit etmektedir: Şanı yüce Allah

“Yakın aşiretini uyar” (eş-Şuara, 26/24) âyetini indirince, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Kureyş’in bütün kollarını çağırdı ve -önceden (arada) sözkonusu edildiği şekilde- ve hepsini ismen söyledi. İşte en yakın aşiret (akrabalar) bunlardır. Bunların dışında kalanlar ise -kayıtsız ve şartsız olarak- aşirettir. Lâfız ise içtihad yolu ile -ilim adamlarımızın açıklamalarında az önce geçtiği gibi- daha yakın olan ve daha özel olana yorumlanır.

j- Kavim:

Bu “asabe” arasından kadınlar dışında özellikle erkekler hakkında yorumlanır. Bununla birlikte kavim erkek ve kadınları kapsamına alır. Her ne kadar şair:

“Bilemiyorum ileride belki bilebilirim,

Al-i Hısn kavim (erkek) midirler? Yoksa kadın mıdırlar?”

demiş ise de, o bununla şunu kastetmektedir: Bir erkek yardımcı olmak üzere kavmini çağıracak olursa, erkekleri kasteder. Eğer saygı duyulan bir husus için çağıracak olursa bunların kapsamına erkekler de, kadınlar da girer. O halde bu lâfzın genel anlamını sıfat belirlerken, karine de tahsis etmektedir.

k- Mevali:

Malik dedi ki: Bunun kapsamına kendi mevalileri (azadlık ilişkisi bulunanlar) ile birlikte babasının ve oğlunun mevalileri de girer. İbn Vehb: Mevalisinin çocukları da kapsamına girer, demiştir. İbn Arabî dedi ki: Bundan çıkan sonuç şu ki bu tabirin kapsamına vela yoluyla bir kimseye mirasçı olanlar girer. (İbnu’l-Arabî devamla) dedi ki: İşte bu hususta söylenen sözlerin teferruatı ve Kur’ân ile sünnetin bunları açıklayan zahiri ile irtibatlı esasları bunlardır. Bu husustaki etraflı açıklamalar ve tamamlayıcı bilgiler Mesail (fıkıh furuu) kitaplarında bulunur.

Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/zuhruf-27/,https://kutsalayet.de/zuhruf-29/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız