Taş atıp, kurban kestikten ve traş olduktan sonra Mekke’ye gider ve ziyaret tavafını yapar. Bu tavafa “Tavafu’z Ziyare” denilir. Çünkü o, Mina’dan gelerek Beytullah’ı ziyaret etmiş, Mekke’de ikamet etmeyerek Mina’ya tekrar geri dönmek üzere buraya gelmiş kimsedir. Bunun yanında bu tavafa, “Tavafu’l İfada” da denilir. Çünkü Mina’dan direk Mekke’ye seller gibi akıp gelmiş kimsedir.
Bu tavaf haccın olmazsa olmaz ana bir rüknüdür. el-Muvaffak der ki: Bu noktada bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Yüce Allah buyurdu ki: “Ve o Eski Evi (Kabe’yi) tavaf etsinler.” Nitekim Hz. Safiyye hayız olunca; Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem): “İşte o, bizi yolumuzdan alıkoyar.” buyurdu. Bunun üzerine sahabe: “Ey Allah’ın Resulü! O, ifada tavafını yapmıştı.” dediler. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Öyleyse (bizi yolumuzdan alıkoyacak) değildir.” buyurdu. Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. Bu da gösteriyor ki söz konusu olan bu tavafı yerine getirmek gerekir, bir de bunu yerine getiremeyecek bir kimsenin borçlu olacağını ifade eder.
Bu tavafın iki vakti vardır: Fazilet vakti ve yeterlilik vakti. Fazilet vaktine gelirsek; Kurban bayramı günü taşladıktan, kurban kestikten ve traş olduktan sonra tavaf etmektir. Bu noktada Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kurban bayramı günü icra ettiği haccın sıfatı hakkında Hz. Cabir şöyle der: “Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) Beytullah’ı ifade olarak tavaf etti ve Mekke’de öğle namazını kıldı.” Hz. Aişe hadisinde ise: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte hac yaptık kurban bayramı günü ifade (ziyaret) tavafı yaptık.” şeklinde gelmiştir. Hadis hakkında Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. İbn Ömer şöyle demiştir: “Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) kurban bayramı günü ifade tavafı yaptı sonra Mina’ya geri dönüp öğle namazını kıldı.”
Caizlik/yeterlilik vaktine gelirsek; başlangıcı Kurban bayramı günü gecenin yarısından başlayarak tavaf etmektir. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Ebu Hanife ise şöyle der: Başlangıcı Kurban bayramı fecrin doğmasıyla başlar ve Kurban bayramı günlerinin son gününde nihayete erer. Bu da ilk taşlamanın yapıldığı vakte mebnidir ki, buna dair açıklama geçmişti.
Son vaktine gelince; o (yani Ebu Hanife) bunun bir hac ibadeti olması hasebiyle, onun vakfede durmak ve taş atmak gibi sınırlı bir süreye haiz olduğunu gerekçe göstermiştir.
Doğrusu ise; bunun son vaktinin sınırlı olmayacağı yönündedir. Çünkü bu tavafı ne zaman yerine getirmiş olsa bu, sahih olmuş olacaktır, bunda bir ihtilaf da yoktur. İhtilaf, sadece dem cezasının gerekip gerekmeyeceğindedir. Biz (Hanbeliler) ise şöyle deriz: Şayet kurban bayramından sonra sahih bir şekilde tavaf etmiş de olsa, bu durumda ona dem gerekmez; tıpkı kurban bayramı günlerinde tavaf etmiş gibi sayılır. Vakfe durmak ve taş atmakla ilgili örneğe gelince; bir defa bunlar vakti kaçırma neticesinde bizzat vakti kaçırılmış olarak addedilirler. Bu yönüyle tavafa benzemez; çünkü tavafı ne zaman yapmış olsa tavaf geçerli olur.
Bu tavafın yapılma şekli, tıpkı kudüm tavafı gibi icra edilir, sadece “ziyaret tavafı yapmaya” şeklinde niyet edilir ve bu niyetle başlanır. Bunun yanında bu tavafta remel ve ıztıba da yoktur.